Malpraktis Yargı Kararları

Malpraktis Yargı Kararları

02-10-2020
Malpraktis Yargı Kararları

Malpraktis Davası Yargı Kararları

Malpraktis hekim hatası olup tıp hukukunda tazminat davası olarak kendisini göstermektedir. Malpraktis yargı kararları bakımından yargı kararlarının incelenmesine geçilmeden önce malpraktis tanımıyla başlamakta fayda vardır. Malpraktis bilgisizlik, ilgisizlik ya da deneyimsizlik sebebiyle hekimin hastaya uyguladığı tıbbi müdahalenin hatalı olması anlamına gelmektedir. Malpraktis tanımına ilişkin ayrıntılı bilgi için Malpraktis, Doktor Hatası, Tıbbi Hata Nedir? başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz. 

Malpraktis davasında hasta uğramış olduğu zarar kalemlerini belirledikten sonra tazminat davasını hekim, kamu hastanesi ya da özel hastaneye yöneltebilecektir. Burada önemli olan husus davanın kazanılmasına yönelik emarelerin ve delillerin toplanması ile hasta dosyasının incelenmesinden geçmektedir. Zira hekimin tıbbi müdahalede bulunmadan önce yerine getirmesi gereken yükümlülükler bulunmakta olup bunlardan en önemlisi hekimin hastayı bilgilendirmesine yönelik olan aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hususudur. Nitekim aydınlatma yükümlülüğü hasta hakları yönetmeliği ile Türkiye'nin de taraf olduğu ve iç hukukumuzda yeri bulunan Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde düzenlenmiş olup hukuka uygun aydınlatmanın yapılması elzemdir. Hasta hakları bakımından ele alınacak olursa bu durum hasta hakkı niteliğide olduğu gibi hekimin de yükümlülüğü içerisinde bulunmaktadır.

Malpraktis yargı kararları bakımından; devlet hastanesi aleyhine açılmış davalar idare mahkemesinde görüldüğünden yargıtay ve danıştay emsal kararları oldukça fazladır. Hasta özel bir muayenehanede ya da özel bir hastanede tedavi görmüş ise doktor hatası tazminat davası tüketici mahkemesinde açılacak iken yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere devlet hastanesine karşı açılacak ise idare mahkemelerinde dava görülecektir. 

Bu tür malpraktis yargı kararlarının incelenmesi açılacak davalarda taraflara tabi ki de yol gösterecektir. Hem bilirkişilerin verdiği raporlar hem de hasta dosyalarının nasıl tahlil edildiği hususu dava mantığının kavranması bakımından elzemdir. Uzmanlık gerektiren dava türü olarak malpraktis davalarının yönetimi açısından sağlık davalarına bakan avukatlardan destek alınması tavsiye olunmaktadır.

Malpraktis Davası Kime Karşı Açılır

Malpraktis davasında davalının tespiti önemli bir husustur. Nitekim bu durum davanın husumet yokluğundan reddini gerektirebileceği gibi yargı yerinde de değişikliğe sebebiyet verebilecek niteliktedir. Zira tıbbi müdaha devlet hastanesinde gerçekleşmiş ve doktor hatası nedeniyle tazminat davası açılacak ise bu durumda davalı kamu hastanesi olacak ve hekime karşı dava açılamayacağından davalı, hekim olarak gösterilemeyecektir. Tıbbi müdhale özel hastanede gerçekleştirilmiş ancak doktor hatası gerçekleşmiş ise bu durumda dava özel hastaneye karşı açılacaktır. Tabi bu durumların iyi analiz edilmesi, özel hastane ile hasta arasında bir hasta kabul sözleşmesi mi bulunduğu yoksa hekim ile hasta arasında vekalet sözleşmesi mi bulunduğu açıklığa kavuşturulmalıdır.

Malpraktis Davasında Görevli Mahkeme Neresidir

Malpraktis davasında görevli mahkeme tıbbi hatanın gerçekleştirildiği hastaneye ya da hekimin özel muayenehanesinde yapılıp yapılmadığına göre değişebilecektir. Bundan dolayıdır ki kamu hastanesinde gerçekleşen tıbbi hatada dava idare mahkemesinde özel hastanede meydana gelen tıbbi hatada da dava tüketici mahkemesinde açılacaktır. Bundan mütevellittir ki görevli mahkemeler değişkenlik gösterecek ve dava açılmadan önce bu durum iyi bir şekilde analiz edilecektir.

Malpraktis Davasında Zamanaşımı Ne Kadardır

Malpraktis davasında zamanaşımı devlet hastanesine tazminat davası ile özel hastane ve hekime karşı açılacak tazminat davası türlerine göre değişkenlik gösterir. Hekim ile hasta arasındaki vekalet ilikisi gereği 5 yıllık zamanaşımı vardır. Aynı durum özel hastane için de geçerlidir. Haksız fiile dayandırılmış bir dava var ise bu durumda 2 yıllık ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri işleyecektir. İdare hukukunda ise 1 yıl içinde kuruma başvuru yapılmalı her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye başvuru yapılmalıdır.

Malpraktis Davasının Türü Nedir

Malpraktis davası tür bakımından bir tazminat davasıdır. Hekim hatası olarak adlandırılan malpraktis davasında zarar meydana gelmiş ve bu zararın giderilme şekli de tazminat davası olarak kendisini gösterecektir. Zarar varsa ve bu zarar giderilecekse zararın tazmini ortaya çıkacaktır. 

Malpraktis Davası Nerede Açılır (Malpraktis Davasında Yetkili Mahkeme)

Malpraktis davası idare mahkemesine karşı açılmış ise kamu hastanesinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesinde açılır. Davalı özel hastane ise özel hastanenin bulunduğu yerde de dava açılabilecektir. Ya da tüketici mahkemesinin görevli olduğunu düşünürsek davacının yerleşim yerinde de dava açılabilecektir. Malpraktis davası bir zararın giderilmesi için açılacak uzmanlık gerektiren bir dava olduğundan mütevellit davanın bir tazminat davası avukatı tarafından takibi tavsiye olunur.

Malpraktis Davasında Harç ve Masraflar Ne Kadardır

Malpraktis davasında harç ve masrafların hesaplanması bakımından dava türüne göre değişkenlik bulunmaktadır. Zira devlet hastanesine karşı açılacak malpraktis davasında harç ve masrafların yatırılması gerekirken tüketici mahkemesinde açılan malpraktis davasında sadece masraflar alınmaktadır. Nitekim tüketici mahkemesinde açılan davalar harca tabi değildir.

Malpraktis Davasında Duruşma Yapılır mı

Malpraktis davası kamu hastanesine karşı açılmış ise talep halinde duruşma yapılabilecektir. Zira idare mahkemelerinde duruşma yapılması tarafların talebine bağlıdır ve mahkeme kendiliğinden duruşma yapılması kararı veremez. Bu sebeple taraflar duruşma yapılması istiyorlarsa duruşma harcını da yatırarak duruşma talep etmelidirler. Mahkeme yapılan duruşma talebini kabul etmek zorundadır. Nitekim duruşma talep edilmiş ise bu konuda mahkemenin takdir yetkisi bulunmayıp kanun gereği duruşma günü vermelidir. İdare mahkemelerinde yapılacak duruşmalarda duruşma zabtı tutulmaz ve zabıt katibi de bulunmaz. Tüketici mahkemelerinde açılacak malpraktis davalarında ise duruşma düzenlenir ve yazılı yargılama sonrasında sözlü yargılamaya geçilir. Tahkikat aşamasının bittiği taraflara bildirildikten sonra da karar duruşması düzenlenir. Hatta yeni düzenleme gereği tahkikat aşaması bittikten sonra aynı duruşmada karar duruşması yapılabilir.

Malpraktis Davasında Hekimin Ceza Hukuku Sorumluluğu

Malpraktis durumunda daha doğru tabiri ile tıbbi malpraktisin gerçekleşmesi durumunda hasta zarar görmüş ise ve bu durum ceza hukuku bakımından suç teşkil edecek nitelikte ise bu durumda hekimin ceza hukuku sorumluluğu da doğacaktır. Hekimin gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdahale sonrasında kast ya da taksir nedeniyle hastanın zarar görmüş olması sonucu ceza hukuku sorumluluğu ortaya çıkabilecek ve hakkında soruşturma ve kovuşturma açılabilecektir. Tazminat yükümlüsü hekim tarafından yapılan tıbbi müdahale sonrasında hasta yaralanmış ise taksirle yaralama suçu oluşmuş olacak eğer hasta hayatını kaybetmiş ise bu durumda taksirle ölüme neden olma suçu işlenmiş olacaktır.

Malpraktis Davasında Avukata Nasıl Vekalet Verilir

Malpraktis davasında öncelikli olarak sağlık davalarına bakan avukat ile vekalet ücretleri konusunda anlaşılmalı sonrasında iki tarafın da hem sözleşme şartları hem de avukatlık ücreti konusunda anlaşmalarından sonra vekalet verecek kişi sağlık davalarına bakan avukatın bilgilerini alıp notere başvurmalıdır. Noterde kişi sağlık davalarına bakan avukatın bilgilerini notere sunmalı sonrasında genel dava vekaletnamesi çıkartmak istediğini bildirmelidir. Bundan sonraki aşamada noter sağlık davalarına bakan avukat adına çıkarttığı vekaleti kişiye teslim eder ve kişi bu vekaleti avukata bırakır. Sağlık davalarına bakan avukat, adına çıkartılmış olan vekaleti açılmış olan davaya sunabileceği ve davanın bundan sonraki aşamalarını takip edebileceği gibi yeni bir dava açılmasında da aynı vekaleti kullanıp anlaşılan sürecin takibini yapar. 

Malpraktis Davası Yargı Kararlarının İncelenmesi

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi      
2015/38670 E. 
2018/2593 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalı doktor tarafından dava dışı özel hastanede yapılan bel fıtığı operasyonu sonrasında ağrı ve şikayetlerinin arttığını ancak davalı doktora başvurulmasına rağmen herhangi bir çözüm üretilmediğini daha sonra yapılan tetkiklerde operasyon sırasında fıtık olan L5 S1 diskine hiç müdahale edilmediğinin anlaşıldığını, başka hastanede başka hekim tarafından yeniden ameliyat olduktan sonra şikayetlerinin sonlandığını ileri sürerek 7900,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın davalı doktardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, operasyonun tıbbi gerekliliklere uygun şekilde ve özenle gerçekleştirildiğini, ilgili diske müdahale edilmemesi gibi bir durumun söz konu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava hekim hatası iddiasına dayalı maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılarak en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Yine 4.4.1997 tarihinde imzalanan ve 9.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, sözleşmenin amaç başlıklı 1. Maddesinde bu sözleşmenin taraflarının tüm insanların hayatını ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlü oldukları, yine 4. maddesinde ise, araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerektiği düzenlemesi mevcuttur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca, uygulamanın tedavi ya da yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesi zorunlu olduğu belirtilmektedir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır.

Somut olayda mahkemece hükme dayanak kılanan Adli Tıp Kurumu raporu davacının aşamalarda dile getirdiği itirazlarını karşılar mahiyette ve yeterli değildir. Bu halde mahkemece konu ile ilgili tüm tıbbi dökümanlar dosya içerisine alınarak, üniversitelerin ilgili anabilim dallarından seçilecek konusunda uzman bilirkişilerden oluşmuş bir kurul aracılığı ile, davalının açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalının sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını, operasyonun komplikasyonlarından olduğu belirtilen sonucun doğmaması için yapılması gereken iş ve işlemlerin gereği gibi yerine getirilip getirilmediği hususlarında tatmin edici açıklama getiren, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi     
2015/9077 E.
2016/5505 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, dava dilekçesi ile; davacının 2007 yılında davalı hekim tarafından burnundan estetik ameliyat olduğunu, ameliyattan 10 gün sonra burnunda göçük bulunduğunu ve nefes darlığı çektiğini, 2-3 ay sonraki kontrolde davalı tarafından yeni bir ameliyat kararı alınarak 1 yıl sonra tekrar ameliyat olduğunu, ameliyattan sonra burnundaki göçüklerin ve nefes darlığının düzelmediğini ve yeni bir ameliyat kararı daha alındığı, 2009 yılında üçüncü ameliyatını olduğunu, sağlık sorunlarının düzelmediğini burnunda kanamalar olduğunu, sonrasında hekimin dördüncü ameliyat kararı aldığını ve 2011 yılında tekrar ameliyat olduğunu, sıkıntıları geçmeyen davacıya beşinci ameliyatı öneren davalı hekimin önerisinin reddedildiğini, hala nefes problemlerinin bulunduğunu, inşaatta demirci olarak çalışması sebebi ile rahat çalışamadığını, ameliyatlar sonucunda yıprandığını, psikolojik olarak sorunlar yaşadığını, toplam süreç boyunca yaklaşık 5.000,00 TL masrafı olduğunu, davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve kusurlu olduğunu ileri sürerek dört ameliyattan manevi olarak yıpranması sebebi ile 50.000,00 TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesi ile; davacının muayenesinden sonra ona yapılacak ameliyat ve risklerin anlatıldığını, ilk ameliyat sonrasında burnundaki eğrilik düzelmeyen davacıya ikinci bir ameliyatın ücretsiz olarak yapıldığını, bu aşamada nefes alışverişinde bir problem olmadığını, davacının 2008 yılında davalıya başvurması üzerine davacının burnunun sağa eğikliğinin devam ettiğinin belirlendiğini ve yine ücretsiz olarak ameliyat edildiğini, davacının 2010 yılında rahat nefes alamadığı gerekçesi ile davalıya başvurduğunu yapılan muayenede nefes alıp verme sırasında çekilme olduğunun tespit edildiğini ve bunun üzerine
de davacının 16/03/2011 tarihinde yeniden ameliyat edildiğini, 16/04/2011 tarihinde davacının yeniden başvurması üzerine burnundaki tamponların çıkarıldığını, davalının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini, oluşabilecek komplikasyonların önceden anlatıldığını, hasta rızası ile tedavi sürecinin başladığını, dört operasyon sonucunda burundaki sağ kemiğin sürekli olarak yer değiştirdiğini, komplikasyon bulunduğunu, davalının kusurunun olmadığını, davanın ihbarının gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamına göre yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, komplikasyonların normal olduğu, hekim hatası bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyaya sunulan, hükme dayanak alınan ve kulak burun boğaz, adli tıp ve estetik cerrahi anabilim dallarında uzman olan üç hekim tarafından hazırlanan bilirkişi kurulu raporunda tedavi ve ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, kemik kaymasının komplikasyon olduğu, hekim hatası ve kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.
Yanlar arasında, davacının yüzünün görünümünün daha estetik bir hale gelmesi konusunda davalı doktor ile estetik operasyon için anlaşma yapıldığı ve davalı doktor tarafından uygulamanın gerçekleştirildiği; böylece, taraflar arasında eser sözleşmesi kurulduğu anlaşılmaktadır.

Eser, yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Bu arada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin, iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde, eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksikliklerden ayıba karşı tekeffül borcu nedeniyle sorumludur.

Yüklenici hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekir. Yüklenici, sadakat ve özen borcu gereğince eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde meydana getirmek zorundadır. Akdin gereği gibi veya zamanında ifasını tehlikeye koyan tüm hallerinden zamanında iş sahibine haber vermek zorundadır. Yüklenicinin genel ihbar yükümlülüğünden doğan çeşitli özel açıklama ve yol gösterme yükümlülükleri vardır. Yüklenici ihbar mükellefiyetini zamanında yerine getirmezse bundan doğacak tüm zarardan da sorumludur (BK. md. 96). (TBK. md. 112)

O halde, davalının ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi BK. 357.(TBK. 472) maddesine göre bir zorunluluktur.

(Ayrıca Avrupa Biyotıp Sözleşmesinin 5.maddesi ile Hekim Etiği Yönetmeliğinin 26.maddelerinde bu husus düzenlenmiştir.)
Davacı tarafından imzalanan 20/11/2006 tarihli bilgilendirme ve rıza formunda işlemin tıbbi sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığı ve davacının bu işleme rıza gösterdiği yazılı ise de, bu rızanın az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Anılan belgede önerilen tedavi yönteminin başarı şansı ve süresi, bu yöntemin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, tıbbi sonuçları ve olası komplikasyonları konularında bir açıklama bulunmamaktadır. Diğer anlatım ile somut olayda genel soyut ibarelerle düzenlenmiş bir onay vardır, davacı hastaya ameliyat sonrası oluşan kemik çökmesi, nefes alma zorluğu gibi olumsuz sonuçlar olabileceği açıklanmamıştır. Bu nedenle davalının kusuru olmasa da davacıyı uyarmamış olduğu olumsuz sonuçlardan sorumluluğu vardır.
Mahkemece davalının kusurunun olmadığını açıklayan bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak karar verilmesi doğru değildir.

Şu durumda; davalı yüklenicinin, davacı iş sahibini, eser sözleşmesinin ifasından sonra ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında yeterince bilgilendirmediği, dolayısıyla özen ve sadakat borcunu gereğince yerine getirmediği, davalı yüklenicinin ortaya çıkan zarardan sorumlu bulunduğu ortadadır.

O halde mahkemece; davalının kusurlu davranışıyla istediği sonuca ulaşamamasına rağmen tedavi bedelini ödemek zorunda kalan davacının, uğradığı bu zararın bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonrasında davacının çektiği üzüntü durumu da gözetilerek uygun bir manevi tazminatın takdir edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile maddi ve manevi tazminat istemlerinin tamamen reddedilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 11.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi  
2014/47854 E.  
2016/2445 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı, 2012 yılı ocak ayında davalı hastanede bel fıtığı ameliyatı olduğunu fakat operasyon sonrası şikayetlerinin daha da fazlalaştığını ve iş gücü kaybının yaşandığını, ameliyatı yapan hekim ve hastanenin kusuru olduğunu ileri sürerek 10.000,00 TL maddi 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, hekim hatası iddiasına dayalı tazminat istemidir. Davacının, yapılan operasyon sonrası şikayetlerinin arttığını ve kusurlu hekim müdahalesi nedeniyle iş gücü kaybı yaşadığını ileri sürerek maddi ve manevi zararının tazminini istediği, davalıların da kendilerine atfedilebilecek kusur bulunmadığını savunduğu olayda uyuşmazlığın vekalet ilişkisi çerçevesinde çözümleneceği Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile sabittir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Yine 4.4.1997 tarihinde imzalanan ve 9.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, sözleşmenin amaç başlıklı 1. Maddesi bu sözleşmenin tarafları tüm insanların hayatını ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler, yine 4. maddesinde ise, “araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir” düzenlemesi mevcuttur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca, uygulamanın tedavi ya da yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesi zorunlu olduğu belirtilmektedir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır.

Somut olayda ise, davacı geçirdiği bel fıtığı operasyonunun kötü neticeler doğurur mahiyette olduğunu, teşhis ve tedavinin meslek kuralları içinde uygulanmaması nedeni ile maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Mahkemece Adli Tıp Raporu nazara alınarak hüküm kurulmuştur. Ne var ki, Adli Tıp Kurumu raporunda davacıya yapılan operasyonun, kalıcı bir arızaya sebep olup olmadığı, halihazırda davacıda iş gücü kaybının var olup olmadığı hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. İtiraza uğramış olan bu rapor vekil hekimin sorumluluğunu izaha ve hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde mahkemece davacının davalı hastanede yapılan teşhis ve tedavinin tıp kurallarına diğer bir deyişle mesleki standartlara uygun olup olmadığı, operasyon sonucu davacıda iş gücü kaybı oluşup oluşmadığı üzerinde de durularak irdelenmeli, bu amaçla Üniversitelerin ilgili bilim dallarından seçilecek akademik kariyere sahip aralarında uzmanların bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 02/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi 
2013/22814 E. 
2014/22861 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 18/04/2013
NUMARASI : 2004/546-2013/145

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat S.. A.. ile davalılar vekili avukat M.. Ç.. ve davalı ... vekili avukat N.. Ç..'ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, tüp bebek yöntemi ile davalı ... Hastanesi Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi'ne başvurduklarını, bir çeşit tüp bebek yöntemi olan mikroenjeksiyon yöntemi ile hamile kalmasının sağlandığını, küçük Emre'nin anne karnındaki gelişiminin izlenmesi amacı ile düzenli kontrollerinin ve işlemlerinin yapıldığını, anne karnında 6. ayına gelindiğinde davalı Dr. A.. N.. tarafından Emre'nin renkli ve detaylı ultrasonunun çekildiğini ve nihayetinde 04.10.1999 tarihinde davalı Dr. C.. A.. tarafından E.. K..'nin sezeryan ile doğumunun gerçekleştiğini, Emre'nin doğumunu müteakip ilk muayenesi ve takip eden diğer muayenelerinin değişik periyotlarda davalı Dr.J.. Ö..'nin özel muayenehanesinde 12 ay boyunca düzenli olarak yapıldığını, Emre'nin henüz 3 aylık iken göz bebeklerinin gözünün içerisinde döndüğünü fark ettiklerini, bu şikayetlerini davalı doktor J..Ö..'ye söylediklerini, davalı doktorun bu durumun oldukça normal kabul edilerek çocuk göz kaslarının ancak 1 yaşında düzelebileceğini ve bir problem bulunmadığını açıkladığını, Emre'nin henüz 6 aylık iken otururken bir tarafa yıkıldığının ve daha sonraki zamanlarda da hala emekleyememesinin aynı doktora anlatıldığında, bunun sebebinin Emre'nin toplu bir bebek olmasına bağlandığını, Emre 12 aylık olduğunda, aşısı için davalı hastaneye 2013/22814 2014/22861

gidildiğinde, Emre'nin bir takım şikayetleri olduğunu, kendilerini başka bir doktora yönlendirilmelerini istediklerini ve dava dışı Dr. S.. Ç..'ya gönderildiklerini, bu doktorun teşhisine göre Emre'nin beyninde su torbacıkları bulunduğundan Emre'nin göremediğinin, bunun tedavisinin de mümkün olmadığının bildirildiğini, teşhis üzerine 13.10.2000 tarihinde İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları ve Çocuk Nörolojisi Bölümü'nde Prof. Dr. S.. A..'a gidildiğini ve Emre'nin nörolojik muayenesine başlandığını ve Emre'nin motor merkezinin düzgün çalışmadığının, hareket sisteminde bir bozukluk olabileceğinin saptandığını ve “spastik diparezi” ön tanısının konulduğunu, tüm bu araştırma ve muayene sonucunda Emre'nin anne karnında 6. aya tekabül eden haftalarda gelişimini tamamlarken iki beyinciği birbirine bağlayan görme sinirlerinin de üzerinden geçtiği, algılamayı sağlayan “korpus kallozum” şeklinde tanımlanan köprünün yarım kaldığı sonucuna ulaşıldığını, hayati olan bu problemin anne karnında özellikle 6. ayında çekilen renkli ultrasonun davalı doktor A.. N.. tarafından incelenmesinde görülecek bir problem olduğunu, beyne giden tüm damarların bu ultrasonda gözüktüğünü ve bu şekilde tüm problemlerin teşhis ve tanısının mümkün olabildiğini, gerekli özenin gerek doğum öncesinde gerekse doğum sırasında ve gerekse doğum sonrasında hem tanı, hem teşhis ve hem de tedavide gösterilmediğiniileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, küçük E.. K.. için 150.000,00 TL manevi ve 1.000,00-TL maddi, anne S.. K.. için 75.000,00-TL manevi ve 1.000,00TL maddi, baba T.. K.. için 75.000,00-TL manevi ve 1.000,00-TL maddi tazminat olmak üzere toplam 303.000,00 TL tazminatın 04.10.1999 tarihinden itibaren işlemeye başlayacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacılar,davalıların gerekli özenin gerek doğum öncesinde gerekse doğum sırasında ve gerekse doğum sonrasında hem tanı, hem teşhis ve hem de tedavide gösterilmediğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemi ile eldeki davayı açmıştır.Dava bu hali ile doktor ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir. (1086 sayılı HUMK. 76. md.; 6100 sayılı HMK. 33. md.). Dava, davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır (B.K. 386, 390 md). Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır (B.K. 390/II). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur (B.K. 321/1 md). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafif de olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat Tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir (Bkz. Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cild, Ank.1982, Sh.236 vd). Gerçektende mesleki bir işgören doktor olan vekilden, ona güvenen muvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil, B.K. 394/1 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Yine 4.4.1997 tarihinde imzalanan ve 9.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, sözleşmenin amaç başlıklı 1. maddesi bu sözleşmenin tarafları tüm insanların hayatını ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler, yine 4. maddesinde ise, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi mevcuttur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca uygulamanın tedavi yada yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesi zorunlu olduğu belirtilmekdir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır.

Somut olayda,mahkemece, Yüksek Sağlık Şurasından alınan raporda özetle “....intrauterin klinik olarak asemptomatik olarak gelişen bu vakalarda kesin tanı koymanın mümkün olmadığı, en üst düzey cihazlarda bile bu tür anomalilerin tespit edilememesinin muhtemel olduğu, korpus kallozumun arka bölümündeki harabiyetin gebelik sırasında mı, yoksa daha sonra mı olduğu doğum ve doğum sonrasında bir sorun yaşanıp yaşanmadığının bilinmediği, bebeğin takip ve muayenelerini yapan Dr. Y.. J.. Ö..'nin özensizliği bulunmakla birlikte, bu tanı erken dönemde tespit edilse bile yapılabilecek bir şey olmadığı ve sonuç değiştiremeyeceği, dolayısıyla Dr. Yako Jak özsarfati'nin özensiz davranışı ile sonuç arasında illiyet bağı bulunmadığına, diğer sanıklara da atfedilecek bir kusur olmadığına şuramızca oy birliği ile karar verildi.” denilmiş, davacıların itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporda özetle “....1962 doğumlu S.. K..'nin 24.2.1999 tarihinde özel Art Sağlık Hizmetlerinde 6-7 haftalık gebelik tespit edildiği, 10.05.1999 tarihinde 17 haftalık iken üçlü test tetkiki yapıldığı, sonuç normal olduğu, 10.6.1999 tarihinde 21 haftalık iken Dr. A.. N.. tarafından 2. düzey USG tetkiki yapıldığı, bir patoloji saptanmadığı, 04.10.1999 tarihinde ... Hastanesi'nde sezeryan ile 3.170 gr ağırlığında 2013/22814 2014/22861

Apgarı 9-10 olan canlı bir erkek bebek Dr. C.. A.., Dr. A.. N.. tarafından doğurtulduğu, 07.10.1999 tarihinde şifa ile taburcu edildiği, küçüğün ( 1 yaş ) tarihleri arasında aylık muayeneleri Dr. Y.. J.. Ö.. tarafından yapıldığı, 13 Ekim 2000 tarihinde çocuk hastalıkları ve çocuk nöroloji uzmanı Prof. Dr. S.. A.. tarafından muayene edildiği, çekilen beyin MR grafisinde Corpus Kallozumun arka bölümünün gelişmediğinin tespit edildiği, genel tıbbi bilgilere göre gebelik takiplerinde parsiyel korpus kollozum agnesizin intrauterin tespit edilemeyebileceği, ventrikülomegalide eşlik etmediği, Dr. C.. A.., Dr. A.. N..'nun eylemlerinin ve davalı hastanede yapılan tıbbi işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, doğumdan sonra Dr. Y.. J.. Ö.. tarafından yapılan takiplerde 6. aydan itibaren bebekte patolojik nörolojik bulgular ortaya çıkmaya başladığı ve bulguların 1 yaşa kadar devam ettiği, bu dönemde bebekte mevcut nörolojik geriliği fark etmeyen Dr. Y.. J.. Ö..'nin eyleminin eksik olduğu, ancak hastadaki tablonun özelliği göz önüne alındığında, erken tanı konmuş olsa bile kesin tedavisinin bulunmadığının göz önüne alınması gerektiği oy birliği ile mütala olunur....” denilmiş, bu raporada itiraz edilmesi üzerine mahkemece dosyanın gönderildiği Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu 15.11.2012 tarihli ve 945 sayılı kararının sonuç olarak“....Türker oğlu, 1999 doğumlu E.. K.. hakkında düzenlenmiş tüm tıbbi belgelerin Genel Kurul'ca yeniden değerlendirildiği, gebelik takiplerinde ventrikülomegalinin eşlik etmediği, parsiyel korpus kollozum agenezisinin tüm tıbbi gebeliklerin gösterildiği durumlarda dahi doğum öncesi tespit edilemeyebileceği, Dr. C.. A.., Dr. A.. N..'nun eylemlerinin ve davalı hastanede yapılan tıbbi işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, bu yönden herhangi bir ihmal tespit edilmediği; doğumdan sonra Dr. Y.. J.. Ö.. tarafından yapılan takiplerde 6. aydan itibaren bebekte patolojik nörolojik bulgular ortaya çıkmaya başladığı ve aynı hekimce bebeğin 1 yaşa kadar klinik takiplerinin yapıldığının belirlendiği, bu dönemde ortaya çıkan nörolojik bulguların çocuk sağlığı ve hastalık uzmanı tarafından daha özenle değerlendirilmesi ve daha erken teşhis konulması gerektiği, ancak geç teşhis konulması ile oluşan zarar arasında illiyet bağı kurulmadığı, ilgili hekimlerce tüm özen gösterilip, erken teşhis konulmuş olması durumunda dahi küçükte oluşan nöropatolojik klinik tablonun önlenemeyeceği oy birliği ile mütala olunur....” denildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alınan tüm raporların birbirini tekrar ettiği görülmüş olup,anna karnında erken teşhis ile ilgili yapılması gereken başka tetkik gerekip gerekmediği, gerekmesi halinde bunun yapılıp yapılmadığı hususları üzerinde durulmamıştır.

Hâl böyle olunca bu raporlara itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek aralarında Kadın Doğum Uzmanı, Çocuk Sağlığı ve Gelişim uzmanı, Radyoloji ve Nöroloji uzmanlarınında bulunduğu uzmanlardan oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, gerek hamilelik, gerekse doğumdan sonraki aşamalarda teşhis ve tedavide 2013/22814 2014/22861

noksanlık hekim hatası olup olmadığı, tıbbi standartlara uygun hareket edilip edilmediği dolayısıyla tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre, davacıların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince davacıların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 3.7.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi    
2014/38782 E. 
2015/37149 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı, davalı sağlık kuruluşunda diğer davalı hekim eliyle böbrek taşı nedeniyle lazerla taş kırma operasyonu geçirdiğini, kendisine ameliyatsız 15 dakikalık basit bir müdahale olacağı söylenmişken ameliyatın 6 saat kadar sürdüğünü ve davalıların kusurlu ifası nedeniyle operasyon sırasında üreter kopması sonucu ile karşılaştığını, bu durum nedeniyle tekrar ameliyat olması gerektiği gibi, böbreğinin de foksiyonlarında azalma olduğunu ileri sürerek 30.000,00 TL manevi ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, kendilerine atfedilebilecek kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.

Dava hekim hatası iddiasına dayalı maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılarak en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Yine 4.4.1997 tarihinde imzalanan ve 9.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren ... Sözleşmesinde iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, sözleşmenin amaç başlıklı 1. Maddesinde bu sözleşmenin taraflarının tüm insanların hayatını ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlü oldukları, yine 4. maddesinde ise, araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerektiği düzenlemesi mevcuttur. ... yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca, uygulamanın tedavi ya da yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesi zorunlu olduğu belirtilmektedir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır.

Somut olayda mahkemece hükme dayanak kılanan ...raporu ile ...Üniversitesinden alınan rapor davacının aşamalarda dile getirdiği itirazlarını karşılar mahiyette ve yeterli değildir. Bu halde mahkemece konu ile ilgili tüm tıbbi dökümanlar dosya içerisine alınarak, üniversitelerden üniversitelerden bizzat üroloji konusunda uzman kişiler arasından seçilecek bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davalıların açıklanan hukuki konum ve sorumlulukları, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını, operasyonun en ağır komplikasyonlarından olduğu belirtilen sonucun doğmaması için yapılması gereken iş ve işlemlerin gereği gibi yerine getirilip getirilmediği hususlarında tatmin edici açıklama getiren, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 17/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi    
2016/18083 E. 
2019/6121 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, 24.12.2010 tarihinde davalı doktor ... tarafından sol gözünden saydam korneal kesisi yapılması şeklinde ameliyat olduğunu, davalı doktorun kusurlu eyleminden kaynaklı operasyon sonrası sol gözünün görmediğini, davalı doktor hakkında savcılığa şikayette bulunduğunu ve soruşturmanın halen devam etmekte olduğunu, ... Onam Belgesindeki imzanın kendisine ait olmadığını zaten kendisinin okur-yazar da olmadığını, belgenin hastane tarafından tek taraflı olarak hazırlandığını belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarını saklı tutarak 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın 24/12/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı doktor ve hastane vekili, meydana gelen zarar ile hastane arasında hiçbir illiyet bağının bulunmadığını, davalı doktorun olayda tamamen kusursuz bulunduğunu, ameliyat öncesi meydana gelebilecek sorunların davacıya açıkça anlatılıp kendisinden yazılı ve imzalı ... Onam Belgesi alındığını, ameliyat sonrası meydana gelen ... çaplı bazı sorunların giderilmesi için uygun görülen tedavilerin yapıldığını, ameliyat sonrası meydana gelen görme kaybının yapılan ameliyatın risklerinden birisi olduğunu belirterek davanın reddini dilemişlerdir.Birleşen dosyanın davalısı konumunda olan ... A.Ş. vekili, diğer davalılar olan ... ve ...’ın faaliyetlerinin kendilerince sigorta kapsamına alındığını, dava konusu olay nedeniyle açılan savcılık soruşturması veya ceza davası var ise neticesinin beklenmesinin gerektiğini, kendilerinin sigorta poliçesi kapsamı ile sınırlı şekilde sorumlu olup dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiğini beyan etmişlerdir.
Mahkemece, dosyaya taraflarca dava ile ilgili tüm tedavi bilgi ve belgelerin sunulmuş olduğu, Adli Tıp Raporu incelenip denetlenmekle raporun ayrıntılı, gerekçeli ve doyurucu içeriği ile dosya kapsamına ve oluşa uygunluk gösterdiği inancına varmakla yerinde bulunmayan dava ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davanın çözümü nitelendirmenin doğru yapılmasına bağlı olup; bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir. (1086 sayılı HUMK. 76. md.; 6100 sayılı HMK. 33. md.). Somut olayda davanın çözümü esasen davalı hastane doktorunun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusu etrafında düğümlenmektedir. (BK.Md.386, 390-TBK 502-506 md) Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafif de olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor, ... bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir(Bkz. Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Ank.1982, Sh.236 vd). Gerçekten de mesleki bir iş gören doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil, B.K. 394/1-TBK md 510 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Uyuşmazlığa uygulanması gereken bu yasal kurallara göre, vekilin en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altında olduğu gözetildiğinde, alınacak bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunması gerekmektedir. Bilirkişi; doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişinin tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakimin de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HMK.nun md. 198) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir.

... Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/28393 soruşturma ve 2014/15680 karar numaralı dosyası celbedilmiş,soruşturmaya konu suçun yaralama olduğu, dosyanın şüphelisi ... hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olup karara yapılan itiraz reddedilip takipsizlik kararı kesinleşmiştir. Mahkemece hükme esas alınan ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2011/28393E. sayılı soruşturma dosyası içerisinde mevcut, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 12.03.2014 tarihli raporda; Hastaya sol katarakt tanısı konulmasının ve fakoemülsifikasyon+İOL İnplantasyonu ameliyatının uygulanmasının tıp kurallarına uygun olduğu, gelişen büllöz keratopati ve yüksek göz içi basıncının bu tarz cerrahilerin komplikasyonu olduğu cihetle hekime atfı kabil kusur tespit edilmediği mütalaa edilmiştir.
Dosyada yer alan 09.06.2011 tarihli ... Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünce yapılan soruşturmaya göre; her katarakt ameliyatı sırasında oluşabilecek olası komplikasyonların hastada gerçekleşmiş olduğunu, bunun hekim hatası dışında geliştiği ve dosyadan hasta ve yakınının bilgilendirildiğinin anlaşıldığının sonucuna varıldığı belirtilmiş, 01.06.2011 tarihli ... tabip Odasından alınan yazıya göre de; gerçekleşen olayın komplikasyon olduğunu, bunun gelişebileceğinin Onam Formunda belirtildiğinden doktor hakkında soruşturma açılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.

Dosyaya ibraz edilen onam formuna davacının itiraz ettiği görülmüş; kendisi, okuma-yazma bilmediğini dolayısıyla söz konusu formdaki imzaların ve yazıların kendisine ait olmadığını beyan etmiştir. Davalı tarafın, davacıyı bu konuda bilgilendirdiği ve gerekçeli açıklamaları yaparak uyardığı hususu ve davacının yeterli derecede aydınlatılıp aydınlatılmadığı, operasyonun komplikasyonlarının bilinmesi halinde dahi bu operasyona davacının rıza gösterip göstermeyeceği konuları dosya içeriği ile anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca bu konudaki davalı delillerinin toplanarak gerekli inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, 12.03.2014 tarihli Adli Tıp Raporu gereğince davanın reddine karar verilmişse de, alınan raporun eksik incelemeye dayalı, denetime elverişli olmadığı ve davacı tarafın itirazlarını aydınlatır nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu rapora dayanılarak hüküm kurulamaz. O halde mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi heyeti oluşturularak, davacının da itirazlarını karşılayacak şekilde davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak davalı doktorun kusurlu olup olmadığı belirlenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi   
2016/18051 E. 
2018/1715 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat ... ile davalı ... Sağ. Hizm. A.Ş. vekili avukat ...'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, rahatsızlığı nedeniyle davalı hastanede 15.07.2010 tarihinde by-pass ameliyatı olduğunu, ancak işbaşı yaptığında nefes darlığı, göğüs ağrısı ve yorgunluk şikayetinin devam ettiğini, iş perfonmansı ve çalışma gücünü yitirdiği gerekçesiyle işten çıkarıldığını, 01.08.2012 tarihinde yapılan anjiyo tedavisi sırasında daha önce yapılan by-pass ameliyatında iptal edilerek kapatılması gereken bir damarın iptal edilmediğini, açık unutulduğunu, bu nedenle kanın yaklaşık 1/3'ünün bu damardan kaçak yaptığı için kalbe gitmediğini

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık