Randevu Al

İletişim Bilgileri

Yabancı Tahdit Kodu Nedir? Tahdit Kodu İptal Davası

Ana Sayfa Yabancı Tahdit Kodu Nedir? Tahdit Kodu İptal Davası
Yabancı Tahdit Kodu Nedir? Tahdit Kodu İptal Davası
  • Yayın Tarihi: 18.12.2025
  • Değiştirme Tarihi: 29.01.2026
  • Yazar: Av. Bilgehan UTKU
1. Yabancı Tahdit Kodu Nedir? Tahdit Kodu İptal Davası 1.1. Yabancılar Hakkında Tahdit Kodu Kim Tarafından Konulur? 1.2. Yabancı Tahdit Kodlarının Türleri Nelerdir? 1.3. Tahdit Kodu Türkiye’ye Giriş Yasağı Mıdır? 1.4. Yabancı Tahdit Kodunun Hukuki Dayanağı Nedir? 1.5. Tahdit Kodu Konulurken Savunma Hakkı Tanınmalı mıdır? 1.6. Yabancı Tahdit Koduna Karşı Hangi Davalar Açılabilir? 1.7. Tahdit Kodu Kaldırılması İçin İdari Başvuru Yeterli midir? 1.8. Yabancı Tahdit Kodu Davalarında Yetkili ve Görevli Mahkeme 1.9. Yürütmenin Durdurulması Talebi Neden Hayati Öneme Sahiptir? 1.10. Tahdit Kodunun Ölçülülük İlkesine Aykırılığı 1.11. Kamu Güvenliği Gerekçesi Ne Kadar Sınırsızdır? 1.12. Aile Birliği ve Özel Hayata Saygı Hakkı 1.13. Tahdit Kodu Davalarında Danıştay İçtihatları 1.14. Tahdit Kodunun Süresiz Olması Hukuka Uygun mu? 1.15. Tahdit Kodu Davalarında İspat Yükü Kime Aittir? 1.16. Tahdit Kodu Kaldırılınca Ne Olur? 1.17. Tahdit Kodu Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat 1.18. Tahdit Kodu Davalarında Avukatla Takip Neden Önemli? 1.19. Yabancı Tahdit Kodu İptal Davalarında Sonuç ve Değerlendirme 1.20. V Tahdit Kodu Kavramı ve Diğer Tahdit Kodlarından Farkı 1.21. V Tahdit Kodları Hangi Hallerde Uygulanır? 1.22. En Sık Karşılaşılan V Tahdit Kodları ve Anlamları 1.23. V Tahdit Kodları Masumiyet Karinesini İhlal Eder mi? 1.24. V Tahdit Kodlarının Aile Birliği Üzerindeki Etkisi 1.25. V Tahdit Kodlarında Süresizlik Sorunu 1.26. V Tahdit Kodlarına Karşı Açılacak İptal Davalarında İspat Sorunu 1.27. V Tahdit Kodlarında Yürütmenin Durdurulması Talebinin Önemi 1.28. V Tahdit Kodlarının Kaldırılması Sonrası Hukuki Durum 1.29. V Tahdit Kodları Bakımından Genel Değerlendirme

Türkiye’ye Giriş Yasağı Hangi Hallerde Hukuka Aykırı Sayılır?

Yabancı Tahdit Kodu Kavramı ve Hukuki Niteliği

Yabancı tahdit kodu, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına giriş veya Türkiye’de kalış bakımından yabancılar hakkında tesis edilen idari kısıtlamaları ifade eden teknik bir idari işlemdir. Bu kodlar, yabancının kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya göç politikaları açısından risk oluşturduğu iddiasıyla idare tarafından tek taraflı olarak uygulanmaktadır.

Tahdit kodları, idari işlem niteliği taşıdığı için Anayasa’nın 125. maddesi gereğince yargı denetimine tabidir. İdarenin her işleminde olduğu gibi, tahdit kodu tesis edilirken de hukuka uygunluk denetimi yapılması zorunludur.

Bu işlemler çoğu zaman ilgili yabancıya tebliğ edilmeden uygulanmakta, kişi ancak sınır kapısında veya ikamet izni başvurusunda tahdit kodu olduğunu öğrenmektedir. Bu durum, hukuki güvenlik ilkesini zedeleyen önemli bir sorundur.

Tahdit kodunun varlığı, yalnızca Türkiye’ye giriş yasağı ile sınırlı sonuç doğurmaz; aynı zamanda aile birliği, çalışma hakkı ve özel hayata saygı hakkı gibi temel haklara da doğrudan müdahale anlamı taşır.

Bu nedenle yabancı tahdit kodları, sıradan bir idari kayıt değil; ağır sonuçlar doğuran bireysel idari işlemler olarak değerlendirilmelidir.

Uygulamada en büyük sorun, tahdit kodlarının çoğu zaman soyut gerekçelere dayanması ve dosyada somut delil bulunmamasıdır.

İşte bu noktada, idari işlemin iptali davası yabancılar açısından en etkili hukuki yol olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yabancı tahdit kodları genellikle Göç İdaresi Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü veya sınır birimleri tarafından tesis edilmektedir. Bu idareler, kanundan aldıkları yetkiye dayanarak yabancının durumunu değerlendirmektedir.

Ancak idarenin yetkili olması, işlemin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Yetki, ancak kanuna uygun ve ölçülü kullanıldığında hukuki değer taşır.

Uygulamada çoğu tahdit kodunun, detaylı bir araştırma yapılmadan veya savunma hakkı tanınmadan konulduğu görülmektedir. Bu durum, idari işlemin şekil ve usul yönünden sakatlanmasına yol açmaktadır.

Özellikle kolluk birimlerinden gelen istihbari bilgiler, hiçbir somut delil içermese dahi tahdit kodu tesisine gerekçe yapılabilmektedir.

Oysa Danıştay içtihatlarına göre, istihbari nitelikteki soyut bilgiler tek başına idari yaptırım gerekçesi olamaz.

Bu nedenle yetkili makamın kim olduğu kadar, işlemi hangi gerekçeyle ve nasıl tesis ettiği de hukuki denetimin konusudur.

İptal davalarında mahkemeler, yetkinin kötüye kullanılıp kullanılmadığını özellikle incelemektedir.

Uygulamada en sık karşılaşılan tahdit kodları; Ç-114, Ç-115, Ç-116, G-87, N-82 gibi kodlardır. Her kodun hukuki dayanağı ve sonuçları farklıdır.

Örneğin G-87 kodu, “kamu güvenliği açısından sakıncalı” olduğu iddia edilen yabancılar için uygulanmaktadır. Ancak bu kod, çoğu zaman hiçbir gerekçe belirtilmeden tesis edilmektedir.

Ç kodları ise genellikle vize ihlali, ikamet süresi aşımı veya sınır dışı kararıyla bağlantılı olarak konulmaktadır.

Kodun türü, açılacak davanın hukuki stratejisini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle hangi tahdit kodunun uygulandığının net biçimde tespit edilmesi büyük önem taşır.

Bazı kodlar süresiz nitelikte iken, bazıları belirli bir süre sonunda kendiliğinden kalkabilmektedir.

Ancak uygulamada süresi dolmasına rağmen kaldırılmayan tahdit kodlarıyla da sıkça karşılaşılmaktadır.

Bu gibi durumlarda da idari işlemin iptali davası açılması mümkündür.

Tahdit kodu çoğu zaman fiilen Türkiye’ye giriş yasağı anlamına gelmektedir. Ancak her tahdit kodu otomatik olarak sınır dışı sonucunu doğurmaz.

Bazı kodlar yalnızca ikamet izni verilmemesi sonucunu doğururken, bazıları doğrudan sınır kapılarında girişin engellenmesine neden olur.

Bu durum, yabancılar açısından ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Özellikle Türkiye’de ailesi bulunan yabancılar bakımından aile hayatına müdahale söz konusu olmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi uyarınca, aile hayatına yapılan müdahalelerin ölçülü ve gerekçeli olması zorunludur.

Ancak uygulamada bu ilkeye çoğu zaman riayet edilmediği görülmektedir.

Mahkemeler, giriş yasağının zorunlu olup olmadığını ve daha hafif bir tedbirle amacın sağlanıp sağlanamayacağını denetlemektedir.

Bu nedenle tahdit kodu ile giriş yasağı arasındaki ilişki her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Tahdit kodlarının temel hukuki dayanağı 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunudur.

Ancak kanunda her tahdit kodu açıkça düzenlenmemiş, idareye geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.

Bu takdir yetkisi sınırsız değildir; kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlıdır.

Anayasa’nın 13. maddesi gereği, temel hak ve özgürlükler ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılabilir.

Bu nedenle, kanunda açık düzenleme bulunmayan tahdit kodları hukuki tartışmalara açıktır.

Danıştay, hukuki dayanağı açık olmayan kısıtlamaları çoğu zaman hukuka aykırı bulmaktadır.

İptal davalarında bu husus, en güçlü argümanlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Savunma hakkı, yalnızca disiplin hukuku için değil, tüm idari işlemler için geçerli bir anayasal ilkedir.

Yabancı hakkında tahdit kodu tesis edilirken, kişinin görüşünün alınmaması ciddi bir hukuka aykırılık teşkil eder.

Anayasa’nın 40. maddesi gereği, kişiler kendileriyle ilgili idari işlemlerden haberdar edilmelidir.

Uygulamada ise yabancılar, haklarında tahdit kodu bulunduğunu çoğu zaman sonradan öğrenmektedir.

Bu durum, idari işlemi şekil yönünden sakat hale getirir.

Danıştay, savunma hakkı tanınmadan tesis edilen işlemleri iptal etmektedir.

Bu nedenle iptal davalarında savunma hakkı ihlali özellikle vurgulanmalıdır.

Tahdit koduna karşı açılabilecek temel dava türü idari işlemin iptali davasıdır.

Bu dava, 2577 sayılı İYUK kapsamında idare mahkemelerinde açılmaktadır.

Bazı durumlarda tam yargı davası da gündeme gelebilir; özellikle maddi ve manevi zararlar söz konusuysa.

Ancak öncelikle tahdit kodunun hukuki varlığının ortadan kaldırılması gerekir.

İptal davası açılmadan yapılan idari başvurular çoğu zaman sonuçsuz kalmaktadır.

Bu nedenle yargı yoluna başvurmak, en etkili ve kalıcı çözüm yoludur.

Dava açma süresi, işlemin öğrenilmesinden itibaren 60 gündür.

Uygulamada idareye yapılan dilekçelerle tahdit kodunun kaldırılması talep edilebilmektedir.

Ancak bu başvurular genellikle standart cevaplarla reddedilmektedir.

İdare, kendi tesis ettiği işlemi çoğu zaman geri almaya yanaşmamaktadır.

Bu nedenle idari başvuru, dava açma süresini durdurmamakta ve kesin çözüm sağlamamaktadır.

İdari başvurular genellikle dava öncesi hazırlık aşaması olarak değerlendirilmelidir.

Asıl hukuki denetim, bağımsız mahkemeler tarafından yapılmaktadır.

Bu sebeple zaman kaybetmeden iptal davası açılması büyük önem taşır.

Bu davalarda görevli mahkeme idare mahkemeleridir.

Yetkili mahkeme ise işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer mahkemesidir.

Yetki konusu, davanın usulden reddedilmemesi açısından son derece önemlidir.

Yanlış yerde açılan davalar, ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Bu nedenle dava dilekçesi hazırlanırken yetki konusu titizlikle değerlendirilmelidir.

Mahkemeler, yetki itirazlarını resen dikkate almaktadır.

Usul hataları, haklı bir davanın kaybedilmesine neden olabilir.

Tahdit kodu davalarında yürütmenin durdurulması talebi, çoğu zaman davanın kendisi kadar önemlidir.

Çünkü dava süresince yabancının Türkiye’ye girişi veya ikameti fiilen engellenmektedir.

Yürütmenin durdurulması, telafisi güç zararların önlenmesi için gereklidir.

Aile birliği, çalışma hakkı ve eğitim hakkı gibi temel haklar bu süreçte ciddi şekilde zarar görebilir.

Mahkemeler, açık hukuka aykırılık ve telafisi güç zarar şartlarını birlikte değerlendirmektedir.

Uygun gerekçelerle yapılan taleplerin kabul edildiği çok sayıda emsal karar bulunmaktadır.

Bu nedenle yürütmenin durdurulması talebi mutlaka dilekçede yer almalıdır.

Ölçülülük ilkesi, idarenin en hafif müdahaleyle amacına ulaşmasını gerektirir.

Tahdit kodu, en ağır idari yaptırımlardan biridir.

Ancak çoğu olayda daha hafif tedbirler mümkünken doğrudan giriş yasağı uygulanmaktadır.

Bu durum ölçülülük ilkesine açıkça aykırıdır.

Mahkemeler, idarenin neden daha hafif bir tedbiri tercih etmediğini sorgulamaktadır.

Bu sorgulama, iptal kararlarının temel gerekçelerinden biridir.

Ölçüsüz işlemler hukuka aykırıdır ve iptal edilmelidir.

Kamu güvenliği kavramı, idare tarafından sıklıkla kullanılan soyut bir gerekçedir.

Ancak bu kavram, sınırsız bir yetki alanı yaratmaz.

Danıştay, kamu güvenliği gerekçesinin somut delillerle desteklenmesini şart koşmaktadır.

Soyut, genel ve istihbari bilgiler yeterli kabul edilmemektedir.

Aksi durum, keyfi idari işlemlere kapı aralar.

Hukuk devleti ilkesi, keyfiliği kesin olarak yasaklamaktadır.

Bu nedenle kamu güvenliği gerekçesi yargısal denetime tabidir.

Tahdit kodları, özellikle evli ve çocuk sahibi yabancılar açısından ağır sonuçlar doğurur.

Aile birliğinin korunması, hem Anayasa’da hem de AİHS’te güvence altına alınmıştır.

Bu hakka yapılan müdahalelerin zorunlu ve ölçülü olması gerekir.

Ancak uygulamada bu denge çoğu zaman gözetilmemektedir.

Mahkemeler, aile bağlarını detaylı şekilde incelemektedir.

Özellikle Türk vatandaşı eş ve çocuklar varsa iptal ihtimali artmaktadır.

Aile hayatı, idarenin keyfi tasarrufuna bırakılamaz.

Danıştay, yabancılar hukukuna ilişkin birçok emsal karar vermiştir.

Bu kararlar, alt derece mahkemeleri için yol gösterici niteliktedir.

Özellikle gerekçesiz ve savunma hakkı tanınmadan tesis edilen işlemler iptal edilmektedir.

Danıştay, idarenin takdir yetkisini sınırsız kullanamayacağını açıkça vurgulamaktadır.

İçtihatlar, dava dilekçelerinde mutlaka kullanılmalıdır.

Yargısal istikrar, yabancılar lehine gelişmektedir.

Bu da iptal davalarının başarı şansını artırmaktadır.

Süresiz tahdit kodları, hukuki belirlilik ilkesine aykırıdır.

Kişinin ne kadar süreyle kısıtlamaya maruz kalacağını bilmemesi kabul edilemez.

Danıştay, süresiz kısıtlamaları çoğu zaman hukuka aykırı bulmaktadır.

Her idari yaptırımın makul bir süresi olmalıdır.

Aksi durum, fiili ömür boyu yasak anlamına gelir.

Bu da ölçülülük ve orantılılık ilkelerini ihlal eder.

Süresiz tahdit kodları iptal davasına konu edilebilir.

İdari yargıda ispat yükü kural olarak idareye aittir.

İdare, işlemin hukuka uygun olduğunu ispatlamak zorundadır.

Yabancının masumiyetini kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Ancak uygulamada idare, dosyaya çoğu zaman somut delil sunmamaktadır.

Bu durum, iptal kararlarının temel gerekçesini oluşturur.

Mahkemeler, varsayımlara dayalı işlemleri kabul etmemektedir.

İspat yükünün doğru kullanılması davanın kaderini belirler.

İptal kararıyla birlikte tahdit kodu hukuken ortadan kalkar.

Yabancı, Türkiye’ye giriş ve ikamet hakkını yeniden kazanır.

İptal kararları bağlayıcıdır ve idare tarafından uygulanmak zorundadır.

İdarenin yeni bir işlem tesis etmesi ancak yeni ve somut gerekçelerle mümkündür.

Aksi halde yargı kararına aykırılık söz konusu olur.

Bu da idare açısından hukuki sorumluluk doğurur.

İptal kararı, yabancı için hukuki güvence sağlar.

Tahdit kodu nedeniyle uğranılan zararlar tazminat konusu olabilir.

İş kaybı, aileden ayrı kalma ve psikolojik zararlar bunlara örnektir.

İptal davasından sonra tam yargı davası açılabilir.

Tazminat taleplerinde kusur ve zarar illiyet bağı önemlidir.

Mahkemeler, her somut olayı ayrı değerlendirmektedir.

Ağır hak ihlallerinde manevi tazminata da hükmedilmektedir.

Bu yol, mağduriyetlerin giderilmesi açısından önemlidir.

Bu davalar teknik ve uzmanlık gerektiren davalardır.

Usul hataları, haklı davaların kaybedilmesine yol açabilir.

Özellikle süreler ve yetki konusu büyük önem taşır.

Yanlış strateji, yürütmenin durdurulması talebinin reddine neden olabilir.

Alanında uzman bir idare hukuku avukatı fark yaratır.

Dava dilekçesinin hukuki kurgusu sonucu doğrudan etkiler.

Profesyonel destek, başarı şansını ciddi şekilde artırır.

Yabancı tahdit kodları, idarenin keyfi kullanımına açık işlemler arasındadır.

Bu nedenle yargısal denetim büyük önem taşımaktadır.

İdari işlemin iptali davası, hukuka aykırı uygulamaların önündeki en güçlü engeldir.

Mahkemeler, temel hak ve özgürlükleri koruyucu bir yaklaşım benimsemektedir.

Doğru zamanda, doğru hukuki argümanlarla açılan davalar olumlu sonuçlanmaktadır.

Tahdit kodu kader değildir; hukuki yollarla kaldırılabilir.

Hukuk devleti ilkesi, yabancılar için de geçerlidir.

V tahdit kodları, yabancılar hakkında uygulanan en ağır idari kısıtlama türleri arasında yer almaktadır. Bu kodlar, çoğu zaman kamu düzeni, kamu güvenliği veya terörle bağlantı gibi son derece geniş ve soyut gerekçelere dayandırılmaktadır.

Diğer tahdit kodlarından farklı olarak V kodları, yalnızca idari bir sınırlama değil; yüksek riskli yabancı kategorilendirmesi anlamına gelmektedir. Bu durum, yabancının Türkiye ile tüm hukuki bağlarını fiilen koparan sonuçlar doğurabilmektedir.

V kodları çoğu zaman süresiz olarak uygulanmakta ve yabancıya herhangi bir açıklama yapılmamaktadır. Kişi, hakkında V kodu bulunduğunu genellikle sınır kapısında veya ikamet başvurusu sırasında öğrenmektedir.

Bu yönüyle V tahdit kodları, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine en fazla zarar veren idari işlemler arasında yer almaktadır.

Uygulamada V kodları, adeta cezai yaptırım gibi sonuç doğurmasına rağmen ceza yargılamasına ilişkin hiçbir güvenceden yararlanmamaktadır.

Bu durum, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından ciddi hak ihlallerine yol açmaktadır.

Dolayısıyla V tahdit kodları, idari yargı denetimine en açık ve en sorunlu alanlardan biridir.

V tahdit kodları genellikle istihbari değerlendirmeler, kolluk raporları veya idarenin güvenlik birimlerinden gelen yazılar doğrultusunda uygulanmaktadır.

Ancak bu raporların büyük bir kısmı, somut delil içermeyen, soyut kanaatlere dayalı niteliktedir.

Uygulamada V kodu konulmasına gerekçe yapılan hususlar çoğu zaman yabancıya bildirilmemekte, “devlet güvenliği” gibi genel ifadelerle yetinilmektedir.

Oysa idarenin, temel hakları bu denli sınırlayan bir işlem tesis ederken açık, net ve denetlenebilir gerekçeler ortaya koyması zorunludur.

Danıştay içtihatlarında, yalnızca “riskli görüldü” şeklindeki soyut ifadelerin hukuka uygun kabul edilmediği açıkça belirtilmektedir.

V kodlarının uygulanmasında kişisel değerlendirme ve genelleme ciddi bir sorun oluşturmaktadır.

Bu nedenle V kodları, iptal davalarında en sık hukuka aykırı bulunan tahdit türlerinden biridir.

Uygulamada en yaygın görülen V tahdit kodları arasında V-69, V-71, V-74, V-77 gibi kodlar yer almaktadır.

Bu kodların her biri idare tarafından farklı risk kategorileri için kullanılmaktadır; ancak bu ayrımlar çoğu zaman şeffaf değildir.

Örneğin V-69 kodu, kamu güvenliği açısından sakıncalı olduğu değerlendirilen yabancılar için uygulanmaktadır.

Ancak bu değerlendirme çoğu zaman ceza soruşturması, mahkûmiyet veya somut olay içermemektedir.

V-71 ve benzeri kodlar ise çoğu zaman terörle iltisak/irtibat iddiası gibi son derece ağır isnatlara dayandırılmaktadır.

Buna rağmen, yabancı hakkında herhangi bir ceza davası veya kesinleşmiş yargı kararı bulunmamaktadır.

Bu durum, masumiyet karinesinin açık ihlali anlamına gelmektedir.

Masumiyet karinesi, yalnızca ceza hukuku için değil, idari işlemler bakımından da geçerli bir anayasal ilkedir.

V tahdit kodları ise çoğu zaman yabancıyı fiilen “suçlu” gibi damgalayan sonuçlar doğurmaktadır.

Hakkında hiçbir mahkeme kararı bulunmayan bir yabancının, süresiz giriş yasağına tabi tutulması masumiyet karinesiyle bağdaşmaz.

Danıştay ve AİHM kararlarında, idari işlemlerle cezai sonuçlar doğurulamayacağı açıkça vurgulanmaktadır.

V kodlarının uygulanma biçimi, çoğu zaman ceza hukuku mantığıyla hareket edildiğini göstermektedir.

Bu durum, idari işlemin amaç–araç dengesini bozmaktadır.

İptal davalarında bu husus güçlü bir hukuki argüman olarak öne çıkmaktadır.

V tahdit kodları, özellikle Türk vatandaşı eşi veya çocuğu bulunan yabancılar açısından çok ağır sonuçlar doğurmaktadır.

Aile birliğinin fiilen parçalanması, yalnızca yabancıyı değil Türk vatandaşı aile bireylerini de doğrudan etkilemektedir.

Anayasa’nın 41. maddesi ve AİHS m.8 gereği, aile hayatı devlet tarafından korunmak zorundadır.

Ancak V kodları uygulanırken bu anayasal yükümlülük çoğu zaman göz ardı edilmektedir.

Mahkemeler, aile bağlarını ve çocukların üstün yararını ayrıntılı biçimde incelemektedir.

Özellikle küçük çocukların varlığı, iptal kararlarında belirleyici olmaktadır.

Aile birliğini yok sayan V kodları, hukuka aykırı kabul edilmektedir.

V tahdit kodlarının en ciddi sorunlarından biri süresiz uygulanmalarıdır.

Süresiz kısıtlamalar, kişinin geleceğini belirsizliğe sürüklemekte ve hukuki güvenliği ortadan kaldırmaktadır.

Danıştay içtihatlarında, süresiz idari kısıtlamaların ölçülülük ve orantılılık ilkesine aykırı olduğu vurgulanmaktadır.

Her idari yaptırım gibi tahdit kodlarının da makul bir süreyle sınırlı olması gerekir.

Süresiz yasaklar, fiilen ömür boyu cezalandırma anlamına gelir.

Bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

Süresizlik, V kodlarının iptal edilmesinde en güçlü gerekçelerden biridir.

V tahdit kodu davalarında ispat yükü açık şekilde idareye aittir.

İdare, yabancının kamu güvenliği açısından risk oluşturduğunu somut ve denetlenebilir delillerle ortaya koymak zorundadır.

Gizli, paylaşılmayan veya sadece istihbari nitelikteki bilgiler tek başına yeterli değildir.

Mahkemeler, “gizlilik” gerekçesiyle hiçbir delil sunulmamasını kabul etmemektedir.

İdarenin yargı denetiminden kaçınması mümkün değildir.

Bu nedenle birçok V tahdit kodu davası, delil yetersizliği nedeniyle iptal ile sonuçlanmaktadır.

İspat yükü kuralının doğru vurgulanması davanın seyrini belirler.

V tahdit kodları, telafisi imkânsız zararlara yol açabilecek niteliktedir.

Bu nedenle yürütmenin durdurulması talebi bu davalarda hayati öneme sahiptir.

Aileden ayrı kalma, çalışma hakkının kaybı ve sosyal dışlanma bu zararlara örnektir.

Mahkemeler, açık hukuka aykırılık gördükleri dosyalarda yürütmenin durdurulmasına karar vermektedir.

Özellikle aile birliği ve çocukların durumu bu aşamada belirleyici olmaktadır.

Yürütmenin durdurulması, davanın fiilen anlam kazanmasını sağlar.

Bu talep olmadan açılan davalar çoğu zaman etkisiz kalmaktadır.

İptal kararıyla birlikte V tahdit kodu hukuken ortadan kalkar.

İdare, aynı gerekçelerle yeniden kod koyamaz.

Yeni bir işlem tesis edilmesi ancak yeni, somut ve hukuka uygun gerekçelerle mümkündür.

Aksi durumda yargı kararının dolanılması söz konusu olur.

İptal kararları bağlayıcıdır ve uygulanması zorunludur.

Uygulanmayan kararlar için idarenin hukuki sorumluluğu doğar.

Bu aşamadan sonra yabancının hukuki statüsü yeniden tesis edilir.

V tahdit kodları, idarenin takdir yetkisini en geniş kullandığı alanlardan biridir.

Ancak bu genişlik, keyfiliğe dönüşemez.

Hukuk devleti ilkesi, yabancılar için de geçerlidir.

Yargı denetimi, bu alandaki en güçlü güvencedir.

Doğru hukuki stratejiyle açılan iptal davaları olumlu sonuçlanmaktadır.

V tahdit kodu, kesin ve değişmez bir kader değildir.

Hukuki yollarla kaldırılması mümkündür ve mümkündür ki sıklıkla gerçekleşmektedir.

İlgili Kategoriler:

Arama Yapınınız..

Bilgehan UTKU

Av. Bilgehan UTKU

Av. Bilgehan Utku, Ankara Barosu’na kayıtlı; idare hukuku, memur hukuku, askeri hukuk ve boşanma hukuku başta olmak üzere hukuki destek sağlamaktadır. Haklarınızın korunması ve karmaşık hukuki süreçlerin yönetimi için profesyonel destek alın

Profili İncele

Okumaya Devam Et

Bizlere her türlü hukuki sorununuz için ulaşabilirsiniz.