Tazminat Davası Nasıl Açılır?

Tazminat Davası Nasıl Açılır?

02-02-2020
Tazminat Davası Nasıl Açılır?

Tazminat Davası Nasıl Açılır?

Tazminat davası nasıl açılır- Maddi manevi tazminat davası- Tazminat davası açmak istiyorum- Tazminat davası genel bir hukuki terimdir. Çünkü her mahkemede açılacak tazminat davası farklılık gösterebilmektedir. Örneğin size hakaret eden bir kişiye karşı haksız fiilden dolayı asliye hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası açabilecekken yanlış tedavi hatasından dolayı kamu hastanesine karşı maddi ve manevi tazminat idare mahkemesinde açılacaktır. Ya da haksız tutukluluk sebebiyle açılacak tazminat davası ağır ceza mahkemesinin görevine girerken ticari faaliyetlerden dolayı Ticaret Kanunu Madde 4 de yer alan hususlar sebebiyle tazminat davaları ticaret mahkemesinde açılacaktır. Ya da işçinin hak etmiş olduğu kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve maddi manevi tazminat için açılacak tazminat davası iş mahkemesinde açılacaktır. Bu yüzden tazminat davaları çeşitlilik arz etmektedir.

Açılacak tazminat davalarının hangi mahkemede açılacağı ve hangi kanun hükümlerine göre yürütüleceği hususu ise bu nedenle çok önemlidir. Farklı mahkemede davanızı açsanız bile görevli mahkemeyi bulmanız bazı zararların giderilmesinden sonra mümkün iken tazminat taleplerinizi hangi kanun maddesine dayandırarak gerekçelendirmeniz gerektiği hususunu gerekçelendirememişseniz davanın yürütülmesi ve tazminat alınması o kadar zora girecek ve davanız ispatlanamadığı ve gerekçelendirilemediği için reddolabilecektir.

Yapılması gereken husus gerçekleştirilecek hukuki müdahalenin hangi kanun kapsamında takibinin yapılacağının doğru saptanmasından geçmektedir. Bu yüzden saptamanın ve gerekçenin tespiti gerçekten önemlidir. Nitekim yukarıda verdiğimiz örnekleri genişletecek olursak haksız fiilden dolayı açılan tazminat davasında Türk Borçlar Kanunu madde 49 hükmü gereği hareket etmek gerekecekken ayıplı mal alımı sebebiyle tüketici mahkemesinde açılacak davada Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda yer alan hükümler gereği ayıplı maldan sorumluluk hükümlerine göre hareket edilecek ve tazminat talepleri bu hususa göre belilenecektir. Hatta öyle ki haksız fiilden kaynaklı tazminat davalarında davanın açılabileceği yer mahkemesinde Hukuk Mukakemeleri Kanununa göre seçimlik haklar bulunurken sözleşmeden kaynaklı tazminat davalarında davanın açılabileceği yerler farklılık gösterebilmektedir. Ya da haksız tutukluluk sebebiyle açılacak tazminat davalarında yine davanın açılacağı yer mahkemesinin tespiti Ceza Muhakemeleri Kanununa göre tayin edilecektir. 

Neden Tazminat Davası Açmalıyım

Tazminat davası kişilerin gördükleri zararı gidermek maksadıyla açılan davalardandır. Hiç istemediğiniz bir şekilde fiziki veya ruhi güvenliğiniz tehlikeye girmiş ve bu yüzden bedeniniz ya da ruhsal bütüntülüğünüz zarar görmüş olabilir. Örneğin karışmış olduğunuz bir tartışma sonrası bıçaklı saldırıya uğramış ve yaralanmış olabilirsiniz. Bu durumda işe gidemeyecek, çalışma gücü kaybı yaşayacak ve gelirinizde azalma olacaktır. Yine işin içerisine hastane masrafları girecek hatta ve hatta beklenmedik zarar kalemleri ortaya çıkabilecektir. Yine vücut bütünlüğünüz zarar gördüğü için acı çekmiş, ağrılarınız olmuş, ruhsal yönden yaşam kaliteniz düşmüş olabilir. İşte bu zarar kalemlerinin ortya çıkmasına sebep olmuş yaralama olayının faili bu zararların giderilmesi için başvurulacak kişi konumunda olacak ve davalar bu kişinin şahsına yönlendirilebilecektir. Tazminat davası zararın giderilmesi için hukuki bir yöntemdir. Dava açma ve hak arama hürriyeti Anayasal bir hak olduğundan mütevellit zarara uğrayan kişiler bu zararlarıyla birlikte yaşamak mecburiyetinde kalmayacak ve tazminat davası açarak zararlarını giderebileceklerdir.

Hukuki Açıdan Tazminat Davası Nedir?

Tazminattan bahsedebilmek için öncelikle bir zararın bulunması gerektiğini belirtmekte yarar vardır. Ortada tazmin edilmesini gerektirecek bir zarar yoksa tazminat da bulunmayacaktır.

Tazminatın hesaplanabilmesi için öncelikle zarar tespitinin yapılması gerekir. Kişi bir fiilden dolayı zarar görmüş ise bu fiilin yol açtığı zararın hesaplanması ve buna göre tazminatın belirlenmesi gerekmektedir. 

Tazminatın talep edilebilmesi için tazminata yol açan fiilde kusur oranının da belirlenmesi şarttır. Hem zararın hem de kusurun tespiti için açılan davalarda bilirkişiye başvurulmakta ve zarar ile kusurun belirlenebilmesi için uzman görüşü alınmaktadır.

Yine tazminat davalarında fiil ile zarar arasında illiyet bağı olup olmadığı hususu da araştırılmalı buna göre illiyet bağının kesilip kesilmediği değerlendirilmelidir.

Hangi Konularda Tazminat Davası Açılabilir?

Tazminat davaları iki türdür. Birisi maddi ikincisi ise manevi tazmiattır. Bu tazminat türlerinin belirlenmesi ve tazminata hükmedilebilmesi için öncelikle maddi ve manevi zararın tespiti şarttır. Zarar hesabından sonra tazminata hükmedilecektir. Ve belirtmekte fayda vardır ki tazminat hiçbir zaman zararı aşamayacaktır. Türk hukk sistemimiz tazminatın zarardan fazla olamayacağını tazminatın kazanç elde etme yöntemi olmadığını belirtmektedir.

Değindiğimiz üzere iki tür tazminat vardır birisi maddi tazminat diğeri de manevi tazminattır. Maddi tazminat somut zararların karşılanması amacıyla kullanılmakta iken manevi tazminat kişinin acı elem keder çekmesi, yaşam sevincini kaybetmesi durumunda zararın giderilmesi amacıyla başvurulan yöntemdir. Zarar görenler sadece özel kişilere ya da özel tüzel kişilere tazminat davası açmamakta kamu tüzel kişilerine karşı da dava açabilmektedirler. Kamuya açılan davalarda idare mahkemeleri görevli mahkeme olup bu davalara tam yargı davası adı verilmektedir. Kişi açmış olduğu tam yargı davalarında maddi zararlarının karşılanmasını isteyebileceği gibi manevi zararlarının karşılanmasını da isteyebilir. Örneğin doktor hatası tazminat davalarında kamu hastanelerinde zarar gören kişi devlete karşı maddi ve manevi tazminat davasını idare mahkemesinde açacaktır. Anlaşılacağı üzere tam yargı davalarına bakmakla görevli mahkeme idare mahkemesi olacaktır.

Tazminat Davasını Kimler Açabilir?

Tazminat davası kimler açabilir- Tazminat davasını meydana gelen eylem sebebiyle maddi manevi hakları zarara uğramış kişiler açabilmektedir. Ayrıca ağır bedensel yaralanmalarda ya da ölümde kişinin yakınlarına da uygun bir manevi tazminat ödeneceği kanunumuzda yer almaktadır. Yine destekten yoksun kalan kişiler de destekle aralarında kan bağı bulunmasa da tazminat davası açıp destekten yoksun kalma tazminatı isteyebileceklerdir. Belirtmek gerekirse tazminat davasını zarara uğrayan kişiler açabileceğinden boşanma davasında kusursuz ya da daha az kusurlu eş, malpraktis ya da doktor hatası tazminat davası nda zarar gören hasta, trafik kazasında kazazede tazminat davası açabilecektir.

Tazminat davası davalısı ise zarar veren kişidir. Yani faildir. İlliyet bağı bulunduğu takdirde tazminat davaları zarar veren kişiye karşı açılacaktır. Birden fazla zarar veren varsa tazminat davası bu kişilere karşı açılacak ancak tazminata herkesin kusuru oranında hükmedilecektir. Ancak müteselsil sorumluluk bulunduğu durumlarda kusur araştırması yapılıp herkesin kusuru belirlenmiş olsa da davacı kusurlu olan kişilerin birisinden zararının tamamını karşılayabilecek olup davalılar birbirlerine kusurları oranında rücu edebileceklerdir. Tazminat davasının davalısı gerçek veya tüzel kişi olabilir. Örneğin trafik kazalarında davalılar sigorta şirketi ile zarara sebebiyet veren gerçek kişi ya da araç işleten gerçek kişi olabilmektedir. Doktor hatası sebebiyle kamu hastanelerine açılacak davalarda ise davalı hastanenin kendisi olacaktır. Yani kamu hastanesinde çalışan bir hekimin kusurundan dolayı zarar gören hasta direkt olarak doktora maddi veya manevi tazminat davası açamayacak, davalı olarak kamu hastanesini gösterecektir. Kamu hastanesi tazminata mahkum edilirse kusuru oranında hekime rücu etme hakkı bulunmaktadır. Önemli olan davanın idari yargı yerinde açılması ve davalının hekim değil kamu hastanesi olarak gösterilmesidir. Anlaşılacağı üzere davalı sıfatı açılacak olan tazminat davası türüne göre değişkenlik gösterebilecektir. 

Tazminat Davası Nerede Açılır?

Tazminat Davası nerede açılır- Tazminat davasının türüne göre açılacak olan mahkemenin adı değişse de hangi yerdeki mahkemede açılacağı hususu Hukuk Muhakemeleri Kanununda aydınlığa kavuşturulmuştur. Nitekim genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği gibi, HMK 16 gereği haksız fiile ilişkin seçenek yer mahkemelerinde de açılabilir. Yani davalının yerleşim yeri mahkemesinde, haksız fiilin meydana geldiği yer mahkemesinde, zararın ortaya çıktığı yer mahkemesinde, zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de tazminat davası açılabilecektir.

Ancak bu durum haksız fiil sebebiyle açılacak olan tazminat davaları için geçerlidir. Davacı tazminat davasını sözleşmeye aykırılıktan dolayı açmışsa bu sefer haksız fiil hükümleri uygulanmayacak sözleşmeye aykırılıktan ötürü ya davalının yerleşim yeri mahkemesinde ya da sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde tazminat davası açılabilecektir. Örneğin kişi haksız fiile dayalı olarak tazminat davasını zarar verenin yerleşim yeri olan İstanbul'da açabilecek ya da olay İzmir'de meydana gelmiş ise İzmir'de açabilecek ya da zarar görenin yerleşim yeri olan Ankara mahkemesinde davayı açabilecektir. Eğer kişi sözleşmeye aykırılıktan dolayı tazminat istemiş ise bu durumda örneğin davalının yerleşim yeri olan İstanbul mahkemelerinde davayı açabilecek iken ayrıca sözleşmenin ifa edileceği yer olan Ankara mahkemelerinde de davasını açabilecektir. 

Tazminat Davasında İddia ve Savunmalar 

Tazminat davasında iddia ve savunmalar dilekçeler aşamasının bitmesinden sonra genişletilemez ve değiştirilemez. Bu kurala göre tüm dilekçeler aşamasından sonra iddialar ve savunmaların genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği sabit oldduğundan dolayı dava ve savunma dilekçelerinde tüm iddiaların ve savunmaların hukuki gerekçeleri ile izah edilmesi ve bu hukuki gerekçelerin hangi deliller ile ispat edileceğinin açık bir şekilde belirtilmesi şarttır. Bu hususlarda alanında uzman bir tazminat davası avukatından hukuki destek alınması tavsiye olunmaktadır. 

Tazminat Davasında Bilirkişi İncelemesi

Tazminat davasında bilirkişi deliline dayanmak çok ama çok önemlidir. Nitekim davanın açılması sırasında zararın bir kısmı dava edilerek sonraki kısmı için bilirkişiden rapor alınması talep edilebilir. Islah dilekçesi ile bu bedel arttırılabilir. Ancak bilirkişi deliline dayanılmamış ise ve hakim de bilirkişiye dosyayı tevdi etmez ise bu durumda hak kaybı yaşanabilecektir. Ayrıca diğer bir husus dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesi için bilirkişi ücretinin de yatırılmasıdır. Bilirkişi raporu alınması için mahkeme tarafından talep edilen delil avansı dosyayay yatırılmaz ise bilirkişi delilinden vazgeçilmiş sayılır ve ne yazık ki zararların tazmin edilmesi son derece güçleşir. 

Tazminat Davasında Faiz İstenir mi

Tazminat davasında zarar gören kişi zararının tamamının karşılanması için ayrıca haksız fiilin ya da zarar veren olayın gerçekleşmesinden itibaren faiz de talep edebilecektir. Faiz açılacak tazminat davasının niteliğine göre yasal faiz olabileceği gibi ticari faiz de olabilecektir. Ya da kıdem tazminatı davasında ki gibi mevduata uygulanan en yüksek faiz de olabilir.

Tazminat Davasında Deliler

Tazminat davasında tazimata hükmedilebilmesi için tarafların zararlarını ispat etmesi gerekir. Tazminatın sınırını zarar kalemleri oluşturacaktır. Ülkemizde tazminat zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağından tazminat davalarındaki miktarın belirlenmesinde zarar kalemlerinin ispatı oldukça önemlidir. Bu bakımdan hukuki delillerin süresinde mahkemeye sunulması ve bu hususta davayı takip eden tazminat davası avukatına yardımcı olunması gerekmektedir.

Tazminat Davasında Harç ve Masraflar

Tazminat davasında davayı açan davacının harç ve masrafları da mahkeme veznesine yatırması şarttır. Harç ve masraflar dava şartlarından olduğundan eksikliği durumunda giderilmesi için süre verilir. Verilen sürede harç ve masraflar tamamlanmaz ise bu durumda dava reddolur. Harcın belirlenmesi dava değeri ile meydana gelecektir. Örneğin 100.000,00 TL lik maddi tazminat davası açılmış ise harcın hesaplanması 100.000,00 TL üzerinden yapılacaktır. Davanın kazanılması durumunda harç ve masrafların davalıdan alınarak davacıya teslim edilmesi durumu gerçekleşeceğinden mütevellit davanın kazanılması oldukça önemlidir.

Tazminat Davası Ne Kadar Sürer

Tazminat Davasının ne kadar sürmesi gerektiğine ilişkin kanunumuzda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sebeple davanın süresi tamamen mahkemenin takdirine bağlıdır. Mahkame ne zaman davanın tekemmül ettiğini düşünürse o zaman davayı bitirecek ve ya kabul ya kısmen kabul kısmen red ya da red kararı verecektir. Önemli olan davanın ne kadar süreceği değil davanın kazanılmasıdır.

Tazimnat Davasında Tazminat Davası Avukatına Vekalet

Tazminat davasının profesyonel bir şekilde yönetilmesi ve davanın kazanılma ihtimalinin arttırılması için alanında uzman profesyonel tazminat davsı avukatından hukuki destek alınması ve vekalet verilmesi önemle tavsiye olunmaktadır.

Tazminat Davası Zamanaşımı

Tazminat Davası zamanaşımı- Tazminat davalarının çeşidine göre zamanaşımı süreleri de farklılık göstermektedir.  Haksız Fiil Tazminat Davası Zamanaşımı; zarar görenin fiil ve faili öğrenmesinden itibaren 2 yıl herhalde haksız fiilin gerçekleşmesinden itibaren 10 yıldır. Ancak buradas önemle üzerinde durulması gereken bir durum mevcuttur. Eğer meydana gelen haksız fiil ceza kanunlarına göre aynı zamanda suç da teşkil etmekte ise bu durumda ceza zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Örneğin kişi yaralama haksız fiili ile bir kişiye zarar verdi diyelim. Kasten yaralama suçunun zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu durumda zarar uğrayan kişi haksız fiilden ötürü davasını 2 yılda değilde ceza zamanaşımı süresi olan 8 yıl içerisinde açabilecektir. 

Boşanma Tazminat Davalarında Zamanaşımı; boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içerisinde tazminat davaları açılmalıdır.

Sözleşmeden doğan tazminat davalarında zamanaşımı; sözleşmelerden kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımı genel zamanaşımı olan 10 yıldır. Kişi sözleşmeden doğan tazminat davalarında davasını sözleşmeye aykırılıktan itibaren 10 yıl içerisinde açabilecektir.

Trafik kazalarından dolayı açılacak tazminat davalarında zamanaşımı; trafik kazalarından meydana gelen tazminat davalarında zamanaşımı kazayı ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl her halde kazanın meydana gelmesinden itibaren 10 yıl içinde dava açılabilecektir. Yine trafik kazasına sebebiyet verilen eylem ceza kanunları bakımından suç teşkil etmekte ise bu durumda ceza zamanaşımı hükümleri uygulanacaktır. Unutulmamalıdır ki tazminat hiçbir zaman zarardan fazla olamaz ve manevi tazminat hakkaniyete uygun olarak belirlenmelidir.

Tazminat Davası Şartları Nelerdir

Maddi tazminat davası şartları bakımından maddi tazminat davasının açılabilmesi için öncelikli koşul bir başkasının malvarlığının zararına yol açacak hukuka aykırı bir eylemin gerçekleşmesidir. Nitekim öncelikli koşulumuz hukuka aykırı eylemdir. İkinci koşulumuz bu hukuka aykırı fiil ile bir zarar oluşması gerekmektedir. Zarar yoksa ortada tazminattan bahsedilebilecek bir unsur da bulunmayacaktır. Yine belirtmek gerekir ki zararlı bir sonucun ortaya çıkması şart olmakla birlikte tazminat miktarı hiçbir zaman zararı aşamayacaktır.

Zarar ne kadar ise tazminat da o kadar olacaktır. Son koşulumuz ise eylem ile zarar arasında bir illiyet bağının yani sebep sonuç ilişkisinin bulunması koşuludur. Hukuka aykırı eylem ile meydana gelen zarar arasında bir sebep sonuç ilişkisi ortaya koyabiliyorsak bu durumda tabi ki de tazminat ortaya çıkacak olup hukuka aykırı bir fiil ile başkasına zarar veren kişi bu zararı tazmin yoluyla karşılayacaktır. Örneğin suç işlenmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası şartı suçu işleyen kişinin tespit edilmesi, suçtan ötürü maddi bir zararın ortaya çıkması suç ile zarar arasındaki illiyet bağının tespitidir.

Manevi Tazminat Nasıl Hesaplanır

Manevi tazminat nasıl hesaplanır- manevi tazminat hesabında manevi yıkıma ve tazminata yol açmış olan eylemin kişi üzerinde yaratmış olduğu acı elem keder ve üzüntünün etkisi araştırılır. Manevi tazminat bakımından  kişinin ruh yapısı ve maneviyatı üzerindeki etkinin yaşanan eylemin ağırlık derecesine göre tazmini yoluna gidilir ve mahkeme kişinin üzerindeki bu manevi acıların giderilmesi maksadıyla veyahut bir nebze olsun azaltılması amacıyla tazminata hükmeder. Ancak manevi tazminatta somut bir zarar ortaya çıkmış olmasa da belirlenecek tazminat hiçbir zaman kişinin zenginleşmesi sonucunu doğurmaz. Ekonomik bakımdan karşı tarafın mahvına sebep olmayacak ve zarar görenin de zenginleşmesi sonucunu doğurmayacak uygun bir tazminata hükmedilir. Örneğin kasten yaralamada maddi manevi tazimnat davası açtınız diyelim. Buradaki manevi tazimatın belirlenmesinde yaranızın derecesi, somut olayın özelliği, manevi olarak bu durumun sizi nasıl etkilediği, çevrede ve yakınlarınız karşısında gururunuzun kırıldığı gibi faktörler ön planda olacaktır. 

Tazminat Davasında Ne Kadar Para Alınır

Tazminat davasında ne kadar para alınır- tazminat davasında ne kadar para alınacağına ilişkin olarak tarafların talepleri ve zarar alınacak paranın miktarını belirleyecektir. Örnek vermek gerekirse mala zarar verilmesi durumunda o malda meydana gelen zarar saptanmalı ve kişi bu zarara istinaden mahkemeden talepte bulunmalıdır. Zarar 5.000,00 TL talep 3.000,00 TL ise hakim kendiliğinden hesaplama yapıp 5.000,00 TL ye hükmedemez. Hakim taleple bağlıdır. Buna göre hükmedeceği tazminat 3.000,00 TL olacaktır. Bu sebeple açılacak maddi tazminat davalarının belirsiz alacak davası olarak açılması sonrasında bilirkişi marifetiyle belirlenecek zarar miktarı ne kadar ise üzerine ekleme yapılarak davanın kısmen ıslahı yapılmalıdır. Örneğin zararı tam kestiremediğiniz maddi tazminat davasında davayı 1.000,00 TL olarak açıp sonrasında yapılacak araştırmalarda zararın 5.000,00 TL olduğunu öğrendiğinizde 4.000,00 TL ıslah ederek zararınızın tam karşılığını alabilirsiniz. Maddi manevi tazminat davaları uzmanlık gerektiren ve ilgi isteyen dava türlerinden olduğundan mütevellit bu konuda uzman tazminat hukuku avukatı ile çalışılması tavsiye olunur.

Maddi Manevi Tazminat Ödenmezse Ne Olur

Maddi manevi tazminat davası sonrasında mahkeme tarafından hükmedilen maddi manevi tazminat ödenmezse ilamlı icra takibi yapılır ve davalının yani borçlunun mallarına haciz konarak tazminat tutarlarının tahsili yoluna gidilir. İlamlı icra takibi her yerdeki icra dairelerinden yapılabileceği için İstanbulda açılan maddi manevi tazminat sonrasında kişi ilamı izmir veya Ankara icra dairelerinde takip ettirebilir. Maddi manevi tazminat ödenmezse ilamlı icra takibi ile kişi mahkeme kararı ile sabit olan bu tazminat miktarlarını faizi ile birlikte ilamlı icraya verebilir.

Manevi Tazminat Örnekleri

Manevi tazminat örnekleri olarak kişilik haklarına yapılan saldırı, sosyal medya üzerinden ya da yüze karşı hakaret suçunun işlenmesi, kişinin vücut bütünlüğünün ihlal edilmesi, unutulma hakkına saldırı, toplum önünde küçük düşürülmesi, aşağılama, bedensel zararlar manevi tazminat örnekleri olarak sıralanabilir. Manevi tazminat örneklerinde belirtilen hukuka aykırı fiillerle karşılaşan kişilerin, suç unsuru bulunması durumunda bu durumu derhal Cumhuriyet Başsavcılığına ya da en yakın kolluk kuvvetlerine bildirme hakkı olduğu gibi derhal manevi tazminat davası açma hakkı da bulunmaktadır.

Sözleşme İhlali Nedeniyle Tazminat Davası

Sözleşme ihlali nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasında önemli olan husus müspet zarar ve menfi zarar arasındaki farkın ortaya çıkartılmasıdır. Yapılması gereken husus sözleşmeye devam edilip zararların karşılanması mı yoksa sözleşmenin tümden feshi ile zararların karşılanması yönteminin mi belirleneceğidir. Bu zarar türlerinden hangisi ile zararın giderilmesi yöntemi seçilmiş ise bu durumda istenebilecek tazminat miktarı ve tazminat kalemlerinde de değişiklik olacaktır. Bu tür sözleşme ihlali nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası türlerinde davanın eksiksiz bir şekilde takibi şarttır. Özellikle sözleşmenin hangi maddesinin ya da tamamının ihalal edildiği hususunda mahkemenin ikna edilmesi şarttır. Ayrıca zarar kalemlerinin ortaya çıkartılması ile miktarının ne kadar olduğu hususlarında da mahkemenin aydınlatılması önemi haizdir. Bundan dolayıdır ki sözleşme ihlali nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasının alanında uzman tazminat hukuku avukatı ile takibi diğer tüm maddi ve manevi tazminat davalarında oluğu gibi önemle tavsiye olunur.

Maddi Manevi Tazminat Davası Yargıtay Kararları

Maddi manevi tazminat yargıtay kararları bakımından incelenecek olursa aşağıdaki kararlardan da görüleceği üzere kusur ve zarar tazminat davalarında esastır.

İş Kazası Tazminat Davası

T.C.
YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/6599
K. 2019/8104
T. 24.12.2019

Davacının İstemi :
Davacı vekili, kurum sigortalısı olan dahili davalı ...'ın, inşaat iş yerinde çalıştığı sırada 12/07/2009 tarihinde kendi eyleminden kaynaklanan yaralanması ile neticelenen olayın iş kazası sayılmaması gerektiğini, kurum tarafından iş kazası kabul kararının hatalı olduğunu beyan ederek, söz konusu olayın iş kazası olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı ve Dahili Davalının Cevapları :

Davalı SGK vekili, davanın haksız ve yersiz olduğunu, kazalı ...'ın davacı ...'nin inşaatında çalışırken geçirdiği kazanın iş kazası olduğunu, işçi ...'ın iş veren ... hakkında ... 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/229 esas sayılı dosyası ile maddi manevi tazminat davası açtığını, davanın devam ettiğini, ...'nin iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu olduğunu ve alacaklardan sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. Dahili davalı vekili, davanın haksız olduğunu, hizmet akdiyle çalışırken kazanın meydana geldiğini, istisna akdinin söz konusu olmadığını, davacı işverenin talimatları doğrultusunda iş yapıldığını beyan ederek, davanın reddedini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı :
Mahkemenin 16/04/2019 tarihli kararında, hizmet sözleşmesinin unsurları, tanık beyanları, bilirkişi raporu, kurum kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre, dahili davalı ...'ın davacı ...'ye ait inşaatın kalebodur işlerinin yapımını aralarında herhangi bir sözleşme olmaksızın götürü bedel üzerinden üstlendiği, davacı tarafından kendisine günlük ödeme yapılmadığı, işin bitiminde götürü bedelin kendisinin ödenmesinin kararlaştırıldığı, bu şifahi anlaşma çerçevesinde ...'ın kendisinin yanında çalışan işçilerden oluşan bir ekiple birlikte çalışmaya başladığı, işçilerin ...'tan emir ve talimat aldıkları, ücretlerinin ... tarafından ödendiği, dolayısıyla ...'ın işverenin emir ve buyruğu altında olmaksızın belirli olmayan zaman aralıkları içerisinde yüklenilen işi ifa ettiği, bu kapsamda Borçlar Kanunu'nun 355. maddesinde tanımlandığı şekilde istisna akdinin söz konusu olduğu değerlendirmesi ile 12/07/2009 tarihinde gerçekleşen olayın iş kazası olmadığının tespitine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi'nin Kararı :
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, delillerin takdirinde isabetsizlik görülmemesi nedeniyle davalı Kuruma ait istinaf itirazlarının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz Talepleri :

Davalı ... vekili, kararın hatalı, kurum işleminin ise doğru olduğunu, olayın iş kazası sayılması gerektiğini beyan ederek bozmaya karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe :
Dava, iş kazası olmadığının tespiti talebine ilişkindir.

5510 Sayılı Kanun'un 4/1-(a) bendi kapsamında sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul hizmet akdinin unsurlarının bulunmasıdır.Hizmet akdi, Borçlar Kanunu'nun 313. maddesinde belirlendiği üzere; iş sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Borçlar Kanunu'nun 353. maddesinde düzenlenen istisna akti ise; “İstisna, bir akittir ki onunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (iş sahibi) vermeği taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizameder.” şeklinde tanımlanmaktadır.

İstisna akdinde müteahhit, eser meydana getirmekten ibaret bir iş görme edimini borçlanmaktadır. Bir iş görme borcu doğuran sözleşme olmakla beraber, burada önemli olan çalışmanın kendisinden ziyade bu çalışma neticesi ortaya çıkan ve objektif olarak gözlenmesi kabil sonuçtur . Müteahhit, iş sahibi ile akdi ilişkiye girerken bir sonuç (eser) meydana getirmeyi taahhüt etmektedir. Bu anlamda eser; bir iş görme faaliyetinin maddi veya maddi olmayan sonucudur. Kuşkusuz bağımsız bir varlığı değiştirmeye, işlemeye veya biçimlendirmeye yönelik edimler de eser kavramına dahil sayılır ve istisna sözleşmesinin konusunu oluştururlar. Ücret belli bir süre çalışıldığı için değil, netice için ödenmektedir. Müteahhidin, kararlaştırılan zamandan önce taahhüdünü yerine getirmesi, ücret üzerinde herhangi bir etki meydana getirmeyecektir. İstisna akdinde ekonomik risk müteahhit tarafından yüklenirken, hizmet akdinde işveren tarafından karşılanacaktır.Hizmet akdini karakterize eden unsurlar; “ücret”, “bağımlılık” ve “zaman” olarak sıralanabilir. Hizmet akdinde belirli bir süre çalışmak ön planda iken, istisna akdinde zaman belirleyici olmayıp sonuç ön planda tutulmaktadır. Hizmet akdinde işçinin işi ifa, özen gösterme, sadakat borcuna karşılık, işverenin ücret ödeme, ihtimam ve yardım gibi borçları bulunmaktadır.

Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özellikleridir. Çalışan, Borçlar Kanunu'nun 313. maddesinin öngördüğü çerçeve içinde, zaman ve bağımlılık unsurlarını gerçekleştirecek biçimde çalışmaktaysa, aradaki çalışma ilişkisi hizmet akdine dayanıyor demektir. Bilindiği üzere zaman unsuru çalışmanın, işgücünün belirli ya da belirli olmayan bir süre içinde, işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmayı kapsamaktadır.Hiç kuşkusuz çalışan, bu süre içinde, işveren veya vekilinin buyruğu ve denetimi altında (bağımlı olarak) edimini yerine getirecektir. Burada söz konusu olan bağımlılık ise her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında, çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir çalışmadır. Eğer ki çalışan, işgücünü belirli ya da belirli olmayan bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir.Somut olayda, davacı tarafından yaptırılan inşaat işinde malzeme teminin ve işçilik ücretlerinin davacı işveren tarafından karşılandığı, istina akdini ispatına yönelik sözleşme, fatura ve sair delil bulunmadığı, ... müfettişi tarafından yapılan incelemede olayın iş kazası olarak kabul edildiği ve yine Kurum tarafından %45,2 sürekli iş göremezlik tespitinin yapıldığı, kazalı şahsa ait hizmet cetveline göre 1984 – 2010 yılları arasında farklı işyerlerinde 4/a sigorta prim ödemelerinin bulunduğu ve bu kapsamda kazalının işçi sıfatıyla çalışmalarının bulunduğu anlaşılmakla, dosya kapsamı evraka ve tanık ifadelerine göre istisna akdini gösteren delil bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı kaldırılmasına, ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına...

Trafik Kazası Tazminat Davası

T.C.
YARGITAY
21. HUKUK DAİRESİ
E. 2019/3698
K. 2019/7972
T. 23.12.2019

Davacı İstemi:
Davacı vekili; müteveffa sigortalı ...'ın 03.10.2010 tarihinde geçirdiği kazanın trafik-iş kazası olmadığının sadece trafik kazası olduğunun tespitini talep etmiştir.
Davalı Cevabı: davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı :
İlk derece mahkemesince; davanın reddine karar verilmiştir.

İstinaf Başvurusu ; Davacı işveren vekili istinaf dilekçesinde özetle; olayın iş kazası değil trafik kazası olduğunu, daha önce de tazminat davası açıldığını, alınan bilirkişi raporunda da bu yönde görüş bidirildiğini, 2010 dan bu yana yolların, kavşakların, aynı kalmamasının gayet doğal olduğunu belirtmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı :"...SGK inceleme raporunda da belirlendiği üzere, kazanın fabrikanın ana giriş kapısı önünde meydana geldiği, yolun sağında fabrika çamur havuzunun, solunda etrafı çevrili fabrika sahasının bulunduğu, kazanın yolun fabrika sahası içinde kalan kısmında meydana geldiğinin Şeker Fabrikaları vaziyet planından anlaşılması karşısında, olayın 5510 Sayılı Kanun'un 13/1-a maddesi kapsamında iş kazası sayılması gerektiği.. gerekçesiyle davacının istinaf isteminin esastan reddine karar vermiştir.

Temyiz: Davacı Vekili: Olayın iş kazası değil trafik kazası olduğunu, daha önce de açılan tazminat davasında alınan bilirkişi raporunda da bu yönde görüş bidirildiğini, 2010 dan bu yana yolların, kavşakların, aynı kalmamasının gayet doğal olduğunu, olayın nizamiye dışında karayolunda gerçekleştiğini kararın bozulmasını talep etmiştir.

Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Dava trafik kazasının iş kazası olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 03.10.2010 tarihinde 15.00-23.00 vardiyasından çıkan beş işçinin ... plakalı ... adına tescilli özel araç ile fabrika nizamiyesinden çıktıktan sonra nizamiye önündeki ...-... karayolunda (çift yönlü) fabrika kavşağından karayoluna çıkıp ... istikametine dönmek üzereyken ... istikametine ilerleyen yoldan geçmekte olan seyir halindeki kamyonla çarpışmak suretiyle kazanın meydan geldiği ..., ..., ...'nın vefat ettiği, ... ve ...'ın yaralandığı, 04.05.2011 tarihli Kurum raporu ile kazanın iş kazası kabul edildiği ... mirasçıları tarafından açılan iş kazasından kaynaklı maddi manevi tazminat davasında verilen önel üzerine işbu tespit davasının açıldığı anlaşılmaktadır.
İş kazasının tespiti istemine ilişkin bu tür davalar 506 Sayılı Kanun'un 11. maddesinden ve 5510 Sayılı Kanun'un 13.maddesinden kaynaklanmaktadır. Anılan maddeye göre, iş kazası a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) Bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır. Zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılması için, 1) sigorta olayına maruz kalan kişinin sigortalı olması, 2) sigorta olayının maddede sayılı sınırlı olarak belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelmesi koşuldur. Başka bir anlatımla, sigorta olayının, iş kazası sayılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunlu olup İş kazası tespiti davaları bakımından özel olarak belirlenmiş bir ispat yöntemi de yoktur. Bu davaların her türlü delille ispatı mümkündür.

Somut olayda; kurum raporunda kazanın gerçekleştiği nizamiye önündeki karayolunun fabrika sahası içinde kaldığı gerekçesiyle iş kazası tespiti yapılsa da bu karayolunun şehirler arası ulaşımda kullanılan karayolu olduğu sabittir. Dava konusu kazanın iş kazası sayılması için; Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısiyla veya sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda gerçekleşmesi gerektiği ve işbu kazada bu durumlardan birinin gerçekleşmediği ortadadır. Yalnızca "5510 s.yasanın 13. maddesi e bendinde yazılı" “Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen” kaza olup olmadığı yönünden yeterli araştırma yapılmamıştır.Yapılacak iş; dava konusu kazanın yapıldığı ...plakalı aracın işveren tarafından sağlanan bir taşıt olup olmadığını, yakıtının veya yakıt masrafının işveren tarafından sağlanıp sağlanmadığını, sürekli bu araç ile işe ulaşımın sağlanıp sağlanmadığını, araştırmak işveren tarafından sağlanan taşıt olduğu tespit edildiği takdirde yasaya uygun olarak iş kazası olacağını dikkate alarak sonuca gitmekten ibarettir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : O halde davacı işveren tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı ORTADAN KALDIRILMASI, ilk derece mahkemesinin kararının BOZULMASI gerekmiştir.

Trafik Kazası Tazminat Davası

T.C.
YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/5316
K. 2019/12078
T. 17.12.2019

DAVA : Taraflar arasındaki maddi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm davalı ... Nak. Müt. San. Tic. Ltd. Şti. temsilcisi tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, 09.04.2012 tarihinde davalıların sürücüsü, işleteni ve trafik sigortacısı olduğu aracın davacıya ait park halindeki araca çarpması neticesinde meydana gelen kazada aracın hasarlandığını, hasar bedelinin kasko sigortasınca ödendiğini, araçta alınan tespit raporuna göre 8.000,00 TL değer kaybı olduğunu beyanla 8.000,00 TL'nın kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalı ... Otom. San. Tic. Ltd. Şti temsilcisi, talep edilen tazminatın fahiş olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada; davanın kabulüyle 8.000,00 TL'nin davalı ... yönünden dava tarihi olan 01/10/2012 tarihinden itibaren, diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 09/04/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı ... Nak. Müt. San. Tic. Ltd. Şti. temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içeriğine, bozmaya uygun karar verilmiş olmasına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı ... Nak. Müt. San. Tic. Ltd. Şti. temsilcisinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA 

T.C.
YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/5348
K. 2019/12072
T. 17.12.2019

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm davalı Ego Genel Müdürlüğü vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, 06.07.2006 tarihinde davalıların sürücüsü, işleteni ve trafik sigortacısı olduğu otobüsün, davacılar murisi yaya ...'a çarpıp ölümüne neden olduğunu, davacı ...'nin eşinin desteğinden yoksun kaldığını ve cenaze masrafı yaptığını, kazada annelerini/eşini kaybeden davacıların manevi zarara da uğradığını beyanla, şimdilik davacı eş H. için 1.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 100,00 TL defin gideri ile davacılardan her biri için 20.000,00 TL manevi tazminatın (davalı ... poliçe limiti dahilinde sorumlu olmak kaydıyla) kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Mahkemenin, davanın kısmen kabulüne dair kararı hükmedilen manevi tazminatın az olduğu gerekçesiyle Dairemizce bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada; davacı ...'ın maddi tazminat istemine ilişkin verilen karar kesinleştiğinden bu talep hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacıların manevi tazminat talebi yönünden; davalı .../Genel Sigorta A.Ş. aleyhine açılan davanın reddine dair verilen karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacıların davalılar ... ile EGO Genel Müdürlüğü aleyhine açtıkları manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile; davacı ... için 13.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL, davacı ... için 5.000,00 TL manevi tazminatın 06/07/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, davacıların fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı EGO Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmiştir.

SONUÇ : Dosya içeriğine, bozmaya uygun karar verilmiş olmasına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davalı EGO Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA

Haksız Fiil Tazminat Davası

T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/28464
K. 2019/12669
T. 16.12.2019

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı, 28/10/2014 tarihinde davalının işlettiği oto yıkama işyerine yıkanması için aracını teslim ettiğini, aracı çalışır vaziyette teslim aldığını, kontak anahtarı da davalıya teslim edildiğini, davalının 18:00 sıralarında aracının teslim alabilirsin dediğini, olay yerine geldiğinde aracının yandığını gördüğünü, araçta büyük çaplı maddi hasar meydana geldiğini, araçsız kaldığı için araç mahrumiyetinden doğan zararı olduğunu, 24.000,00 TL aracın yanmasından dolayı doğan maddi zararını ayrıca 500,00 TL araç mahrumiyetinden doğan zararını olay tarihi olan 28/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-)Dava tarihinde yürürlükte olan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.

6502 Sayılı yasanın 73. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür.
Bir hukuki işlemin sadece 6502 Sayılı yasada düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığı tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 Sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Somut uyuşmazlıkta mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de; davalının oto yıkama işi yaptığı, davacının tazminat davası açtığı, aralarında hizmet sözleşmesi olduğu, dava konusu uyuşmazlığın da söz konusu yasa kapsamında bulunduğu dikkate alındığında, davaya bakmaya tüketici mahkemeleri görevlidir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Bu durumda mahkemece ayrı bir tüketici mahkemesi var ise görevsizlik kararı verilmesi, yok ise ara kararıyla davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

2-)Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın BOZULMASINA

T.C.
YARGITAY
17. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/5387
K. 2019/11891
T. 12.12.2019

DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; davalıların sürücüsü,maliki, trafik sigortacısı olduğu aracın müvekkili yayaya çarpması sonucunda yaralandığını belirterek,fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla geçici ve kalıcı iş göremezlik tazminatına karşılık olmak üzere 70.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan, 50.000,00 TL manevi tazminatın da sigorta dışındaki diğer davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Davalılar, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/02/2017 tarih, 2014/892-2017/81 Sayılı ilamında toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davanın kısmen kabulüyle, 33.853,18 TL maddi tazminatın ... ve ... bakımından 31/10/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... bakımından ise poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere 27/04/2013 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, manevi tazminat davası yönünden; 14.000,00 TL manevi tazminatın ... ve ...'dan 31/10/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nce davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda, Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi,HMK'nın 371.maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,

Görüleceği üzere tazminat davaları çeşitlilik göstermekte olup somut olayın özelliğine göre işlem tesis edilmektedir. Tazminat davalarında kusurun tespiti ve dasvalı ya da davalılara yansıtılması çok ama çok önemlidir. Tazminat davasında kusur tespitinin ve oranının yapılması için alanında uzman bilirkişiden ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmakta ve gelecek sonuca göre karar verilmektedir. Davacı bilirkişi raporu aleyhine çıkmış ise bu durumda bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz etmeli ya ek rapor aldırılmasını ya da dosyanın başka bir bilirkişiye tevdi edilmesini talep etmelidir. Bu yüzden bilirkişi raporlarının iyi analiz edilmesi ve aleyhe olan durumların giderilebilmesi için bilirkişi raporuna itiraz edilmesi davanın lehe sonuçlanabilmesi için hayati önemi haizdir. Tazminat davalarını zarar gören kişi kendisi de açabileceği gibi avukat vasıtasıyla da açabilir. Ancak önemle belirtmekte fayda vardır ki tazminat davaları ve tazminat hukuku kendine has özellikler sergilediğinden bu tür davaların alanında uzman tazminat davası avukatları vasıtasıyla takip ettirilmesi tavsiye olunur.

Doktor Hatası Malpraktis Tazminat Davası

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu  
2017/669 E. 
2020/346 K.

....
24. Özel hastane ile hasta arasında var olduğu kabul edilen sözleşmenin kurulması, sözleşmenin hukuki niteliği, bu hukuki niteliğe uygun olarak uygulanması gereken yasal hükümlerin neler olduğu, taraflara düşen hak ve borçlar ile bunlara aykırılığın varlığı hâlinde sorumluluklarının tespiti uyuşmazlığın çözümünde önem taşır.
25. Özel hastanelerde kural olarak hekim ile hasta arasında değil; hastane ile hasta arasında bir sözleşme ilişkisi vardır. Özel hastane ile hasta arasındaki sözleşme, Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş tipik bir sözleşme değildir. Özel hastaneye başvuran bir hasta veya kanuni temsilcisi ile yapılan ve özel hastane işleticisinin hem tıbbi hem de diğer mutad edimleri (oda, yiyecek, bakım vb otelcilik hizmetleri) yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeye hastaneye kabul sözleşmesi adı verilmektedir.
26. Hastaneye kabul sözleşmesinin kurulması için herhangi bir şekil şartına uyulması zorunluluğu bulunmamaktadır; hatta bu sözleşmenin zımni irade açıklaması ile kurulması dahi mümkündür. Bu şekilde hastaneye (hasta) kabul sözleşmesi adı altında, birden fazla edimi içeren, karma yapıda ve nitelikte bir sözleşme ilişkisinin kurulması söz konusudur. Bu sözleşme, özel hastane sahibi/işleticisinin, ayrıca bir tedavi yükümünü üstlenmiş bulunup bulunmamasına göre, tam (bölünmemiş) ya da kısmî (bölünmüş) hastaneye kabul sözleşmesi görünümünde kurulmuş olabilir. Özellikle, tam hastaneye kabul sözleşmelerinde, hastane işleticisinin hastaya karşı; hastalığın teşhis ve tedavisi için gerekli tıbbi hizmetlerin verilmesi edimi başta olmak üzere, hastane bakımının sağlanması, hastanenin organizasyonu ve işleyişini gerçekleştirme yükümleri asli edim yükümleri olarak ortaya çıkmaktadır (Hakeri, H.: Hastane Yönetiminin Sorumluluğu, Sağlık Hukuku Kurultayı, Ankara Barosu Yayınları 2009, 2. Baskı, s.163; Canbolat, F.: Kamu Hastanesinde Yapılan Tıbbi Müdahalede Hekimin Özel Hukuktan Doğan Sorumluluğunun Dayanağı, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ocak-Şubat 2009, Sayı: 80, s. 160; Er, Ü.: Sağlık Hukuku, Ankara 2008, s. 69 vd.; Özsunay, E.: Hekim ve Hastanenin Sorumluluğu, A'dan Z'ye Sağlık Hukuku Sempozyum Notları, İstanbul Barosu Yayınları 2007, s. 93; Demir, M.: Hekimin Hukuksal Sorumluluğunun Kaynakları ve Özel Hastane-Kamu Hastanesi Ayrımı, Prof.Dr.Ali Naim İnan'a Armağan, Ankara 2009, s. 276; Kıcalıoğlu, M.: Yargı Kararları Işığında Doktorun (Hekimin) Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukuki Sorumluluğu, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Yıl:1, Sayı:4, Aralık Ankara 2006, s. 23 vd.; Akkanat, H.: Hastaneye Kabul Sözleşmesinin Görünüm Tarzları ve Sorumluluk Düzeni, Prof. Dr.Özer Seliçi'ye Armağan, Ankara 2006, s. 25 vd; Tandoğan, H.: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C.I/1, 4. Bası, Ankara 1985, s. 71; Cevdet, Y.: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6. Baskı, İstanbul 2002, s. 22).

27. Hastaneye kabul sözleşmesi günümüzde gerek Alman ve İsviçre hukuklarında gerekse Türk hukukunda “karma sözleşme” olarak kabul edilmektedirler. Ancak uygulamada getirilen çözümlerde farklılıklar görülmektedir. Örneğin, Alman hukukunda kabul sözleşmesinin çeşidi ne olursa olsun, hizmet sözleşmesi hükümleri uygulanır. İsviçre hukukunda, hasta ile özel hastane arasındaki ilişki, aynen serbest çalışan bir hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkide olduğu gibi, “vekâlet” olarak nitelenmektedir. Türk hukukunda ise, hastaneye kabul sözleşmesinin, asıl edimini oluşturan tıbbi tedavi ediminin ait olduğu tip, yani vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabi tutulması, ancak diğer yükümlülüklere ilişkin tipik sözleşme hükümlerinin de niteliklerine uygun düştüğü oranda kıyasen uygulanmasının amaca elverişli olacağı belirtilmiştir (Er, s. 70,71).

28. Hastane işleticisinin “hastane bakımı” kavramı içinde yer alan edimleri konusunda her hâl ve şart için geçerli olabilecek kesin bir sayma yapmak mümkün değildir. Ancak, sözleşmede açıkça kararlaştırılmamış olsa bile hastanın sağlık durumu, hastalığın tipi ve ağırlığına göre dürüstlük ilkesinin zorunlu kıldığı bütün tedbirleri almak zorundadır. Aksi takdirde, gerekli testler yapılmadan hastalığın teşhisine gidilmesi, kan grubu tespitinde hata yapılması, cerrahi müdahalede kullanılan araç ve gereçlerin bozuk olması, ameliyatı takiben kullanılan kompresin gereğinden fazla sıcak olması ve yanıklara yol açması, ruh hastasının kontrol edilmemesi nedeniyle intiharı, yangına karşı gerekli tedbirlerin alınmaması, bozuk yiyecek verilmesi yüzünden zehirlenmelere yol açılması, yeterli ısıtma yapılmadığı için hastalığın ağırlaşması veya yeni hastalığa sebebiyet verilmesi gibi hâllerde hastane işleticisi oluşan zararı tazmin etmek zorundadır. Bunun dışında hastane yönetiminin somut organizasyon yükümlülükleri de bulunmaktadır. Öncelikle hekim dâhil bütün sağlık personelinin seçimi, denetlenmesi ve organizasyonuna ilişkin görevler, gereği gibi yerine getirilmelidir. Örneğin, bir görevin uzmanı olmayan bir kişiye verilmesi hâlinde organizasyon kusuru söz konusudur ve yönetimin tazminat sorumluluğu söz konusu olur (Hakeri, H.: Hastane Yönetiminin Sorumluluğu, Sağlık Hukuku Kurultayı, Ankara Barosu Yayınları 2009, 2.Baskı, s.166; Hatırnaz Erol, G.: Özel Hastanelerin Hukuki Sorumluluğu ve Hasta Hakları, 2.Baskı, Ankara 2009, s.58-59).

29. Hasta, hastaneye kabul edilmekle hastane yetkililerinin himayesine girmiş olur ve haklı olarak kendisine mümkün olan en iyi tedavi ve bakım hizmetinin verilmesini ister. Hastane işletmecisinin “organizasyon yükümlülüğü” aslında onun hastanın şahsına göstermekle yükümlü olduğu özen borcunun bir görünüm tarzından ibarettir (Devermann, M.: Organisationsverschulden im kl

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar




DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


ÖN ÖDEMELİ KONUT SATIŞ SÖZLEŞMESİ (MAKETTEN SATIŞ) NEDİR?
ÖN ÖDEMELİ KONUT SATIŞ SÖZLEŞMESİ (MAKETTEN SATIŞ) NEDİR?

Ön ödemeli konut satış sözleşmesi 6502 sayılı Tüke...

Devamı
DEVRE TATİL SÖZLEŞMESİ NASIL FESHEDİLİR?
DEVRE TATİL SÖZLEŞMESİ NASIL FESHEDİLİR?

Devre tatil sözleşmesinin feshedilmesinden önce bu...

Devamı
Trafik Kazasında Tazminat Alınır mı?
Trafik Kazasında Tazminat Alınır mı?

Ülkemizde ne yazık ki fazlasıyla trafik kazası mey...

Devamı
İnternet ve Sosyal Medya Yoluyla Hakaret Suçu Nedir?
İnternet ve Sosyal Medya Yoluyla Hakaret Suçu Nedir?

Günümüzde sosyal medya hesabı olmayan neredeyse yo...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık