Malpraktis Davaları

Malpraktis Davaları

Malpraktis davaları hekime ya da özel hastaneye, kamu hastanesine karşı açılan davaları nitelendirmek için kullanılan ve hekim hatalarından kaynaklanan davalardır. Bu tür davalarda hastalar kendilerine yapılan tıbbi müdahaleler dolasıyla zarara uğradıkları dolayısıyla hak arama özgürlüklerini kullanarak dava açmaktadırlar. 

Malpraktis davaları bakımından açılacak davalarda öncelikli olarak hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkinin tespitinin yapılması gerekmektedir. Bu tespit davanın yol haritasını belirleyeceği gibi ispat külfetinin kimin üstünde olduğunu da ortaya çıkartacaktır. 

Malpraktis davası kamu hastensine karşı açılacak ise idari yargının görev alanı içerisine girecektir. Ancak özel hastaneye veya kendi muayenehanesinde tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren hekime karşı açılacak ise bu durumda tüketici mahkemesi görevli olacaktır. Kanunumuzda yapılan yeni düzenleme ile özel hastane ya da hekime karşı tüketici mahkemesinde açılacak malpraktis davasında, doktor hatası davalarında arabulucuya gitmek zorunludur. Malpraktis davasını açacak olan taraf tüketici mahkemesine başvurmadan önce dava şartı olarak arabulucuya başvurmak zorundadır. Estetik ameliyat hatası bakımından estetik ameliyat mağdurları hastaların hakları başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz. 

Malpraktis davalarında avukat zorunlu değildir. Ancak davaların titizlikle yönetilmesi ve takibinin yapılabilmesi için malpraktis avukatı, malpraktis davası avukatı ya da sağlık davalarına bakan avukatlardan yardım alınması tavsiye olunur.

Malpraktis Davası Yargıtay Kararları

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi       
2016/27901 E.
2019/5767 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalı ... avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R
Davacı, 12/09/2011 tarihinde sol ayak tabanında ve eklemlerindeki şidetli ağrılar sebebiyle fizik tedavi uzmanı davalı Dr. ...'a muayene olduğunu, muayene sonrası eklem yerlerinde kireçlenme ve taban düşmesi olduğunun tespit edildiğini, davalının kireçlenme için ilaç yazdığını, taban düşmesi içinse tabanlık ve fizik tedavi uygulanmasını önerdiğini, ancak sağlık personeli davalı ... tarafından yapılan fizik tedavi uygulaması sonrasında topuğunun yandığını, bundan sonra bir ay boyunca iki günde bir topuğundaki yanıktan dolayı su toplayan alanların kesilerek yeni deri oluşumunun beklendiğini, ancak bir ayın sonunda açılan yara yerlerinin kabuk bağlayıp siyahlaşmaya başladığını, bunun üzerine 20/10/2011 tarihinde kasığından alının deri parçasının topuğuna yamalandığını (doku grefti), ameliyattan sonra 20 gün post-op tedavinin sürdüğünü, en son 10/01/2012 tarihinde bir başka klinikte yapılan muayenesinde 6 ay daha ayağının üstüne basmaması gerektiğinin belirtildiğini, hatalı tıbbı uygulama öncesinde bir şirkette grafiker asistanı olarak çalıştığını, olaydan sonra işe taksiyle gidip gelmek zorunda kaldığını, taksi ücretlerinin başlangıçta hastane tarafından karşılandığını sonrasında karşılanmadığını, ayrıca olay nedeniyle çalışmalarının sekteye uğradığını ve sorumluluğunda bulunan markaların başkalarına verildiğini ve bu şekilde grafiker kadrosuna yükselemediğini, kariyerinin etkilendiğini, ve kazanç kaybının olduğunu, davalı doktorun yanlış tedavi önerdiği için davalı ...'in ise tedaviyi hatalı uyguladığı için sorumlu olduğunu, hastanenin ise istihdam edenini sorumluluğu kapsamında sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek şimdilik yapılan harcamalar karşılığı 2.500,00 TL maddi tazminatın çektiği acıların karşılığı olarak da 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan mütesilsilen ve müştereken tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, daha sonradan maddi tazminat talebini ıslah ederek 3.857,95 TL 'ye yükseltmiştir.

Davalılar, kusurlarının olmadığını, kendi yükümlülüklerini yerine getirdiklerini, davacı hastanın acıyı zamanında bildirmediği için topuğunun yandığını belirterek davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 1.638,00 TL maddi 3.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birilikte davalılardan müteselsilen ve müştereken tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, tıbbi malpraktis nedeniyle açılan maddi manevi tazminat talebine ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde hatalı uygulama sonucu topuğunda oluşan yanık sebebiyle işine taksi tutarak gidip gelmek zorunda kaldığını, ayrıca çalışmalarının sekteye uğraması nedeniyle grafiker asistanlığından grafiker kadrosuna yükselemediğinden kazanç kaybına uğradığını ileri sürerek 2.500,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, 06/03/2015 tarihli zararlarını kalem kalem (2.067,00 TL taksi masrafı, 152,95 TL ortapedik tabanlık bedeli, 138,00 TL pharmaozom serum bedeli, 1.500,00 TL yardımcı bedeli, 20.960,00 TL kazanç kaybı, 2.580,00 TL ikramiye kaybı) açıkladığı dilekçesinin ardından talebini ıslah ile 3.857,95 TL'ye yükseltmiştir.

Mahkemece, davacının maaşlarının ödenmiş olması sebebiyle iş gücü kaybı tazminatı talep edemeyeceği, ancak davalıların, bilirkişinin hesapladığı tedavi giderlerinden sorumlu oldukları belirtilerek maddi tazminat talebinin kısmen (1.638,00 TL) kabulüne karar verilmişse de dosyadaki 03/03/2016 tarihli adli tıp uzmanı Dr....tarafından düzenlenmiş raporda yalnızca, tabanlık zorunluluğunun yanıkla ilgili olmadığı, dosyadaki belgelere göre SGK tarafından karşılanmayan toplam tedavi giderinin 2 adet pharmaozon serum masrafı olan 138,00 TL olduğu belirtilmiş olup, kararda belirlenen miktarın nasıl tespit edildiği açık değildir.

Mahkemece, öncelikle davacıya maddi tazminat talebinin konusunu oluşturan zarar kalemleri (konusu, miktarı, ilgili olduğu dönemi vb. yönlerden) tahkikata elverişli olacak şekilde açıklattırılması, ardından tarafların dayandığı ve süresinde ibraz ettiği yahut ilgili yerden celbi için gerekli bilgiyi verdiği delillerine istinaden varsa zararının tespiti amacıyla konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

2-Öte yandan somut olayın oluş şekli ve dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinde takdir edilen manevi tazminat miktarı da düşüktür. Manevi tazminatın makul miktarda arttırılarak hüküm verilmesi gerekirken belirlenen şekilde hüküm kurulması isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir.

3-Bozma sebebine göre davalı ...'in temyiz itirazlarının incelenmesine şu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, 3. bentte açıklanan nedenlerle davalı ...'in temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 29,20 TL harcın istek halinde davacıya, 81,75 TL harcın davalı ...'e iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi  
2015/27853 E. 
2018/6133 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacılar, muris...'un davalı hastanede 27/12/2010-05/01/2012 tarihleri arasında, davalı hastanede bulunan ... isimli cihazın kullanılması suretiyle ve toplam 6 seanslık bir kanser terapisi hizmeti aldığını, bu 6 kürden oluşan kanser terapisinin uygulanmasında kullanılmış olan "..." isimli cihazın yaratmış olduğu manyetik ya da benzeri bir etkiden dolayı kalbinde takılı olan ICD (kalp pili) cihazının, her bir kür sırasında ve bazı kürler sırasında birden fazla olmak üzere şoklama yaparak murisin kalp krizi geçirmesine sebep olduğunu, murisin kalp cihazı kullandığını davalı hastaneye ilgili terapi hizmetini almadan önce yazılı olarak belirttiğini, üstelik terapi yapılırken görüntüleme cihazında da söz konusu cihazın varlığının doktorlar tarafından açık şekilde tespit edildiğini, murisin bu elem verici hadiseyi davalı hastanedeki kanser terapi kürleri bittikten hemen sonra, nefes darlığı şikayetiyle başvurduğu ... Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesinde kalbinde takılı olan ICD cihazını kontrol ettirdiğinde, kanser terapisi sırasında geçirdiği kalp krizlerini öğrendiğini, ICD cihazının hafızasında kayıtlı olan kriz zamanlarının da yazılı olarak tespit edildiğini, murisin defalarca geçirdiği kalp krizi nedeniyle kendisine takılı olan ICD cihazının bataryasının boşaldığını ve kanındaki pıhtılaşma oranının hayati tehlike yaratacak seviyede arttığını, bu sebeple ... Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim Hastanesinde müşahade altında tutularak yatırıldığını ve söz konusu kandaki pıhtılaşmayı önlemesi için verilen ilaçlar nedeniyle acil olarak başvurduğu Özel ... Sağlık Merkezi Hastanesinde beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiğini, davalı hastanece uygulanan toplam 6 seanslık kanser terapilerinin en azından bir tanesi sırasında söz konusu tıbbi durumun objektif olarak farkına varılması gerekirken söz konusu tıbbi durumun farkına varılmadığını, murisin yaşadığı her bir kalp krizinin ayrı ayrı ele alınarak, yaşadığı elem ve acının değerlendirilmesi suretiyle, kalp krizlerinin tamamı için takdir edilecek tazminat sorumluluğunun bu çerçevede takdir edilmesini, davalı hastanenin ve davalı doktorun durumu farketmesi ve gerekli önlemleri alması gerekirken, tespiti hiç de zor olmayan bu durumun devam etmesine seyirci kalarak murisin her bir kür sırasında kalp krizi geçirmesine sebebiyet verdiklerini ileri sürerek, davalılardan maddi manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, açılan davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davacıların murisinin davalı hastanede yapılan kanser tedavisinde kalp pilinin zarar görmesiyle oluşan komplikasyonlar nedeniyle murisin vefat ettiği iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir.

Mahkemece, dosyaya, 06.03.2014 tarihli, ... Tıp Fakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan temin edilen, ... Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof.Dr.Coşkun YORULMAZ, Uz.Dr.Berna ŞENEL ERASLAN, Uz.Öğr.Dr.İbrahim Eray ÇAKI'nın hazırladıkları heyet raporu ve yine Prof.Dr.Coşkun YORULMAZ ile Uz.Öğr.Dr.İbrahim Eray ÇAKI'nın hazırladıkları 22.09.2014 tarihli ek rapor kazandırılmış; alınan bu raporlara dayanılmak suretiyle hüküm tesis edilmiştir.

Anılan kök raporda, sonuç olarak; "1- ICD cihazı bir tür kalp pili olmakla birlikte, klasik kalp pilinden değerlendirme bölümünde belirtildiği üzere şekilsel ve işlevsel farklılıkları bulunduğu, 2- Değerlendirme bölümünde açıklandığı gibi, hastada mevcut ICD cihazının, lineer hızlandırıcıya nasıl cevap vereceği ve zarar görüp görmeyeceği hususlarında yeterli veri bulunmamakla birlikte; lineer hızlandırıcı(radyoterapi) seanslarıyla, ICD'nin pik yaptığı tarih ve saatin aynı zaman aralığında olması nedeniyle, cihazın radyoterapi seanslarından etkilendiğinin kabulü gerekeceği, 3- Lineer hızlandırıcı seansları sonrası, hasta hemen kardiyoloji kontrolüne gitmediğinden ve radyoterapiden yaklaşık 16 gün sonra yapılan başvuruda da herhangi bir kalp kası hasarı saptanmadığından, radyoterapi seanslarından etkilendiği görülen ICD cihazının, ölenin kalbine zarar verdiğinin adli tıbbi delilleri bulunmadığı, 4- Ancak, Lineer hızlandırıcı işleminin ICD cihazını etkileme potansiyeli bilindiğinden, Lineer hızlandırıcı seansları öncesinde ICD firma yetkilisinin çağırılmamış ve işlem öncesi ve sonrasında kardiyoloji konsültasyonu istenilmemiş olmasının eksiklik olduğu, 5- Ölenin 2006 yılından beri atrial fibrilasyonu olduğunun kayıtlı olduğu, bu nedenle Dr. ... Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 31.01.2011 tarihinde atrial fibrilasyon ve intraatrial trombüs tanısı konulup, antikoagülan tedavi düzenlenmesinin; lineer hızlandırıcı uygulamasının bir sonucu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, 6- Değerlendirme bölümünde aktarıldığı gibi ...'a uygulanan antikoagülan tedavi protokolünün tıp kurallarına uygun olduğu, 7- ...'da ortaya çıkan beyin kanamasının antikoagülan tedaviyle ilişkisinin bulunduğu ancak, bu durumun komplikasyon olduğu cihetle tıbbi malpraktis kavramı çerçevesinde izin verilen risk kapsamında değerlendirileceği, 8- ...'un son başvurduğu hastanede bu komplikasyonun yönetiminde bilimsel standartlara uygun davranıldığı kanaatine varılmıştır." değerlendirilmesi yapılmış; ek raporda ise sonuç olarak; "1- Tarafımızdan hazırlanan önceki raporda belirtildiği gibi, hastada mevcut ICD cihazının, lineer hızlandırıcıya nasıl cevap vereceği ve zarar görüp görmeyeceği hususlarında yeterli veri bulunmamakla birlikte; lineer hızlandırıcı(radyoterapi) seanslarıyla, ICD'nin pik yaptığı tarih ve saatin aynı zaman aralığında olması nedeniyle, cihazın radyoterapi seanslarından etkilendiğinin kabulü gerekeceği, bu etkilenimin cihazda ya da kalpte hasara yol açtığının adli tıbbi delillerinin bulunmadığı, 2- Önceki raporda belirtildiği gibi, ölenin 2006 yılından beri atrial fıbrilasyonu olduğunun kayıtlı olduğu, bu nedenle Dr. ... Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 31.01.2011 tarihinde atrial fibrilasyon ve intraatrial trombüs tanısı konulup, antikoagülan tedavi düzenlenmesinin; lineer hızlandırıcı uygulamasının bir sonucu olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, zira atrial fıbrilasyonun da tek başına trombüs oluşmasına neden olabileceği, 3- Daha önce belirtildiği gibi, Lineer hızlandırıcı işleminin ICD cihazını etkileme potansiyeli bilindiğinden, Lineer hızlandırıcı seansları öncesinde ICD firma yetkilisinin çağırılmamış ve işlem öncesi ve sonrasında kardiyoloji konsültasyonu istenilmemiş olmasının eksiklik olduğu, bu eksikliğin kusur olarak düşünülebileceği, ancak bu kusurun bir zarara yol açtığının adli tıbbi delilleri saptanmadığı, 4- Bu nedenle sorulduğu üzere, ölüm ile Lineer hızlandırıcı kullanımı arasında illiyet bağı kurulamayacağı, kanaatine varılmıştır." değerlendirilmesi yapılmıştır.

Dosyaya kazandırılmış bulunan, anılan raporlar incelendiğinde, hükme esas alınacak açıklık ve yeterlilikte olmadığı, taraf iddialarını yeteri kadar aydınlatmadığı, raporların ilgili ihtisasın uzmanları tarafından değil, adli tıp uzmanları tarafından hazırlandığı anlaşılmakla, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların, özellikle kardiyoloji ve kanser hastalıkları uzmanının da içinde bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, taraf iddiaları ve tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, dava konusu olayda davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Mil Hukuk ve Danışmanlık