Randevu Al

İletişim Bilgileri

Doktor Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması

Ana Sayfa Doktor Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
Doktor Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması
  • Yayın Tarihi: 20.02.2026
  • Yazar: Av. Emre ASAN

Doktor Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Nedir? Güncel Rehber 2026


Doktor güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, hekimlerin kamu görevine atanması öncesinde 7315 sayılı Kanun uyarınca yapılan adli ve istihbari denetimdir. Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyonca yürütülen bu işlem ortalama altmış gün sürer ve olumsuz sonuçlanması atamaya engel teşkil eder. Süreç neticesinde tesis edilen haksız işlemlere karşı idari yargı yoluyla müdahale edilmesi hukuki bir zorunluluktur.

Kısaca

Hukuki Dayanak: 7315 Sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu.

Süre: Ortalama 60 - 90 gün (Tahkikatın derinliğine göre değişebilir).

Olumsuz Karar / Başvuru Yolu: Tebliğden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemesi’nde iptal davası açılması gerekmektedir.


Doktor güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, tıp fakültesinden mezun olan veya uzmanlık eğitimini tamamlayan hekimlerin, kamu kurum ve kuruluşlarında görev almadan önce geçmek zorunda oldukları çok katmanlı bir denetim mekanizmasıdır. Bu süreç sadece kişinin adli sicil kaydına bakılan bir arşiv araştırması değil, aynı zamanda kişinin terör örgütleriyle bağlantısı ve görevin gerektirdiği niteliklere uygunluğunun incelendiği kapsamlı bir aşamayı ifade eder. Anayasa’nın 70. maddesinde düzenlenen "kamu hizmetine girme hakkı" çerçevesinde, bu denetimlerin ancak kanunla ve kamu yararı gözetilerek yapılabileceği ilkesi esastır.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu uyarınca, sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı esastır ve bu amaçla yapılan atamalarda güvenlik prosedürleri kritik bir eşik teşkil eder. Hekimlerin devlet hizmeti yükümlülüğü (DHY) kapsamında yapacakları görevlere başlaması, bu soruşturmanın olumlu neticelenmesine bağlıdır. İdarenin bu aşamadaki denetimi, toplum sağlığının güvenilir ellere teslim edilmesini amaçlayan hukuki bir tedbirdir. Soruşturma, adayın sadece geçmişteki cezai kayıtlarını değil, aynı zamanda sadakat yükümlülüğünü de masaya yatırır.

Hukuk büromuzda takip ettiğimiz dosyalarda gözlemlediğimiz üzere, sürecin temel amacı sağlık hizmetlerinin eşit, kaliteli ve verimli sunulmasını sağlarken, devletin güvenliğini veya kamu düzenini tehlikeye atabilecek kişilerin kritik kamu birimlerinde istihdam edilmesini önlemektir. Bu noktada, idarenin takdir yetkisinin denetime elverişli olması ve kişisel verilerin korunması ilkesine riayet edilmesi hukuki bir zorunluluktur. Hekim adayları için bu süreç, mesleki kariyerlerinin en başında karşılaştıkları, sonuçları itibarıyla tüm hayatlarını etkileyebilecek en ciddi idari prosedürdür.

7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu, doktorların hangi şartlar altında ve ne ölçüde soruşturulacağını açıkça belirlemiş olan temel mevzuattır. Kanun uyarınca, ilk defa veya yeniden memuriyete atanacak tüm hekimler hakkında arşiv araştırması yapılması zorunludur. Bu araştırma kapsamında kişinin adli sicil kaydı, kolluk kuvvetlerince aranıp aranmadığı ve hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları mevcut kayıtlardan tespit edilir. 7315 sayılı Kanun, bu verilerin doğruluğunu ve güncelliğini idarenin sorumluluğuna bırakmıştır.

Hekimlik mesleği icrası sırasında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması süreci, adayın sadece geçmişteki cezai kayıtlarını değil, aynı zamanda devam eden soruşturma veya kovuşturma olgularını da kapsar. Kanun, elde edilen bu kişisel verilerin doğru ve güncel olmasını, işlendikleri amaçla bağlantılı ve ölçülü olarak kullanılmasını emretmektedir. Bu veriler, kişinin memuriyet veya kamu görevine uygunluğunun değerlendirilmesinde temel veri kaynağını oluşturur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yer alan genel şartlara ek olarak getirilen bu özel güvenlik şartı, idari kararların zeminini oluşturur.

İnceleme aşaması Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yürütülür. Birçok hekim, "Hangi bilgilerim inceleniyor?" sorusunu sormaktadır; bu sorunun cevabı kanunda; adli sicil, tahditler, kamu görevinden çıkarılma durumu ve kesinleşmiş mahkeme kararları olarak sınırlanmıştır. Mevcut kayıtların taranması esnasında kişinin terör örgütleriyle eylem birliği içinde olup olmadığı da denetlenir. Bu şeffaflık, hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak mevzuatta yerini almış olsa da uygulamadaki kapalılık ancak yargı yoluyla aşılabilmektedir.

Doktorların atama ve yerleştirme işlemleri, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 1. ve Ek 3. maddeleri çerçevesinde yürütülür. Kamu kurum ve kuruluşlarının uzman tabip ve tabip kadrolarına yapılacak açıktan atamalar, Sağlık Bakanlığı tarafından sınavsız ve kura ile gerçekleştirilir. Kura sonucunda yerleşen hekimin göreve başlayabilmesi için 7315 sayılı Kanun kapsamındaki soruşturmanın tamamlanmış olması şarttır. Bu durum, sağlık hizmetlerinin kesintisiz yürütülmesi adına personelin güvenilirliğini teyit etme amacını taşır.

3359 sayılı Kanun uyarınca, diploma ve uzmanlık belgelerinin tescilini müteakip en geç iki ay içinde, devlet hizmeti yükümlülüğü olan personelin atama yerleri internet sayfasında ilan edilir. Bu ilan tebligat yerine geçer ve süreç resmen başlar. Güvenlik soruşturması devam ederken hekimin göreve başlatılmaması, hukuk büromuzca yürütülen davalarda görüldüğü üzere en çok mağduriyet yaratan süreçlerden biridir. Zira mevzuat gereği soruşturma sonucu beklenmeden atama işleminin tamamlanması mümkün değildir.

"Atamam ilan edildi ancak neden başlatılmıyorum?" sorusuyla karşılaşan hekimler için hukuki cevap, 7315 sayılı Kanun ile 3359 sayılı Kanun arasındaki bu eşgüdüm zorunluluğunda saklıdır. Kanunun 3. maddesi, sağlık kurumlarının yurt sathında dengeli dağılımını ve sağlık hizmetlerinin hızlı yürütülmesi için gerekli kayıt sistemlerinin kurulmasını emreder. Soruşturma aşamasındaki gecikmeler, hekimin devlet hizmeti yükümlülük süresinin başlamasını da doğrudan etkilemektedir çünkü süre fiilen göreve başlama ile işlemeye başlar. Bu bekleme süreci, hekimlerin uzmanlık sınavı (TUS) sonrası asistanlığa başlama tarihlerini de doğrudan ötelemektedir.

Doktorlar için uygulanan denetim prosedüründe arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması kavramları 7315 sayılı Kanun ile net bir şekilde ayırmıştır. Arşiv araştırması, sadece resmi kayıtlar üzerinden yapılan bir kontroldür; kişinin adli sicili, kolluk tarafından aranma durumu ve kesinleşmiş mahkeme kayıtlarına bakılır. İlk defa memuriyete atanacak her hekim için bu araştırma zorunludur. Burada amaç, kişinin geçmişte işlediği bir suçun memuriyete engel olup olmadığını saptamaktır.

Güvenlik soruşturması ise çok daha derinlemesine bir incelemeyi ifade eder ve arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak yapılır. Bu aşamada, kişinin sadece adli geçmişi değil; terör örgütlerine olan bakış açısı, eylem birliği içinde olup olmadığı ve yabancı devlet kurumlarıyla ilişkisi incelenir. Bu inceleme, olgusal verilerin denetime elverişli yöntemlerle yerinden araştırılması suretiyle tespit edilir. Milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birimlerde veya TSK bünyesinde görev alacak tabipler için bu inceleme çift katmanlı yürütülür.

Aşağıdaki tablo, hekimler için yürütülen iki ana denetim türünün temel farklarını özetlemektedir:

İnceleme TürüKapsadığı AlanlarUygulanan Kitle
Arşiv AraştırmasıAdli sicil, tahditler, kesinleşmiş kararlar, kolluk aramaları.Tüm hekim adayları ve kamu personeli.
Güvenlik SoruşturmasıÖrgüt irtibat/iltisaki, sadakat, yabancı devlet ilişkileri, istihbari veriler.Kritik birimler, TSK, Emniyet ve istihbarat personeli.
DeğerlendirmeKomisyonun verileri analiz edip nihai kararı vermesi.Araştırmaya tabi tutulan tüm adaylar.

Doktor güvenlik soruşturmasının süresi, kanuni süreçlerin işleyişi ve ilgili birimler arasındaki koordinasyona bağlı olarak değişkenlik gösterse de, genellikle 60 ile 90 gün arasında tamamlanması beklenir. 3359 sayılı Kanun kapsamında kura ile yerleşen bir doktorun bilgileri Sağlık Bakanlığı tarafından ilgili güvenlik birimlerine gönderilir. "Soruşturma kaç günde biter?" sorusuna verilecek hukuki yanıt, birimlerin incelemelerini tamamlayıp verileri Değerlendirme Komisyonuna iletmesi için geçen yaklaşık 2 aylık süredir.

Elde edilen veriler, kurumlarda kurulan Değerlendirme Komisyonu’na iletilir. Komisyonun toplanması ve kişi hakkında nihai görüşünü oluşturması da ek bir süre gerektirir. 7315 sayılı Kanun, kişisel verilerin korunması amacıyla bu verilerin işlenme amacının ortadan kalkması halinde silinmesini öngörse de, atama kararı verilene kadar bu bilgiler muhafaza edilir. Sürecin makul süreyi aşarak aylarca sürmesi, hekimin çalışma özgürlüğünü kısıtladığı için hukuk büromuzda dava konusu edilen bir durumdur.

Pratikte sıklıkla düştüğümüz bir yanılgı, hekimlerin bu bekleme süresini kaderine razı bir şekilde pasif olarak geçirmeleridir. Oysa makul sürenin aşılması durumunda zımni red süreci işletilerek yargı yoluna başvurulabilir. Unutulmamalıdır ki; 3359 sayılı Kanun’un Ek 3. maddesi uyarınca devlet hizmeti yükümlülüğü süresi, ancak hekimin fiilen göreve katılmasıyla başlamaktadır. Bu bekleme süreci, hekimin zorunlu hizmetini bitirme tarihini ve dolayısıyla özel sektöre veya uzmanlığa geçişini de geciktirmektedir.

Hekimlerin mesleğe kabul edilip edilmeyeceği noktasındaki en kritik merci, 7315 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca oluşturulan Değerlendirme Komisyonu'dur. Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan bu komisyon; hukuk, personel ve teftiş birimlerinden gelen temsilcilerle birlikte en az beş kişiden oluşur. Komisyonun görevi, güvenlik birimlerinden gelen ham verileri "yorum içermeyen olgusal veriler" olarak alıp, kişinin atanacağı göreve uygunluğunu nesnel kriterlere göre değerlendirmektir.

Komisyon kararları nesnel ve gerekçeli olmak zorundadır. "Değerlendirme sonucunda ne olur?" sorusunun yanıtı, komisyonun hazırladığı raporun atamaya yetkili amire sunulmasıdır. Komisyonun olumsuz görüş bildirmesi halinde, atamaya yetkili amir bu görüş doğrultusunda atama işlemini reddeder. Bu aşamada verilen karar, idari yargı denetimine tabidir ve mahkemeler tarafından istenildiğinde bu bilgiler şeffaf bir şekilde sunulur. Komisyonun incelediği veriler arasında sadece kişinin kendi adli kaydı değil, terör örgütü iltisakına dair istihbari notlar da yer almaktadır.

Dava dosyalarımızda gözlemlediğimiz temel aksaklık, komisyonların somut delile dayanmayan duyumları "olumsuz" kanaat için yeterli görmesidir. Oysa Anayasa Mahkemesi, bu verilerin denetlenebilir ve hukuken ispatlanabilir olmasını şart koşmaktadır. Komisyonun yapısı; bakan yardımcısı, genel müdürler ve hukuk müşavirlerinden oluşarak çok yönlü bir inceleme vaat etse de, uygulamada çoğunlukla tek taraflı raporlara dayanılmaktadır. Bu kararların iptali için açılan davalarda mahkeme, verinin doğruluğunu MİT ve Emniyet’ten tekrar sorarak denetler.

Birçok doktor, "Kardeşimin veya babamın adli sicili benim soruşturmamı etkiler mi?" endişesiyle bizlere ulaşmaktadır. 7315 sayılı Kanun ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları uyarınca, masumiyet karinesi ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkeleri esastır. Bu ilkeler uyarınca, kişinin sadece kendi eylemlerinden sorumlu tutulması gerekirken, uygulamada yakın akrabaların geçmişteki siyasi faaliyetleri veya adli kayıtları hekimin elenmesine gerekçe gösterilebilmektedir.

Değerlendirme Komisyonu, terör örgütleriyle irtibat ve iltisak olgularını incelerken bazen aile fertlerinin durumunu da bir "yan olgu" olarak değerlendirebilmektedir. Ancak somut bir delil olmaksızın, sadece yakın akraba kaydı nedeniyle atamanın reddedilmesi, idari yargı nezdinde kesin bir İptal davası sebebidir. Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması hakları, hekimlerin bu tür haksız ilişkilendirmelerle mesleklerinden men edilmesini yasaklar.

Saha deneyimlerimize göre en büyük eksiklik, idarenin bu kararları verirken "iltisak" kavramını hukuk dışı bir genişlikte yorumlamasıdır. Yakın çevrenin durumu, ancak adayın görevini yaparken tarafsızlığını ve sadakatini doğrudan etkileyecek somut bir risk barındırıyorsa dikkate alınabilir. Aksi takdirde, kardeşinin yasal bir sendikaya üye olması veya babasının geçmişteki bir davası nedeniyle bir doktorun atamasının iptal edilmesi açıkça hukuka aykırıdır. Bu tür dosyalar mahkeme huzuruna taşındığında, hukuki denetim mekanizması devreye girerek haksız elenmeleri engellemektedir.

Pratikte sıklıkla düştüğümüz bir yanılgı, hekimlerin her türlü adli sicil kaydının (sabıka) veya takipsizlik kararının otomatik olarak memuriyete engel olacağını sanmasıdır. Oysa 657 sayılı Kanun'un 48/A-5 maddesi ve 7315 sayılı Kanun hükümleri, sadece belirli suç türlerinde ve hapis süresi sınırlarında memuriyeti engeller. Basit suçlardan alınan cezaların veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarının liyakati etkilemediği durumlarda elenme kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

  • HAGB Engeli: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, teknik olarak kesinleşmiş bir mahkûmiyet değildir ve soruşturmayı doğrudan olumsuz etkilememelidir.

  • Bank Asya ve Sendika: Sadece yasal bir bankada hesap açılması veya sendika üyeliği, Yargıtay ve AYM kararları gereği tek başına "iltisak" kanıtı sayılamaz.

  • Öğrencilik Yılları: Tıp fakültesi dönemindeki demokratik protestoların veya dernek faaliyetlerinin yıllar sonra karşınıza çıkması, iptal davası ile aşılabilen bir durumdur.

  • Soruşturma Bekleme: "İdare bana haber verir" diye beklemek yerine, makul süreyi aşan durumlarda dilekçe ile bilgi istenmelidir.

Sürecin profesyonelce yönetilmemesi, hekimlerin mesleklerinden uzak kalmasına ve ciddi maddi kayıplara uğramasına neden olur. Çözüm, idarenin soyut kanaatlerine karşı somut hukuki delillerle çıkmaktır. Özellikle idari makamların gizli tuttuğu verilere karşı savunma geliştirmek, ancak yargı eliyle bu verilerin mahkemeye getirtilmesiyle mümkündür. Elenme tebliğini alan bir hekimin "Zaten devlet böyle karar verdi, bir şey değişmez" diyerek süreci kabullenmesi, yapılabilecek en büyük hatadır.

Doktorun güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandığında ve ataması reddedildiğinde, bu karar ilgiliye resmi bir yazıyla tebliğ edilir. Tebliğ tarihinden itibaren başlayan 60 günlük hak düşürücü süre, hekimin kariyeri için hayati bir zaman dilimidir. Bu süre içinde yetkili İdare Mahkemesi’nde açılacak İptal davası, idarenin kararını ortadan kaldırmayı hedefler. Dava dilekçesinde, 7315 ve 3359 sayılı Kanunların yanlış yorumlandığı ve Anayasal hakların ihlal edildiği detaylıca işlenmelidir.

Dava ile birlikte talep edilecek en kritik unsur Yürütme durdurma kararıdır. Eğer idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğacaksa ve işlem açıkça hukuka aykırıysa, mahkeme davanın başında yürütmeyi durdurabilir. Bu karar alındığında, hekim dava sonuna kadar beklemeden kura ile yerleştiği birimde görevine başlayabilir. Mahkemeler, soruşturmaya esas olan gizli belgeleri idareden celp ederek nesnel bir hukuki denetim gerçekleştirir.

Dava sürecinin başarıyla sonuçlanması durumunda mahkeme, "iptal" kararı vererek hekimin hiç elenmemiş gibi haklarını iade eder. İdare, bu karar üzerine 30 gün içinde hekimi atamak ve boşta geçen sürelere ilişkin maaş ile özlük haklarını yasal faiziyle ödemekle yükümlüdür. Bu süreçte bir idari dava avukatı desteği almak, dilekçelerin hukuki derinliği ve idarenin savunmalarına karşı verilecek cevaplar açısından büyük fark yaratır. Unutulmamalıdır ki, yargı yolu idarenin her türlü keyfi kararına karşı hekimlerin elindeki en güçlü sığınaktır.

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması davaları, idare hukukunun en teknik ve "bilgi gizliliği" nedeniyle zorlu alanlarından biridir. İdarenin savunma dosyasına koymadığı ancak kararın temelini oluşturan "istihbari notlara" karşı savunma yapmak uzmanlık gerektirir. Bir güvenlik soruşturması avukatı ile çalışmak, sadece dosya takibi değil, aynı zamanda mahkemenin doğru soruları idareye sormasını sağlayan teknik yönlendirmeleri içerir.

Avukatın bu süreçteki asli rolleri; idarenin soyut "iltisak" iddialarını somut verilerle çürütmek, Anayasa Mahkemesi’nin güncel "lekelenmeme hakkı" içtihatlarını dosyaya entegre etmek ve sürecin hızlanması için UYAP üzerinden aktif takip yapmaktır. Hekimlik gibi yıllarca emek verilerek elde edilen bir kariyerin, denetlenemeyen bir raporla engellenmesi telafisi imkansız sonuçlar doğurur. Hukuki mücadele, bu engeli kaldırarak liyakat esaslı atamanın gerçekleşmesini sağlar.

Neticede, 3359 sayılı Kanun kapsamındaki kura hakkınızın ve 7315 sayılı Kanun uyarınca temiz olan sicilinizin korunması için bağımsız yargı denetimi şarttır. Etkin bir savunma, hekimin sadece bugününü değil, gelecekteki doçentlik, profesörlük veya yöneticilik kariyerini de güvence altına alır. Hak arama özgürlüğünüzü kullanırken profesyonel bir yol haritası belirlemek, sizi idarenin tek taraflı kararlarına karşı koruyacak en büyük kalkandır.

Altın Tavsiye

Güvenlik soruşturmanızın olumsuz sonuçlandığına dair bir bildirim aldığınızda asla moralinizi bozmayın. İdarenin "gizli" dediği birçok raporun mahkemeler tarafından "yetersiz ve soyut" bulunarak iptal edildiğini biliyoruz. 60 günlük süreyi geçirmeden tüm belgelerinizle bir uzmana danışın ve hak arama sürecinizi başlatın. Mesleki kariyeriniz, idarenin bir imzasıyla değil, hukukun üstünlüğü ile belirlenir.

Yazar: Av. Emre ASAN


Hukuki yardıma ihtiyaç duyduğunuz durumlarda, hak kaybına uğramamak adına bir idari dava avukatı ile iletişime geçmenizi önemle tavsiye ederiz. Mesleki geleceğinizdeki engelleri aşmak ve liyakatinizi tescillemek için profesyonel destek her zaman en güvenli yoldur.

Sıkça Sorulan Sorular

Emniyet ve istihbarat kayıtlarındaki hatalı eşleşmeler veya isim benzerlikleri maalesef uygulamada elenmelere sebebiyet verebilmektedir. Bu tür durumlar, açılacak bir iptal davasında mahkemenin yapacağı detaylı nüfus ve kayıt araştırması ile kısa sürede tespit edilmekte ve haksız karar ortadan kaldırılmaktadır.

Güvenlik soruşturması kısıtlaması kural olarak sadece kamu görevine atanmayı ve devlet memuru olmayı engellemektedir. Hakkında olumsuz karar verilen bir hekimin, tıp diploması ve meslek icra yetkisi baki kaldığı sürece özel sağlık kuruluşlarında çalışmasına hukuki bir engel bulunmamaktadır.

İdari işlemlerde maaş ve özlük hakları personelin fiilen göreve başlamasıyla doğar. Soruşturma aşamasında henüz bir atama onayı verilmediği için bu süreçte bekletilen hekimlere ücret ödenmez; ancak davanın kazanılması halinde çalışılmayan dönemin tüm maaşları idareden toplu olarak alınır.

Kişi daha önce kamu görevinde olsa dahi, statü değişikliği veya yeniden atama durumlarında 7315 sayılı Kanun uyarınca arşiv araştırması yenilenebilmektedir. Özellikle üniversite veya eğitim araştırma hastanelerine asistan olarak geçerken kurumun talebiyle denetim prosedürü tekrar işletilir.

7315 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca, elde edilen veriler her durumda iki yılın sonunda değerlendirme komisyonlarınca silinir ve yok edilir. Ancak idari karara karşı bir dava açılmışsa, mahkeme kararı kesinleşene kadar bu veriler silinemez; yargı denetimi için muhafaza edilmesi zorunludur.

7315 sayılı Kanun uyarınca milli savunma, milli güvenlik ve istihbarat faaliyetleri kapsamında elde edilen bilgiler kişiye verilmemektedir. Kişisel verilerin korunması ilkesi uyarınca, sadece istihbari nitelik taşımayan veriler hakkında bilgilendirme, erişim veya düzeltme talepleri ilgili kurumlarca değerlendirilmektedir.

İdari işleme karşı iptal davası açılması durumunda, ilgili veriler mahkeme kararı kesinleşmeden silinememektedir. Mahkemelerin bu yöndeki talepleri, Değerlendirme Komisyonunun bünyesinde bulunduğu ilgili kurum ve kuruluş tarafından karşılanarak tüm bilgi ve belgeler yargı denetimi için sunulmaktadır.

İlgili Kategoriler:

Arama Yapınınız..

Emre ASAN

Av. Emre ASAN

Av. Emre Asan; idare hukuku, askeri ceza hukuku ve ceza hukuku alanlarında uzmanlaşmıştır. TSK disiplin cezaları ve iptal davalarında profesyonel hukuki destek alın.

Profili İncele

Okumaya Devam Et

Bizlere her türlü hukuki sorununuz için ulaşabilirsiniz.