Doktor Hatası Tazminat

Doktor Hatası Tazminat

Doktor hatası tazminat davalarını incelemeye ve neye göre açıldıklarını incelemeye başlamadan önce doktor hatası, tedavi hatası veya malpraktis gibi terimlerin ne anlama geldiğinin açılanması gerekmektedir. Hekimin yükümlülükleri ile hasta hakları kavramlarının neler olduğu da önemlidir. 

Hatalı Tıbbi Müdahale

Hatalı tıbbi müdahale kavramı genel bir kavramdır. Hekimin gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdahalenin hatalı bir müdahale olup olmadığı hususu her zaman net bir şekilde açığa çıkartılamamaktadır. Bundan ötürü bir tıbbi müdahalenin malpraktis sonucunu doğurup doğurmadığı bilirkişiler marifetiyle ortaya çıkartılacak olan bilirkişi raporları ile gündeme gelecektir. Zira her tıbbi müdahalenin bir komplikasyonu bulunmakta olup doktor hatası mı yoksa komplikasyon mu olduğu hususlarının net bir şekilde ortaya konulması hukuki güvenlik ilkesinin işlerliği için önemlidir? Doktor hatası davalarında bakılması gereken hatalı tıbbi müdahale kavramının kesin bir şekilde ortaya çıkartılması hukuken denetlenebilir raporlarla tasdik edilmesi ve mahkemenin de bu raporlar doğrultusunda hukuki olarak karar vermesine bağlıdır.

Doktor hatası, malpraktis Nedir?

Malpraktis nedir- Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları nın 13. maddesinde tıbbi hata (malpraktis) tanımlanmaktadır. Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeni ile bir hastanın zarar görmesi hekimliğin kötü uygulanması anlamına gelmektedir.  Tıbbi kötü uygulama hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi uygulamaması ile oluşan zarardır. Tıbbi uygulama sırasında öngörülemeyen bilgi ya da beceri noksanlığı sonucu oluşan ise istenmeyen neticedir ve bundan hekimin sorumluluğu yoktur. Doktor hatası sağlık personelinin kasıt kusur ve ihmali ile standart uygulamayı yapmaması bilgi ve beceri eksikliği ile yanlış ya da eksik teşhiste bulunması ya da hastaya tedavi vermemesi ile oluşan ve zarar meydana getiren fiil ve durumlardır. Doktor hatası, malpraktis; uygulama hatası olarak da adlandırılmaktadır. Uyulama hatası tıp biliminin standardına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesidir. Yanlış teşhis tedavi ve ameliyat sırasında veya sonrasında gereken özenin gösterilmemesi yanlış iğne hatalı tahlil araç gereç ve personel yetersizliği hasta haklarının gerektirdiği özen ve dikkatin gösterilmemesi ve benzer durumlar nedeniyle ortaya çıkan bedensel ve manevi zararlar tedavi hatası olarak tanımlanır. Doktorun sorumlu olabilmesi için kusurlu uygulama hatasından dolayıdır. Komplikasyon durumunda hekimin, doktorun sorumluluğundan bahsedilemez.İster sözleşmeden ister haksız fiilden kaynaklansın özel hukuk sorumluluğu ile ceza hukuku sorumluluğu bakımından kusur prensibi her zaman esas unsurdur. Önemli olan kusurlu sorumluluktur ve hekimin kusursuz sorumluluğu mümkün değildir. 

Doktor Hataları ve İhmalleri Nelerdir?

  • Yanlış Teşhis Hatası,
  • Tedavi Hatası,
  • Yanlış İğne yapılması,
  • Yanlış taraf cerrahisi,
  • Müdahalenin zamanında yapılmaması,
  • Hasta vücudunda yabancı madde unutulması,
  • Gerekli testlerin ve tetkiklerin yapılmaması,
  • Hastanın karıştırılması,
  • Hatalı ameliyat tekniği,
  • Acil servis yetersizliği,
  • Hatalı tetkikler,
  • Gerekli tetkiklerin yapılmaması,
  • Komplikasyonların fark edilememesi,
  • Aletlerin kullanılmasında yapılan hatalar
  • Temizlik şartalarına uyulmaması,
  • Konsültasyon istenilmemesi,
  • Komplikasyon yönetiminin yapılmaması,
  • Tedavi öncesi ve sonrası sorumluluk ve yükümlülüklerin yerine getirilmemesi gibi örnekler verilebilir.

Malpraktis Tazminat Hesaplama

Doktor hatası tazminat hesaplama- Tıbbi hata, doktor hatası sebebiyle meydana gelen açılan davalarda hekimin yukarıda sayılan ve sınırlı sayıda olmayan kusurunun bulunması gerekmektedir. Bu şekilde kusur bulunmayan hallerde doktorun sorumluluğuna gidilse dahi davanın kazanılması mümkün olmayacaktır. Bu yüzden davanın açılmasından sonra davanın uygun olarak sonuçlanabilmesi için iyi bir şekilde ve profesyonelce takip edilmesi, özellikle tıp avukatı, tıp hukuku alanında uzman avukat tarafından takibi tavsiye olunur. Malpraktis tazminat hesaplama işlemi dosyanın bilirkişlere tevdi edilmesi sonucunda yapılmakta olup manevi tazminat miktarları davanın açılmasından önce zarara uğrayana taraf ya da avukatı vasıtasıyla belirlenecektir.

Hastanede Yapılan Tıbbi Hatalar

Hastanede yapılan tıbbi hatalar aşağıda ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Bu tıbbi hatalar sonucunda uğranılan zararların giderilebilmesi mümkün olup komplikasyon ile hekim hatası arasındaki ilişkinin iyi analiz edilmesi gerekir.

Teşhis Hatası Nedir?

Teşhis hatası hastanın şikayetlerine göre uygulanacak tedavinin belirlenmesinden önce semptomlara göre hastalığın sebebinin belirlenmesidir. Burada önemli olan hekimin tıbbi müdahaleyi uygularken teşhisi gerçekleştirmesi bakımından gerekli özen ve dikkati göstermesi ve ortalama bir hekimin göstermesi gereken dikkat ve özeni gösterip göstermemesidir. Hekim tıbbi müdahaleyi tıp biliminin gereklerine uygun olarak gerçekleştirir ve elinden geleni yapar ancak teşhisi yanlış koyarsa burada somut olayın özelliklerine bakmakla birlikte hekimin olması gerekeni yapıp yapmadığına bakılmasıdır. Nitekim hekimin teşhis koyarken doğru teşhis koyma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Semptomların her zaman belirgin olmaması, benzer semptomların farklı hastalıkları gösterme olasılığı ve değişik teşhislere yönlendirme durumu ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden her teşhis hatasının tedavi kusuru olduğu yönünde çıkarımda bulunmak mümkün değildir. O an ortaya çıkan semptomlar farklı bir teşhisin konulmasına sebebiyet verebilir. Önemli olan hastanın izlenmesi ve meydana gelen değişiklikler sonucunda teşhisin değiştirilip doğru tedavinin uygulanabilmesidir. 
Hastanın Öyküsünün Alınmaması Durumu
Hasta öyküsü alınmaması da tedavi kusurudur ve tazminata yol açabilmektedir. Hekimin kendisine gelen hastayı muayene etmesi ve buna göre hastanın anamnezinin alınması zorunludur. Bu durumların eksikliği tıbbi hatadır. Hekim bizzat muayene yapmadan tıbbi müdahale yapamaz, yaparsa kusurludur ve tazminat sorumluluğuna yol açmaktadır. 
Gerekli Tetkiklerin Yapılmaması
Teşhis hastanın muayenesi ve yapılan test ve tetkiklere dayalı olarak elde edilen bulguların değerlendirilmesi neticesinde hastalığın tanınması ya da semptomların kaynağının anlaşılması işlemidir. Doktorun somut olayda hatalı olup olmadığının saptanabilmesi için mevcut bulgular karşısında tıp biliminin verileri doğrultusunda tanı için gereken işlemlerin eksiksiz yapılıp yapılmadığının ve bunların değerlendirilmesinde bilgisizlik tecrübesizlik dikkatsizlik özensizlik gibi nedenlerle hataya düşülüp düşmediğinin incelenmesi gerekmektedir. Belirli bir hastalığın tedavi edilebilmesi için tıp biliminin verilerine göre tıp bilimi tarafından kabul edilen tanı yöntemlerini uygulamak doktorun yükümlülükleri içerisinde yer almaktadır. Tanı koyabilmek için gerekli tıbbi sıtandartlar uygulanmalıdır. Örneğin kan test yaptırılması, idrar testi yaptırılması, röntgen çektirilmesi, MR çektirilmesi ve sair uygulamaların yerine getirilmesi gerekmektedir. Teşhis açısından gereken tetkiklerin eksik yaptırılmasının kusur oluşturup oluşturmadığı somut olay bakımından önemlidir. Bu yüzden bazı hastalıkların ortaya çıkartılması maksadıyla yapılması gereken tetkik işlemlerinin eksik yapılmasından ötürü hastaya yanlış teşhis konulmuşsa bu durumda doktorun kusurlu olduğu açık bir şekilde ortadadır. Nitekim o hastalığın belirlenmesi bakımından yapılmayan tetkik hastalığın saptanmasına engel olmuş ve hastanın zarar görmesini sağlamıştır. Her olayda röntgen çekilmesi tabiki beklenmeyen bir durumdur. Ancak semptomların değerlendirilmesini kolaylaştırmak bakımından röntgen çekilmesi uygun ise ve buna rağmen hekim röntgen çekmeyip farklı bir teşhis ile farklı bir tedavi uygulamasına sebebiyet vermiş ise kusurludur ve tazminat sorumluluğu doğmuştur. Örneğin bir hastanın gözünde meydana gelen ur ameliyatla alınmadan önce biyopsi yapılmadan müdahalede bulunulması sebebiyle hekim kusurlu bulunmuştur. Burada önemli olan hastanın iyice dinlenmesi, muayene edilmesi ile tetkiklerin tıp bilimine ve verilerine uygun olarak yapılmasıdır.

Tedavi Hatası Nedir?

Tedavi hatası- Uzman hekim standardına aykırı olan başka bir deyişle tıp biliminin gereklerine göre gerekli özen ve ihtimamın gösterilmediği her türlü doktor müdahalesidir. Burada tedavi hatası içerisine farklı hekim uygulamaları girmekte olup bunlardan bir tanesi hekimler tarafından hastaya tıbbi müdahale yapılmaması durumudur. Örneğin kalp krizi geçiren hastaya hekimlerin müdahalede bulunmamaları ve yardımdan kaçınmaları sebebiyle hastanın ölümünden hekimler sorumludur. Hasta vücudunda yabancı madde unutulması veya yanlış taraf cerrahisi de tedavi hataları içerisinde yerini almaktadır. Hasta vücudunda yabancı madde unutulması sebebiyle müdahaleyi gerçekleştiren hekim ve tıbbi aletlerin sayım ve denetiminden sorumlu kişinin birlikte kusurları bulunmaktadır. Yine yanlış taraf cerrahisinde örneğin sağ bacak yerine sol bacağın ameliyat edilmesi durumunda da hekimin sorumluluğuna gidilecektir. Bu durum diş hekimleri açısından da geçerli olup yanlış dişe tedavi uygulanması ya da yanlış dişin çekilmesi ile de hekimin hatasından bahsetmek ve sorumluluğuna gidebilmek mümkündür. Hasta karıştırma da az da olsa gerçekleştirilen tedavi hataları içerisinde yer almaktadır. Burada önemli olan bir husus ise tedavi hataları içerisinde yer alan komplikasyon yönetimi ile ilgili hatalardır. Komplikasyon sebebiyle hekimin herhangi bir kusurundan bahsetmek mümkün değilse de komplikasyon sonrasında yapılması gerekenlerin yapılmaması, komplikasyon yönetiminin eksik olması halidir. Hekim komplikasyonların gerçekleşmesi sonucunda buna göre tedbirleri almalı, hatta ve hatta gerçekleşmesi muhtemel olan komplikasyonların gerçekleşmesi öncesi önlemleri güçlendirmelidir. Bu duruma aykırılıklar tabi ki somut olaylar da göz önüne alınmak kaydıyla hekimin kusuruna ve sorumluluğuna yol açabilecektir. Hatalı ameliyat teknikleri de tedavi kusuruna yol açmakta olup hijyen kurallarına uyulmaması sebebiyle hastanın zarar görmesi de tedavi kusurudur. Ameliyat sonrası bulaşıcı bir hastalığı bulunana başka bir hasta ile aynı odaya bırakılan hastanın bu hastalığı kapması sonucunda doktorun sorumlu olması kaçınılmaz sondur. Testlerin yeteri derecede incelenmeden tedaviye başlanması da hekimin kusuruna yol açabilecek nedenlerden birisidir ki unutulmamalıdır ki her durumda hekimin kusuru olmazsa olmaz unsurlardandır. Hekim uzmanlık alanı olmayan ve hastanın tedavisi sırasında karşılaştığı semptomların teşhisi amacıyla hastayı konsülte etmeli ve başka bir uzmanlık alanı bulunan hekimden tıbbi destek istemelidir. Bunu yapmayan hekim hastanın uğramış olduğu zararlardan ötürü kusuru oranında sorumludur ve tazminat yükümlüsü olacaktır. Hekim komplikasyonun malpraktise dönüşmesinden önce uygun tedbirleri almalı ve komplikasyon yönetimine özen göstermelidir. Doktorun tedavi öncesi yükümlülükleri olduğu gibi tedavi sonrası da yükümlülükleri bulunmaktadır. Hekim hastasını uygulanacak olan tedavi ve yöntemleri bakımından bilgilendirmeli hastasını uyarmalıdır. 

Özel Hastane Doktor Hatası Tazminat?

Özel hastane doktor hatası tazminat- Doktor hatası sebebiyle tazminat davası açılabilmesi daha doğru ifade ile maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için doktorun gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdahalede kusurlu olduğunun ortaya çıkartılması gerekmektedir. Hekim ile hasta arasında sözleşmesel bir ilişki kurulabileceği gibi sözleşme dışı ilişki de bulunabilmektedir. Hekimin hasta ile arasındaki sözleşme gerçekleştirilen tıbbi müdahale eğer estetik bir müdahale değilse vekalet sözleşmesine, diğeri ise eser sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir. Vekalet sözleşmesi ve eser sözleşmesi Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup vekalet 502. maddede yerini almıştır. Hasta hekime karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Ancak tazminatlara hükmedilebilmesi için hekimin gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdahalede kusurunun varlığı şarttır. 
Maddi ve Manevi tazminata hükmedilebilmesi için;
Hukuka aykırılık,
Doktorun kusuru,
Hastanın zararı,
Doktorun kusurlu davranışı ile hastanın zarar görmesi arasında illiyet bağı şarlarının tümünün varlığı kuraldır.
Bu şartlardan birisinin bulunmaması halinde tazminata hükmedilemez.
İyileşmeme tek başına zarar olarak kabul edilmez nitekim hekimin şifa veya hastayı iyileştirme garantisi yoktur. Nitekim hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişki vekalet sözleşmesine dayanmaktadır. Vekalet sözleşmelerinde vekilin yani doktorun edim sonucundan sorumlu olması mümkün değildir ve vekalet sözleşmesinin mantığına aykırıdır. Kanunumuzda tazminat sorumluluğu ikiye ayrılmış olup maddi ve manevi tazminat şeklinde düzenlenmiştir. Maddi tazminat için kişinin somut olarak malvarlığının aktifinde bir azalma ya da pasifinde bir artma meydana gelmesi şarttır ve maddi tazminatta kural tazminatın zarardan hiçbir zaman fazla olmayacağıdır. Manevi tazminatta ise kişinin zarar sebebiyle acı, elem, keder duyması yaşam sevincini kaybetmesi olarak nitelendirilir ve bu acılarının kısmen de olsa giderilebilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Hekime karşı açılacak doktor hatası tazminat davalarında hekimin sorumluluğuna hem sözleşmesel sorumluluk hükümlerine hem de haksız fiil sorumluluğu hükümlerine göre gidilebilmektedir. Doktorun sözleşmesel sorumluluğu ile haksız fiil sorumluluğu arasında ispat yükünün yer değiştirmesi bakımından önemli bir fark bulunmaktadır. Doktorun haksız fiil sorumluluğu sebebiyle doktor hatası tazminat davası açıldığında doktorun kusurunun ispatı davacı hastanın üzerinde olacakken sözleşmesel sorumluluk sebebiyle açılan davalarda ispat yükü doktorun üzerinde olacak ve doktor gerçekleştirdiği tıbbi müdahalede kusurlu olmadığını ispat etmek zorunda kalacaktır. 
Maddi tazminat davasında dava değeri bölünebilir nitelikte olduğundan bir kısmı davanın açılması sırasında istenip bilirkişi raporu ile zarar meydana geldikten sonra ıslah ile arttırılabilir. Ancak manevi tazminat davalarında ıslah söz konusu olmadığından açılacak manevi tazminat davalarında harca esas değer ilk başta belirlenecek ve mebla sonradan arttırılamayacak ve değiştirilemeyecektir. Sözleşmesel sorumlulukta hasta sözleşmeye aykırılığı ispat ederken hekimin kusurunu ispat ile yükümlü değildir. 

Özel hastane doktor hatası tazminat davalarında özel hastanenin de kusuru bulunduğu ve buna göre hastanenin de davalı olarak gösterlildiği davalardır. Kişi özel bir hastanede tıbbi operasyon geçirmiş ve bu tıbbi operasyon sırasında tıbbi uygulama hatası sonucu maddi veya manevi zarara uğramış olabilir. Hasta ile özel hastane arasında hastanın hastaneye kabul edilmesinden itibaren kurulmuş bir sözleşme bulunmaktadır. Buna hastaneye kabul sözleşmesi adı verilmektedir. İşte bu hastaneye kabul sözleşmesine aykırılıklar dolayısıyla kişiler zarara uğrmaışlarsa bu zararlarının tazmini yoluna gitmeleri Anayasal hak arama özgürlüğünün bir parçası olacaktır.

Doktor Hatası Nedeniyle Tazminat Davası Zamanaşımı

Vekalet sözleşmeleri gereği zamanaşımı süresi zararın öğrenildiği tarihten itibaren 5 yıl eser sözleşmelerinden doğan doktor hatası tazminat davalarında yine 5 yıldır. Haksız fiil sorumluluğundan dolayı ise zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yıldır. 

Doktor Hatası Tazminat Davaları Nerede Açılır?

Doktor hatası tazminat davaları devlet hastanelerine karşı açılacak ise görevli mahkeme idare mahkemesi, özel hastanelere karşı açılacaksa tüketici mahkemesidir. Yetkili mahkeme olan, hangi ildeki mahkemede açılacağına ilişkin ise HMK genel yetki kuralı gereği davalının yerleşim yeri mahkemesi olmakla birlikte, haksız fiil sebebiyle açılacak davalarda haksız fiile ilişkin yetki kuralları da uygulanabilmektedir. Unutulmamaldır ki davalının özel ya da kamu tüzel kişiliği olması durumlarında davanın açılacağı mahkeme ve yargı kolu değişiklik göstermektedir.

Doktor Hatası Davalarında Avukat Tutmak Zorunlu mu?

Ülkemizdeki yargı sistemine göre herhangi bir vatandaşın hak arama özgürlüğü kapsamında dava açabilmesi için avukat tutması zorunlu değildir. Ancak sağlık hukuku başlı başına uzmanlık gerektiren bir alandır. Nitekim uygulanan tedavi sonrası meydana gelen zararın malpraktis yani doktor kusurundan mı yoksa komplikasyondan mı kaynaklandığı hususunun iyi analiz edilmesi zorunludur. Ayrıca sağlık hukuku idare hukuku ve özel hukuk kapsamında incelenebilen bir disiplin olduğu için multidisipliner bazı özellikleri de içerisinde barındırmaktadır. Bu sebeplerle açılacak tıbbi hata tazminat davası veya doktor hatası tazminat davasının uzman bir sağlık hukuku avukatı, tıp hukuku avukatı ya da tıp avukatı vasıtası ile takip edilmesi tavsiye olunur.

Hasta Hakları Nelerdir?

Hasta hakları, hasta hakları yönetmeliğinde düzenlenmiş olup bu haklardan en önemlilerinden bir tanesi hasta hakları yönetmeliğinde bulunan 15. maddedir. Nitekim hastanın kendisine uygulanacak tıbbi müdahale öncesinde aydınlatılması ve tedavi konusunda bilgilendirilmesi zorunludur. Buna aykırılık yapılan tıbbi müdahale sonrası hasta iyileşse dahi hukuka aykırı bir durumu yaratacağı gibi doktorun sorumluluğuna yol açacaktır. Bilgilendirmenin kapsamı başlıklı 15. madde;
Hastaya;
Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
Muhtemel komplikasyonları,
Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir. şeklinde düzenlenmiştir.

Doktor Hatası Tazminat Davası Mahkeme Kararları

Diş Protezi Doktor Hatası Mahkeme Kararı

Diş hekimi, komplikasyonlar konusunda davacıyı bilgilendirdiğini ispatlayamadığı gibi öngörülen komplikasyonlar gerçekleşmiş olduğuna göre, taahhüt ettiği işi özenle yapmaması nedeniyle sorumlu tutulmalıdır.
"Davacı vekili; müvekkilinin dişlerindeki rahatsızlığın giderilmesi amacıyla ... tarihinde davalı şirketin işlettiği diş polikliniğine gittiğini, burada diğer davalı diş hekimi tarafından muayene edilerek sol üst çenesinde boş olan 6 numaralı diş ve yine sağ üst çenesinde boş olan 6 ve 7 numaralı dişler yerine porselen diş yapılmasının gerektiği, bunun içinde sol üst çenede 5 ve 7, sağ üst çenede de 4,5 ve 8 numaralı dişlerin kesilerek köprü yapılacağının bildirildiğini, müvekkilinin önerilen tedavi şeklini ve tedavi bedelini kabul etmesi üzerine davalı hekimin dişlerin kesimini yaparak geçici kaplamaları taktığını, bu aşamadan sonra müvekkilinin sağ üst çenedeki kesilmiş dişlerinin ağrımaya başladığını, davalı hekimin ise bu ağrının normal olduğunu söyleyerek antibiyotik ve ağrı kesici kullanmasını istediğini, müvekkilinin önerilen ilaçları kullanmasına rağmen ağrılarının devam etmesi üzerine davalı hekimin dişlerinde sorun olmadığını, protezin takılmasından sonra bu ağrının sona ereceğini, ancak bu durumda da ağrının devam etmesi üzerine protezi sökerek gereken tedaviyi yapacağını söylediğini, ...günü protezin müvekkilin dişlerine geçici yapıştırıcı kullanarak takıldığını, bu işlemden sonra ağrılarının daha dayanılmaz hale gelmesi üzerine müvekkilinin ... tarihinde polikliniğe gittiğini, muayene sonucunda davalı hekimin protezin bir günde sökülüp takılamayacağını belirterek bayramdan sonra gelinmesini istediğini, bu nedenle müvekkilinin 10 gün daha ağrı çekmek sureti ile randevu gününü beklediğini, ... günü babası ile birlikte polikliniğe giden müvekkiline davalı hekimin anestezi uygulayarak sağ üst çenedeki protezi sökmeye çalıştığını, bu sırada müvekkilinin 8 numaralı dişinin de protezle birlikte söküldüğünü, bu nedenle müvekkilinin anesteziye rağmen büyük bir acı hissettiğini, gelişen bu olay üzerine davalı hekimin sökülen 8 numaralı dişinin yerine implant yapacağını belirttiğini, ancak davalı hekim ve davalı şirketin bu taahhüdünü yerine getirmekten kaçındıklarını, bu nedenlerle tedavide hata yapan ve yine hatalı yapılan protezin sökümü sırasında meslek ve sanatta acemilik sureti ile canlı dişi söken davalıların müvekkilini maddi ve manevi zarara uğrattıklarını ileri sürerek; ödenmiş olan 1.000 TL tedavi bedeli ve yapılacak tedavinin bedeli olan 4.000 olmak üzere toplam 5.000 TL maddi tazminat ile 10.000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davalılar vekili; davacının, müvekkili hekim tarafından yapılan muayenesinde sağ üst çenesindeki 8 numaralı dişte periodontal problem bulunduğunun belirlendiğini, bu nedenle davacıya uygulanabilecek tedavi şekilleri olan implant uygulaması, hareketli protez ya da kron köprü protezi seçenekleri hakkında ayrıntılı bilgi verildiğini, özellikle kron köprü protezi yapılması halinde 8 numaralı dişteki periodontal problemden dolayı protezin uzun ömürlü olmayabileceği ve dişin üzerine gelecek çiğneme kuvveti ile ağrısının olabileceği, bu durumda protezin sökülebileceği ve bu işlem sırasında 8 numaralı dişin yerinden çıkabileceğinin izah edildiğini, ancak davacının yaşının genç olması ve düşük maliyet gerektirmesi nedeniyle kron köprü protezi tedavisinin yapılmasını istediğini, bu nedenle bu bölgeye sabit protez uygulamasının yapıldığını, bilahare davacı ağrı nedeniyle başvurunca geçici olarak yapıştırılan protezin söküldüğünü ancak sökme işlemi sırasında 8 numaralı dişin yerinden çıktığını, davacının bu olay nedeniyle müvekkillerinden bedelsiz implant uygulaması yapılmasını talep ettiğini, müvekkillerinin ise bu teklifi kusurlarının bulunmaması nedeniyle reddettiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, zira davacıya protez dışında apse tedavisi, dolgu, diş taşı temizliği ve kanal tedavisinin de uygulandığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece; davacıya uygulanan tedavi şeklinin, bu durumdaki her hasta için uygulanabilir bir tedavi olduğu, uygulanacak her tedavinin avantaj ve dezavantajları ile tedavi sırasında oluşabilecek komplikasyonlarının bulunduğu, bu tedavi şeklinde de olası bir komplikasyonun geliştiği, 8 numaralı dişin fazla sorunu olan bir diş olmasına rağmen, son diş olması, hastanın sabit restorasyon ihtiyacının olması ve hastanın daha hızlı, daha ekonomik ve konforlu protezlere kavuşması için destek olarak kullanılması yönündeki davalı hekimin tercihinin doğru olduğu, bu nedenle diş tedavisi ile ilgili gelişen komplikasyonlarda davalı hekime atfı kabil bir kusur bulunmadığını bildiren bilirkişi raporu esas alınarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere bir davada maddi olguları ileri sürüp kanıtlamak taraflara, buna uygun olarak da uygulanacak yasa maddelerini bulmak, olayın hukuki nitelendirmesini yapmak ve uygulamak görevi hâkime aittir (HUMK 76.md.).

Doktor Hatası Tazminat Miktarı Mahkeme Kararı

Davaya dayanak yapılan maddi olgu, gerekli tedavi yapılmak suretiyle dişlerin gerçek işlevine kavuşturulmasıdır. Varılmak istenilen sonucun ve buna dayalı olguların hukuki nitelendirilmesi yapıldığında ise, yanlar arasında BK.nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu açıklıkla ortadadır. Eser sözleşmelerini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf yani yüklenici, BK.nun 356/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınma anlamını taşır. Buna göre somut olayda işi yüklenen davalı hekimin, davacı üzerinde kararlaştırılan edimleri ifa ederken, yani tıbbi faaliyette bulunurken mesleğinin tüm koşullarını yerine getirmesi ve tıp biliminin kurallarını eksiksiz yerine getirmesi davacının edim menfaatinin gereği olup, aksi durumun gerçekleşmesi davalı doktorun kusurlu olduğunu göstereceği gibi BK.nun 96.md. gereği oluşan zarardan sorumluluğunu da gerektirmektedir.
Buradan mevcut kanıtlar çerçevesinde olayın değerlendirilmesine gelince; yukarıda değinildiği gibi uyuşmazlığın esasını oluşturan diş protezi yapılmadan önce davacının dişlerinin röntgeni çekilmiş, davacının dişlerine uygulanacak tedavi ve bu arada tedavinin uygulanması sırasında oluşabilecek komplikasyonlar belirlenmiş bulunmaktadır. Davalı hekim, tedavi sırasında önceden öngördüğü komplikasyonun gerçekleştiğini ancak davacının isteği doğrultusunda bu tedavinin uygulandığını savunmuş ise de, görüşmelerin içeriğini ve davacının tedaviye onayını içeren hasta kayıt formunu sunamamıştır. Kaldı ki bu belgeler sunulmuş olsaydı bile içerdiği komplikasyonlara rağmen tedavinin uygulanmış olması, sadakat borcuna aykırı davranıldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Buna ilaveten, tercih edilen tedavi nedeniyle davacının acı ve ızdırabının uzadığı, bu acı ve ızdırabın giderilmesi için yapılan işlem ile de davacının canlı dişinin sökülerek yeni bir zarara yol açıldığı da ortadadır. Nitekim davacının şikâyeti üzerine davalı hekim hakkında soruşturma başlatan ... Diş Hekimleri Odası ... gün ve ... sayılı Disiplin Kurulu kararı ile davalı hekimin, periodontal sorunlara sahip bir dişi, hastanın isteği doğrultusunda ayak olarak kullanmasının bir insiyatif eksikliği olduğunu, bu nedenle davalı hekimin “mesleğini kusurlu uygulamak” eylemini gerçekleştirdiğini belirleyerek kınama cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir Şu halde davacıya yapılan diş tedavisinde kararlaştırılan sonuca ulaşılamamasında davalı hekimin kusuru ve diğer davalı şirketin de istihdam eden sıfatıyla sorumluluğu sabittir. Davacı, davalı hekimin kusurlu davranışıyla istediği sonuca ulaşamamış, bu suretle BK.nun 98/2 maddesinin yollaması suretiyle olayda uygulanması gereken 47. maddeye aykırı şekilde cismani zarara uğratılmıştır. Bundan ayrı, davalıların kusurlu davranışıyla istediği sonuca ulaşamamasına rağmen tedavi bedelini ödemek zorunda kalan davacının, maddi zarara da uğratıldığı açıktır. Açıklanan duruma göre, mahkemece; eserin kısmen kabul edilmiş olduğu gözetilerek bilirkişi marifetiyle tenzili gereken bedelin saptanması, davacının talep edebileceği maddi tazminat tutarı bu şekilde belirlendikten sonra davacının çektiği ızdırap durumu da gözetilerek manevi tazminatın takdir edilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen bilirkişi raporu ile bağlı kalınarak istemin tümüyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 3.HD. 06.07.2012, 11945/17020"

Diş Hekimi Hatası Mahkeme Kararı

"Dava dilekçesinde; diş ve diş etlerindeki ağrı ve hassasiyet nedeniyle davalı hekime giden davacıya dişetleri tedavi edilmeksizin 18 adet protez diş takıldığı, ancak ağrı ve şikayetlerinin dayanılmaz boyuta ulaştığı, başka hekime giden davacıya diş etleri tedavi edildikten sonra protezlerin değiştiril- mesi gerektiğinin söylendiği, tekrar davalı diş hekimine başvurmasına rağmen tedavi isteğinin geri çevrildiği, bunun üzerine başka bir hekime giden davacının aylarca tedavi gördüğü, yeni doktora 5.000 TL para ödendiği ileri sürülerek, 5.000 TL maddi tazminat ile 5.000 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesi istenilmiştir.
Mahkemece davalının kusurunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; protez yapımından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Yanlar arasında gerçekleştiği ileri sürülen temel hukuksal ilişki, BK.nun 355. maddesinde tanımlandığı üzere bir “eser” sözleşmesidir. Davacı yüklenici; davalı ise iş eser sahibidir. Eser sözleşmesinde yüklenici, iş-eser sahibi ile akdî ilişkiye girerken bir sonuç yani “eser” meydana getirmeyi yüklenmektedir. Bu anlamda eser bir iş görme faaliyetinin maddi veya maddi olmayan sonucudur. Bu niteliği itibarıyla eser sözleşmesi, hizmet sözleşmesinden farklıdır. Diğer yandan eser sözleşmesinde, vekâlet sözleşmesindeki unsurların aksine çalışma sonunda; istenilen belli bir sonucun mutlaka elde edilmesi amacı güdüldüğünden ve yüklenici eseri meydana getirmekle ve onu teslim etmekle yükümlü olduğundan, protez yapımı sözleşmesi de vekâlet akdi değil, bir “eser” sözleşmesidir. Eser sözleşmesi ile üstlenilen eseri, yüklenici, sadakat ve özenle yapmak zorundadır. İş-eser sahibi tarafından kendisine duyulan güvene uygun olarak ve onun yararına olacak şekilde yapması ve ona zarar verecek her türlü hareketten kaçınması, yüklenicinin “sadakat” borcu gereğidir (BK.md. 357). Yüklenicinin yüklendiği ediminin ifasında göstermek zorunda kaldığı özenin derecesi, Borçlar Kanunu'nun 356/I. maddesi gereğince, hizmet akdinde işçinin işini yaparken göstermek zorunda olduğu özen borcu gibidir (BK. m. 321). Ancak, öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere, yüklenici, iş sahibine nazaran bağımsız çalışması ve işin de uzmanı olması gözönünde bulundurularak sorumluluğunun hizmet akdine dayalı olarak çalışan işçiye nazaran daha ağır olduğu kabul edilmektedir. Özen borcu, Borçlar Kanunu'nun 96. maddesinde düzenlenen sorumluluğun özel bir şeklidir. Yasa koyucu, eser sözleşmesinde sorumluluğu, akdin sonucuna bırakmamış ve özel hüküm koymuş olmakla özen borcuna ne denli önem verildiğini göstermiştir. Bu itibarla, aksine davranış halinde iş-eser sahibi, sadece zararın varlığını ve miktarını kanıtlamakla yükümlüdür. Yüklenici ise, her türlü önlemi aldığını, özen gösterdiğini ve edimini sadakatla ifa ettiğini ve kusurunun bulunmadığını ispatlamakla ödevlidir. Yüklenicinin özen borcu, iş-eser'in teslimine kadar devam eder ve iş-eser sahibinin zarara uğramasına ne- den olmaktan yüklenicinin kaçınmasını gerektirir. Özetle açıklanan ve somut olayda uygulanması gereken hukuk kurallarına göre uyuşmazlık çözümlenmelidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının ...- ... tarihleri arasında davalı hekimde tedavi gördüğü ve 14 adet diş protezi takıldığı, ... tarihinde tekrar davalıya başvurduğu ve panoramik film çekildiği, bu filmlerin kesin teşhise yardımcı görüntülemeler olduğu, ... ile ... tarihleri arasında ise dava dışı ikinci hekimde tedavi gördüğü, yapılan tedavilerde aciliyet sıralamasına uyulmadığı, ancak davacının iddia ettiği kusurun davalıdan kaynaklandığının kesin bir şekilde tespit edilemediği belirtilmiştir. Mahkemece bu rapora göre karar verilmiş ise de, davacının ... tarihinde davalı hekime başvurduğu ve panoramik film çekildiği sabittir. Bu film dosya arasında mevcuttur. ... Ağız ve Diş Sağlığı Başhekimliğinin ... tarihli raporunda bu panoramik filme göre; protetik tedaviye başlamadan önce yapılması gereken periodontal ve endodontik tedavilerin gerekli olduğu ölçüde yapılmadığı belirtilmiştir.
O halde, davacının ikinci bir doktora gitmeden önce davalı hekimde panoramik film çektirdiği, ikinci hekim tarafından yapılan tedavi sırasındaki görüntülemelerin de dosyaya ibraz edildiği gözetilerek, bu panoramik film ve görüntülemeler esas alınmak suretiyle yapılan tedavinin tıbbi yönden uygun olup olmadığı, istenilen sonucu sağlayıp sağlamadığı ve davalının bir kusurunun bulunup bulunmadığı, hususunda Adli Tıp Kurumundan da rapor alınmak suretiyle hüküm tesisi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmiş olması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. 3.HD. 27.02.2012, 2011/19821 - 2012/4726"

"Davada diş tedavisi ve protez yapım ücretinin ödenmediği ileri sürülerek girişilen icra takibine vâki itirazın iptâli, takibin devamı ve %40 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili istenmiş, mahke- mece davanın aynen kabulüne dair verilen karar, davalı ...tarafından temyiz edilmiştir. Yanlar arasında tedavi ve protez yapımı konusunda bir anlaşmanın varlığı uyuşmazlık konusu değildir. İhtilâf yapılan işin bedelinden ve ödemelerden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli konusunda yazılı  bir sözleşme bulunmadığından mahkemece konusunda uzman kişiden alınacak bir raporla BK’nın 366. maddesi doğrultusunda yapıldığı tarihteki mahalli rayiçlerden işin bedeli saptanmalı ve davalının ispat ettiği bir ödeme de bulunmadığından belirlenen tutar için icra takibine yapılan itirazın iptâline, takibin o miktar üzerinden faiziyle birlikte devamına karar verilmeli, ancak takibe konu alacak miktarı inceleme sonucunda belirleneceğinden ve likid bir alacaktan sözedilemeyeceğinden %40 icra inkâr tazminatı iste- minin reddine karar verilerek dava sonuçlandırılmalıdır. Mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile davanın kabulü doğru olmadığından karar bozulmalıdır. 15.HD. 21.10.2010, 2010/4274 - 2010/5581"

Sezeryan İle Doğum Doktor Hatası Mahkeme Kararı

"Davacılardan ...’in davalı ...’ın müdahalesi ile davalı Özel .... Hastanesi’nde ... tarihinde sezaryen ile doğum yaptığı, doğumun 18.45’de sonlanarak davacı ...'in bebeğini dünyaya getirdiği, davalı hastaneye ait Günlük Gözlem Kağıdı başlıklı belgeye göre; saat 21.00’de, bebeğin inlemeye devam etmesi nedeniyle kuvöze alındığı, ... tarihi saat 02.30 sıralarında ise bebeğin Özel .... Hastanesi’ne sevk edildiği, burada yapılan tetkikler sonucu ... tarihinde “sağ femur saft frakürü mevcut” tanısı ile bebekte kırık teşhis edildiği anlaşılmıştır. Yargılama sırasında İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu’ndan rapor alınmıştır. ... havale tarihli raporda; doğum eylemi esnasında bebekte doğum travması niteliğinde elle müdahaleler ve çekmeler sonucu yumuşak doku hasarı, kemik kırığı ve sinir zedelenmesi oluşabileceği, sezaryenle doğumlarda uzun kemik travması riskinin devam ettiği, femur kırıklarının sezaryenle doğumlarda çok nadir de olsa görülebildiği, kişiye konulan sezaryen endikasyonu ve yapılan ameliyatın güncel tıbbi uygulamalara uygun olduğu, sezaryen esnasında uygulanan işlemler nedeniyle femur kırığının oluşabileceği, bunun ise herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmale izafe edilemeyen “komplikasyon” olarak nitelendirildiği belirlenmiştir. Mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun raporuna itibar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş olup davacı rapora itiraz etmiştir. Rapor incelendiğinde; davaya konu olayın sadece ameliyat safhasının incelendiği ve hüküm kurmaya elveriş- li olmadığı görülmektedir. Bundan ayrı Mahkemece davacı yanın itirazlarını karşılayan bir rapor da alınmamıştır. Bununla birlikte; ... tarihinde saat 18.45’te doğan bebeğin saat 21.00’de inlemesinin devam ettiğinin kaydedildiği, bu tespite göre; bebeğin doğum sonrasında inlemeye başladığının anlaşıldığı, davacılar tarafından İzmir Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü’ne yapılan şikayet üzerine; davalı hastane mesul müdürü doktor ... tarafından; İl Sağlık Müdürlüğü’ne hitaben verilen ... tarihli yazıda; çocuk hekimin tek olması nedeniyle sözlü bilgi verildiği, bebeğin acil hekimi tarafından değerlendirildiği, yine İzmir Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü’nün ... tarihli yazısına göre de; bebeğin doğumu sırasında ve sonrasında bir pediatri uzmanı tarafından değerlendirildiğine dair kayda rastlanmadığının belirtildiği, gerçekten de dosya içerisinde yer alan belgelere göre, bebeğin davalı hastanede bir pediatri uzmanı tarafından değerlendirilmediği görülmüştür. Doğumdan sonra bebeğin inlemesine ve bunun uzun saatler boyunca devam etmesine rağmen, çocuk hekiminin tek oluşu gerekçe gösterilerek sadece telefonla çocuk doktorundan sözlü bilgi alınmak suretiyle bebeğin tedavi altına alınmaya çalışılması, yeni doğan bir bebeğin çocuk doktoru yerine acil hekimi tarafından değerlendirilmesi, tüm bu olaylar esnasında ise bebeğin inlemeye devam etmesi bir bütün olarak değerlendirilerek, Mahkemece; üniversiteden, itirazları karşılayan, aralarında yenidoğan konusunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, davalıların bebek ile ilgili gereken tüm kontrolleri yapıp yapmadığı, yapıldıysa bu işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 13.HD. 1.3.2016, 2015/3276 - 2016/6289"

"Davacı ...kadın doğum doktoru olan davalı ...'ın kendisini gebeliği boyunca özel muayenehanesinde takip ettiğini, doğumun ise davalının çalıştığı devlet hastanesinde gerçekleştiğini, doğumda bebeğin el ve ayaklarında anomali olduğunun anlaşıldığını, ayrıca kalbinde delik kulaklarında işitme sorunu bulunduğunu, bu hususların gebelik takibinde anlaşılabilecek hususlar olduğunu fakat davalı doktorun görevini gereği gibi yapmadığını ileri sürerek her bir davacı için ayrı ayrı maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.(BK 386-390)(TBK 502.506) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören Vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md)(TBK 506). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Somut olayda davacılar, davalı doktorun gebelik takibi döneminde sağlamış olduğu sağlık hizmetinde kusurlu davrandığını, bu dönemde yapılacak test ve tetkiklerde gebelikteki ve bebekteki anormalliklerin tespit edilebileceğini, fakat davalı doktorun gerekli özeni göstermediğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Mahkemece, dava konusu olayda davalı doktor görevini yaparken, davacıların çocukları ...'in sakat doğumuna sebebiyet verdiği iddia olunduğu, bu olayın Anayasa ve diğer Kanun hükümleri ile birlikte Yargıtay kararları doğrultusunda "hizmet kusuru" kabul edilerek davalı doktora husumet yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın husumetten reddine karar verilmiş ise de, davacıların talebi devlet hastanesinde gerçekleştirilen doğuma ilişkin olmayıp davalı doktorun özel muayenehanesinde gebelik süresince vermiş olduğu hizmete ilişkindir. O halde, vekâlet akdine dayalı olarak adli yargıda doktor aleyhine dava açılabileceği gözönünde bulundurularak işin esasına girilip sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. 13.HD. 19.1.2016, 2014/44086 - 2016/771"

Göz Ameliyatı Doktor Hatası Mahkeme Kararı

"Davacı, davalı Dr.... tarafından muayene edildiğini, sağ gözünün lazerle tedavi edilebileceğinin be- lirtildiğini, müdahalenin 7 dakikada biteceği ve hiç bir riskinin bulunmadığı bilgisinin verildiğini, hastanenin lazer cihazında arıza bulunduğunu, bu operasyonun kardeş kuruluşları olan ... Hastanesinde (.... Hizmetleri) yapıldığını, ameliyat sonrasında görme yeteneğinin %80'ini kaybettiğini bu nedenle maddi ve manevi çöküntü yaşadığını, sürekli ilaç kullanmak zorunda kaldığını, rüzgar, toz ve güneşe karşı aşırı bir duyarlılık oluştuğunu, zorunlu olmadıkça dışarı çıkamadığını, göz kapaklarının düştüğünü, dış görünüşte sabit bir hasar meydana geldiğini, herkesten ve her şeyden uzak durmak zorunda kaldığını, ilkokula başlayan kızının da psikolojisinin bozulduğunu, ev işlerini tam olarak yapamadığını, eşi ile olan ilişkisinin de bozulduğunu, bu nedenlerle sürekli iş gücü kaybı, çalışamamasından kaynaklı gelir kaybı olarak 50.000,00-TL ve tedavi gideri olarak 1.000,00-TL olmak üzere 51.000,00-TL maddi, çektiği acı ve üzüntülere karşılık 200.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 251.000,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile, 51.000,00-TL nin olay tarihi olan Mayıs ... yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 40.000,00-TL nin olay tarihi olan Mayıs ... yılından itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazla talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, yanlış ameliyat neticesinde görme yeteneğini %80 kaybettiğinden bahisle maddi ve manevi tazminat istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalılar, davanın reddini dilemiş, Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun ... tarihli raporuna göre davacıda %28,1 oranında meslekte kazanma gücü kaybı meydana geldiği, bu güç kaybından davalılar sorumlu olduklarından davacının maddi tazminat talebinin kabulüne , manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Da- vanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.(BK 386-390) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Somut olayda, dosyada bulunan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan alınan ... tarihli raporda "hastanın sağ gözüne yapılması planlanan lasik ameliyatı öncesi hazırlanan kornea flebinin kopmasının bu ameliyatta nadir de olsa görülebilen komplikasyonlardan olduğu, bu komplikasyon sonucu ortaya çıkan durumun düzeltilmesi için yapılan tedavilerin usulüne uygun olduğu, hekime atfi kabil kusur bulunmadığının" belirtildiği anlaşılmıştır. Yine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden alınan ... tarihli uzman bilirkişi raporunda da ameliyat sonucu oluşan kornea flebinin kopmasının komplikasyon olduğu belirtilmiştir. Öyle olunca davalıların eylemi ile meydana gelen zarar arasında davalılara yüklenecek bir kusurdan bahsedilemeyeceğinden mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. 13.HD. 25.11.2013, 2013/18838-29162"

Sağlık Davalarına Bakan Avukatlar Hukuki Değerlendirme

Sağlık davalarına bakan avukatlar- İdari dava avukatı idare hukukunun hem idari işlemin iptalini hem de idari yargıdaki tam yargı davalarının yürütülmesinde uzmanlaşılmış bir hukuk ihtisasıdır. İdare hukukunun ve idari dava avukatının sağlık hukuku alanında da ihtisaslaşmasının sebebi kamu personeli olan hekimin malpraktis, tıbbi uygulama hatası ya da doktor hatasında devlet hastenesinin sorumluluğunun da bulunmasındandır. Nitekim kamu hastanesinde çalışan ve kamu görevlisi olan bir hekimin tıbbi uygulama hatalarından dolayı açılacak davada dava kamu görevlisi olan hekime yöneltilmeyip davalı olarak sağlık bakanlığı ve bağlı kuruluşları olacağından dava idare mahkemesinde görülecektir. Bu sebepten ötürü kamu hastanesinde tedavi gören ancak tıbbi uygulama hatası, malpraktis nedeniyle maddi ve manevi zarara uğrayan hastaların zararları idare mahkemesinde açılacak olan tam yargı davası ile giderileceğinden idari dava avukatının sağlık hukuku ile ilgili işleyişi, tıp hukuku alanındaki uygulamalar ile tıbbi uygulama hataları konularında uzmanlaşması şarttır. Nitekim doktor hatasında devlet hastanesinin soumluluğuna gidildiğinde açılacak olan dava maddi ve manevi tazminatlara ilişkin olup tam yargı davası niteliğindedir ve bu yüzden idare hukuku ile tıp hukuku bilgisine ihtiyaç duyulacağından sağlık davalarına bakan avukatlara ihtiyaç vardır. 

Doktor hatasına ilişkin davaların hukuki olarak yönetiminin tam yapılabilmesi için sürecin başından sonuna kadar dosyanın tam anlamıyla incelenmesi ve dosyaya hakimiyet zaruridir. Örneğin mahkeme hukuka uygun karar verebilmek için dosyayı bilirkişiye tevdi etmiştir diyelim ancak tevdi edilen bilirkişilerin uzmanlıkları dosyanın incelenmesine yetmiyecek ve dosyayı açıklığa kavuşturamayacak bir seviyede ise bu heyete itiraz etmek gerekecektir. Bu en basitinden bir örnektir. Nitekim dosyanın seyrini değiştirecek ancak çok umursanmayan işlemlerin neler olduğu ancak bu konuda ihtisaslaşmış bir avukatın varlığına bağlı olabilir. Yine bakılan bir davada davalı idarenin kusurunun olmadığı mahkeme tarafından karara bağlanmış ve yapılan itirazlarda hekimlerin kusurlu oldukları ve bu sonuca göre de idarenin hizmet kusurunun varlığının ortaya çıktığı ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği şeklinde hüküm üst derece mahkemede bozdurulmuştur. Kararda bilgisayarlı tomografiden sonra acil müdahale endikasyonu gelişmesine karşın hekimlerin acil müdahalede bulunmaması durumu hizmet kusuru sayılmış ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Görüleceği üzere iki mahkeme de aynı duruma farklı kararlar vermişlerdir. Bu da göstermektedir ki nihai ve kesin karar alana kadar yılmamalı ve sonuna kadar savunma yapılıp haklılığın ortaya çıkarılmasına kadar pes edilmemelidir. Eğer tek bir doğru olmuş olsa idi o zaman üst derece mahkemelerin aynı dosyayı incelemesine gerek kalmayacaktı. Unutulmamalıdır ki yargılama aşamasında mahkemeler her zaman doğru kararlar verememekte ve kararlar çoğu kez Anayasa mahkemesi kararı ile ortadan kaldırılmaktadır. Bu da yargılamanın bir süreç olduğunu doğrunun ortaya çıkartılmasına kadar kesin bir durumdan söz edilemeyeceğinin bir kanıtıdır. Ancak iyi savunma her zaman gerçeğin ortaya çıkartılmasında işinize yarayacaktır.

Kaynaklar;

HAKERİ,Hakan, Tıp hukuku, seçkin yayıncılık Eylül 2015

EROL, Gültezer, Özel hastanelerin Hukuki Sorumluluğu, seçkin yayıncılık Nisan 2015

GÖKCAN,Hasan, Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukukui ve Cezai Sorumluluk, Seçkin yayıncılık Nisan 2017

EROL, Gültezer, Diş Hekimlerinin Hukuki Sorumluluğu ve Hasta Hakları, Seçkin Yayıncılık Eylül 2017

Mil Hukuk ve Danışmanlık