Tazminat Davası Avukatı Ankara

Tazminat Davası Avukatı Ankara

Tazminat davası avukatı ankara ibaresi toplumun oluşturmuş olduğu bir terimdir. Avukatlık kanununa göre avukatların belirli bir alanda uzmanlaşmasını zorunlu koşan herhangi bir şart mevcut değildir. Ancak avukatlar ilgilenmiş oldukları dosyaların yoğunluğuna ve kendi insiyatifleri ile seçmiş oldukları alanlar bakımından uzmanlık gösterebilmektedirler. Nitekim tazminat davası avukatı olabilmek için tabi ki de bu alanda avukatın kendisini geliştirmesi ve ihtisaslaştırması oldukça önemli bir husustur. Çünkü tazminat davaları çeşitlilik gösteren dava türlerindendir. Her somut olayın özelliğine göre davalar farklılaşabilmekte dışarıdan bir gözün ya da ihtisaslaşmamış bir kişinin göremeyeceği hususları içerisinde barındırabilmektedir. 

Örneğin uzmanlık alanlarımızdan birisi olan tıp hukukunda doktor hatası tazminat davaları bakımından dosyaların yönetilmesi ve sunulacak hususların değişkenliği dosyaları zorlaştırmakta ve ilgilenilmesini gerektirmektedir. Bilirkişi raporlarına yapılacak itirazlar dahi diğer davalara nazaran bazı özellikler taşıyabilmektedir. Bu bakımdan ihtisas şarttır. Davanın gidişatını ve sonucunu tabi ki de bu ihtisaslaşma oldukça fazla etkileyecektir. 

Yine Basın Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali, Hakaret tazminat, Yaralama Suçunda Maddi Manevi Tazminat Talebi, Trafik Kazasında Tazminat gibi hususlarda açılacak tazminat davalarında kişiler kendi davalarını avukat olmadan takip edebilecekleri gibi tazminat davası avukatı vasıtasıyla da takip edebilirler. Ancak yukarıda da değindiğimiz üzere bu tür davaların yönetiminin uzmanlık gerektirmesi sebebiyle davanın lehe sonuçlanma ihtimalini güçlendirmek maksadıyla tazminat davası avukatından hukuki destek alınması tavsiye olunmaktadır.

Tazminat Davası Kararları

Yaralamadan Kaynaklanan Tazminat

Yargıtay
4. Hukuk Dairesi    
2020/2190 E.
2020/2282 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Alacak aleyhine 12/06/2006 gününde verilen dilekçe ile kasten yaralamadan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15/03/2018 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;

Dava, haksız eylemden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, olay tarihinde müvekkilinin annesi ile birlikte ektiği ürünü suladığı sırada davalının suyu kendi tarlasına çevirdiğini, bu nedenle çıkan tartışma sırasında davalının müvekkilinin başına kürekle vurarak kafatasını kırdığını, uzun süre yoğun bakımda tedavi gördüğünü, davalının bu eylemi nedeniyle yargılandığını ve cezalandırılmasına karar verildiğini belirterek, oluşan maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir.

Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen ilk karar Dairemizin 05/07/2017 tarihli 2015/11815 esas ve 2017/4523 karar sayılı ilamı ile “davalının ıslaha karşı süresinde zamanaşımı def’ini ileri sürmesine rağmen bu hususta olumlu ya da olumsuz karar verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle bozulmuş; mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davalının eyleminin aynı zamanda suç teşkil ettiği, bu nedenle ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği, davalının eyleminin olay tarihi itibarıyla 765 sayılı TCK’nın 456/3. maddesindeki uzuv tatili niteliğinde yaralama suçunu oluşturduğu, anılan maddenin zamanaşımı süresinin aynı kanunun 102/1-3 maddesi gereğince 10 yıllık ve 104/2 maddesi gereğince de 5 yıl daha eklenerek 15 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, dolayısıyla ıslah tarihi itibarıyla henüz uzamış zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle davanın ıslah edilmiş hali ile kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda; davalının dava konusu olay nedeniyle ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/19 esas ve 2005/59 karar sayılı dosyasında yapılan yargılaması sonunda, 765 sayılı TCK’nın 456/3 ve 457/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiği,

kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 17/05/2006 tarihli 2006/462 esas ve 2006/4508 karar sayılı ilamı ile 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK gereğince sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin 26/06/2007 tarihli 2007/168 sayılı kararı ile daha lehe hükümler içermesi nedeniyle sanığın 5237 sayılı TCK’nın 86/1, 86/3-e ve 87/2-a maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Olay tarihi olan 02/10/2001 tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. ve 60/2. maddeleri uyarınca haksız fiilden kaynaklanan tazminat talepleri, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her halde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Ancak, haksız fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir eylemden doğmuş ve Ceza Kanunu’nda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüş ise haksız fiil sorumluluğunda da uzamış ceza zamanaşımı süreleri uygulanır.

Ceza Kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı (uzamış zamanaşımı) süresi, her halde olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz. Ayrıca zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden ise, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102, 104 ila 107. maddeleri değil, aksine BK'nın, 132 ila 137. maddeleri uygulama alanı bulacaktır.

Olay tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 456/3 maddesi “Fiil, kati veya muhtemel surette iyileşmesi kabil olmıyacak derecede akıl veya beden hastalıklarından birini yahut havastan veya el yahut ayaklardan birinin veya söylemek kudretinin yahut çocuk yapmak kabiliyetinin zıyaını mucip olmuş veya azadan birinin tatilini yahut çehrenin daimi değişikliğini veya gebe bir kadına karşı ika olunup da çocuğun düşmesini intaç eylemiş ise ceza beş seneden on seneye kadar ağır hapistir” şeklinde; aynı kanunun zamanaşımını düzenleyen 102/1-3. bendi ise “Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davalının eyleminin olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 456/3. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu anlaşılmakta olup uygulanacak dava zamanaşımı süresi yukarıda anılan düzenlenmeler uyarınca on yıldır. Davaya konu yaralanma olayı 02/10/2001 tarihinde meydana gelmiş, dava 12/06/2006 tarihinde açılmış, ıslah dilekçesi ise 17/02/2014 tarihinde verilmiştir. Şu durumda; ıslah dilekçesinin verildiği tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde düzenlenen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı süresi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 456/3 ve 102/1-3. maddeleri uyarınca olayın bağlı olduğu 10 yıllık ceza zamanaşımı süresi geçmiştir. Her ne kadar mahkemece 765 sayılı TCK’nın 104/3 maddesi de uygulanarak zamanaşımı süresi 15 yıl olarak belirlenmiş ise de ceza zamanaşımının tazminat davalarına uygulanmasında, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden BK'nın 132 ila 137. maddeleri uygulanır. Dolayısıyla eldeki tazminat davası açısından 765 sayılı TCK’nın 104/3. maddesinin uygulanması mümkün değildir.

Şu halde, ıslah edilen maddi tazminat miktarının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken bu miktar yönünden de kabul kararı verilmesi usul ve yasaya uygun değildir. Kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın, yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının ilk bentte belirtilen nedenlerle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Haksız Fiil Tazminatı

Yargıtay
4. Hukuk Dairesi 
2020/2116 E. 
2020/2158 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Birleşen ... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../...-.../... sayılı dosyasında;

Davacılar ... ve ... vekilleri Avukat ... tarafından, davalı ... Bakır AŞ aleyhine 15/12/2010 (asıl) 11/03/2015 (birleşen) günlerinde verilen dilekçeler ile haksız fiil nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl davada davacı ... yönünden davanın kabulüne, ... yönünden usulden reddine, birleşen davanın kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine dair verilen 04/02/2020 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi olanağı bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- Davalının asıl davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Asıl ve birleşen dava, haksız fiil nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl davanın davacı ... açısından kabulüne diğer davacı ... yönünden ehliyet yokluğundan usulden reddine, birleşen davanın ise kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davalı ... Bakır AŞ tarafından asıl davada verilen karar yönünden temyiz edilmiştir.

Davacılar, ... İli, ... İlçesi, ... Beldesi, ... Mevkii, ... sayılı parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan, üç katlı ve tek katlı binaların taraflarına ait olduğunu, davalı şirketin maden çıkarma faaliyetleri nedeniyle atmış olduğu dinamitlerin evlerini oturulamaz duruma getirdiğini belirterek, uğradıkları zararın tazminini talep etmişlerdir.
Davalı, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, asıl davanın kabulüne ilişkin olarak verilen ilk karar, Dairemizin 28/02/2013 gün ve 2012/4264 esas, 2013/3585 karar sayılı ilamı ile; "Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davaya konu binaların tekniğe uygun inşa edilmediği, bazı imalat hatalarının bulunduğu ve bu eksikliklerin de zararın meydana gelmesinde etkili olduğu belirtildiğinden mahkemece hükmedilen tazminat bedelinden BK’nın 43-44. maddeleri uyarınca uygun bir indirim yapılması gerektiği" gerekçesi ile bozulmuştur. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında birleşen dava ikame edilmiş, asıl ve birleşen davalar yönünden yerel mahkemenin vermiş olduğu ikinci karar da Dairemizin, 16/11/2017 gün,

2017/880-2017/7320 sayılı kararı ile hüküm fıkrasının asıl davaya ilişkin (1) numaralı bendinde infazda tereddüt oluşacak şekilde hüküm tesis edildiği gerekçesiyle birleşen davanın ise kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ikinci kez bozulmuştur. Bu doğrultuda Dairemiz ikinci bozma kararından sonra yapılan yargılama neticesinde; asıl davanın davacı ... açısından kabulüne, diğer davacı ... yönünden ehliyet yokluğundan usulden reddine; birleşen davanın ise kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Yerel mahkemenin vermiş olduğu üçüncü karar da Dairemizin 21/10/2019 gün, 2019/2383 esas 2019/4809 karar sayılı ilamı ile ilk bozmaya uyulduğu halde bozmanın gereği yerine getirilmediğinden asıl dava yönünden hükmedilen tazminat bedelinden BK’nın 43-44. maddeleri uyarınca uygun bir indirim yapılması gerekirken indirim yapılmaksızın ilk bedele hükmedilmesinin doğru olmadığından bahisle bozulmuştur.

Yerel mahkemece Dairemizin 21/10/2019 gün, 2019/2383 esas 2019/4809 karar sayılı bozma ilamına da uyulmuş birleşen dava yönünden alınan 13/06/2014 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen zarar miktarından davacı tarafın kusur oranı dikkate alınarak hakkaniyet indirimi yapıldığı gerekçesi ile yeniden ilk kararda hükmedilen bedel üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya kapsamından; mahkemece, davanın kabulüne dair verilen 27/07/2011 tarihli ilk kararın davalı tarafından temyiz edildiği, Dairemizin 28/02/2013 gün ve 2012/4264 esas, 2013/3585 karar sayılı ilamı ile hakkaniyet indirimi yapılması gerekçesi ile kararın bozulduğu, bu anlamda belirtilen kararın davacı yönünden kesinleştiği ve bu hususta davalı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, bozma sonrası birleşen davada talep edilen zarar miktarından davacı tarafın kusur oranı dikkate alınarak hakkaniyet indirimi yapıldığı gerekçesi ile hakkaniyet indirimi uygulanmaksızın yeniden ilk kararda hükmedilen bedel üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi davalının usuli kazanılmış hakkına aykırılık teşkil etmektedir.
Şu durumda, mahkemece usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı olarak verilen karar usul ve yasaya uygun düşmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı yararına BOZULMASINA, davalının diğer temiz itirazlarının (1) numaralı bentte açıklanan nedenle reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay
4. Hukuk Dairesi   
2020/1108 E.  
2020/2321 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 26/03/2012 gününde verilen dilekçe ile trafik kazasında yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/04/2019 günlü karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/181 esas, 2019/136 karar sayılı 29/04/2019 tarihli kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen 17/10/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzene aykırılık halleri re’sen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

2-Davalının diğer temyiz itirazına gelince;
Dava, trafik kazasında yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı davalının istinaf başvurusu bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili olay tarihinde davalı sürücünün sevk ve idaresindeki araç ile müvekkilinin kullanmakta olduğu motosiklete çarparak yaralanmasına neden olduğunu, gerçekleşen kaza sonucunda müvekkilinde kalıcı sakatlık meydana geldiğini belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince; kesinleşen ceza davası, kusura ve maluliyete ilişkin bilirkişi raporları kapsamında aktüerya uzmanı bilirkişi tarafından hesaplanan maddi tazminat miktarı dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükme karşı davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi ilgili dairesince; davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesi haksız fiilden kaynaklanan tazminat taleplerinin, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her halde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden itibaren on yıllık sürede zamanaşımına uğrayacağını düzenlemektedir. Ancak haksız fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir eylemden doğmuş ve Ceza Kanunu’nda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüş ise uzamış ceza zamanaşımı süreleri uygulanır (BK 60/2).

Dosyanın incelenmesinde; trafik kazasının 24/04/2008 tarihinde gerçekleştiği, davalı hakkında ceza yargılaması neticesinde kemik kırığına sebebiyet verecek ve yüzde sabit iz kalacak şekilde yaralama eylemi sebebiyle adli para cezasına hükmedildiği, dosya kapsamında alınan aktüerya uzmanı bilirkişi tarafından hesaplanan tazminat miktarına göre davacının davasını 25/12/2018’de ıslah ettiği, aynı tarihte davalı tarafından ıslaha karşı zamanaşımı def’inde bulunulduğu anlaşılmıştır.

Davalı hakkında ceza yargılamasında uygulanan hüküm nazara alındığında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66/1-e maddesi maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresi 8 yıldır. Buna göre davada, kaza tarihiyle ıslah tarihi arasında uzamış ceza zamanaşımı süresi de dolmuştur.

Şu durumda, mahkemece ıslahla artırılan kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir. Bu nedenle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazının (1) nolu bentte gösterilen nedenle reddine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Mil Hukuk ve Danışmanlık