Yanlış Tedavi (Doktor Hatası) Nedeniyle Tazminat Alınır mı?

Yanlış Tedavi (Doktor Hatası) Nedeniyle Tazminat Alınır mı?

30-09-2019
Yanlış Tedavi (Doktor Hatası) Nedeniyle Tazminat Alınır mı?

Yanlış Tedavi (Doktor Hatası) Nedeniyle Tazminat Alınır mı?

Malpraktis, hekim hatası ya da genel yaygın bilinen adıyla tıbbi uygulama hatası; kötü ifa olarak adlandırılmakla birlikte; bilgisizlik, deneyimsizlik veya ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi doktorluğun, hekimliğin kötü uygulanması olarak tanımlanmaktadır. Tıbbi uygulama hataları sebebiyle oluşabilecek zararların, kusuruyla zarara yol açan kişi tarafından karşılanması hukuk gereğidir. Nitekim tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için öncelikli olarak kusurlu bir davranışın bulunması ile birlikte bu kusurlu davranış sonucunda karşı tarafta bir zararın doğması gerekmektedir. Kusur ve zarar haricinde kusurlu davranış ile zarar arasında bir illiyet bağı yani sebep sonuç ilişkisinin varlığı da tazminat sorumluluğu için olmazsa olmaz unsurlardandır. Yine tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için bu kusurlu davranışın hukuka aykırı bir davranış da olması kaçınılmazdır. Bu sebeple tazminat sorumluluğunun; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil ile başkasına zarar veren kişi üzerinde bırakılması kanun gereğidir. İşte tıbbi uygulama hataları sonucunda oluşacak zararlardan sorumluluk da kendisini özel hukuk alanında tazminat olarak ortaya çıkartacaktır. Tıp hukukunda doktor hatalarından, hekimin sorumlu tutulabilmesi için yapılan müdahalenin kanuna aykırı olması gerektiği gibi müdahale sonucunda oluşacak ve ortaya çıkabilecek sonuçların da komplikasyon özelliği göstermemesi gerekmektedir. Nitekim komplikasyon; izin verilen risk olup, kusur bulunmaksızın oluşan öngörülemeyen öngörülse dahi önlenemeyen istenmeyen zararlı sonuçlardır. Öyleyse meydana gelen vakıada tıp hukukuna aykırılık meydana gelip gelmemesi zararlı sonuca sebebiyet veren olayın komplikasyon olup olmaması ile de ilişkilidir. Tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren doktor, hastasına hem teşhis hem tedavi hem de ameliyat sonrası gelişen komplikasyonlarda hastanın zarara uğramaması için gerekli önlemleri almak zorunda olup bu önlemleri almasına karşın sonuç meydana geldiyse bu durumda sorumluluğundan bahsedilemez. Malpraktis davalarında tazminat sonucuna ulaşılabilmesi için kusurun belirlenmesi durumu ve olayın içeriğinin uzmanlık gerektiren bir durum olması açılan davalarda dosyaların bilirkişiye gönderilerek rapor tanzim edilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple bu gibi davalarda bilirkişi raporu tazminata erişim için en temel noktalardan birisidir. Bilirkişi raporlarında davacıya uygulanan teşhis ve tedaviye yönelik iş ve işlemlerin nelerden ibaret olduğu olması gerekenler ile yapılanlar kıyaslanarak özellikle davacıda gelişen durumun komplikasyon mu yoksa hekim hatası mı olduğu hususu belirlenmeli, hekim hatası bulunduğu kanısına varıldığı takdirde aydınlatılmış onam formunda bu komplikasyona yer verilip verilmediğinin  araştırılması gerekmekle birlikte ve komplikasyon sonucunda komplikasyon yönetiminin tıbbi standartlara uygun olup olmadığı tespit edilmelidir. 

Doktor Hatası Sebebiyle Tazminat Davası Açılabilmesinin Koşulları Nelerdir?

Doktor hatası sebebiyle tazminat davası açılabilmesi için bazı hukuki durumların gerçekleşmesi zaruridir. Bunlara gelmeden önce ise belirtmekte fayda olduğunu düşündüğümüz bir hususun değerlendirilmesi gerekmektedir. Hukukumuzda tazminatın belirlenmesi yönteminde tazminat bedeli zarardan fazla olamayacaktır. Bu sebeple zarar miktarının belirlenmesi açılacak olan tazminat davalarında öncelikle üzerinde durulması gereken hususlardandır. Örneğin zarar 5 kalem ise mahkeme tarafından 7 kalem tazminata hükmedilmesi gibi bir durum mümkün değildir. Zira tazminat miktarı hiçbir zaman zenginleşme aracı olarak kullanılamaz ve zarardan fazla olamaz. Bu durumu belirttikten sonra tazminata hükmedilebilmesi için gerekli olan hususların dikkatlice analiz edilmesi konusuna gelinebilir. Nitekim tazminat, maddi tazminat ve manevi tazminat olarak ikiye ayrılmıştır. Maddi tazminat kişinin mal varlığında meydana gelen azalma olarak tanımlanabilir. Manevi tazminat ise kişinin yaşadıklarından dolayı acı elem keder çekmesi, manevi boyutta yaşam sevincini kaybetmesi durumudur. Bu durumda doktor hatası sebebiyle açılabilecek tazminat davaları maddi ve manevi tazminat davalarıdır. Maddi ve manevi kaybın giderilebilmesi için açılacak olan doktor hatası sebebiyle tazminat davalarında tazminata hükmedilebilmesi (haksız fiilden kaynaklı tazminat davaları) için hukuka aykırı bir fiilin bulunması, hukuka aykırıı fiil ile zararın meydana gelmesi, bu zararın meydana gelmesinde hastanenin ya da doktorun kusurunun bulunması ve bu kusurlu davranış sonucunda meydana gelen zarar ile kusurlu fiil arasında illiyet bağının bulunması şartır. Bu hususların bulunmaması durumunda haksız fiil nedeniyle açılan davalarda tazminata hükmedilemeyecek ve davanın reddi yoluna gidilebilinecektir. Bunun üstesinden gelmek için dava açmdan önce sayılan hususların gözden geçirilmesi, tıp hukuku alanında uzman bir kişinin bilgisine başvurulması sonuca ulaşmak amacıyla son derece önemlidir. Ayrıca unutulmamalıdır ki doktorun tazminat sorumluluğuna gidilebilmesi için haksız fiil yerine sözleşmesel sorumluluğuna da gidilebilmektedir. Burada bu ayrımın yapılabilmesi ve bu ayrım neticesinde kazançların ve ispat yükünün belirlenmesi bu davaların uzman bir kişi tarafından yönetilmesini gerektirdiği düşüncesindeyiz. Nitekim insan hayatı son derece kutsaldır ve yaşam hakkı Anayasal olarak da güvence altına alınmıştır. Bu sebeple bu hakkın ihlali durumunda ortaya çıkacak maddi ve manevi tazminatın ise kusurlu olan kişiden alınması kişinin en temel hakkıdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus hekimin ortalama bir hekimin göstermesi gereken dikkat ve özeni gösterip göstermediğinin ortaya çıkartılmasıdır. Ayrıca meydana gelen zararın hekim hatasından mı yoksa komplikasyon sonucu mu ortaya çıktığı da ayrıca tespit edilmesi gereken son derece önemli bir faktördür. Haksız fiil sorumluluğu ile sözleşmesel sorumluluktaki en büyük fark ise haksız fiil sorumluluğunda zararın ispatı davacıya aitken sözleşmesel sorumlulukta ispat yükünün davalıda yani tedaviyi gerçekleştiren doktorda oluşudur.

Tıbbi hata doktor hatası çeşitlerinin önceden sınırlı olarak sayılması mümkün değildir. Somut olayın uygulanmasına göre çeşitlilik gösterebilmektedir. Bu durumda doktor hatasına örnek verecek olursak; Teşhis hatası, tedavi hatası, yanlış taraf cerrahisi, vücutta yabancı madde unutulması, organizasyon kusuru, acil ünitelerinin yetersiz olması, yoğun bakım ünitelerinin yetersiz olmasına karşın ameliyat yapılması, Konsültasyon istenmemesi, Komplikasyon yönetiminin yapılamaması, Endikasyon şartı yokluğu, Enfeksiyon ve hijyen kurallarına uyulmaması, Komplikasyonun fark edilememesi, Hasta karıştırma, Hatalı laboratuvar tetkikleri sayılabilir.

Önemle belirtmemiz gerekir ki doktorun teşhiste başarılı olma zorunluluğu yoktur. Doktor, üzerine düşen vazifeyi ortalama bir doktorun göstermesi gereken özen ve dikkatle yerine getirmişse sorumluluğundan bahsedilemeyecektir. Zira tıpta bazı hastalıkların teşhisinin konulabilmesi gerçekten zor bir durumdur ve yine bazı hastalıkların semptomları birbirinden ayırt edilemeyecek kadar benzerdir. Doktor bu durumda kendisinden beklenen dikkat ve özen sayesinde teşhis koymuş ancak bu teşhiste yanılmış ise tazminat sorumluluğu doğmayacaktır. Çünkü doktor kendisinden beklenen özenin göstermiş ve tıp bilimininin gereklerini yerine getirmiştir. Bu yüzden her teşhis hatası malpraktis olarak, tıbbi hata olarak nitelendirilemeyecektir. Hekim, hastasına hem teşhis hem tedavi hem de ameliyat sonrası gelişen komplikasyonlarda hastanın zarara uğramaması için gerekli önlemleri almak zorunda olup, bu önlemleri aldığı halde sonuç meydana geldiyse bu durumda sorumluluğundan bahsedilemez. Bilirkişi raporlarında hastaya uygulanan iş ve işlemlerin neler olduğu, olması gerekenle yapılanlar kıyaslanmalı, özellikle hastada gelişen durumun komplikasyon mu yoksa hekim hatası mı olduğu hususu da açığa çıkartılarak, hekim hatası bulunduğu kanısına varıldığı taktirde sorumlu tutulmalı, komplikasyon olduğu kanısına varıldığı taktirde ise, aydınlatılmış onam formunda bu konuda bir detaya yer verilip verilmediği, gelişen komplikasyon ise komplikasyon yönetiminin de tıbbi standartlara uygun olup olmadığı tespit edilmelidir.

Tıp hukuku başlı başına uzmanlık gerektiren bir disiplindir. Zira hastaların başına gelen kusurlu veya ihmali davranışlarla ortaya çıkan ve zarara yol açan müdahalelerin giderilmesi, zararın karşılanması son derece önemli bir husustur. Bu durumun ise alanında uzman sağlık hukuku avukatı ile karşılanması ise sonuç alınması bakımından öncelikli hedeftir. Yanlış tedavi nendeniyle tazminatın belirlenebilmesi için hukuka uygun tıbbi müdahalenin şartlarının bilinmesi elzemdir. 

Doktor Hatası (malpraktis) Sebebiyle Maddi Tazminat Türleri Nelerdir?

Bedensel Zararlar nedeniyle maddi tazminat
Ölüm Nedeniyle maddi tazminat

Doktor Hatası (malpraktis) Sebebiyle Manevi Tazminat Davaları

Hakim bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. 

Doktor Hatası, Yanlış Tedavi Davalarında Görevli Mahkeme Neresidir?

Yanlış Tedavi (Malpraktis) Davalarında görevli mahkeme eğer dava özel hastanelere karşı açılacaksa, oluşan zararlar nedeniyle tesislerden kaynaklanan işletme kusurlarından ve yardımcı kişilerin eylemlerinden örneğin doktorların ve diğer sağlık personelinin kusurlarından dolayı özel hastanelere karşı açılacak davalarda Tüketici Mahkemesidir. Bu durumda Özel sağlık kuruluşlarını, muayenehanesinde hizmet veren bağımsız doktorların yanlış tedavi, malpraktis, doktor hatasından kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili davalarda görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise Kamu Hastanelerinde meydana gelen hizmet kusuru nedeniyle oluşan zararlara ilişkin açılacak tam yargı davalarıdır. Kamu hastanelerinde meydana gelen hizmet kusuru nedeniyle oluşan zararların tazmini için açılacak olan tam yargı davalarında görevli mahkeme İdare Mahkemesidir. Anlaşılacağı üzere kamu hastanelerinde meydana gelen hizmet kusurundan kaynaklı malpraktis, doktor hataları davaları idare mahkemesinde açılacaktır. Kamu hastanelerinde meydana gelen hizmet kusuru sebebiyle açılacak olan malpraktis, doktor hatası davalarında husumet kusurlu olan doktora karşı değil bilakis hizmeti veren devlet hastanesine yönlendirilecek ve davalı taraf, devlet hastanesi olacaktır. Önmeli bir husus davanın açılacağı görevli mahkemenin belirlenmesinde bu durumun kamu düzenine ilişkin olması durumudur. Mahkemeler, tarafların görevsizlik itirazı olmasa dahi re'sen yani kendiliğinden görevli olup olmadığını davanın her aşamasında incelemeye yetkilidir. Bu durumda malpraktis, doktor hatasından kaynaklı açılacak olan maddi ve manevi tazminat davalarında davanın açıldığı mahkeme görevli olup olmadığını davanın her aşamasında inceleyecek ve görevli olmadığı kanaatine vardığında görevsizlik kararı verecek ve bu durumda davacı davasını bu durumun kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içinde görevli mahkemeye yöneltecektir. Bu durum zaman kaybına neden olacağı gibi maddi bakımdan da olumsuzluklara yol açacaktır. İdare mahkemesinde açılacak bir yanlış tedavi nedeniyle tazminat davası, malpraktis, doktor hatası davası tüketici mahkemesinde açılmış ise tüketici mahkemesi görevsizlik kararı verdiğinde bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde görevli idare mahkemesinde dava açılması gerekecektir.

Doktor Hatası, Yanlış Tedavi Davalarında Yetkili Mahkeme Neresidir?

Doktor hatası nedeniyle açılacak olan maddi ve manevi tazminat davalarında yetkili mahkeme değişkenlik göstermektedir. Eğer doktor ile hasta arasında sözleşme ilişkisi varsa dava davalının yerleşim yerinde açılabileceği gibi sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. Eğer haksız fiilden ötürü maddi veya manevi tazminat davası açılacak ise dava haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde açılabileceği gibi zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yerde ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Malpraktis, doktor hatası ve tıbbi hata için ayrıca malpraktis doktor hatası tıbbi hata nedir adlı makalemize de bakabilirsiniz

Doktor Hatası, Yanlış Tedavi Davalarında Dava Açma Süresi (Zamanaşımı) Ne Kadardır?

Tedavi hatası, yanlış tedavi, malpraktis doktor hatası davalarında zamanaşımı süresi, Haksız fiilden kaynaklı davalarda zamanaşımı süresi; zarar görenin zararı ve tazminat yükümlülüğünü öğrendiği tarihten itibaren başlayarak 2 yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Haksız fiil yani hekimin eylemi suç niteliğinde ise Ceza Kanununda yer alan uzamış zamanaşımı süreleri uygulanır. Ceza davası zamanaşımı sürelerinin belirlenmesinde mahkemece hükmedilecek ceza değil, ilgili suçu düzenleyen maddedeki cezanın üst sınırı esas alınır. Örneğin doktorun taksirli davranışıyla hastanın ölümüne sebep olması halinde zamanaşımı süresi 15 yıldır. Doktor ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesinden kaynaklanmış ise doktora karşı açılacak davada zamanaşımı süresi vekalet ilişkisinden doğan davalardaki zamanaşımı süresi olacağından 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Hasta kabul sözleşmesine göre açılacak davalarda zamanaşımı süresi ise Yargıtaya göre 5 yıldır. Eğer doktor ile hasta arasındaki sözleşmesel ilişki vekalet sözleşmesine değil de eser sözleşmesine dayanıyorsa bu durumda dava 5 yıllık zamanaşımına tabidir.

Yanlış Tedavi, Doktor Hatası Tazminat Davaları Emsal Kararlar

"Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 13.12.2006 tarihinde davalı hastanede burun ameliyatı olduğunu, ameliyat sırasında kullanılan koter cihazının yanlış kullanılması sonucunda bacağında derin yanıklar oluştuğunu, 2.03.2007 tarihinde yaranın iyileşmemesi üzerine yeniden ameliyat olduğunu, ameliyatla doku transferi yapıldığı için kalıcı iz kaldığını, sinirlerinin tahrip edilmesi sonucu bacağının bu kısımlarını eskisi gibi hissedemediğini, maddi ve manevi yönden zarara uğradığını ileri sürerek fazlası saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi ve 45.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini dilemiştir.
Davalı hastane, dava konusu ameliyat sırasında kullanılan koter cihazının halen kullanıldığını, aletin kullanımının hekimin sorumluluğu altında olduğunu, davanın müdahaleyi yapan hekime karşı açılması gerektiğini ileri sürerek husumetten ve esastan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu ile Üniversite Tıp Fakültelerinden alınan raporlar esas alınarak, yapılan işlemde doktor hatası ve özensiz davranışı bulunmadığı, yapılması gereken ile yapılanın uyumlu olduğu anlaşıldığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak davanın kısmen kabulü ile, 1.500.00 TL. Maddi 6.000.00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline, karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Medeni Kanun'un 4.maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Dava konusu olayın gelişimi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve özellikle davacının vücudunda 3.dereceden yanık meydana gelmesi karşısında, mahkemece takdir edilip hükmedilen manevi tazminat oranı davacının geçirdiği tehlike ve sıkıntıya nazaran çok düşük kalmıştır.
O halde az yukarıda bahsedilen ilkeler çerçevesinde, somut olaya uygun bir miktar tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2019/2161 E., 2019/7143 K."

"Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalı ... avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, 12/09/2011 tarihinde sol ayak tabanında ve eklemlerindeki şidetli ağrılar sebebiyle fizik tedavi uzmanı davalı Dr. ...'a muayene olduğunu, muayene sonrası eklem yerlerinde kireçlenme ve taban düşmesi olduğunun tespit edildiğini, davalının kireçlenme için ilaç yazdığını, taban düşmesi içinse tabanlık ve fizik tedavi uygulanmasını önerdiğini, ancak sağlık personeli davalı ... tarafından yapılan fizik tedavi uygulaması sonrasında topuğunun yandığını, bundan sonra bir ay boyunca iki günde bir topuğundaki yanıktan dolayı su toplayan alanların kesilerek yeni deri oluşumunun beklendiğini, ancak bir ayın sonunda açılan yara yerlerinin kabuk bağlayıp siyahlaşmaya başladığını, bunun üzerine 20/10/2011 tarihinde kasığından alının deri parçasının topuğuna yamalandığını (doku grefti), ameliyattan sonra 20 gün post-op tedavinin sürdüğünü, en son 10/01/2012 tarihinde bir başka klinikte yapılan muayenesinde 6 ay daha ayağının üstüne basmaması gerektiğinin belirtildiğini, hatalı tıbbı uygulama öncesinde bir şirkette grafiker asistanı olarak çalıştığını, olaydan sonra işe taksiyle gidip gelmek zorunda kaldığını, taksi ücretlerinin başlangıçta hastane tarafından karşılandığını sonrasında karşılanmadığını, ayrıca olay nedeniyle çalışmalarının sekteye uğradığını ve sorumluluğunda bulunan markaların başkalarına verildiğini ve bu şekilde grafiker kadrosuna yükselemediğini, kariyerinin etkilendiğini, ve kazanç kaybının olduğunu, davalı doktorun yanlış tedavi önerdiği için davalı ...'in ise tedaviyi hatalı uyguladığı için sorumlu olduğunu, hastanenin ise istihdam edenini sorumluluğu kapsamında sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek şimdilik yapılan harcamalar karşılığı 2.500,00 TL maddi tazminatın çektiği acıların karşılığı olarak da 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan mütesilsilen ve müştereken tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, daha sonradan maddi tazminat talebini ıslah ederek 3.857,95 TL 'ye yükseltmiştir.
Davalılar, kusurlarının olmadığını, kendi yükümlülüklerini yerine getirdiklerini, davacı hastanın acıyı zamanında bildirmediği için topuğunun yandığını belirterek davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 1.638,00 TL maddi 3.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birilikte davalılardan müteselsilen ve müştereken tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, tıbbi malpraktis nedeniyle açılan maddi manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı, dava dilekçesinde hatalı uygulama sonucu topuğunda oluşan yanık sebebiyle işine taksi tutarak gidip gelmek zorunda kaldığını, ayrıca çalışmalarının sekteye uğraması nedeniyle grafiker asistanlığından grafiker kadrosuna yükselemediğinden kazanç kaybına uğradığını ileri sürerek 2.500,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, 06/03/2015 tarihli zararlarını kalem kalem (2.067,00 TL taksi masrafı, 152,95 TL ortapedik tabanlık bedeli, 138,00 TL pharmaozom serum bedeli, 1.500,00 TL yardımcı bedeli, 20.960,00 TL kazanç kaybı, 2.580,00 TL ikramiye kaybı) açıkladığı dilekçesinin ardından talebini ıslah ile 3.857,95 TL'ye yükseltmiştir. Mahkemece, davacının maaşlarının ödenmiş olması sebebiyle iş gücü kaybı tazminatı talep edemeyeceği, ancak davalıların, bilirkişinin hesapladığı tedavi giderlerinden sorumlu oldukları belirtilerek maddi tazminat talebinin kısmen (1.638,00 TL) kabulüne karar verilmişse de dosyadaki 03/03/2016 tarihli adli tıp uzmanı Dr....tarafından düzenlenmiş raporda yalnızca, tabanlık zorunluluğunun yanıkla ilgili olmadığı, dosyadaki belgelere göre SGK tarafından karşılanmayan toplam tedavi giderinin 2 adet pharmaozon serum masrafı olan 138,00 TL olduğu belirtilmiş olup, kararda belirlenen miktarın nasıl tespit edildiği açık değildir. Mahkemece, öncelikle davacıya maddi tazminat talebinin konusunu oluşturan zarar kalemleri (konusu, miktarı, ilgili olduğu dönemi vb. yönlerden) tahkikata elverişli olacak şekilde açıklattırılması, ardından tarafların dayandığı ve süresinde ibraz ettiği yahut ilgili yerden celbi için gerekli bilgiyi verdiği delillerine istinaden varsa zararının tespiti amacıyla konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2-Öte yandan somut olayın oluş şekli ve dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinde takdir edilen manevi tazminat miktarı da düşüktür. Manevi tazminatın makul miktarda arttırılarak hüküm verilmesi gerekirken belirlenen şekilde hüküm kurulması isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
3-Bozma sebebine göre davalı ...'in temyiz itirazlarının incelenmesine şu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/27901 E., 2019/5767 K."

"Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat . . . ile davalılar Doktor ... ....ve diğerleri vekili avukat ...'ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, on beş aylık bebeklerinin cinsel organının şişmesi üzerine istanbul üniversitesi tıp fakültesine başvurduklarını, sünnet derisinin dar olması nedeniyle enfeksiyon geliştiği ve sünnet edilmesi gerektiğinin söylendiğini, davalı hastaneye başvurarak davalı hastanede sünnet olduğunu, sünnet operasyonu sırasında gerekli özenin ve tıbbi uygulamaların yapılmaması nedeniyle bebeğin vefat ettiğini ileri sürerek: her bir davacı için 1.000 Tl üzerinden 2.000 TL maddi ve 300.000 TL manevi tazminatın davalılardan ölüm tarihinden itibaren avans faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalılar, hastaya uygulanan tedavide bir kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş,hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davacıların bebeğine yapılan sünnet operasyonu sırasında verilen anestezik ilaçlar nedeniyle meydana gelen allerji sonucu davalıların gerekli özen ve ihtimamı göstermemeleri nedeniyle vefat ettiği iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemine yöneliktir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle vekil konumunda olan ve çocuğun tedavisini yapan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Davacı tarafından yapılan şikayet üzerine İstanbul Tabib odası tarafından gerçekleştirilen soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Anabilim dalı başkanlığı öğretim üyesi .. . . tarafından düzenlenen 01.11.2011 tarihli bilirkişi raporunda, operasyon sırasında gerçekleşen sorunun nedeninin tam olarak anlaşılamadığı, hastada sorun geliştiği andan itibaren uygulanan hareket tarzı genel anlamda doğru olmakla birlikte hastada oluşan kardiyopulmoner arrest olgusunun ameliyathane koşullarında gerçekleşmesi nedeniyle hastanın izlenmesi ve yapay solunum uygulanmasının mümkün olduğu, bu ortamda hastanın daha stabil hale gelmesini bekleyerek bir başka hastaneye sevkinin sağlanması gerektiği,tarif edilen klinik tabloda zamanlamanın uygun olmadığı,ancak eldeki verilerin yasanan olayın kesin nedenine ulaşmak ve malpraktis olarak adlandırmak için yeterli olmadığı rapor edilmiştir. Dava konusu davacıların çocuğuna uygulanan sünnet operasyonu sonrasında hastanın vefatı nedeniyle yapılan savcılık soruşturması kapsamında ölüm sebebinin araştırılmasına dönük olarak hazırlanan Adli tıp kurumu 1. İhtisas dairesinin 01.08.2012 tarihli raporunda bebeğin yapılan otopsisinde trakea mukozası ve epiglotun ödemli olduğunun tespit edildiği,bunun bebeğin ölümünün anestezi amacıyla kullanılan Jetokaine karşı oluşan allerjik reaksiyon sonucu gerçekleştiğini gösterdiği tespit edilmiştir. Mahkemece Adli tıp 1. ihtisas kurulundan alınan 12.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda hasatının ölümünün lokal anestezi amacıyla kullanılan jetokaine karşı oluşan allerjik reaksiyon sonucu gerçekleştiği, bebekte sünnet endikasyonunun uygun olduğu,sünnette anestezi amacıyla uygulanan jetokainin uygun bir lokal anestezik madde olduğu, oluşan allerjik reaksiyonun öngörülemez ve önlemez bir durum olduğu, klinik bulguların ortaya çıkmasından sonra gerekli tedavinin yapıldığı ve muayene ve tedaviye katılan hekimlerin bir kusurunun bulunmadığı rapor edilmiştir. Dava konusu bebeğin ölümüne ilişkin olgunun Uluslararası katılımlı 9. Anadolu Adli bilimler kongresinde yapılan sunumunda ölümün lidokain etken maddesine bağlı gerçekleştiği,bu ilacın kullanımı sırasında mutlaka kardiyopulmoner resüsitasyon ekipmanlarının bulundurulması gerektiği tespitine yer verilmiştir. Allerjiye sebeb olan ilacın dosyaya sunulan prospektüsünde, lidokain içermesi nedeniyle amid türü lokal anesteziklere karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda ve epinefrin içermesi nedeniyle penis anestezisinde kullanılmaması gerektiğine dair uyarıların yeraldığı görülmüştür. Dosya kapsamı itibariyle, davacıların bebeğinin davalı sağlık kuruluşunda diğer davalılar tarafından uygulanan tedavi kapsamında gerçekleştirilen sünnet operasyonu sırasında kullanılan anestezik Jetokain isimli ilaca karşı oluşan allerjik reaksiyon sonucu vefat ettiği,bu hususun dosyada mevcut otopsi raporuna dayalı olarak hazırlanan adli tıp raporu ile tespit edildiği, Mahkemece alınan adli tıp bilirkişi raporunda bebekte anestezik ilaca karşı meydana gelen allerjinin öngörülemez ve önlemez nitelikte olduğu tespitine yer verilmiş ise de, jetokain isimli ilacın prospektüsünde amid türü lokal anesteziklere karşı aşırı duyarlılığı olduğu bilinen hastalarda ve epinefrin içermesi nedeniyle penis anestezisinde kullanılmaması gerektiğine dair uyarıların yeraldığı bu kapsamda bebeğin allerjisinin olup olmadığına dair davalılarca sünnet operasyonu öncesi bir allerji testi veya başkaca bir tıbbi araştırma yapıldığına dair dosyada herhangi bir tespitin bulunmadığı, ayrıca bebekte meydana gelen allerjik reaksiyon sonrasında yapılması gerekli tıbbi müdahaleye ilişkin olarak adli bilimler kongresi sunumunda vurgu yapılan kardiyopulmoner resüsitasyon ekipmanlarının davalı sağlık kuruluşunda bulunup bulunmadığı ve bu ekipmanların kullanılıp kullanılmadığı, hastanın bir başka sağlık kuruluşuna sevkinin uygun zaman ve koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğine dair yeterli bir bilirkişi incelemesi bulunmadığı, karara esas alınan adli tıp raporunun denetime imkan verir nitelikte gerekçelendirilmediği ve karara esas alınamayacağı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca bu rapora itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacılar yararına BOZULMASINA Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/17432 E., 2015/8358 K."

"Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, F.. U..'ın doğum yapmak üzere 18.04.2012 günü Malatya Sıtmapınarı Ö..G.. Hastanesine yatırılmış olup 19.04.2012 günü davalı kadın doğum uzmanı N.. D..'ın yaptığı sezaryen ameliyatı sonucunda bir kız bebeği dünyaya getirdiğini, ameliyat sonrası takip ve gözleminin yapılmadığını, tuvalet ihtiyacını gideremediği hususunun dikkate alınamadığını, bu yönde herhangi bir soru sorulmadığı gibi bu durumun anormal olup olmadığı hususunda herhangi bir bilgi de verilmediğini, doğumdan bir gün sonra N.. D..'ın ve başhekimin bilgisi dahilinde Ö.. G.. hastanesinden taburcu edilerek evine gönderildiğini, ertesi gün dayanılmaz karın ağrıları ve karnında oluşan şişlik nedeniyle D.. Devlet Hastanesi acil servisine müracaat etmiş olup oradaki doktorlar tarafından bazı tetkikler yapılıp ağırının biraz miktar azaltılması sağlandıktan sonra tekrar eve gönderildiğini, ancak ağrıların devam etmesi üzerine tekrar D.. devlet hastanesi doktoru tarafından ambulansla Malatya devlet hastanesine sevk ettiğini, eşinin durumu doğumu gerçekleştiren N.. D.. isimli doktora telefonla bildirdiğini ve aynı gün Malatya Ö.. G.. hastanesine intikal edildiğini, burada muayene eden Genel cerrahi uzmanı davalı doktor E.. B..'nun bağırsağın delindiğini ve bağırsak içeriğinin karın boşluğuna sızdığını belirterek hastayı başka bir sağlık kuruluşuna sevk etmeyerek doğrudan ameliyata aldığını, ameliyat öncesindeki ağrılarının ameliyat sonrasında da devam ettiğini, bunun sonrasında ...Merkezi Genel Cerrahi yoğun bakım servisine ambulansla gönderildiğini, burada yapılan muayenede karnının içinde yeni kirlilik bulunduğunu ve bu nedenle acilen 3. kez ameliyat olması gerektiğini, hayati tehlikesinin bulunduğunu, karın boşluğundan çıkartılan bağırsakların ameliyat edilen bölümünün bir alet içerisinde vücudunun dışında bulunmakta olup bağırsak içeriğinin deşarjının da bu kutu yardımıyla 
sağlandığını, vücut dışındaki bağırsakların tekrar vücudunun içerisine alınması için Ö.. ... 2 kez ameliyat edildiğini, bu olaylar nedeniyle sürekli olarak ölüm korkusu yaşadıklarını, bebeğini bir kez bile emziremediğini, davalı N.. D..'ın bağırsak zedelenmesine sebebiyet vermesi, davalı E.. B.. ile ...Hastanesini işleten şirketin hastanenin yoğun bakımı servisi olmamasına rağmen ameliyat etmesi nedeniyle kusurlu olduklarını, davalılar hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik ve meslekte ihmal neticesinde yaralamaya sebebiyet vermek suçu nedeniyle Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/13003 Sor. Sayılı şikayetinin yapıldığını ve soruşturmanın halen devam ettiğini, davacıların tümünün çektiği üzüntü ve korkular nedeniyle manevi tazminat istemlerinin haklı olduğunu ileri sürerek davacılardan F.. U.. için 100.000,00 TL, Y.. U.. için 40.000,00 TL, diğer davacılar Merve, Esra, A.. İ.. ve G.. U. için ayrı ayrı 15.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 19.04.2013 tarihinden itibaren faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı E.. B.. davaya cevap vermemiş, diğer davalılar kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir. Dava, doktor ve hastası arasındaki vekalet sözleşmesinden doğan manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacılar sezaryen ameliyatı sonrasında oluşan rahatsızlığın komplikasyon değil malpraktis teşkil ettiğini ve davalıların kusurlu olmakla manevi zararlarını tazminle mükellef olduğunu ileri sürmüş, davalılar ise bu neticenin sezaryen ameliyatının olağan risklerinden olduğunu savunmuştur. Mahkemece savcılık soruşturması nezdinde alınan Adli Tıp Raporunun davalılara kusur atfetmeyen mütalaasına dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir. Borçlar Kanunu’nun vekâlet akdini düzenleyen 502 ve devamı maddeleri uyarınca davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.Vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır.Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup,en hafif kusurunda bile sorumludur. (TBK.nun 395 ve 396. md.) O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm Şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir.Gereken özeni göstermeyen vekil, TBK.nun 510/1. maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Önemli bir diğer düzenleme de Avrupa Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşme 9.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler.” Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve 2014/19545-22576 standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir.Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir.Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Somut olayda davacı F.. U..'ın sezaryen ameliyatı sırasında bağırsağının delindiği ve devamında birden çok kez ameliyat olduğu sabittir. Mahkemece salt ceza soruşturmasında alınan raporla yetinilmeyerek, yukarıdaki açıklamalar ışığında üniversitelerden seçilecek uzman hekimler eliyle taraf itirazlarının karşılar, denetime açık, her türlü şüpheden uzak sonuca varır mahiyette rapor alınması ve neticesine göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/10131 E., 2014/34506 K."

"Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalılar ... ve ... aleyhine 30/01/2014 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 18/02/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, tedavi hatası nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazminine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; karar; davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, davacıya, davalı tarafından prostat tanısı konularak Yeditepe Üniversitesi Hastanesinde ameliyat edildiğini, davacının riskler konusunda yeterince aydınlatılmadığını, ameliyattan sonra şikayetlerinin de geçmediğini, hatalı tedavi nedeniyle aksine arttığını belirterek, uğranılan manevi zararının giderilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapor, tanık beyanları, hastane kayıtları dikkate alınarak, davalı tarafından davacıya uygulanan tedavi ve uygulamaların tıp kurallarına uygun olduğu, davalının özen yükümlülüğüne uygun davrandığı, davacıya gerekli bilgilendirmelerin yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/3, 129/5, 657 Sy. K. 13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır. Davaya konu edilen olayda;... Üniversitesi Hastanesinde doktor olarak görev yapan davalının, görevi sırasında ve görevinden dolayı davacıyı zarara uğrattığı ileri sürülmektedir. Anayasa’nın 129/5 maddesi uyarınca davalı doktor kamu görevlisi olup; doğrudan kendisine karşı dava açılması mümkün değildir. Davanın idari yargı yerinde ve idareye karşı açılması gerekir. Şu durumda davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2019/1248 E., 2019/3464 K"

"Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, muris...'un davalı hastanede 27/12/2010-05/01/2012 tarihleri arasında, davalı hastanede bulunan ... isimli cihazın kullanılması suretiyle ve toplam 6 seanslık bir kanser terapisi hizmeti aldığını, bu 6 kürden oluşan kanser terapisinin uygulanmasında kullanılmış olan "..." isimli cihazın yaratmış olduğu manyetik ya da benzeri bir etkiden dolayı kalbinde takılı olan ICD (kalp pili) cihazının, her bir kür sırasında ve bazı kürler sırasında birden fazla olmak üzere şoklama yaparak murisin kalp krizi geçirmesine sebep olduğunu, murisin kalp cihazı kullandığını davalı hastaneye ilgili terapi hizmetini almadan önce yazılı olarak belirttiğini, üstelik terapi yapılırken görüntüleme cihazında da söz konusu cihazın varlığının doktorlar tarafından açık şekilde tespit edildiğini, murisin bu elem verici hadiseyi davalı hastanedeki kanser terapi kürleri bittikten hemen sonra, nefes darlığı şikayetiyle başvurduğu ... Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesinde kalbinde takılı olan ICD cihazını kontrol ettirdiğinde, kanser terapisi sırasında geçirdiği kalp krizlerini öğrendiğini, ICD cihazının hafızasında kayıtlı olan kriz zamanlarının da yazılı olarak tespit edildiğini, murisin defalarca geçirdiği kalp krizi nedeniyle kendisine takılı olan ICD cihazının bataryasının boşaldığını ve kanındaki pıhtılaşma oranının hayati tehlike yaratacak seviyede arttığını, bu sebeple ... Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesinde müşahade altında tutularak yatırıldığını ve söz konusu kandaki pıhtılaşmayı önlemesi için verilen ilaçlar nedeniyle acil olarak başvurduğu Özel ... Sağlık Merkezi Hastanesinde beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiğini, davalı hastanece uygulanan toplam 6 seanslık kanser terapilerinin en azından bir tanesi sırasında söz konusu tıbbi durumun objektif olarak farkına varılması gerekirken söz konusu tıbbi durumun farkına varılmadığını, murisin yaşadığı her bir kalp krizinin ayrı ayrı ele alınarak, yaşadığı elem ve acının değerlendirilmesi suretiyle, kalp krizlerinin tamamı için takdir edilecek tazminat sorumluluğunun bu çerçevede takdir edilmesini, davalı hastanenin ve davalı doktorun durumu farketmesi ve gerekli önlemleri alması gerekirken, tespiti hiç de zor olmayan bu durumun devam etmesine seyirci kalarak murisin her bir kür sırasında kalp krizi geçirmesine sebebiyet verdiklerini ileri sürerek, davalılardan maddi manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, açılan davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davacıların murisinin davalı hastanede yapılan kanser tedavisinde kalp pilinin zarar görmesiyle oluşan komplikasyonlar nedeniyle murisin vefat ettiği iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Mahkemece, dosyaya, 06.03.2014 tarihli, ... Tıp Fakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan temin edilen, ... Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri ...'nın hazırladıkları heyet raporu ve yine Prof.Dr....'nın hazırladıkları 22.09.2014 tarihli ek rapor kazandırılmış; alınan bu raporlara dayanılmak suretiyle hüküm tesis edilmiştir. Anılan kök raporda, sonuç olarak; "1- ICD cihazı bir tür kalp pili olmakla birlikte, klasik kalp pilinden değerlendirme bölümünde belirtildiği üzere şekilsel ve işlevsel farklılıkları bulunduğu, 2- Değerlendirme bölümünde açıklandığı gibi, hastada mevcut ICD cihazının, lineer hızlandırıcıya nasıl cevap vereceği ve zarar görüp görmeyeceği hususlarında yeterli veri bulunmamakla birlikte; lineer hızlandırıcı(radyoterapi) seanslarıyla, ICD'nin pik yaptığı tarih ve saatin aynı zaman aralığında olması nedeniyle, cihazın radyoterapi seanslarından etkilendiğinin kabulü gerekeceği, 3- Lineer hızlandırıcı seansları sonrası, hasta hemen kardiyoloji kontrolüne gitmediğinden ve radyoterapiden yaklaşık 16 gün sonra yapılan başvuruda da herhangi bir kalp kası hasarı saptanmadığından, radyoterapi seanslarından etkilendiği görülen ICD cihazının, ölenin kalbine zarar verdiğinin adli tıbbi delilleri bulunmadığı, 4- Ancak, Lineer hızlandırıcı işleminin ICD cihazını etkileme potansiyeli bilindiğinden, Lineer hızlandırıcı seansları öncesinde ICD firma yetkilisinin çağırılmamış ve işlem öncesi ve sonrasında kardiyoloji konsültasyonu istenilmemiş olmasının eksiklik olduğu, 5- Ölenin 2006 yılından beri atrial fibrilasyonu olduğunun kayıtlı olduğu, bu nedenle Dr. ... Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 31.01.2011 tarihinde atrial fibrilasyon ve intraatrial trombüs tanısı konulup, antikoagülan tedavi düzenlenmesinin; lineer hızlandırıcı uygulamasının bir sonucu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, 6- Değerlendirme bölümünde aktarıldığı gibi ...'a uygulanan antikoagülan tedavi protokolünün tıp kurallarına uygun olduğu, 7- ...'da ortaya çıkan beyin kanamasının antikoagülan tedaviyle ilişkisinin bulunduğu ancak, bu durumun komplikasyon olduğu cihetle tıbbi malpraktis kavramı çerçevesinde izin verilen risk kapsamında değerlendirileceği, 8- ...'un son başvurduğu hastanede bu komplikasyonun yönetiminde bilimsel standartlara uygun davranıldığı kanaatine varılmıştır." değerlendirilmesi yapılmış; ek raporda ise sonuç olarak; "1- Tarafımızdan hazırlanan önceki raporda belirtildiği gibi, hastada mevcut ICD cihazının, lineer hızlandırıcıya nasıl cevap vereceği ve zarar görüp görmeyeceği hususlarında yeterli veri bulunmamakla birlikte; lineer hızlandırıcı(radyoterapi) seanslarıyla, ICD'nin pik yaptığı tarih ve saatin aynı zaman aralığında olması nedeniyle, cihazın radyoterapi seanslarından etkilendiğinin kabulü gerekeceği, bu etkilenimin cihazda ya da kalpte hasara yol açtığının adli tıbbi delillerinin bulunmadığı, 2- Önceki raporda belirtildiği gibi, ölenin 2006 yılından beri atrial fıbrilasyonu olduğunun kayıtlı olduğu, bu nedenle Dr. ... Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 31.01.2011 tarihinde atrial fibrilasyon ve intraatrial trombüs tanısı konulup, antikoagülan tedavi düzenlenmesinin; lineer hızlandırıcı uygulamasının bir sonucu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira atrial fıbrilasyonun da tek başına trombüs oluşmasına neden olabileceği, 3- Daha önce belirtildiği gibi, Lineer hızlandırıcı işleminin ICD cihazını etkileme potansiyeli bilindiğinden, Lineer hızlandırıcı seansları öncesinde ICD firma yetkilisinin çağırılmamış ve işlem öncesi ve sonrasında kardiyoloji konsültasyonu istenilmemiş olmasının eksiklik olduğu, bu eksikliğin kusur olarak düşünülebileceği, ancak bu kusurun bir zarara yol açtığının adli tıbbi delilleri saptanmadığı, 4- Bu nedenle sorulduğu üzere, ölüm ile Lineer hızlandırıcı kullanımı arasında illiyet bağı kurulamayacağı, kanaatine varılmıştır." değerlendirilmesi yapılmıştır. Dosyaya kazandırılmış bulunan, anılan raporlar incelendiğinde, hükme esas alınacak açıklık ve yeterlilikte olmadığı, taraf iddialarını yeteri kadar aydınlatmadığı, raporların ilgili ihtisasın uzmanları tarafından değil, adli tıp uzmanları tarafından hazırlandığı anlaşılmakla, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların, özellikle kardiyoloji ve kanser hastalıkları uzmanının da içinde bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, taraf iddiaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, dava konusu olayda davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/27853 E., 2018/6133 K."

"Davacı vekili, müvekkilinin ..... tarihinde davalı hastanede meme küçültme ameliyatı olduğunu, 25.10.2007 tarihinde taburcu edildiğini, birkaç gün sonra meme başında renk değişimi ve koku gelmesi üzerine, doktora başvurduğunu, davalı ...'ın kendisini muayene edip her şeyin yolunda olduğunu söylediğini, 6 gün geçmesine rağmen meme ucundan gelen kokunun dayanılmaz hal aldığını ve renginin siyahlaşması üzerine .... tarihinde 2. kez ameliyata alındığını ve ameliyat sırasında meme ucunun çürüdüğü, içeriye yayılmaması için alınması gerektiği, ilk ameliyatta bazı gelişmelerin ters gitmesi nedeniyle meme ucunda kan dolaşımının olmadığı, çürümenin bundan kaynaklandığı, hatanın kendilerinde olduğunu, bu ameliyat sonrasında davacının sol memesinde his kalmadığını ve çürüme içeriye de yayıldığından meme içine de müdahale edilmesi nedeniyle memede küçülme meydana geldiğini, ameliyatın başarısız olduğunu, kasıktan alınan parçayı meme zeminine koyacaklarını bildirerek tekrar ameliyat günü verdiğini, 2008 yılı Ocak ayında yapılan bu operasyonun sonuç vermediğini ve meme zemini oluşturulamadığını, daha sonraki günlerde yapılan müdahaleden de sonuç alınamadığını, bir kez daha yapılan operasyonda ise, davalı doktorun alınan parçayı yere düşürüp üzerine bastığını, bu nedenle yeniden parça alınarak zemin oluşturulduğunu, bu kez de meme zeminin renk değişimi için totonaj işlemi yapılması gerektiğini, masrafların kendileri tarafından karşılayacağını söyleyerek ....Hastanesi'ne yönlendirdiğini, bu işlemin geçici olup, 5-7 yıllık aralıklarla tekrarlanması gerektiğini, hatalı ameliyat nedeniyle 2007 yılında başlayan tedavisinin halen devam etmekte olduğunu, davacının sol memesinin diğerinden küçük kaldığını, meme ucunun bulunmadığını, hastaneye ödenen 4.500,00 TL ile 500,00 TL ilaç masrafı, 500,00 TL yol masrafı, her 5-7 yılda yapılması gereken tatuaj masrafı için 3.000,00 TL maddi tazminat olmak üzere 5.500,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini dilemiş, bozma ilâmından sonra da dava değerini 10.000,00 TL olarak açıklayarak noksan harcı tamamlamıştır. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davacının ameliyat öncesi ve sonrası yapacaklarını söylendiği ve aydınlatma görevinin yerine getirildiğini, davacıya ameliyat sonrasında kullanması gereken sporcu sütyenini yanında getirmesi gerektiğinin bildirildiği ve sigara içme öyküsü bulunması nedeniye sigara içmemesi ve içilen ortamlardan uzak durması gerektiğinin bildirilmesine rağmen hastanın ameliyat sonrası kontrole geç geldiği gibi, 6 ay boyunca kullanması gereken sporcu sütyeninin yerine sentetik kumaştan oluşan bir sütyenle geldiğini, anılan balenli dar sütyeni sekiz saat boyunca kullandığını, bu nedenle iki memesinde de komprese olduğunu, hastanın iskemi repervüzyon hasarının kalıcı olması olasılığı için gerekli olan 6 saatlik iskemi süresinin aşıldığını, yapılan muayene sonucunda davacının sol meme başında kapilatire azlığı gözlendiğini, dar sütyenin çıkartılarak takibe alındığını, tedaviye uymadığı verilen ilaçları almadığı anlaşıldığından tedavisine hastane koşullarında damar yolu açılarak sabah akşam antibiyotik ve ... kesici tedavisi uygulandığını, davacının isteği üzerine 2008 yılının ocak ayında tedaviye başlandığını ve meme başı bölgesindeki deri kazınarak greft ile tekrar oranımına karar verildiğini, greft seçeneği için hastanın sezeryan yara izlerinden faydalanıldığını, ancak davacının verilen talimatlara uymaması kontrollere düzensiz gelmesi ve sigara kullanması nedeniyle iki kez greft konulmak zorunda kaldığını, yere düşen greftin hastaya kullanılmayıp yeni dönor alındığını, greft tuttuktan sonra meme ucunun oluştulmasının planlandığını, ilk olarak kalıcı dolgu yöntemini denendiğini, dolgunun yetersiz kalması üzerine iki kez flep cerrahi yönteminin de denendiğini, ancak istenilen yükseltinin yakalanamaması üzerine delay flep ile onarımının altı ay sonra yapılmasına karar verildiğini, davacının bu süre dolmadan davayıaçtığını, kendi kusurlu davranışları sonucu komplikasyon olarak çıkan sonuçtan sorumlu olmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.Davalı hastane işleticisi vekili ise, davacının kendi kusurlu davranışları sonucu gelişen komplikasyonlardan sorumlu olmadıklarını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ... Kurumu 3. İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 02.03.2012 tarihli raporunda meme küçültme operasyonladrından sonra meydana gelen meme ucu nekrozunun bu ameliyatın beklenir bir komplikasyonu olduğu, bunun sebebinin kişinin bünyesel faktörleri, sigara kullanımı, olması gerekenden daha dar sütyen kullanımı gibi bir çok faktöre bağlı olabileceği, bunlardan birinin tek başına etkisinin olup olmayacağının ayırımının yapılamayacağını ve nekroze meme ucunun yerine tatuaj yapılabileceği ve her tatuaj gibi bunun da belli sürelerle yenilenmeye ihtiyaç duyabileceği gözönüne alındığında davalı doktor ve hastaneye atfı kabil kusur bulunmadığı, raporda davacıya uygulanan tedavide hekim kusurunda bahsedilmediği, hekim ile doktor arasındaki ilişkinin vekâlet aktinden ibaret olup, davalılarınsorumluluğundan sözedilemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz olunmuştur. Mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme ve alınan ... Raporlarının hüküm tesisine elverişli olduğundan sözedilemez. Davacı memelerinde oluşan iltihap ve sivilceler için davalı hastaneye başvurduğunu, davalıuzman doktorun rahatsızlıkların büyük memeden kaynaklandığın, küçültülürse bu rahatsızlıkların kalmayacağı ve böylelikle ölü hücrelerin de temizleneceğini belirteret ameliyata razı olduğunu açıklamıştır. Yine dosya içerisinde mevcut bulunan 05.11.2007 tarihli standart bakım planında da davacıya yapılan operasyonun meme küçültme operasyonu olduğu anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta maddi gerçeğin ortaya çıkması için alınan raporun da dosya kapsamına uygun olması ve denetlenebilir olması zorunludur. Oysa alınan raporda, sonuç kısmında, meme küçültme operasyonlarından sonra meydana gelen meme ucu nekrozunun bu ameliyatın beklenir bir komplikasyonu olduğu, bunun sebebinin kişinin bünyesel faktörleri, sigara kullanımı, olması gerekenden daha dar sütyen kullanımı gibi bir çok faktöre bağlı olabileceği ancak bunlardan birinin tek başına etkisinin olup olmadığının ayrımının yapılamayacağı, nekroze meme ucunun yerine tatuaj yapılabileceği ve her tatuaj gibi bununda belli süreler içinde yenilenmeye ihtiyaç duyabileceği, göz önüne alındığında davalılara atfı kabil bir kusur bulunmadığı bildirilmiş, ancak, hasta onam formunda anestesi yönünden ayrıntılar bulunmasına karşın, genel onam formunda ameliyatın komplikasyonları konusunda detay bulunmadığı anlaşılmıştır. Yine, ... Kurumu'nun raporunda bahsi geçen sonucun bir komplikasyon olduğu bildir

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Limited Şirket Avukatı
Limited Şirket Avukatı

Limited Şirket Türk Ticaret Kanununun altıncı kısm...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık