Randevu Al

İletişim Bilgileri

İdari İşlemlerden Doğan Tam Yargı (Tazminat) Davaları

Ana Sayfa İdari İşlemlerden Doğan Tam Yargı (Tazminat) Davaları
İdari İşlemlerden Doğan Tam Yargı (Tazminat) Davaları
  • Yayın Tarihi: 13.01.2026
  • Değiştirme Tarihi: 30.01.2026
  • Yazar: Av. Bilgehan UTKU

İdare Hukukunda Tam Yargı Davası: Haklarınızı Tazmin Etmenin 2026 Rehberi

İdarenin bir işlemi veya eylemi nedeniyle maddi veya manevi zarara mı uğradınız? Devletin "kusursuz sorumluluğu" ve "hizmet kusuru" ilkeleri gereği, uğradığınız her türlü zararın tazmin edilmesini isteme hakkınız anayasal bir güvencedir. Ancak, idari yargıda tam yargı davası açmak, adli yargıdaki tazminat davalarından çok daha sıkı şekil şartlarına ve süre sınırlarına tabidir. Bir günün bile davanın reddine neden olabildiği bu süreçte, Danıştay'ın "hak arama hürriyeti" odaklı yeni kararlarını bilmek hayati önem taşır. Bu yazımızda, iptal davasıyla birlikte tazminat isteminden, ceza davalarının süreye etkisine kadar tam yargı davalarının tüm labirentlerini tek tek aydınlatıyoruz.

Tam yargı davası, idarenin hukuka aykırı bir işlemi, eylemi veya ihmali neticesinde kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlerin uğradıkları zararın giderilmesi için açtıkları bir idari dava türüdür. Adli yargıdaki "tazminat davası"nın idare hukukundaki karşılığı olan bu dava, idarenin mali sorumluluğuna dayanır. Anayasa’nın 125. maddesi, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" diyerek bu davanın sarsılmaz temelini atmıştır. İster bir hastanedeki tıbbi müdahale hatası, ister hatalı bir imar planı nedeniyle yaşanan mülkiyet kaybı olsun, çözüm yolu tam yargı davasıdır.

Bu davanın temel amacı, davacının malvarlığında meydana gelen eksilmeyi (maddi tazminat) veya duyulan elem ve ızdırabı (manevi tazminat) gidermektir. İdare hukukunda tazminat, sadece idarenin hatalı olduğu "hizmet kusuru" durumlarında değil, bazen idare kusursuz olsa bile "kamusal risk" veya "fedakarlığın denkleştirilmesi" ilkeleri uyarınca da hükmedilebilir. Tam yargı davası açabilmek için ortada somut bir zarar, idari bir işlem veya eylem ve bu ikisi arasında bir illiyet bağı (sebep-sonuç ilişkisi) bulunmalıdır.

Tam yargı davaları, sadece bireylerin zararlarını karşılamakla kalmaz, aynı zamanda kamu yönetiminin daha dikkatli ve hukuka uygun çalışmasını sağlayan bir denetim mekanizmasıdır. Yüksek mahkeme kararlarında vurgulandığı üzere, tam yargı davası bir "zenginleşme aracı" değildir; asıl hedef zarar görmeden önceki durumun (restitutio in integrum) mümkün olduğunca geri getirilmesidir. 2025 yılı itibarıyla, idarenin dijitalleşen hizmetlerinden doğan (e-Devlet hataları, KVKK ihlalleri vb.) zararlar da bu davanın konusuna dahil olmuştur.

Uygulamada tam yargı davaları, idari işlemin iptali davası ile karıştırılabilmektedir. İptal davası işlemin hukuk aleminden silinmesini amaçlarken, tam yargı davası parayla ölçülebilen bir karşılık peşindedir. Çoğu durumda, işlemin iptal edilmesi zararı tek başına gidermez; örneğin haksız yere ihraç edilen bir memur görevine dönse bile, açıkta kaldığı süredeki maaşlarını ancak tam yargı talebiyle alabilir. Bu nedenle, davanın türünü ve hukuki sebebini doğru belirlemek davanın ilk ve en kritik adımıdır.

Sonuç olarak, tam yargı davası devletin gücü karşısında bireyin mali güvenliğini koruyan en önemli kalkandır. İdarenin "egemenlik hakkı" artık sınırsız değildir ve her hatanın bir maliyeti olduğu ilkesi modern hukuk sistemimizin temel taşıdır. Zararınızın türü ne olursa olsun, idari yargı mercileri önünde hakkınızı ararken bu davanın teknik detaylarına hakim olmak, haklıyken haksız duruma düşmemenizi sağlayacaktır.

İdari bir işlemin (örneğin bir ruhsat iptali veya disiplin cezası) hukuka aykırı olması nedeniyle zarar görenler, tazminat taleplerini üç farklı şekilde ileri sürebilirler. İlk yol, iptal davası ile tam yargı davasını aynı dilekçede, yani birlikte açmaktır. Bu yöntem, hem zaman kazandırır hem de mahkemenin işlemi iptal ederken aynı zamanda zararı da tespit etmesine olanak tanır. Genellikle "yürütmenin durdurulması" talepli açılan bu davalarda, işlemin durdurulması zararın büyümesini de engeller.

İkinci yol, önce sadece iptal davası açmak ve bu dava kazanıldıktan (karar kesinleştikten) sonra tazminat davası açmaktır. Bu yol, zararın miktarının tam olarak belirlenemediği veya işlemin iptal edilip edilmeyeceğinin belirsiz olduğu durumlarda stratejik olarak tercih edilebilir. İYUK madde 12 uyarınca, iptal davasının sonuçlanmasından sonra tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde tam yargı davası açma hakkı saklıdır. Bu süreye dikkat etmek, davanın reddedilmemesi için hayatidir.

Üçüncü yol ise, doğrudan doğruya ve sadece tam yargı davası açmaktır. Bu durumda mahkeme, işlemin iptaline karar vermez ancak tazminata hükmedebilmek için işlemin hukuka aykırı olup olmadığını "ön sorun" olarak inceler. Ancak bu yöntem risklidir; çünkü işlem hukuk aleminde varlığını sürdürmeye devam eder. Bu nedenle profesyonel yaklaşım, genellikle iptal ve tazminat taleplerini birlikte sunmak veya birbiriyle ilişkilendirmektir.

Tam yargı davasını iptal davasıyla birlikte açarken dilekçede "maddi tazminat" miktarı net olarak belirtilmelidir. Ancak zararın miktarının dava açıldığı anda tam olarak saptanamadığı durumlarda, 2025 yılı uygulamalarında "belirsiz alacak davası"na benzer bir mantıkla, miktar artırım hakları saklı tutularak dava açılabilmektedir. Mahkeme sürecinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile netleşen rakam üzerinden harç tamamlanarak nihai karar verilir.

İptal davasıyla birlikte açılan tam yargı davalarında en çok yapılan hata, sürenin kaçırılmasıdır. İdari işlem tebliğ edildikten sonra 60 günlük genel dava açma süresi içinde her iki talebin de mahkemeye sunulması gerekir. Eğer işlem uygulanmaya devam ediyor ve her gün yeni bir zarar doğuruyorsa, bu durum "sürekli zarar" kavramı içinde değerlendirilse de genel kural olan 60 günü baz almak her zaman en güvenli yoldur.

İdari eylem, idarenin bir karar almadan doğrudan yaptığı fiziksel faaliyetlerdir. Bir ambulansın yolda bir yayaya çarpması, askeri atış alanından çıkan merminin bir eve isabet etmesi veya kamu binasının bakımsızlığı nedeniyle tavanın çökmesi tipik idari eylem örnekleridir. İdari eylemlerde, doğrudan dava açma hakkı yoktur; İYUK 13. madde uyarınca önce ilgili idareye başvurarak zararın giderilmesini talep etmek (ön karar başvurusu) zorunludur.

Hizmet kusuru, idari eylemden doğan sorumluluğun en yaygın sebebidir. İdari hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi durumunda hizmet kusuru var sayılır. Örneğin, kışın buzlanan yolda gerekli tuzlamayı yapmayan belediyenin bu ihmali nedeniyle yaşanan kazada "hizmetin hiç işlememesi" söz konusudur. Mahkeme, idarenin elindeki imkanlar dahilinde yapması gerekeni yapıp yapmadığını "objektif" kriterlere göre değerlendirir.

İdari eylemlerde süre hesabı "öğrenme" tarihinden başlar. Eylemi ve zararı öğrendiğiniz tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurmanız gerekir. Danıştay’ın 2025/3762 sayılı yeni kararı, özellikle ceza davalarıyla bağlantılı eylemlerde bu 1 yıllık sürenin, ceza davası sonuçlanana kadar (zararın idariliği netleşene kadar) başlamayabileceğini hüküm altına almıştır. Bu, hak arayanlar için devrim niteliğinde bir esnekliktir.

Bazı durumlarda idare, kusuru olmasa bile sorumlu tutulabilir. "Kusursuz sorumluluk" adı verilen bu durumda, tehlikeli bir faaliyet yürüten veya kamu külfetleri karşısında eşitliği bozan idare, zarar görenin mağduriyetini gidermelidir. Örneğin, terörle mücadele sırasında zarar gören sivil vatandaşların zararı, idarenin bir kusuru olmasa bile "sosyal risk" ilkesi gereği devlet tarafından karşılanır. Bu, sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir.

İdari eylem nedeniyle açılan tam yargı davalarında en kritik delil, olay anında tutulan tutanaklar ve görgü tanıklarıdır. İdari yargı yazılı evrak üzerinden yürüdüğü için, eylemin gerçekleştiği anda kolluk kuvvetlerine tutanak tutturmak veya delil tespiti yaptırmak davanın kazanılma şansını %90 artırır. Hizmet kusurunu ispat yükü davacıda olsa da mahkeme "re'sen araştırma" ilkesi gereği idareden tüm bilgi ve belgeleri isteyecektir.

İdare hukukunda süreler, adeta bir mayın tarlası gibidir. İdari işlemlere karşı tam yargı davası açma süresi, işlemin tebliğinden itibaren 60 gündür. Eğer bu süre içinde dava açılmazsa, işlem kesinleşir ve o işlemden doğan tazminat hakkı (özel durumlar hariç) yanar. Ancak idari eylemlerde süreç farklıdır; önce idareye başvuru (ihbar) süreci, ardından dava açma süreci başlar.

İdari eylemi öğrendiğiniz tarihten itibaren 1 yıl içinde idareye başvurmalısınız. İdarenin bu başvuruya 30 gün içinde cevap vermesi gerekir. Eğer idare talebinizi reddederse, bu ret kararının tebliğinden itibaren 60 gün içinde idare mahkemesinde dava açmalısınız. İdare 30 gün içinde hiç cevap vermezse (zımni ret), 30. günün bitiminden itibaren 60 gün içinde davanızı açmanız gerekir. Bu karmaşık matematik, birçok davanın usulden reddedilmesine neden olmaktadır.

5 yıllık üst sınır ise mutlak bir sınırdır. Eylemden itibaren 5 yıl geçtikten sonra öğrenme gerçekleşse bile (bazı ağır sağlık sorunları ve gizli zararlar hariç) idareye başvuru hakkı düşer. Ancak Danıştay’ın güncel içtihatları, "zararın kesin olarak ortaya çıkmadığı" durumlarda bu sürelerin başlangıcını vatandaş lehine kaydırmaktadır. Özellikle tıbbi malpraktis davalarında, ameliyatın üzerinden yıllar geçse bile zararın yeni teşhis edilmesi durumunda süre yeni baştan başlatılabilmektedir.

Sürelerin hesaplanmasında "mücbir sebepler" veya "adli tatil" gibi faktörler de göz önünde bulundurulmalıdır. Adli tatil (20 Temmuz - 31 Ağustos) süresince biten dava açma süreleri, tatilin bitiminden itibaren 7 gün uzar. Ayrıca, idareye yapılan başvurunun iadeli taahhütlü posta yoluyla yapılması, sürenin durdurulması açısından ispat kolaylığı sağlar. Postadaki gecikmeler davacının aleyhine yorumlanamaz.

Dava açma süresini kaçıranlar için "idari işlemin uygulanması üzerine doğan yeni zararlar" kavramı bir kurtarıcı olabilir. Eğer bir idari işlem uygulanmaya devam ediyor ve her geçen gün yeni bir maddi kayba yol açıyorsa, her yeni uygulama yeni bir dava açma süresi başlatabilir. Ancak bu teknik bir konu olup, her olay özelinde ayrıca değerlendirilmelidir. Genel kural, her zaman işlemin tebliğinden veya eylemin öğrenilmesinden itibaren ilk fırsatta hukuki süreci başlatmaktır.

İdare mahkemesinin tam yargı davası sonucunda verdiği karar kesin değildir. Mahkemenin tazminat talebini reddetmesi veya belirlenen miktarın az bulunması durumunda, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Bölge İdare Mahkemesi (BİM) nezdinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf aşamasında mahkeme, hem hukuki denetim yapar hem de maddi vakıaları (zarar miktarını, bilirkişi raporunu) yeniden inceler.

2025 yılı itibarıyla, tam yargı davalarında parasal sınırlar yeniden güncellenmiştir. Belirli bir miktarın (2025 yılı için yaklaşık 1.324.000 TL) üzerindeki tazminat davalarında istinafın ardından Danıştay'da temyiz yolu da açıktır. Bu miktarın altındaki davalar BİM kararıyla kesinleşir. Bu nedenle, talep edilen tazminat miktarının büyüklüğü, davanın hangi üst mahkemeye kadar taşınabileceğini doğrudan belirler.

İstinaf veya temyiz başvurusu yapmak, yerel mahkemenin verdiği tazminat kararının uygulanmasını (icrasını) kural olarak durdurmaz. Yani mahkemeyi kazandığınızda, idare tazminatı ödemek zorundadır. Ancak idare, üst mahkemeden "yürütmenin durdurulması" talep ederek ödemeyi geciktirmeye çalışabilir. Eğer üst mahkeme idarenin bu talebini reddederse, idare mahkeme kararını 30 gün içinde yerine getirerek parayı hesabınıza yatırmakla yükümlüdür.

Tazminatın hesaplanmasında en kritik aşama "faiz" aşamasına itirazdır. İdari yargıda faiz, kural olarak "idareye başvuru tarihi"nden veya "dava tarihi"nden itibaren işletilir. Ancak olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gereken özel durumlar da mevcuttur. Eğer mahkeme faiz başlangıcını yanlış belirlemişse, bu durum tek başına bir istinaf sebebi oluşturur. Büyük tazminat miktarlarında faiz başlangıcı, toplam alacağınızı ciddi oranda değiştirebilir.

Son olarak, mahkeme kararının uygulanmaması durumunda kamu görevlilerinin şahsi sorumluluğu doğar. İdare mahkemesi kararlarını kasten uygulamayan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulabilir ve tazminatın tahsili için icra takibi başlatılabilir. Devletin borcunu ödememesi gibi bir durum hukuk devletinde mümkün değildir; bu nedenle kesinleşmiş bir tam yargı kararı, tahsili en güvenli alacak türlerinden biridir.

İdare hukuku bakımından İdari işlemlerden doğan tam yargı davası kişilerin idarenin yapmış olduğu işlemler nedeniyle uğramış olduğu maddi ve manevi zararlarının giderilmesi amacıyla açılan tazminat davalarıdır. İdare hukukunda iki tür tazminat davası bulunmakta olup bunlardan birisi idari eylemlerden doğan tazminat davası diğeri ise idari işlemlerden doğan tazminat davalarıdır. Örneğin devlet memurluğundan çıkarma bir idari işlemdir ve o idari işlem sebebiyle kişi yoksun kaldığı parasal haklara ilişkin davayı idari işlemin iptali davası ile birlikte açabileceği gibi şonradan tek başına da açabilir. İdari işlemlerden doğan tazminat davası, genelde idari işlemin ilgilisi memur olduğundan dolayı memurlarla ilgili davalarda çokca gündeme gelmektedir. Bundan dolayı memurların memur davalarına bakan avukatlardan ayrıntılı bilgi alması tavsiye edilmektedir. Ancak tabi ki de her idari işlem, sadece memurları ilgilendirmemekte vatandaşlar da bu davaları açabilmektedirler. Örneğin vatandaşların idare ile yaşamış olduğu ihtilaflar nedeniyle idarenin yapmış olduğu idari işlemlerden doğan zararlarını gidermek maksatlı olarak açtıkları tam yargı davalarına da rastlanıldığından bu davalarda genel kapsamlı bir idari yargı sürecine girildiğinden mütevellit memur davalarına bakan avukatlarla birlikte idari dava avukatlarından hukuki destek de alınması önemlidir. 

İdari işlemin yerine getirilmesi sebebiyle hakları ihlal edilen kişiler ilgili kamu kurumuna karşı doğrudan iptal davası açabileceği gibi iptal davası ile birlikte tam yargı davasını birlikte de açabilir. Hatta önce iptal davası açıp, iptal davasının karara bağlanmasından sonra iptal kararının ilgiliye tebliğinden itibaren iptal davası açma süresi olan 60 gün içinde tam yargı davasını açabilirler. 

Eğer bir idari işlemin uygulanması ile bilrikte kişinin parasal haklarında yani yoksun kalınan parasal hakları olan maddi haklarında yahut işlem sebebiyle maneviyatında bir zarar gelmiş ise bu durumda da manevi tazminat olarak tam yargı davası açabilecektir. 

Burada kişi doğrudan doğruya tam yargı davası açabileceği gibi işlemin iptali davası ile birlikte de tam yargı davasını açabilir. Hatta önce iptal davası açılıp da dava kazanıldıktan sonra mahkeme kararının tebliğinden itibaren dava açma süresi içinde tam yargı davasını açabilir. 

Diyelim ki iptal davası açtınız ve kazandınız. Bu durumda iptal kararının kesinleşmesi beklenmeden tebliğinden itibaren tam yargı davası açılabilecektir. Davalı kurumun iptal kararını bir üst mahkemeye taşımış olmasının açılmış olan tam yargı davasına olumsuz bir etkisi yoktur. Anlaşılacağı üzere iptal kararı almış olan kişinin tam yargı davası açma girişimi davalı idarenin kararı istinaf etmesiyle engellenemeyecektir.

Diyelim ki iptal kararı ilk derece mahkemesinden olumlu olarak geldi. Ancak süresi içinde tam yargı davası açılmadı diyelim. Bu durumda istinaf yahut danıştay aşamalarından sonra da süresinde tam yargı davası açılabilecektir. 

BUNU DA BİL; Tüm yargı süreci bitmiş ve olumlu karar alınamamışsa yapılacak tek şey Anayasa mahkemesi bireysel başvurudur. Unutmayın! Anaysa mahkemesinden dönen çok karar vardır. Bu da göstermektedir ki ilke derece mahkemesi, bölge idare mahkemesi ve danıştay dahi ret kararı verirken, hukuksuzluk Anayasa mahkemesi kararı ile ortadan kaldırılabilmektedir. 

İdare hukukunda tazminat davaları özel hukuktaki tazminat davaları bakımından farklılıklar göstermektedir. Nitekim idare hukuku 2577 sayılı idari yargılama usulü kanununa tabi kılınmış ve usul bakımından bu kanunun maddelerinin uygulanması zorunluluk bulmuştur. Özel hukukta ise tazminat davalarının usulen incelenmesi işlemi ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa Tabi kılınacaktır.

İdari işlemleri ilgilendiren genel bir kanun bulunmamaktadır. Örneğin sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmesinin feshi sonrasında sözleşmeli öğretmenlik yönetmeliğinden yararlanılmakta iken uzman erbaş sözleşme feshinde 3269 sayılı kanundan faydalanılmaktadır. İdarenin yapmış olduğu her işlem yargı denetimine tabidir. Bu yargı denetiminde işlemin hukuka aykırı olduğu ortaya çıktığı anda zararın giderilmesi de talep edilmişse daha doğru bir ifade ile işlemin iptali ile birlikte tazminat da talep edilmişse mahkeme uygun bir tazminata hükmedecektir. 

BUNU DA BİL; İdare hukukunda duruşma için aşağıdaki videomuzu izlemenizi tavsiye ederiz.

İdari işlemden doğan tazminat davalarında iki türlü bir süre hesaplaması bulunmaktadır. İdari işlem nedeniyle zarara uğradığını düşünen kişiler, tam yargı davaları ile idari işlemin iptali davasını birlikte açabilecekleri gibi sadece tazminat davasını da tek başına açabilirler. 

İdari işlem nedeniyle haklarının ihlal edildiğini düşünen kişiler bu idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabileceklerdir. Kişi eğer ilk önce iptal davası açmış ancak bu iptal davasında tazminat davasını açmamış ise iptal davasının karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın ya da bu karara karşı kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği üzerine 60 gün içinde tazminat davasını açabilecektir.

Kişi idari işlemin iptali davasını açmadan da bu işlemden kaynaklanan bir zararı olduğunu düşünüyor ise iptal davası açmadan tazminat davasını tek başına açabilir. Nitekim bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren 60 gün içinde tam yargı davası açabileceklerdir. 

Kişiler idari işlemin iptali davasını açmadan önce idareye bu işlemin geri alınması için başvuru yapabilir bu durumda tazminat da talep edebilirler. Ancak süre hesabı bu durumda oldukça önemlidir. Sürelerin geçirilmesi sonradan açılacak tazminat davalarının süre aşımı nedeniyle reddolmasına sebebiyet verebilecektir.

Zira kişiler tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi olan 60 gün içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini kendiliğinden durduracaktır.

AYİM 2.D.
06.04.2011; 
E. 2011/53, 
K. 2011/481

ÖZETİ: Davacının askere sevk edildiği 25.02.2010 tarihinde de askerliğe elverişsizlik kararı verilmesini gerektiren “Mitral tansiyon” rahatsızlığı olmasına rağmen askerlik şubesince askere sevk edildiği, 03.06.2010 tarihi itibariyle aynı rahatsızlık sebebiyle askerliğe elverişsiz olduğu kabul edilerek terhis edildiği, davalı 
idarece davacıya askerliğe elverişsiz olduğu halde 25.02.2010 tarihinden 03.06.2010 tarihine değin askerlik hizmeti yaptırıldığı bu itibarla davalı idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğunun kabulü ile davacının zararlarının davalı idarece karşılanması gerektiği.

Davacı vekili, 22.09.2010 tarihinde AYİM’de kayda geçen dava dilekçesinde ve 30.11.2010 tarihinde yine AYİM’de kayda geçen cevaba cevap dilekçesinde, özetle; müvekkilinin 25.02.2010 tarihinde askere sevk edildiğini; sevk edilmeden önce herhangi bir muayeneye tabi tutulmadığını; son yoklama sırasında “mitral tansiyon” rahatsızlığının bulunduğunu beyan etmesine rağmen bu beyanının dikkate alınmadığını; davacının geleneksel sözlü son yoklama muayenesinin 2000 yılında gerçekleştirildiğini; bu muayenenin normal bir asker gibi yapılmadığını; müvekkilinin rahatsızlığını beyan ettiğinde kendisine mitral yetmezlik teşhisi konulduğunu ve tedavi amaçlı olarak kendisine ağrı kesici ilaçlar verildiğini; müvekkilinin askere alınmadan önceki tecillerinin tamamının açık öğretim öğrencisi olmasından kaynaklandığını; bu rahatsızlığın tespitinin de basit bir tıbbi müdahalenin yeterli olmasına rağmen bunun göz ardı edilmesinin vahamet boyutunu artıran bir başka gösterge olduğunu; davacının, acemi birliğinde de aynı şekilde rahatsız olduğunu dile getirmesine rağmen usta birliğinde tedavi olması gerektiğinin söylendiğini; Pütürge ilçe J. K.lığında görev yaptığı esnada sevk edildiği GATA Hastanesinin 03.06.2010 tarihli raporuyla “Askerliğe elverişli olmadığı” yönünde karar verildiğini; müvekkilinin askerliğe elverişsizliğine neden olan rahatsızlığın doğuştan kaynaklanan bir rahatsızlık olduğunu; aslında hiç askere sevk edilmemesi gerekirken, askere sevk edilmiş ve bir süre askerlik yaptırılmış olması itibariyle davalı idarenin, ağır bir hizmet kusuru içinde bulunduğunu; müvekkilin söz konusu rahatsızlığını 
bilmese dahi, davalı idarece, araştırmanın yapılması gerektiğini; davacının terhis edilmesi sonrasında eski sağlığına kavuşamadığını; içine girdiği buhran hali, 
yaşadığı acı ve üzüntü ile sivil yaşamına adapte olmaya çalıştığını; belirtmek suretiyle, davacının maddi zararlarına karşılık 5.000 TL maddi tazminatın; manevi zararlarına karşılık ise 5.000 TL tutarında manevi tazminatın, askere alınma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 

Dava dosyasının incelenmesinden; askere sevkini müteakip 27.02.2010 tarihinde 125’inci J.Eğt. A.K.lığı 7’nci J. Eğt.Bl. K.lığına katıldığı anlaşılan davacının, sağlık açısından refüze olması nedeniyle 19.04.2010 tarihinde 9’uncu J.Eğt. A.K.lığına sevk edildiği; acemi eğitimi tamamlamasının ardından 08.05.2010 tarihinde dağıtım iznine gönderilen davacının, katılış yaptığı usta birliği olan Pütürge İlçe J.K.lığınca GATA Hastanesine sevk edildiği; 23.05.2010 – 03.06.2010 tarihleri arasında yatarak tedavi gören ve gerekli muayene ve tedavileri yapılan davacının hakkında, GATA Hastanesinin 03.06.2010 tarihli ve 2180 sayılı sağlık kurulu raporuna istinaden “mitral yetmezlik” teşhisiyle “Askerliğe elverişli olmadığı” yönünde karar verilmesi üzerine terhis edildiği; davacının askere alınmaması gerekirken alınmış olması 
sebebiyle uğradığı maddi ve manevi zararlarının karşılanması için 19.07.2010 tarihinde davalı idareye yapılan müracaatın dava açma süresi içinde cevap 
verilmemek suretiyle reddedilmesi üzerine AYİM’de iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

T.C. Anayasasının 125 nci maddesine göre, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasa’da belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin veya işlemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve zarar ile eylem veya işlem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. Bu şartlardan birinin yokluğu idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu nedenle ortada bir zarar yoksa veya meydana gelen zararın idari eylem ve işlemle ilgisi bulunmuyorsa, idari faaliyet zararın gerçek nedenini, illiyetini teşkil etmiyorsa, arada illiyet bağı mevcut değilse veya zarara yol açan eylem veya işlem idareye yüklenebilir nitelikte değilse, idarenin sorumluluğu ortadan kalkmaktadır.

Devlet adına kamu hizmetini yürüten davalı idarenin halin icaplarına ve ihtiyaca göre hizmeti devamlı ve istikrarlı bir şekilde topluma sunması ve bu hizmeti yürütürken hiç kimsenin zarara uğramamasını sağlamak amacıyla gerekli önlemleri alması zorunlu bulunmaktadır. Bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin göstergesidir. Davacının25.02.2010 tarihinde de askerliğe elverişsizlik kararı verilmesini gerektiren “Mitral tansiyon” rahatsızlığı olmasına rağmen askerlik şubesince askere sevk edildiği, 03.06.2010 tarihi itibariyle aynı rahatsızlık sebebiyle askerliğe elverişsiz olduğu kabul edilerek terhis edildiği, davalı idarece davacıya askerliğe elverişsiz olduğu halde 25.02.2010 tarihinden 03.06.2010 tarihine değin askerlik hizmeti yaptırıldığı bu itibarla davalı idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğunun kabulü ile davacının zararlarının davalı idarece karşılanması gerektiği kanaat ve sonucuna varılmıştır.

Maddi tazminat isteminde bulunan davacının maddi zararlarının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 07.03.2011 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 3.511 TL. maddi tazminat hakedişinin mevcut olduğu bildirilmiştir.

Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna taraflar itiraz etmemiş, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara, ilmi verilere uygun bulunduğundan, hesap bilirkişisi raporu doğrultusunda uygulama yapılmasına karar verilmiştir. Davacının olay nedeniyle duyduğu acı ve ıstırabı karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, davacının askerlik statüsü, paranın alım gücü ve işleyecek yasal faiz dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat verilmesine hükmedilmiştir. 

Açıklanan nedenlerle ;

1. Davacı….’a bilirkişi raporu uyarınca 3.511,00 TL. (ÜÇBİNBEŞ YÜZONBİR TÜRK LİRASI) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİNİN REDDİNE, 

2. Davacı ….’a takdiren 1.000,00 TL. (BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİNİN REDDİNE,

3. Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına davacının askere alındığı 25.02.2010 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %9 (YÜZDE DOKUZ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE, OYBİRLİĞİ ile karar verildi.

İdari eylemlerden doğan zararlarda tazminat süresiyle ilgili makalemiz için tıklayın.

Sıkça Sorulan Sorular

İdari davalar genellikle 1 ile 2 yıl arasında sonuçlanır. Ancak bilirkişi incelemesi ve istinaf süreciyle birlikte bu süre 3 yılı bulabilir.

Davayı kaybetmeniz durumunda, karşı tarafın (idarenin) avukatına maktu veya nispi vekalet ücreti ödersiniz. Ayrıca yargılama giderleri üzerinizde kalır.

Evet, açabilirsiniz. Ancak işlemin hukuka aykırılığı saptanmadan tazminata hükmedilmesi zor olduğu için genellikle iptal davasıyla bağlantılı açılması önerilir.

Manevi tazminat bir zenginleşme aracı değildir. Mahkeme; olayın ağırlığı, davacının duyduğu acı ve tarafların sosyal/ekonomik durumuna göre hakkaniyete uygun bir miktar belirler.

İlgili Kategoriler:

Arama Yapınınız..

Bilgehan UTKU

Av. Bilgehan UTKU

Av. Bilgehan Utku, Ankara Barosu’na kayıtlı; idare hukuku, memur hukuku, askeri hukuk ve boşanma hukuku başta olmak üzere hukuki destek sağlamaktadır. Haklarınızın korunması ve karmaşık hukuki süreçlerin yönetimi için profesyonel destek alın

Profili İncele

Okumaya Devam Et

Bizlere her türlü hukuki sorununuz için ulaşabilirsiniz.