Ağır Ceza Avukatı Kimdir?
Ağır ceza avukatı kavram olarak ağır ceza davaları ile ilgilenen avukat olarak tanımlanır. Nitekim her ne kadar kanunumuzda ağır ceza avukatı olunmasının şartları diye bir düzenleme bulunmasa da yahut avukatlık mesleğinde uzmanlaşma zorunluluğu olmasa da ağır ceza avukatı kimliği, uğraşılan davaların çoğunluğu bakımından avukatın üzerine oturacaktır. Ağır ceza mahkemesinin bakmakla görevli olduğu davalar;
- Yağma Suçu (TCK md. 148, 149),
- Kasten adam öldürme (TCK md. 81, 82),
- Neticesi sebebiyle kasten yaralama suçu (TCK md. 87/4),
- Taksirle ölüme neden olma suçu(TCK md. 85/2),
- İrtikap Suçu (TCK md. 250/1 ve 2),
- Zimmet suçu (TCK md. 247),
- Rüşvet Suçu (TCK md. 252),
- Resmi Belgede Sahtecilik Suçu (TCK md. 204/2),
- Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK md. 158),
- Hileli İflas Suçu (TCK m. 161)
- Üst sınırı 10 yıldan fazla olan tüm suçlar
Yukarıda saydığımız suçlar bakımından ağır ceza avukatı bu tür davalar ile ilgilenecek ve bu tür ağır ceza dosyalarını alarak müvekkillerine hizmet verecektir.
Ağır Ceza Avukatı Hangi Davalara Bakar?
Ağır ceza avukatı ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren tüm davalara bakar. Yukarıda da değindiğimiz gibi; Yağma Suçu (TCK md. 148, 149), Kasten adam öldürme (TCK md. 81, 82), Neticesi sebebiyle kasten yaralama suçu (TCK md. 87/4), Taksirle ölüme neden olma suçu(TCK md. 85/2), İrtikap Suçu (TCK md. 250/1 ve 2), Zimmet suçu (TCK md. 247), Rüşvet Suçu (TCK md. 252), Resmi Belgede Sahtecilik Suçu (TCK md. 204/2), Nitelikli Dolandırıcılık Suçu (TCK md. 158), Hileli İflas Suçu (TCK m. 161) Üst sınırı 10 yıldan fazla olan tüm davalara ağır ceza avukatı bakacaktır.
Ağır Ceza Avukatı Ne İş Yapar?
Ağır Ceza avukatı, suç işlemekle suçlanan kişileri savunur. Ağır Ceza savunma avukatları, müvekkillerini suçlamalara karşı savunmak ve adaletin yerine getirilmesini sağlamak için çeşitli mesleklerde çalışırlar. Ciddi ceza davaları, suçlar için uzun hapis cezaları, para cezaları ve hatta ölüm cezalarını içerebilir.
Ağır ceza savunma avukatlarının sorumlulukları arasında müvekkillerini mahkemede temsil etmek, delil toplamak, savunma stratejileri geliştirmek, duruşmalara hazırlanmak ve müvekkillerinin haklarını savunmak yer alır. Müvekkillerine cezaevi koşulları, denetimli serbestlik, erken tahliye gibi konularda da yardımcı olmaktadırlar.
Ağır ceza avukatlarının görevleri arasında ayrıca müvekkillerinin haklarını savunmak, yasal işlemleri izlemek, suçlamaların ciddiyeti ve müvekkilin durumu hakkında mümkün olan en iyi bilgileri toplamak ve bu bilgileri savunma stratejilerinde kullanmak yer alır.
Genel olarak ceza avukatları, bir suçla itham edilenlerin haklarını savunmak ve adil yargılanma mücadelesi vermek için çalışırlar.
BUNU DA BİL; Yüz kızartıcı suçlar hakkında yüz kızartıcı suçlar nelerdir başlıklı makalemizi de okumanızı tavsiye ederiz.
Ağır Ceza Avukatları Ne Kadar Alır?
Ağır ceza avukatı ücreti, bakılacak ağır ceza davasının özelliğine göre değişkenlik göstermekle birlikte her yıl yayımlanan avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenen asgari ağır ceza vekillik ücretininin de altında olmayacaktır. Sözleşme özgürlüğü ilkesi gereği ücret taraflar arasında belirlenecek ancak bu ücret asgari ücret tarifesinin de altında yer almayacaktır.
BUNU DA BİL; Yukarıda yer verdiğimiz suçlardan bazıları sadece kamu personeli yani memurlar tarafından işlenebilecek suçlardır. Bundan dolayı bu suçları işleyen polis, asker ya da memurlar hakkında adli yargılama başlayacağı gibi idari yargılama da başlayacaktır. Nitekim idari soruşturma sonrasında kişi meslekten çıkarma yahut devlet memurluğundan çıkarma cezaları ile de karşılaşabilir. Bundan dolayı aşağıdaki idari işlemin iptali ile ilgili videomuzu da izlemenizi tavsiye ederiz.
Ağır Cezada Hukuki Muhakeme Nedir?
Muhakemeyi genel olarak tanımlayacak olursak, bir hukuki uyuşmazlığın yargısal çözümünde, bu çözüme katılan organlar ve süjeler tarafından yapılan işlemlerin bütünüdür. Muhakeme hukuku ise, muhakemeyi oluşturan işlemleri düzenleyen hukuk normlarının bütününü ifade eder. Her muhakeme hukuku, bir maddi hukuk dalının gerçekleşmesini sağlar ve genel bir kavram olmakla birlikte kamu hukukuna aittir. Medeni muhakeme hukuku, özel hukuk ilişkilerindeki uyuşmazlıkların nasıl çözümleneceğini düzenler ve taraf iradesinin geçerli olduğu bir daldır, talebe bağlıdır. Ceza muhakemesi hukuku ise cezai uyuşmazlıkları konu edinir ve belli istisnalar hariç olmak üzere taraf iradesinin geçerli olmadığı bir daldır. Bu nedenle açılan her ceza davası (şahsi dava yeni yasaya alınmadığından) kamu davası adını alır. Muhakeme, bir anlamda yargı yetkisinin paylaşımını ifade eder. Ceza muhakemesi suçlu, şüpheli ve masum ayrımı yapmaksızın herkese uygulanabilen birtakım katı normlar içerir. Bir ceza muhakemesi normunun masum kişilere uygulanma olasılığı oldukça yüksektir ve bu nedenle ceza muhakemesi kanununa “masumların kanunu”, ceza kanununa ise “suçluların kanunu” denir. Zira ceza muhakemesi sonucunda ancak ve ancak kişinin suçlu olduğu tespit edildiği nispette ceza kanunu uygulama alanı bulur.
Muhakeme sürecinde maddi hukuka dayanılır. Ceza muhakemesi de maddi ceza hukukuna dayanmaktadır. Ceza hukuku ile ceza muhakemesi hukuku birbirinden ayrı disiplinlerdir ancak birbiriyle çok sıkı ilişkisi olan iki kamu hukuku dalıdır. Ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku, tarihî gelişimlerine bakıldığında ayrım açısından çok geç ve yavaş bir gelişim göstermiştir. Uzun süre iki hukuk dalı bir bütün oluşturacak şekilde birbirleriyle karıştırılmıştır. Ceza muhakemesi hukuku, bir fiilin suç olup olmadığı ve eğer suç ise suç isnat edilen kişinin suçlu olup olmadığının araştırılmasının yargılama organı tarafından muhakeme kurallarına göre tespit edilmesi sürecinin izlenmesi anlayışının yerleşmesiyle birlikte ceza hukukundan ayrılmıştır. Zira ceza hukuku hangi fiillerin suç sayılacağı ve suç sayılabilmesi için hangi şartların bir arada bulunması gerektiği hususlarıyla ilgili olarak kabul edilen normlar bütünüdür. Ceza muhakemesi hukuku ise devlet organlarından yargılama organının, ceza normunun ihlal edilip edilmediği, ihlal edildiyse hangi cezanın verilmesi gerektiğini araştırmaya yönelik faaliyetlerinin biçimini, zamanını, türünü düzenleyen normları ifade eder. Ceza muhakemesi hukuku; iddia, savunma ve yargılama görevlerinden oluşan ve muhakeme adı verilen faaliyetlerin kolektif olarak yapılmasını düzenler. Ceza normuyla muhakeme normunun ulaşmak istedikleri amaçları farklı olduğundan, ikisinin ayırt edilmesi gerekir. İki normun birbirinden ayrılmasında kodifiye edilmiş olan ceza kanunu ile ceza muhakemesi kanunu yol gösterici olur.
Bir norm CMK’da ise muhakeme normu; TCK’da ise maddi ceza normudur. Ancak yapılan bu ayrımı her zaman doğru sonuca götürmeyebilir. Örneğin: TCK’da yer alan bir hüküm, yabancı ülkede işlenen suçların faillerinin Türkiye’de yargılanabilmesi için Türkiye’de bulunmaları koşulunu aramaktadır. Bu husus her ne kadar TCK’da düzenlenmiş olsa dahi, ceza normu olmaktan çıkmış ve muhakeme normu hâlini almıştır. Muhakeme normu ile maddi ceza normunu ayıran, bu normların amacının farklı olmasıdır. Eğer bir norm suç nevilerini belirtiyorsa veya failin cezai sorumluluğunun, kusur sorumluluğunun ne olacağını öngörüyorsa maddi ceza normudur. Eğer bir norm devletin cezalandırma yetkisinin ne zaman dolduğunu, ne zaman değiştiğini, ne zaman sona erdiğini genel ve özel şartlarını belirterek açıklıyorsa, muhakeme normudur. Muhakeme bir şüpheyle ortaya çıkar. Örneğin: Şikayet, ihbar yahut re’sen araştırma sonucu edinilen bir bilgi. Savcı bir suç işlendiğine ilişkin haberdar olduğu anda soruşturma evresi başlar. Savcının emrinde kolluk araştırması yapılır ve adli kolluk bu evrede savcıya bağlıdır. Eğer sadece hakimin verebileceği bir karar var ise sulh ceza hakimi yetkilidir. Dolayısıyla soruşturma evresinde savcı, savcıya bağlı olan kolluk ve sulh hakimliği yer alır. Suç ihbarı, şikayeti veya doğrudan doğruya kolluğun görevini yerine getirmesi sonucu suç işlendiğine ilişkin haber alındıktan sonra soruşturma evresi izlenir. Savcı, araştırmasını temel bir soruya cevap arayarak gerçekleştirir: Kamu davası açmayı gerektirecek suç şüphesinin bulunup bulunmadığı. Buna cevap bulmak için ise iki temel sorunun cevaplanması gerekir: Suç sayılan bir fiil işlendiği yönünde yeterli şüphenin olup olmadığı ve eğer delillere dayanan yeterli bir şüphe görülürse, bu suçun şüpheli sayılan kişi tarafından işlenip işlenmediğine ilişkin yeterli bir şüphenin olup olmadığı. Bu araştırma esnasında hukuk normları dışına çıkılamaz. Eğer suç sayılan bir fiilin varlığı ve bu fiilin şüpheli sayılan kişi tarafından işlendiğine ilişkin yeterli şüphe görülürse iddianame hazırlanır. Soruşturma safhası sonunda savcı her iki soruya da olumsuz cevap alırsa kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı sonucunda muhakeme sona ermiş olur. Eğer savcı iddianame hazırlamışsa ve bunu yetkili mahkemeye vermişse ara muhakeme başlar. İddianame kabul edildiği anda kamu davası açılmış olur. Kamu davası açıldığı anda kovuşturma evresi de başlamış olur. Kovuşturma evresi eski yasada hüküm verildiği anda bitmekteydi ancak yeni yasa, kovuşturma evresinin olağan kanun yollarının tükendiği anda bittiğini kabul etmektedir.
Buna göre, CMK md. 253’te sayılan nihai karar denilen beraat, mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı kararı, davanın reddi, davanın düşmesi kararları verildiği anda hüküm tesis edilmiş olur ancak kovuşturma evresi henüz sona ermez. Kovuşturma evresi hâlen devam ettiği müddetçe infaza geçilmesi mümkün değildir. İnfaz ancak kovuşturma bittiği anda gerçekleştirilebilir ve karar veren mahkemenin gözetiminde infaz süreci gerçekleştirilir ve infaz savcılığınca yürütülür. Kovuşturma evresi de kendi içerisinde ara muhakemenin konusu olan iddianamenin kabulü ve duruşma hazırlığı, duruşma evresi ve son karar evresi olmak üzere üçe ayrılır. İddianamenin kabulünde hakimlik yetkilidir ve mahkeme ara muhakeme evresine geçilmesi bakımından yetkili değildir. Duruşma evresi tam yargılamanın olduğu ve iddia, savunma ve yargılama makamının bir arada yer alması gereken evredir. Bu üç makamdan birinin yokluğu muhakemeyi sakatlar. Son karar evresi, duruşmayı gerçekleştiren mahkemede görevli hakimler tarafından gerçekleştirilir. Belli kurallara göre duruşmalardan çıkan sonuçlar değerlendirilerek kişinin mahkumiyetine, beraatine yahut başkaca hususlara karar verilen aşamadır. Soruşturma evresinde yargılama yoktur. Yargılama, kovuşturma evresiyle başlar. Soruşturma süresince savcının suça ve suçluya ilişkin şüphelerinin giderilmesi söz konusudur. Bu şüphenin kuvvetlendirilmesi veya ortadan kaldırılması için bir hakimlik makamı kararına ihtiyaç olursa (tutuklama, arama, yakalama gibi), henüz suçlu olup olmadığı belli olmayan kişiye yapılan hukuki müeyyideler hakkında hakim tarafından karar verilmelidir. Savcının talebi olmadan sulh hakimliği re’sen tutuklama yahut yakalama gibi kararlar veremez. Zira soruşturma evresinde verilen karar her ne olursa olsun, kişinin bu suçu işleyip işlemediğine ilişkin herhangi bir yargılama henüz başlamamıştır ve yetkili hâla savcıdır.
Ağır Cezada Maddi Hukuk Nedir?
Muhakeme sürecinde maddi hukuka dayanılır. Ceza muhakemesi de maddi ceza hukukuna dayanmaktadır. Ceza hukuku ile ceza muhakemesi hukuku birbirinden ayrı disiplinlerdir ancak birbiriyle çok sıkı ilişkisi olan iki kamu hukuku dalıdır. Ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku, tarihî gelişimlerine bakıldığında ayrım açısından çok geç ve yavaş bir gelişim göstermiştir. Uzun süre iki hukuk dalı bir bütün oluşturacak şekilde birbirleriyle karıştırılmıştır. Ceza muhakemesi hukuku, bir fiilin suç olup olmadığı ve eğer suç ise suç isnat edilen kişinin suçlu olup olmadığının araştırılmasının yargılama organı tarafından muhakeme kurallarına göre tespit edilmesi sürecinin izlenmesi anlayışının yerleşmesiyle birlikte ceza hukukundan ayrılmıştır. Zira ceza hukuku hangi fiillerin suç sayılacağı ve suç sayılabilmesi için hangi şartların bir arada bulunması gerektiği hususlarıyla ilgili olarak kabul edilen normlar bütünüdür. Ceza muhakemesi hukuku ise devlet organlarından yargılama organının, ceza normunun ihlal edilip edilmediği, ihlal edildiyse hangi cezanın verilmesi gerektiğini araştırmaya yönelik faaliyetlerinin biçimini, zamanını, türünü düzenleyen normları ifade eder. Ceza muhakemesi hukuku; iddia, savunma ve yargılama görevlerinden oluşan ve muhakeme adı verilen faaliyetlerin kolektif olarak yapılmasını düzenler.
Ceza normuyla muhakeme normunun ulaşmak istedikleri amaçları farklı olduğundan, ikisinin ayırt edilmesi gerekir. İki normun birbirinden ayrılmasında kodifiye edilmiş olan ceza kanunu ile ceza muhakemesi kanunu yol gösterici olur. Bir norm CMK’da ise muhakeme normu; TCK’da ise maddi ceza normudur. Ancak yapılan bu ayrımı her zaman doğru sonuca götürmeyebilir. Örneğin: TCK’da yer alan bir hüküm, yabancı ülkede işlenen suçların faillerinin Türkiye’de yargılanabilmesi için Türkiye’de bulunmaları koşulunu aramaktadır. Bu husus her ne kadar TCK’da düzenlenmiş olsa dahi, ceza normu olmaktan çıkmış ve muhakeme normu hâlini almıştır. Örneğin: Sonraki yasada suçlu lehine değişiklik olmuşsa, suçun işlendiği dönemde yürürlükte olan ceza yasası farklı bir yasa olsa dahi, yeni yasa uygulanır. Aleyhe bir değişiklik olduğu takdirde ise suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ve suçlu lehine olan eski yasa uygulanır ve eski yasa ileriye yürür. Yeni yasa ile eski yasa arasında zaman bakımından uygulama konusunda uyuşmazlık çıktığı takdirde değişikliğin kişinin lehine mi yoksa aleyhine mi olduğu yalnızca uygulanacak normun ceza normu olması hâlinde gündeme gelir. Zaman bakımından uygulamada muhakeme normları açısından, yürürlükte 3 bulunan yasa döneminde suç işlendiği zaman, sonradan gelen değişikliğin aleyhe veya lehe olup olmadığına bakılmaz ve derhal yürürlük ilkesi geçerlidir. Muhakeme normu ile maddi ceza normunu ayıran, bu normların amacının farklı olmasıdır. Eğer bir norm suç nevilerini belirtiyorsa veya failin cezai sorumluluğunun, kusur sorumluluğunun ne olacağını öngörüyorsa maddi ceza normudur.
Eğer bir norm devletin cezalandırma yetkisinin ne zaman dolduğunu, ne zaman değiştiğini, ne zaman sona erdiğini genel ve özel şartlarını belirterek açıklıyorsa, muhakeme normudur. Örneğin: Savcının görevinin ne zaman başladığı, adli kolluğun savcıdan aldığı emirle neleri yapıp yapamayacağı, soruşturma evresinde hakimin verebileceği kararların neler olduğuna ilişkin normlar muhakeme normlarıdır. Muhakeme normları kamu hukukuna dahildir ve bu normların yargısal fonksiyonu kamusal mahiyettedir. Bununla birlikte, düzenlenen temel ilişkilerin hukuki niteliğinin kamusallığı da muhakeme normlarını kamu hukukuna dahil kılar. Ceza hukuku açısından genel ceza muhakemesi, muhakeme normlarının uygulanabileceği herkese uygulanır ve özel ceza muhakemesi, Örneğin: çocuk ceza muhakemesi, istisnaidir.
Ağır Cezada Kovuşturmanın Kamusallığı İlkesi Nedir?
Kovuşturmanın kamusallığı ilkesi, cezalandırma yetkisi münhasıran devlete ait olduğundan bu yetkinin tamamlanması açısından yargılama yetkisinin de devlete verilmesi gerekliliğini ifade eder. Cezalandırma yetkisinin tam olarak kullanılabilmesi ve amaçlarına erişebilmesi için soruşturma ve kovuşturma görev ve yetkisinin de devlete ait olmasını gerektirir. Kovuşturma yetkisinin devlet tarafından kullanılması, kovuşturmanın devletin yetkili kıldığı resmî organları tarafından yürütülmesini ifade eder. Buna göre, taraf iradeleri rol oynamaz ve suçtan zarar gören kişinin veya sanığın kovuşturma açısından herhangi bir yetkisinin olmadığı kabul edilir. Suçtan zarar gören kişi ile suç sayılan fiili işlediği iddia edilen kişi arasında istisnalar (uzlaşma,…) hariç kural olarak, arada önceden taahhüt edilmiş olsa dahi, suç sayılan fiile ilişkin kovuşturmanın yapılmaması konusunda anlaşma yapılması mümkün değildir. Suçtan zarar gören kişi, bunu devletin ilgili organına ihbar ettiği veya savcılığa ihbar etmemiş olsa dahi kolluk güçleri tarafından doğrudan doğruya veya resmî makamlar tarafından bir suçun işlendiğine ilişkin bilgi verdiği zaman soruşturma başlar ve soruşturma sonrasında savcılık iddianamesini hazırlar. Eğer suç şüphesine ilişkin kuvvetli delil elde edilmişse, hazırlanan iddianamenin yargılama makamı tarafından kabulüyle de kamu davası açılmış olur. Mülga CMUK, kamusallık ilkesine bir istisna getirmişti: şahsi dava. Yeni CMK ile şahsi dava kurumu yürürlükten kaldırılmıştır ve bu nedenle kamusallık ilkesinin istisnası yoktur ancak bu ilkeye sınırlama getiren iki hâl söz konusudur: şikayete bağlı suçlar ve izin.
Ağır Cezada Davasız Muhakemenin Olamayacağı İlkesi Nedir?
Türk muhakeme sistemine göre iddia makamı ortaya bir tez koyar, savunma makamı bu teze karşı antitez sunar ve yargı da bu iki iddiayı sentezleyerek bir sonuca varır. Ortaya bir iddia konulmadığı sürece yargıcın fiilden haberdar olsa dahi re’sen yargılamaya başlaması mümkün değildir. Bu ceza iddiasının da ceza muhakemesinde belirli bir sistem içerisinde yargı önüne getirilmiş olması gerekir. Hakkında ceza davası açılmayan ve ceza iddiası ortaya konulmayan bir kişi hakkında yargılama makamının muhakemeyi yürütmesi ve bir hüküm vermesi mümkün değildir. Tahkik sisteminde yargıç aynı zamanda savcı olduğundan, kendisi dava açabilir hâldedir ve olaya re’sen el koyar. Davasız muhakeme yapılmaması ilkesi, tahkik sisteminin getirdiği 23 zararları ortadan kaldırma amacı güder ve işbirliği sistemine itham sisteminin olumlu yönlerini katmak ister. Kamu davasının açılmasıyla yargıca failin yargılanmasına ilişkin yetki verilmiş olur ve iddia ve savunma makamlarının eşit olduğu bir muhakeme yürütülür. Böylece iddia ve yargılama makamının aynı bünyede birleşmemesi sağlanır, yargıç yargılamaya ancak iddia makamının iddianamesini sunmasıyla başlayabilir. Ceza davasıyla ceza iddiası birbirinden ayrı kavramlardır. Ceza iddiası, devlete ait olan ve somut olarak bir suçun işlenmesiyle ortaya çıkan cezalandırma yetkisinin yetkili organ olan iddia makamı tarafından ceza hukuku açısından değerlendirilmesi için yargı mercii önünde iddia edilmesidir. Ceza iddiasında bulunabilecek makam, savcılıktır. Ceza davası ise, savcılığın ceza iddiasının doğruluğunun araştırılması için yetkili organ tarafından yargılama makamına başvurulmasıdır. Ceza davası, amacı yönünden asıl ceza davası ve tali ceza davası olmak üzere ikiye ayrılır. Asıl ceza davasında mutlaka bir suç isnadı vardır ve bu nedenle suç isnadı olmadığı hâllerde asıl ceza davasından söz edilemez. Tali ceza davaları ise içerisinde suç isnadı barındırmayan ancak suç isnadı bulunan kararların denetimine ilişkin ceza davalarıdır. Örneğin: Bir malın müsaderesine ilişkin dava, daha önceden bir suç isnadına dayanılarak verilen hükmün uygulanmasına ilişkin olabilir. Yargı makamının vermiş olduğu kararlar (hakimlik/mahkeme, ara/nihai) aleyhine başvurulacak kanun yolları ve itirazlar da tali ceza davalarıdır. Örneğin: Tutuklama kararına ilişkin yapılacak olan itiraz. Tali davalarda suç isnadını içeren bir davanın doğruluğu veya yanlışlığının tespiti hakkında belli bir talep bulunur.
Ceza Davasında Dava Şartları Nelerdir?
Ağır ceza mahkemesinde dava şartları şikayet, dava süresi, izin, talep, yargılamanın bulunmaması, açık dava bulunmaması, yeni delil bulunması, ön ödemenin yerine getirilmesi ve uzlaşma dava şartlarıdır. Zira soruşturma aşamasından kovuşturmaya geçilmesi, yani kamu davasının açılabilmesi için gerçekleşmiş veya gerçekleşmemiş olması gereken şartlardır.
-
Şikayet
Şikayet, takibi şikayete bağlı bir suçtan doğrudan doğruya zarar gören kişinin, fail ve fiilden haberdar olunan andan itibaren altı aylık süre içerisinde yetkili makamlara bu fiil hakkında yargılama yapılmasının istenmesidir ve bir dava şartıdır. Şikayetin belli bir formu yoktur ve sadece o fiilden doğrudan doğruya zarar gördüğünü ve failin cezalandırılmasını talep ettiğini ifade eden beyanların varlığı yeterlidir. Şikayetin konusu, suç olduğu sanılan belli bir fiildir. Şikayetçinin bu fiilin hukuki tanımlaması ve tespitinde bulunması şart değildir. Örneğin: “Saklaması için değerli eşyamı C kişisine vermiştim ancak C bu eşyayı ona verdiğimi inkar etmekte, bu kişinin bulunarak cezalandırılmasını istiyorum.” ifadeleri şikayet için yeterlidir. Şikayetin konusu fiildir; failin bilinmesi şart değildir. Şikayet savcılığa, sulh ceza hakimiliğine, kolluğa doğrudan doğruya yapılabileceği gibi, yazılı olarak bu yetkili mercilere verilmek üzere valilik, kaymakamlık, elçilik ve 33 konsolosluklara da verilebilir. Şikayet kural olarak yazılı yapılır ancak sözlü olarak beyan edilen şikayet, tutanağa geçirilerek de yapılabilir. Şikayetin bölünmezliği, faillerin birden fazla olması hâlinde bunlardan bir veya birkaçının şikayetten istisna tutulmasının mümkün olmamasıdır, zira şikayet faile değil fiile ilişkindir. Doğrudan doğruya zarar görenlerin her birinin diğerinden ayrı şikayet hakkı vardır. Mağdurlardan herhangi birinin şikayeti yeterlidir. Şikayet hakkına ancak doğrudan doğruya zarar görenler sahiptir. Dolayısıyla zarar görenler açısından ise, hakaret suçunda mirasçılara bu hak tanınmıştır. Sınırlı ehliyetsizlerin yasal temsilcileri bu hakkı kullanır. Şikayetten vazgeçme veya şikayetin geri alınması mümkündür. Şikayetten vazgeçme (feragat etme), şikayet hakkının kullanılma süresi içerisinde henüz şikayet hakkı kullanılmadan resmî makam huzurunda şikayet hakkının kullanılmayacağına ilişkin tek taraflı irade beyanıdır. Şikayetin geri alınması ise şikayette bulunulduktan sonra, hüküm kesinleşinceye kadar bundan vazgeçilmesidir ve şikayetin geri alınması, hakkında dava açılan sanığın kabulüne bağlıdır. Şikayet geri alındıktan sonra sonra davanın düşmesi kararı verilmelidir. Yargılama sürerken yargılamanın konusu olan fiilin şikayete bağlı olduğu soruşturma veya kovuşturma evresinde anlaşılabilir. Savcının göz ardı ederek hazırladığı iddianamenin kabulünde duruşmayı idare eden yargıç, suçun şikayete bağlı olduğunu fark edebilir veya yasa değişikliğiyle bir suçun takibi artık şikayete bağlı hâle gelebilir. Böyle bir durumda, şikayete hakkı olan kişi şikayetini geri alana kadar yargılamaya devam edilir. Kişi şikayetini geri almamışsa yargılama sürer. Şikayet süresinin geçmiş olması önem arz etmez, zira şikayet hüküm verilene kadar geri alınabilir. Yargılamanın durması ve davanın düşmesi için suçtan doğrudan doğruya zarar görenin açık beyanıyla şikayetini geri alması ve sanığın buna rıza göstermesi gerekir.
-
Dava Süresi
Dava süresi dolduğunda artık kamu davası açılamaz. Dava süresi, savcıya belli suçlar bakımından belli bir sürede kamu davasının açılmasına ilişkin bir sınır çizer. Örneğin: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na ilişkin bir uyuşmazlık cezayı gerektiriyorsa, bir yıllık bir dava süresi bulunur. Örneğin: Radyo ve Televizyon Kanunu, yayın yapıldığı tarihten itibaren altmış günlük bir süre tanır. Basın Kanunu, süreli ve süresiz yazılı eserlere ilişkin olarak, günlük süreli yayınlarda iki ay, diğer basılı eserlerde dört aylık süreler tanımıştır. Sürenin başlangıcı yayının savcılığa teslim edildiği gündür ancak savcılığa teslim edilmemişse ona ilişkin zamanaşımı süresi dolmadan savcılık iki aylık ve dört aylık sürelere uymak koşuluyla kamu davası açabilir. Şöyle ki, savcılığa teslim edilmeyen bir basılı eserde suç sayılan fiilden savcılık sonradan haberdar olduysa, savcılığın haberdar olduğu günden itibaren iki ay ve dört aylık süresi bulunur. İzin Savcılığın belli suçlara ilişkin kamu davası açabilmesi için yetkili resmî makamların dava açılmasını uygun görmesi, yani izin gerekir. İzin, failin durumundan kaynaklanabilir. Örneğin: Memur dokunulmazlığı. İzin, suçtan zarar görenin durumundan da kaynaklanabilir. Örneğin: Cumhurbaşkanına hakaret. Böyle bir durumda yetkili mercii izin vermediği sürece savcının kamu davasını açabilmesi mümkün değildir. İzin, idari bir işlem olması sebebiyle izin vermeme kararı geri alınabilir ancak izin verme kararı geri alınamaz. Eğer kamu davası açılmışsa artık yargılama aşamasına geçilmiştir ve idarenin yargı üzerinde tasarruf edebilmesi mümkün değildir.
-
Talep
Talep, resmî makamın şikayetidir. Adalet Bakanlığı veya bakanı, bir suçun kovuşturulmasına ilişkin talepte bulunmuşsa, savcı dava açmak zorundadır ve dolayısıyla şikayetten bu yönüyle ayrılır. Talepte şikayette bulunan resmî bir makamdır, şikayette ise suçtan doğrudan doğruya zarar gören kişidir. Savcının talepte dava açma mecburiyeti varken şikayette soruşturmaya başlama mecburiyeti bulunur ancak kovuşturmaya gerek görüp görmemesi savcının takdirindedir. Şikayette altı aylık bir süre varken talep için zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Talep için geçerli olan üst süre, kamu davasının açılması süresidir. Talep geri alınamaz ancak şikayet geri alınabilir.
-
Muhkem Kaziye ve Derdestlik
Bir kamu davasının açılabilmesi için suç sayılan fiil hakkında daha önceden kesinleşmiş bir mahkeme hükmünün bulunmaması gerekir. Bu hem dava hem yargılama şartıdır. Şöyle ki, göz ardı edilerek dava açılmışsa davanın düşmesine değil, reddine karar verilir. Bir kişinin gerçekleştirdiği aynı suç fiilinden iki kez yargılanması mümkün değildir. Bunun istisnası, olağanüstü kanun yollarından biri olan yargılamanın yenilenmesidir. Yargılamanın yenilenmesi açısından; muhakemenin konusunu oluşturan fiile ilişkin önceki yargılama sırasında yargıcın bilmediği, önceki yargılamada hiç ileri sürülüp üzerinde tartışılmayan veya ileri sürülmesine rağmen tartışılmayan bir delilin ortaya çıkmasından ya da tamamen yeni bir delilden söz edilir. Önceki yargılamanın başlangıcından itibaren var olan ancak muhakemeye katılamamış, duruşmada ortaya konmamış veya üzerinde tartışılmamış olan delil aleyhe de olsa lehe de olsa yeni delildir. Aynı şekilde, suça ilişkin derdest bir dava mevcutsa, sonradan açılan davanın da reddine karar verilmesi gerekir.
-
Ön Ödeme
Suçtan zarar gören ile fail arasında ön ödeme gerçekleşmişse bu bir dava engelidir ve ön ödemenin bulunmaması dava şartı olarak gereklidir. Ön ödeme, her suç için geçerli değildir. Eğer soyut ceza sadece para cezasıysa, soyut cezanın üst sınırı 3 ayı aşmayan hapis cezasıysa veya her ikisi bir aradaysa; hapis cezası paraya çevirilerek suçtan zarar görene suç isnadı altında bulunan kişi on gün içerisinde ön ödeme yaparsa kamu davası açılamaz. Dolayısıyla bu da bir dava şartıdır.
-
Uzlaşma
Uzlaşma, soruşturma aşamasında da kovuşturma aşamasında da gerçekleşebilir. Soruşturma aşamasında suçtan zarar görenle fiili işleyen arasında uzlaşma gerçekleşmişse dava engeli ortaya çıkar ve şüpheli hakkında kamu davası açılamaz.
-
Dava Zamanaşımı
Dava zamanaşımı dolmuşsa şüpheli hakkında kamu davası açılamaz.