Tıbbi Müdahale Tazminat Davası

Tıbbi Müdahale Tazminat Davası

02-10-2021
Tıbbi Müdahale Tazminat Davası

Tıbbi Müdahale Tazminat Davası

Tıp Hukuku bakımından Tıbbi müdahale tazminat davasında tartışılması gereken hususlardan ilk başında tıbbi müdahalenin devlet hastanesinde mi yoksa özel hastanede mi gerçekleştirildiğidir. Zira hasta kişi sağlık hizmetinden faydalanmak maksadıyla Devlet Hastanesine gitmiş ve burada görmüş olduğu tedavi sonrasında bir zarara uğramış, daha doğru ifade ile yapılan tıbbi müdahale hukuka aykırı bir tıbbi müdahale olmuş ise hak arama özgürlüğünden faydalanarak devlet hastanesine karşı dava açabilecektir. Aynı kişi devlet hastanesinde değil de özel bir hastanede sağlık hizmetinden faydalanmış ancak hatalı tıbbi müdahale sonrasında zarara uğramış ise bu durumda dava özel hastaneye karşı açılacak ve hak arama özgürlüğü özel hastaneye karşı kullanılmış olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken durum özel hastaneye değil de devlet hastanesine karşı açılacak davaların idare mahkemelerinin görev ve sorumluluk alanına girdiğinin bilinmesidir.

Tıbbi Müdahaleden Doğan Tazminat Davalarında Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru

Tıbbi müdahaleden doğan tazminat davalarında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikli olarak tüm olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Örneğin kişi devlet hastanesinde almış olduğu sağlık hizmeti sonrasında tıbbi hata kaynaklı olarak yahut organizasyon kusurundan mütevellit zarar görmüş olsun. Bu zararının tazmini için tam yargı davasıni öncelikli olarak idare mahkemesinde açmalı, buradan gelecek red kararlarına karşı yargı yollarını tamamlamalı örneğin  Bölge İdare Mahkemesine başvurusunu yapmalı sonrasında ise bu yargı yollarının tamamlanmasından sonra hak arama özgürlüğünden yararlanarak Anayasa Mahkemesine başvuru hakkını kullanmalıdır.

Tıbbi Hata Davalarında Anayasa Mahkemesine Başvuru

Tıbbi hata, ameliyat hatası davalarında olağan yargı yollarının tüketilmesi ile birlikte kişi kesin kararın tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuru yapabilir. 

Özellikle malpraktis davalarında Anayasa Mahkemesine yapılan başvurularda üzerinde durulması gereken hususlardan birisi Anayasanın 17. maddesidir. Anayasa’nın iddiaların değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında incelemiştir.

Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır.

Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma, maddi ve manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur.

Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere dayandırılmalıdır. 

Tıbbi müdahaleden önce kişinin gerektiği şekilde bilgilendirilerek rızasının alınmaması, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaline sebep olabilir. İstisnai hâller dışında tıbbi müdahale ancak ilgili kişi bilgilendirilip rızası alındıktan sonra yapılabilir. Hastaların durumun farkında olarak karar verebilmelerini sağlamak için uygulanması düşünülen tedavi ve bununla bağlantılı riskler hakkında kendilerine bilgi verilmiş olmalıdır. Bunun yanı sıra yapılan bilgilendirme ile tıbbi müdahale arasında hastanın sağlıklı bir kanaate varmasını sağlayacak kadar uygun bir zaman aralığı bırakılmış olmalıdır.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Askeri Ceza Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Doktorun Hastaya Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?
Doktorun Hastaya Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Hekimin görev ve sorumlulukları, Doktor tedavisini...

Devamı
Hastanın Doktora Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?
Hastanın Doktora Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Hastanın doktora karşı hak ve yükümlülükleri bulun...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık