Malpraktis, Doktor Hatası, Tıbbi Hata Nedir?

Malpraktis, Doktor Hatası, Tıbbi Hata Nedir?

30-09-2019
Malpraktis, Doktor Hatası, Tıbbi Hata Nedir?

Malpraktis Doktor Hatası Tıbbi Hata Nedir?

Malpraktis doktor hatası tıbbi hata gereği gibi ifa etmemek, kötü ifa etmek demek olup kötü ifanın tıptaki görünüm şeklidir. Malpraktis klasik tanımlama ile; Doktorun, hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar olarak tanımlanabilir. Tıp alanında özel hastanelerin edimlerinin nitelik eksikliği, kötü tıbbi uygulaması malpraktis olarak adlandırılır. Malpraktis Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları içinde; bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi, hekimliğin kötü uygulanması olarak nitelendirilmektedir. Biyotıp sözleşmesinde; araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahale ilgili meslek yükümlülükleri ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir. Hasta Hakları Yönetmeliğinde ise; hasta modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir. Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz. Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsünde de ekonomik veya mali durumlardan bağımsız olarak her birey uluslararası standartlara göre yeniliklerden teşhis prosedürleri dahil olmak üzere yararlanma hakkına sahiptir. Bu tanımlamaların ışığında malpraktis hukukunu inceleyecek olursak ülkemizde sağlık uygulamalarının karmaşık olduğunu fark edeceğiz. Ülkemizde birçok personel sık sık tedavi amacı olan hastalarla etkileşime geçmektedir. Güvenli olmayan tedavi sonucu, birçok hasta bu yüzden zarar görmektedir. Bu zararların giderilmesi maksadıyla davalar açılmakta açılan davalar neticesinde zararlar giderilebilmektedir. 
Tıbbi hata, tıbbi bir işlem uygulanan hastada, doktorun veya diğer sağlık mesleği mensuplarının tıbbi kurallara uygun olmayan davranışları veya işleyiş kusurlarına bağlı olarak ortaya çıkan çoğunlukla hastada zarara yol açan durumdur. Yapılması gereken işlmelerin yapılmaması, hareketsiz kalınarak zarara yol açılması durumu ise pasif hatadır. Doğrudan doğruya icrai hareketlerle gerekli işlemlerin yapılmaması durumu ise aktif hata olarak adlandırılır. Hastanın bilgilerinin alınması yani anamnez ve başlangıçta yapılan muayneden hastanın tıbbi işlem sonrası takibinin yapılmasına kadar tıbbi müdahalenin her aşamasında ortaya çıkan ve sonucundan hastanın zarar gördüğü tıbbi kusur ve hataların tümü yukarıdada bahsettiğimiz üzere tıbbi hata olarak anılmaktadır. İzin verilen risk olarak adlandırılan komplikasyon ise tıbbi bir girişim veya işlem sırasında oluşan öngörülemeyen, öngörülse dahi önlenemeyen ya da öngörülüp önlemler alınmasına rağmen her ne şekilde olursa olsun ortaya çıkan olumsuz sonuç olarak adlandırılmaktadır. Yine komplikasyon, tıp biliminin tam olarak anlaşılmayan ve bilinmesi mümkün olmayan yapısı içerisinde herhangi bir kusur olmadan ortaya çıkan oluşma ihtimali önceden tahmin edilebilse bile sonuçları önlenemeyen istenmeyen zarar veren sonuçlardır. Herhangi bir hastaya uygulanan doktor müdahalesindeki özen yükümlülüğünün ihmali ile ortaya çıkan kusurun altında tıbbi standart eksikliği yatmaktadır. Tıbbi standart eksikliğinden kasıt her doktorun sorumluluktan kurtulabilmek için sıradışı bir dikkat ve özen yükümlülüğü gerekli değildir. Olması gereken hayatın olağan akışına göre ortalama düzeydeki bir hekimin, doktorun, herhangi bir olumsuz durumda yapması gereken ve göstermesi gereken dikkati göstermesi ve gerekli önlemleri almasıdır.  Tıbbi Hata Malpraktis Çeşitleri tahdidi olarak belirtilebilecek bir durum olmasa da örnek verilecek olursa; Sağlık personelinin hataları, meslekte acemilik, bilgisizlik, deneyimsizlik, ilgisizlik, hatalı uygulama ve girişim, ihmal, yetki sınırlarının aşılması, hatalı kararlar verilmesi, önlenebilir öngörülebilir bir duruma anında müdahalede bulunmamak, bilginin dikkatsiz ve özensiz kullanılması, teknik cihaz malzeme hataları, ugyun olmayan cihaz kullanımı, iş ve işleyişten kaynaklı hatalar, sağlık hizmetinin hiç işlememesi, sağlık hizmetinin kötü işlemesi, sağlık hizmetinin geç işlemesi, gerekli tetkiklerin yapılmaması, konsültasyon istenmemesi, tedavi sonrası yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, organizasyon kusuru, bilgi ve deneyime sahip olunmaması gibi.

Tıbbi Uygulama Hatası

Hekimin, doktorun tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi sonucu oluşan zarar tıbbi uygulama hatasıdır. Tıbbi uygulamalarda hastanın durumu iyileşebilir, stabil kalabilir ya da hasta kötüleşebilir. Tıbbi olanaklar içerisinde yapılması gereken her şey yapıldığı halde bu üç sonucun da ortya çıkması söz konusu olabilir. Tıbbi uygulamalardan kaynaklanan zararlara iyatrojenik zararlar adı verilmektedir. Tıp biliminin bugün ulaştığı bilimsel ve teknik düzeyi, uygulamanın yapıldığı ortamın koşulları, uygulamayı yapanın eğitim düzeyi göz önüne alındığında aynı ortam koşullarında aynı yetkinlik düzeyinde bir hekimin yani ortalama bilgi düzeyindeki bir hekimin göstermesi gereken özen gösterildiği halde öngörülemeyen bir sonuç ortaya çıkmış ise bu istenmeyen bir sonuçtur ve hekimin bundan dolayı herhangi bir sorumluluğu yoktur. Bütün tıbbi uygulamaların bir çok riski bulunmaktadır. Tıbbi uygulama bu risklerin de göz önüne alınması ile yarar zarar dengesi gözetilerek yerine getirilir. Kesin olarak ortaya çıkacağı ya da çıkma ihtimali bulunduğu önceden bilinen öngörülebilen riskler uygulama beligin derecede hasta yararına ise uygulamanın yapılmasına engel kabul edilmez. Doktor hastanın bilgisi olması yani aydınlatılmış rızasının alınması durumunda bu zararların ortaya çıkmasından sorumlu değildir. Yarar zarar dengesi bakımından kazanç hasta lehine ise ve tıbbi müdahaleden önce hasta aydınlatılmışsa sonradan ortaya çıkacak zararlardan hekimin sorumlu tutulması hakkaniyet ilkesine aykırı olacaktır. Aşağıda da ifade edileceği üzere izin verilen risk olarak belirtilen bu duruma tıpta komplikasyon adı verilmektedir. Doktor ya da sağlık çalışanlarının tıbbi uygulamaları sırasında hastada oluşturdukları her türlü zarar iyatrojenez olarak tanımlanmaktadır. İhmal bilgi ve beceri eksikliği gibi nedenlerle ortaya çıkan bakım standartlarından sapmayı da içeren ve hastada bir zararla sonuçlanan hatalı olduğu kabul edilen tıbbi uygulamalara tıbbi uygulama hatası olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Ancak her türlü tedbirin alınmasına rağmen ortaya çıkmasından kaçınılamayan zararlara komplikasyon demek uygun olacaktır. Bir de bakım standardı kavramının bilinmesi bize fayda sağlayacaktır. Bakım standardı, tıp biliminin günümüzde ulaştığı bilimsel ve teknik düzey uygulamanın yapıldığı ortamın koşulları uygulamayı yapanın eğitim düzeyi göz önünde bulundurulduğunda aynı ortam koşullarında aynı yetkinlik düzeyinde bir hekimin göstermesi gereken özendir.Hekim görevlerini yerine getirmediği ve uygulamalarında bakım standardından saptığı durumlardan sorumlu olacaktır. Tıbbi uygulamalarda doktor hatalarına örnek olarak Estetik Ameliyatlarda Doktor Hatası, göğüs estetiği doktor hatası, burun estetiği doktor hatası, diş protezi doktor hatası gibi örnekler verilebilir.

Doktor Hataları ve İhmalleri Nedir?

Doktorun Teşhis Hatası

Doktor teşhis için gerekli tüm müdahaleleri yapmalıdır. Kanunumuzda doktorun teşhis yükümlülüğünü ne şekilde yerine getireceğine yönelik bir düzenleme bulunmamakla birlikte doktor bu teşhis yükümlülüğünü ortalama düzeydeki bir doktorun o durumda yapması gereken ve göstermesi beklenen dikkati göstererek yertine getirmeli, tıp dünyasının gereklerine uygun olarak hareket etmelidir. Bu durumda gerekli özen ve dikkatin gösterilmemesi teşhis hatasının ortaya çıkmasına yol açacaktır. Hekimin ya da doktorun yapmış olduğu teşhiste %100 başarılı olmasını beklemek yanlış olmakla birlikte asıl olan teşhisin tıbbın uygulandığı ülkedeki eriştiği seviyeye göre yapılması, ülkenin imkanlarına göre ulaştığı tıbbi teknolojinin tam anlamıyla kullanılmasının sağlanmasıdır. Hekimin, doktorun ulaşmış olduğu teşhiste başarılı olma gibi bir yükümlülüğü de yoktur. Aslolan doktorun üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirirken uzmanlığının ve hastalığın gerektirdiği şekilde davranmasıdır. Üzerine düşeni yapmayan, gerekenleri yapmaması ya da ihmali nedeniyle hastalığın teşhisinde eksik kalan ve zarara yol açan doktorun bu zararı karşılaması hukuk devletinin bir gereğidir. Belirgin bir hastalığın hayatın olağan akışına göre ortalama bir doktorun dahi o teşhisi koyabileceği bir durumda yanlış teşhis konulması bize teşhis hatasının olduğunu bariz bir şekilde gösterecektir. Ölçüt, ortalama düzeydeki bir hekimin o durumda yapması gereken ve göstermesi beklenen dikkati göstermemesi durumudur. Tabiki de eldeki imkanların en iyi şekilde değerlendirilmesi de bu ölçütlerin içerisinde yer almaktadır.

Konsültasyon Nedir; Bir diğer durum ise doktorun hastalığı teşhis etmesi sırasında uzmanlık alanına girmeyen ancak var olabileceğini sezdiği olumsuzlukların ortaya çıkarılabilmesini sağlamak ve akıldaki soru işaretlerinin giderilmesi maksadıyla başka alanlardaki uzman doktorlardan faydalanmasıdır. Kısaca konsültasyon; bir hastalığa birkaç uzman doktorun, hekimin birlikte tanı koyması hastalığı birlikte teşhis etmesi durumudur. Öyleyse hekimin yapması gereken hastanın sorunlarına şikayetlerine uygun tetkiklerin istenmesini sağlamak ve diğer uzman doktorlara başvurarak konsültasyonun gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Doktor hastanın şikayetlerini umursamaz, ihmalkar davranıp kulak arkası yapar, gerekli tetkiklerin örneğin idrar, kan tahlili, ultrason, tomografi, ekg, MR, röntgen gibi yapılmasını istemez, bu yöntemlere başvurmaz ve konsultasyona gerek duymaz ise tıbbi bir hataya yol açacağından dolayı meydana gelen zararları da karşılamak zorunda kalacaktır. Doktor, hastanın sahip olmadığı bir hastalığı hatalı teşhis sonucunda varmış gibi ortaya koyarsa ya da tam tersi bir duruma mahal verirse yine tıbbi hatadan bahsedilebileceği gibi gerekli tetkiklerin yapılmaması hastalığın tespit edilememesine yol alçmışsa yine doktor sorumlu olacaktır. Doktor hastalığa tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin doğru teşhisi koymalı, önlemleri eksiksiz biçimde ve gecikmeksizin almalı, olayın gerektirdiği uygun tedaviyi gecikmeden belirleyip uygulamalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulamaz.

Doktorun Hastanın Öyküsünü Almaması

Hastadan anamnez yani öyküsünün alınması ve tespite, teşhise yönelik muayenesinin yapılması tedavinin sıhhatli bir şekilde gerçekleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Hastanın anamnezinin öyküsünün alınmaması, ön muayenesinin yapılmaması malpraktis olarak kabul edilmektedir. Bizzat muayene yapmadan tıbbi müdahalede bulunulması tıbbi hata oluşturacak ve sorumluların mahkümiyetine sebebiyet verecektir. 

Doktorun hastanın şikayetlerini dinleyip yukarıda da belirttiğimiz gibi hastanın öyküsünü alması ve ön muayenesini yaptıktan sonra gerekli tetkikleri istemesi gerekmektedir. Doktorun gerekli tetkikleri yapmaması durumu tıbbi uygulama hatası olarak karşımıza çıkacaktır. Hastanın hekimden ilk beklentisi hastalığının tanısını doğru koyması olacaktır. Doktorun hekimin bu tanıları doğru olarak koyabilmesi için öncelikle hastayı muayne etmesi bazı tetkikleri yapması ve sonra bunları değerlendirmesi gerekmektedir. Hastanın şikayetleri sonrasında yapılan muaynenin yeterli ve doğru olması gerekir. Bunlardan elde edilne sonuçlara göre bazı tetkikler istenecekse istenecek bu tetkiklerin amaç doğrultusunda doğru olması gerekmektedir. Burada sıradan ve amaç dışı bir sürü tetkik istenmesi kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte asıl amaç gereksiz tetkik yapmaktan kaçınıp muayne sonucu elde edilen bilgiler ışığında tetkiklere başvurulmasıdır. Nitekim yüksek baş ağrısı sebebiyle hastaneye gelen bir kişinin yapılan muaynesinde bulantı kusma şuur kaybı gibi bir durum ile karşılaşılması durumunda MR çekilmemesi büyük risk oluşturacak ve hastanın zarar görmesi halinde hekimin sorumluluğundan bahsedilecektir. Zira yapılan muayne sonucu elde edilen bulgular doktora hangi tetkikleri gerçekleştirmesi konusunda ip ucu verecek, böylelikle aşırı ve gereksiz tetkikler ile yetinilip zaman ve para kaybı yaşanmasının önüne geçilecektir. Şiddetli bir baş ağrısı yokken, bulantı kusma bilinç kaybı gibi semptomlar kendisini göstermezken gereksiz olarak MR çekilmesi, hastaya zarar vereceği gibi büyük bir zaman kaybına da yol açacaktır. Semptomların kendisini göstermediği bir durumda MR çekilmez ve hasta daha sonradan büyük zararlara maruz kalırsa doktorun hatasından bahsedilemeyecek bu durumun açık bir komplikasyon olduğu ve doktora herhangi bir sorumluluk yüklenmeyecektir. Çünkü hekimden beklenen ortalama bir hekimin dikkat bilgi ilgi ve becerisini göstermesidir.

Doktorun Tedavi Hatası

Kusurlu davranışın ortaya çıkabileceği bir diğer faktör ise tedavi hatasıdır. Hekim tıbbın ve koşulların kendisine verdiği imkanlarla hastalığı doğru olarak teşhis etmiş, hastanın anamnezini uygun olarak almış ön muaynesini yaptıktan sonra gerekli tetkikleri yaparak tedavi aşamasına geçmiş ancak uzman hekim standardına aykırı olarak tıp biliminin verilerine göre gerekli olan özeni göstermeyerek zarara yol açmış olabilir. Bu durumda tedavi hatası ortaya çıkmış olacaktır. Hekimin hareketinin ihmali mi icari mi olduğunun herhangi bir önemi yoktur. Tıbben gerekli olan bir işlemin yapılmaması tedavi hatasına yol açabileceği gibi tıbben gerekli olan bir işlemin yapılmaması durumu da tedavi hatasına mahal verebilir. Tedavi sırasında veya sonrasında gerekli kararların verilmemesi de tedavi hatasıdır. Geçmişte kalmış, çok riskli yöntemlerin kullanılması tedavi hatasına yol açacak ve hekimin sorumluluğunu meydana getirecektir. Tıbbi müdahalenin gerekli olmasına rağmen yapılmaması durumu ile müdahalenin geç yapılması tedavi hatası olarak nitelendirilmektedir. Tedaviye eşlik eden hata olarak tanımlanan hatalar ise hasta vücudunda yabancı madde unutulmasıdır. Hekim ameliyat sonrasında gerekli kontrolleri yapmalı ve yardımcılarından tüm ameliyat malzemelerinin tam sayıda olduğu konusunda emin olmalıdır. Hekimin bu kontrolleri yapmadığının anlaşılması durumunda bir tedavi hatası olduğu sonucu ortaya çıkacaktır. Bir diğer durum da doğru tedavai uygulanmasının yanında, uygulanacak bu tedavinin yönteminin de uygun olması durumudur. Nitekim hekimin hastası için en az tehlikeli ve en az acı verecek yönetemi seçmesi gerekmektedir. Ancak hekim hastası için çok tehlikeli veya çok fazla acılara neden olabilecek bir yöntemi seçmek zorunda kalabilir. Bu durumda değerlendirme somut olaya göre yapılmalıdır. Somut olayın bunları gerektirmemesine rağmen hekimin hastası için en ağrılı ve tehlikeli tedavi yöntemini kullanması hekimin sorumluluğuna yol açacak ve tedavi hatası, doktor hatası meydana gelecektir.

Doktorun Tedavi ve tedavi sonrası yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hataları

Teşhis hatası gibi tedavi hatası da doktorun gerekli özen ve dikkati gerçekleştirmemesi durumunda meydana gelmiş ve illiyet bağı sağlanmış ise makpraktis yani doktor hatası, hekim hatası, tıbbi hata gerçekleşmiş olacaktır. Burada teşhis konulmuş hastalık tespit edilmiş ancak hastalığın ortadan kaldırılması için uygulanan tedavi yani yöntem hatalı uygulanmış ve bir zarar meydana gelmiş ise bu zararın giderilmesi gerekmektedir. Tıbbi hatanın yani malpraktisin meydana gelmesine yol açan tedavi, duruma göre uygunsuz olabileceği gibi doktor tarafından yanlış uygulanmış da olabilir. Hekimin tedavi hatası, gerekli olmayan yani yanlış hatalı bir müdahalenin yapılması gibi icrai nitelikte olabileceği gibi gerekli ve yapılması gereken müdahalenin yapılmaması şeklinde ihmali bir hareketle de olabilir. Hastaya yapılan müdahalenin güncel bir müdahale olması, tıbben kabul edilen çağdaş bir müdahale olması gerekir. Doktorun yanlış ilaç ve malzeme kullanması, vücutta ameliyat parçaları gazlı bez vs unutulması, ilaç dozajının yanlış ayarlanması, enfeksiyon kurallarına riayet edilmemesi, tedavi sonrası gerekli bakım ve izlemenin yapılmaması, tedavi sonrası durum ile ilgili hastaların bilgilendirilmemesi, hasta evraklarının karıştırılması sonucu yanlış tedavi uygulanması, yanlış yere cerrahi müdahale yapılması, tedavi sırasında ya da tedavi sonrasında oluşacak komplikasyonlara olması gereken zamanda müdahale edilmemesi gibi örnekler tedavi ve tedavi sonrası hatalardır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini gözönünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı, en emin yolu tercih etmelidir. Doktor hastanın zarar görmemesi için mesleki tüm gerekleri yerine getirmek hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeden saptayıp somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak uygun tedaviyi de yine gecikmeksizin belirleyip yerine getirmek zorundadır. En az düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durum varsa bu tereddütünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve vu arada da koruyucu tedbir almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yapılırken hastanın durumunu risk altına sokacak veya ağırlaştıracak yöntemler yerine en emin yol seçilmelidir. Hasta mesleki bir iş gören doktordan tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat gösterilmesini beklemek hakkına sahiptir (Hasta Hakları Yönetmeliğinin 11. maddesi; hasta modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir. Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykrıı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz). Yapılacak müdahale veya yöntemin önemli bir riski varsa doktorun bunu hastaya izah etmesi ve bu şekilde yazılı olarak aydınlatılmış rızasını alması zorunludur. Bu şekilde gereken özeni göstermeyen vekilin vekalet sözleşmesi gereği görevini ifa ettiği söylenemez. Ayrıca hakim bilirkişilerin verdiği sonuç ile bağlı olmayıp delilleri kendisinin bizzat değerlendirmesi, somut olayın özelliklerini ve dosyadaki diğer verileri esas alarak kusurlu bir durumun mevcut olup olmadığını kendisi takdir edip değerlendirmelidir.

Tıbbi Hatadan Ne Zaman Söz Edilebilir?

Tıbbi hatadan bahsedilebilmesi için istenmeyen olumsuz neticenin meydana gelmesinin önlenebilir ve öngörülebilir olması zorunludur. Öngörülemez ve önlenemez olan bir sonuç tıbbi hatadan meydana gelmez. Tıbbi kusurun varlığı için neticenin öngörülebilir olması zorunludur. Ancak bu öngörülebililik durumunun kıstasının nasıl belirleneceği hususu ise çok önemlidir. Bu yüzden failin yaşı, görgüsü, bilgisi, zeka derecesi gibi özelliklerin ön planda tutulması neticenin öngörülüp öngörülemeyeceği hususunu belirlemektedir. Tıp biliminin tam olarak bilinmesi mümkün olmayan durumu içinde kusur meydana gelmeksizin oluşan ya da oluşması ihtimali tahmin edise dahi önlenemeyen durunların varlığının da bulunduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Nitekim hastanın ya da doktorun müdahalesi olmadan meydana gelen istenmeyen gelişmeler komplikasyon şeklinde ortaya çıkmaktadır. Komplikasyonlar doktorun hatasının var olmadığını ortaya koyan durumlardır. İzin verilen risk olarak adlandırılan komplikasyonların varlığı doktor hatası olarak nitelendirilmese de komplikasyon yönetiminin doğru yapılmaması ne yazık ki yine tıbbi hata ve doktor hatasını ortaya çıkaracaktır. 

Tıbbi Hatanın Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi hatanın ortaya çıkış şekilleri kasten, taksirli davranışla gerçekleşebilmekte olup defansif tıp uygulamarı da tıbbi hatalara sebep olabilmektedir. 

Tıbbi Hatanın Kasten Meydana Gelmesi

Tıbbi malpraktis kasten meydana gelmesi durumunda doktorun cezai sorumluluğunun da bulunacağı hususunun gözden ırak tutulmaması gerekir. Kast genel bir tanımla neticenin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi durumudur. Tıbba aykırı davranışın neticesinin bilinip istenilerek hareket edilmesi durumunda kusurun türü kast olarak ortaya çıkacak eylem hukuki sorumluluk yönünden haksız fiil sayılacaktır. Bu durumda hekimin cezai sorumluluğunun yanında hukuki sorumluluğu da ortaya çıkacak ve tazminat yükümlülüğü gündeme gelecektir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunun yanında sözleşmeye aykırı bir davranış da ortaya çıkacağı için sözleşmeye aykırılıktan ötürü hukuki sorumluluğa da başvurulabilinecektir. Failn davranışın sonuçlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi ile kast ortaya çıkabileceği gibi olası kasttan da söz edilebilecek durumların bulunduğunu belirtmek gerekecektir. Neticeyi öngören ve temelde böyle bir sonucun ortaya çıkmasını istememekle birlikte olursa olsun diyip neticenin göze alınması ve buna göre icrai davranışların yerine getirilmesi doktorun sorumluluğunun olası kasta dayandığını gösterecektir. Olası kastın varlığında cezada indirim yapılmaktadır. Kasıtlı bir davranışla hastanın sağlığına zarar verilmesi ve hastanın yaralanması durumunda kasten yaralama ya da ölüm halinde kasten öldürme suçu oluşacaktır. Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenebileceği ile kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenebileceği hususları da unutulmamalıdır. 

Tıbbi Hatanın Taksirle Meydana Gelmesi

Tıbbi malpraktisin tıbbi hatanın özen yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle meydana gelmesi durumunda kusurun taksir sebebiyle meydana geldiğinden söz edilmektedir. Nitekim taksir; Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Bu durumda taksirli davranışla başkasına zarar veren ya da haklarını ihlal eden fail haksız fiil sebebiyle tazminat sorumlusu olacaktır. Ayrıca sözleşmeye aykırılıktan dolayı da hukuki sorumluluğunun doğacağı hususu unutulmamalıdır. Hasta taksirli bir tıbbi müdahale ile zarar görmüş ise doktor taksirle yaralamadan sorumlu olacak eğer ölüm meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet vermeden cezai olarak sorumlu tutulacaktır. Doktor neticeyi öngörmesine karşın gerçekleşmeyeceği inancıyla hareketine devam ediyorsa bilinçli taksir bulunmaktadır. Bilinçli taksir durumunda cezanın 3 te 1 inden yarısına kadar arttırılacağı hususu unutulmamalıdır.

Hasta ile Doktor Arasındaki Sözleşmesel İlişki Nedir?

Hasta ile doktor arasındaki sözleşmesel ilişki vekalet sözleşmesine ilişkin olup sağlık hukukundaki karşılığı tedavi sözleşmesidir. Bu yüzden hasta ile doktor arasında kurulan tedavi sözleşmelerinin borçlar hukuku bakımından karşılığını ise vekalet sözleşmeleri oluşturacaktır. Bundan dolayıdır ki hasta hekim ile anlaştığı andan itibaren sözleşmesel ilişki kurulmuş irade beyanları uyuştuğundan ötürü taraflar anlaşmış olacaktır. İşte bu anlaşma gereği tedavi sözleşmesi ortaya çıkacak ve bu tedavi sözleşmesi de vekalet sözleşmesinin sonuçlarının doğmasına sebebiyet verecektir. Hasta ile doktor arasındaki sözleşme ilişkinsine ilişkin düzenleme kanunlarda ayrıksı olarak düzenlenmemiş olduğundan doktor ile hasta arasındaki sözleşme borçlar kanununda bu ilişkiye denk gelen ve yargıtayın da yerleşik içtihatlarında bahsetmiş olduğu vekalet aktidir. Kendi özel muayenesinde hasta ile yapılımış olan sözleşmesel ilişki hekimlik sözleşmesi olup vekalet sözleşmesi niteliğindedir. Bu yüzden özel bir hastanede çalışan hekim ile hasta arasında birebir bir sözleşmesel ilişki kurulmaz. Bu yüzden bu gibi durumlarda hasta ile özel hastane arasında yapılmış olan hastaneye kabul sözleşmesi kurulduğu varsayılmaktadır. Bu yüzden hukuki ihtilafların çözüm yoluna gidilmeden önce bu sözleşmesel ilikilerin nelerden ibaret olduğu tam anlamıyla açıklığa kavuşturulmalıdır. Çünkü sorumluluk hukukunda ilk önce sorumluların tespiti ile nasıl sorumlu tutulacaklarının ortaya çıkartılması son derece önemlidir. Böylece normal altı sağlık hizmeti verilmesi durumunda yani tıbbi kötü uygulama durumunda sözleşmesel ilişki bakımından kimlerin sorumluluğuna gidilebileceği belirlenmiş olacaktır. Hasta ile doktor arasındaki hukuki ilişkilerin tasnifinde sağlık davalarına bakan avukatlardan destek alınması tavsiye olunur.

Doktor Hatası Yargıtay Kararları

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2011/6393E., 2012/775K. "Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK.nun 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacılar, ameliyat edilen murislerine yanlış kan verilmesi sonucu vefat ettiğinden bahisle maddi ve manevi tazminat istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK.m.386-390) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.m.321/1) O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır. Bilirkişi doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişinin tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakimin de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md.4, HUMK.nun md. 240) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir.Somut olayda ise; Davacılar, murislerinin davalı hastanede ameliyat edildiğini, ameliyattan sonra yanlış kan verildiğini ileri sürmüşlerdir. Davalı ise uygulanan tedavide hata bulunmadığını savunmuştur. Dosyada bulunan 6 Nisan 1999 tarihli Yüksek Sağlık Şurası raporunda davacılar murisinin "….. yanlış kan verilmesi sonucu meydana gelen böbrek yetmezliğinden öldüğü... " belirtilmiş, dosyadaki 24.01.2003 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda ise yanlış kan verildiğine dair bir bulguya rastlanmadığı belirtilmiştir. Bu haliyle iki rapor arasında çelişki doğmuştur. Öyle olunca, Mahkemece özellikle yanlış kan verilip verilmediği hususunda inceleme yapılmak üzere, gerekli tüm belgeler getirtilerek yukarıda belirtilen raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Üniversitelerin ilgili bilim dalından seçilecek akademik kariyere sahip (3) kişilik kuruldan rapor alınarak, çelişkinin giderilerek karar verilmesi gerekirken mevcut çelişki giderilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir."

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2000/8590E, 2000/9569K "Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: Davacı, burnundan rahat nefes alamadığı için muayene olduğu doktor olan davalının önerisi ile 09/11/1995 tarihinde davalı tarafından ameliyat edildiğini, davalının ameliyat sırasında gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, ameliyat sırasında kırılan iğne ucunu burnunda bıraktığı gibi, bu durumu kendisine haber vermediğini, ameliyat sonrası devam eden rahatsızlıklarını da alerjiden, geçer diye kendisini oyaladığını, başka doktora muayene olduğunda durumu öğrendiğini, kırılan iğne ucunun ameliyatla çıkarıldığını bildirip, bu yüzden çektiği sıkıntı ve acılara karşılık ... lira manevi tazminatın olay tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı, davacının burnunda ameliyat sırasında kırılan iğne ucunu bulamadığı için çıkartamadığını durumu davacının eşine bildirdiğini, bilahare çekilen filimde kemiğe saplanmış olduğu görülen iğne ucunu çıkarmasına davacının izin vermediğini, olayın davacı sağlığına zararı olmadığını bildirip davanın reddini savunmuştur. Mahkemece olayda davalının kusuru olmadığını bildiren Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak HUMK. 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Dava, davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır (BK. 386-390). Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğu ve ilişkin kurallara bağlıdır (BK. 390/2). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur (BK. 321/2). O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan hafif dahi olsa bütün kusurları sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktorlar hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini gözönünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı, en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte de mesleki bir iş gören ve doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz bir özen göstermeyen vekil BK. 394/1 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Olayımızda davacı nefes almakta zorlandığı için KBB uzmanı olan davalı doktora muayene olup, davalının önerisi ile ameliyat olduğu, ameliyat sırasında doktorun burun içinde kırılan iğne ucunu tüm uğraşmalarına rağmen bulamayıp çıkaramadığını ve bu haliyle ameliyata son verdiği, durumdan davacı hastayı da haberdar etmediği uzun süre davacının kırık iğne ucu burnunda kaldığı ve davacının rahatsızlık duyup davalıya başvurduğunda çekilen film sonucu durumu öğrendiği ve bilahare başka doktor tarafından ameliyatla iğne ucunun davacı burnundan çıkarıldığı taraflar arasında çekişmesizdir. Ameliyat sırasında kırılan iğne ucunu, tüm aramalara rağmen bulamadığını ve zorunlu olarak ameliyata son verdiğini davalının davacıya ameliyat sonrası bildirmesi gerekirdi. Davacıda uzun süre vücudundaki kırık iğne ucu ile gezmek durumunda kalmazdı. Şu durum karşısında orta seviyede tedbirli bir doktorun aynı hal ve şartlar altında göstereceği mutad ihtimam ve özenin, davalıya gösterilmediği açık olup, ihmal ve kusurunun kabulü zorunludur. Hal böyle olunca davacının ruh ve beden huzurunun bozulmadığını düşünmek kabil değildir. O nedenle olayda belirlenen özel hal ve şartlar ile duyulan elem ve acıda gözönünde tutularak başkaca bir araştırmaya da gerek görülmeden davacı yararına BK. 47 ve MK. 4. maddeleri uyarınca değerlendirip hak ve nesafete, adalete uygun, bir manevi tazminata mahkemece hükmedilmesi gerekirken, olayın en normal dikkat ve özen zorunluluğunu bir yana iten, dosyadaki olgulara uygun düşmeyen Adli Tıp Kurumu raporundaki görüş, HUMK. 275. maddesi hükmünde ayları alarak benimsenip, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir."

Yargıtay 13. HD. 2009/5578E., 2009/11815K. "Somut olayda davacı, 7.8.2006 tarihinde ateş, kusma, şiddetli karın ağrısı şikayetleri ile davalıya başvurduğunu, teşhis ve tedavide gerekli özenin gösterilmediğini, ertesi gün ise akut batın tablosunun oluşmasına sebebiyet verildiğini ileri sürmüş olup, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda bu hususlarda doyurucu bir açıklama bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş, Üniversite Öğretim Üyelerinden oluşturulacak konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan dosya içinde bulunan tedavi evrakları, raporlar ve davacının iddiaları da nazara alınmak suretiyle taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Mahkemenin bu yönleri göz ardı ederek, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir."

Yargıtay 13. HD. 2001/380E., 2001/1303K  "Davacı, sağ kol bilek kısmında meydana gelen kırık sebebiyle tedavi için davalı şirkete ait .... hastanesine başvurduğunu, kolunun ameliyat edilip 5 gün hastanede tutulmasına rağmen gereken tıbbi tedavi yapılmadığından kolunun şişip kangrene dönüştüğünün, 15.8.1995 tarihinde hastaneden ayrılıp .... Hastanesine gittiğini, orada kangren teşhisi konulup kolunun bilek ile dirsek arasından kesildiğini, zararlı sonucun davalı işletmenin kusur ve ihmalinden kaynaklandığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, iyileştirme giderleri, iş ve beden gücü kaybı karşılığı ve protez için şimdilik 250.000.000 TL. tazminatın olay tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, olayın 1995 yılında meydana geldiğini, davada bir yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleştiğini, öncelikle davanın bu yönden reddine karar verilmesini, esas yönden de davalının kokusu patoza kaptırdığını, meydana gelen kırıklar nedeniyle hastaneye başvurduğu tarihte kolunun kesilmesi gerektiğini, ancak inceleme sonucu gazlı kangren hücrelerine rastlanmadığından kolun tedavi ile kurtarılmaya çalıştığını, ancak dokuda beslenme olmadığından kolun kesilmesinden başka çare kalmadığını, durum kendisine bildirildiğinde davacının buna razı olmadığını amcasının gelip röntgen filmleri ile birlikte davacıyı alarak Ankara´ya götürdüğünü, görevin gereği gibi yerine getirildiğini, kusur bulunmadığını beyan ile davanın esas yönden de reddini savunmuştur. Mahkemece, olayda davalının kusurunun bulunmadığı, özen görevinin tam olarak yerine getirildiği kabul edilerek dava reddolunmuş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacının kolunu patoza kaptırması sonucu kırıldığı, davalıya ait .... hastanesinde cerrahi müdahalede bulunulduğu, kolunun kötüleşmesi nedeniyle hastaneden ayrılıp.... Hastanesine başvurduğu, burada kolunun kesildiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık davalıya ait hastanedeki ilk tedavinin tıbbın gereklerine uygun yapılıp yapılmadığı, olayda doktor hatası olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı, doktor hatası nedeniyle kolunun kangren olduğu ve bunun sonucu kesildiğini ileri sürerek tazminat istemiştir. Taraflar arasındaki ilişki bir vekalet ilişkisidir. Dava özen borcuna aykırılık iddiası ile açılmıştır. Vekil (doktor) işini yaparken bir işçi gibi özen göstermek zorundadır. (BK. 386-390, 321) bu nedenle en hafif kusurundan dahi sorumludur. Doktor hastalığa tıbbı açıdan zamanında ve gecikmeksizin doğru teşhisi koymalı, önlemleri eksiksiz biçimde ve gecikmeksizin almalı, olayın gerektirdiği uygun tedaviyi gecikmeden belirleyip uygulamalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulamaz. Mahkemenin kararına dayanak yaptığı 23.6.2000 tarihli el cerrahisi, ortopedi ve travmatoloji uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulu raporunda, olayın oluşumu ve uygulanan tedavinden söz edilip, "..bunun ortopedi uzmanlığını almış her ortopedist tarafından yapılabilmesi nedeni ile tıbbi hata düşünülmemiştir." denilmiştir. Raporda, somut olaydaki gibi bir kırıkta, tıbbın gereklerine ve kurallarına uygun teşhis ve tedavi yöntemlerinin uygulanıp uygulanmadığı, bu konuda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda özen gösterilip gösterilmediği, yapılması gerekenle, yapılanın uyuşup uyuşmadığı açıklamalarına yer verilmemiştir. Bu nedenle bilirkişi raporu yetersiz olup hükme dayanak yapılamaz. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; konusunda uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulundan veya adli tıp kurumundan, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında yapılması gerekenle, yapılanın ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor hatası olup olmadığını gösteren nedenlerini açıklayıcı, taraf hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak; oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibarettir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeye, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir."

Yargıtay 13. Dairesi 2017/4104, 2017/3944 "Davacılar asıl dava ve birleşen davada, davacı ...'in sol kolunda uyuşma ve sırt bölgesinde sürekli ağrı şikayetiyle ... ...'a giderek muayene olduğunu, burada çekilen ... neticesinde kendisine tedavisinin bir ameliyatla gerçekleşeceği söylendiğini, adı geçen hastanenin muayene ve operasyon ücretlerinin tarafından karşılanamayacak kadar fazla olduğundan burada tedavisini sürdüremediğini, bir yakının tavsiyesi ile 2008 yılının Mart ayında ... Devlet Hastanesi Nöroloji servisinde görevli Dr. ... ...'a gittiğini, Dr. ... ... acilen ameliyat olması gerektiğini, yapılan ameliyatta disk takılacağını bu diskin fiyatının 3500 Euro olduğunu ve bu parayı ...'nın karşılamadığını, ancak ... ... ...'da bu operasyona girerse herhangi bir ücret ödemeyeceğini söylediğini, bunun üzerine ... Hastanesinde ameliyat olmayı kabul ettiğini, ... tarihinde ... ...'da ameliyata girdiğini, ameliyatta bizzat davalının girdiğini, ameliyat sonrası belgeler üzerinde ... ... daha önce görmediği bir doktorun imzası tespit edildiğini, ameliyat sonrası ayaklarında ve vücudunun muhtelif bölgelerinde karıncalanma ve uyuşukluk hissettiğini, yürümeye çalıştığında da bir denge kaybı olduğunu, düzeleceğinin söylenerek hastaneden taburcu edildiğini, aradan geçen günlerde şikayetlerinde değişiklik olmadığını, ... .. görev yapan ... ... kontrole gittiğini, ameliyattan sonra çekilen ... inceleyen Dr. ... ... omurilik sinirlerinin hasar gördüğünü, tam bir iyileşmenin olmayacağını, yüzmesi gerektiğini söylediğini, başkaca doktorlara muayeneye gittiğinde doktor ve ameliyat hatası şeklinde yorumladıklarını, bu süreçte işini de kaybettiğini, halen işsiz olduğunu,davalılarca yanlış teşhis ve hatalı operasyon sonrasında işgöremez hale geldiğini ileri sürerek, maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Davacılar, davalı doktor tarafından, davalı hastahanede yapılan ameliyat sonrasında davacı ...'in ayaklarında ve vücudunun muhtelif bölgelerinde uyuşukluk hissettiğini, yürümeye çalıştığında denge kaybı oluştuğunu ileri sürerek, davalıların kusuru nedeni ile maddi ve manevi zararının tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Vekil, hastanın zarar görememesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunu gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1 maddesin hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Somut olayda, mahkemece adli tıp kurumundan rapor alınmış, ... tarihli raporda, ... tarihinde yapılan muayene ve servikal ... tetkiklerinde saptanan bulgulara göre ameliyat endikasyonu konulmasının ve yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, kişide halihazırda herhangi bir nörodefisit bulunmadığı, vertebra ameliyatlarından sonra ağrının halen devam etmesinin beklenebilir bir yakınma olduğu, bu duruma göre ilgili hekime atfı kabil bir kusur tespit edilmediği şeklinde görüş bildirilmiştir. Davacıların rapora itirazı üzerine bu kez ... Üniversitesi ... Tıp Fakültesinden ... tarihli heyet raporu alınmıştır. Adli Tıp kurumu raporu ile ... tarihli Bilirkişi kurulu raporu benimsenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; raporlar yetersiz olup hüküm kurmaya elverişli olmadığı gibi davacının söz konusu rapora itirazları da karşılanmamıştır. O halde Mahkemece, davacıya uygulanan operasyon ve tedaviler ile sonrasına ilişkin yapılan müdahalelerle ilgili tüm bilgi ve belgeler, hastane kayıtları, tedavi evrakları, epikriz ve Adli Tıp Raporu da birlikte gönderilerek, Üniversite Öğretim Üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi kurulundan, davacının Adli Tıp kurumu ile üniversiteden alınan rapora itirazları da karşılanmak suretiyle, davacıya konulan teşhis ile yapılan ameliyatın usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, disk takılmasının gerekip gerekmediği (cerrahi endikasyon), ameliyat sonrasında hastada nasıl bir hasar oluştuğu, bu hasarın neye bağlı olarak geliştiği, komplikasyon olup olmadığı, hastaya ameliyat ve sonrasında gerekli tüm tıbbi müdahalelerin yapılıp yapılmadığı ve tedavisi için yapılan işlemlerin yeterli olup olmadığı üzerinde durulup irdelenmek suretiyle olayda davalıya atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı konusunda, nedenleri açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmelidir.O halde; mahkemece, az yukarıda açıklanan içerikte bir rapor alınarak karar verilmesi gerkeriken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir."

Mide Ameliyatı Doktor Hatası

Şüpheli : ... - ... Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Suçları :
1-) Şikayetçi H. P.'in kızı Ö. P.'i yeterli tetkik ve tahlil yaptırmadan, ameliyatın olası koplikasyonları hakkında bilgilendirmeden morbit obezite tanısı ile ameliyat etmek ve ameliyattan sonra takip ve tedavisiyle ilgilenmemek suretiyle görevi kötüye kullanmak.
2-) Ö. P.'in tüp mide ameliyatında ve bu ameliyatın başarısız olması üzerine yapılan ameliyatında dikkatsizlik ve özensizlik göstererek ameliyatlarının başarısız geçmesine, sağlık durumunun kötüleşmesine neden olmak suretiyle adı geçeni taksirle yaralamak.
Suç Tarihi : 2018 Yılı.
İncelenen Karar : ... Rektörlüğünce oluşturulan Kurulun 23.10.2018 tarih ve 2018/14 Sayılı men-i muhakeme kararı.
Karara İtiraz Eden : Yok.
İnceleme Nedeni : Yasa gereği kendiliğinden.
... Rektörlüğünün 13.12.2018 tarih ve E. Sayılı yazısı ekinde gönderilen soruşturma dosyası ile yukarıda belirtilen Kurul kararı, Tetkik Hakimi Fatıma Betül Sağlam'ın açıklamaları dinlenildikten sonra 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun 53. maddesi uyarınca incelendi;
Gereği Görüşülüp Düşünüldü :
KARAR : Dosyanın incelenmesinden, H. P.'in kızı Ö. P.'in 14.2.2018 tarihinde morbit obezite tanısı ile ameliyat olduğu, ameliyattan önce şüphelinin yeterli tetkik ve tahlil yaptırmadığı, ameliyatın olası komplikasyonları hakkında bilgilendirmediği, ameliyattan sonra takip ve tedavisiyle ilgilenmediği, Ö. P.'in sağlık durumunun daha da kötüye gittiği, tekrar ameliyat edildiği iddiaları ile şikayetçi olunması üzerine Rektörlükçe başlatılan soruşturmada, şikayetçilerin iddialarını karşılamak, şikayetçiyle ilgili tedavi ve işlem sürecini değerlendirmek üzere bilirkişi raporu alınmadığı, bu nedenle, şüphelinin görev yaptığı Üniversite dışında başka bir üniversitede görevli ve bu üniversite rektörlüğünce belirlenecek obezite cerrahisi konusunda yetkin ikisi Genel Cerrahi, birisi Gastroenteroloji Cerrahi uzmanı en az üç öğretim üyesinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, hasta dosyası eksiksiz gönderilmek suretiyle adı geçenin muayenesinde, ameliyatlarında, tanı, takip ve tedavisinde dikkatsizlik, özensizlik veya acemilik gösterilip gösterilmediği, hasta için önerilen tedavinin ve uygulanan cerrahi girişimlerin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, ameliyatlardan önce hastayla ilgili eksik tetkik ve tahlil, muayene ve değerlendirme, ameliyatlarda da özensizlik ve dikkatsizlik, hekim veya uygulama hatası bulunup bulunmadığı, hastanın ve yakınlarının ameliyatlarla ilgili yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmedikleri, onamlarının alınıp alınmadığı, ameliyatlardan sonra ortaya çıkan problemlere müdahalede ihmal, dikkatsizlik ve özensizlik gösterilip gösterilmediği hususlarını aydınlatan bilirkişi raporu alınmak suretiyle yeniden soruşturma yapılması ve Yetkili Kurulca şüpheli hakkında yeni bir karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
SONUÇ : Açıklanan nedenle, eksik incelemeye dayalı olarak düzenlenen soruşturma raporu esas alınarak verilen şüphelinin men-i muhakemesine ilişkin ... Rektörlüğünce oluşturulan Yetkili Kurulun 23.10.2018 tarih ve 2018/14 Sayılı kararının bozulmasına, yukarıda belirtilen eksiklik tamamlanmak suretiyle yeniden yapılacak soruşturma üzerine düzenlenecek fezlekeye dayanılarak Yetkili Kurulca yeni bir karar verilmesi, verilecek kararın türüne göre şikayetçilere ve şüpheliye gerekli yazılı bildirimler yapıldıktan sonra Yasa gereği veya itiraz edilmesi halinde itiraz dilekçesi de eklenerek Dairemize gönderilmesi için dosyanın karar ekli olarak ... Rektörlüğüne iadesine 31.1.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. T.C.DANIŞTAY1. DAİREE. 2018/2567K. 2019/57T. 31.1.2019

Hatalı Uygulama Maddi Manevi Tazminat Yargıtay Kararı

Dava, tıbbi malpraktis nedeniyle açılan maddi manevi tazminat talebine ilişkindir.
Davacı, dava dilekçesinde hatalı uygulama sonucu topuğunda oluşan yanık sebebiyle işine taksi tutarak gidip gelmek zorunda kaldığını, ayrıca çalışmalarının sekteye uğraması nedeniyle grafiker asistanlığından grafiker kadrosuna yükselemediğinden kazanç kaybına uğradığını ileri sürerek 2.500,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, 06/03/2015 tarihli zararlarını kalem kalem (2.067,00 TL taksi masrafı, 152,95 TL ortapedik tabanlık bedeli, 138,00 TL pharmaozom serum bedeli, 1.500,00 TL yardımcı bedeli, 20.960,00 TL kazanç kaybı, 2.580,00 TL ikramiye kaybı) açıkladığı dilekçesinin ardından talebini ıslah ile 3.857,95 TL'ye yükseltmiştir.
Mahkemece, davacının maaşlarının ödenmiş olması sebebiyle iş gücü kaybı tazminatı talep edemeyeceği, ancak davalıların, bilirkişinin hesapladığı tedavi giderlerinden sorumlu oldukları belirtilerek maddi tazminat talebinin kısmen (1.638,00 TL) kabulüne karar verilmişse de dosyadaki 03/03/2016 tarihli adli tıp uzmanı Dr....tarafından düzenlenmiş raporda yalnızca, tabanlık zorunluluğunun yanıkla ilgili olmadığı, dosyadaki belgelere göre SGK tarafından karşılanmayan toplam tedavi giderinin 2 adet pharmaozon serum masrafı olan 138,00 TL olduğu belirtilmiş olup, kararda belirlenen miktarın nasıl tespit edildiği açık değildir.
Mahkemece, öncelikle davacıya maddi tazminat talebinin konusunu oluşturan zarar kalemleri (konusu, miktarı, ilgili olduğu dönemi vb. yönlerden) tahkikata elverişli olacak şekilde açıklattırılması, ardından tarafların dayandığı ve süresinde ibraz ettiği yahut ilgili yerden celbi için gerekli bilgiyi verdiği delillerine istinaden varsa zararının tespiti amacıyla konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2016/27901 K. 2019/5767 T. 6.5.2019

Asistan Doktorun Hukuki Sorumluluğu

Asistan doktorun hukuki sorumluluğu- Hekimlerin hukuki sorumluluklarına ilişkin kanunumuzda özel olarak bir düzenleme bulunmadığını ve tıbbi uygulama hatalarından dolayı sorumluluk hukuku bakımından TBK ya göre karar verildiğini önceki konularımızda açık bir şekilde belirtmiştik. Ancak hekimlerin sorumlulukları içerisinde bilinmesi gereken bir diğer husus ise asistan hekimlerin hukuki sorumlulukları ile intörn hekimlerin hukuki sorumluluklarıdır. 

Öncelikle İntörn Hekimlerin Hukuki Sorumluluklarını inceleyelim

İntörn hekimlerin hukuki sorumlulukları bakımından intörn hekimler, hekim gözetiminde olmadan tıbbi bir müdahalede bulunamazlar. İntörn hekimlerin, tıbbi müdahaleyi bizzat yapacak olan ve bunu üstlenen hekimin direktif ve talimatlarına uyması gerekir. Direktiflere aykırı davranıp kendi başına müdahalede bulunan intörn hekimin hukuki sorumluluğu ortaya çıkacaktır. İntörn hekim hastayı kendi hastası gibi görüp tedaviyi bildiği gibi uygular ve bağlı olduğu uzman hekimin direktif ve talimatlarından çıkarsa üstlenme kusuru gerçekleştirmiş olacağından hukuki sorumluluk ile tazmin sorumluluğu vuku bulacaktır. 

Asitan hekimlerin hukuki sorumluluklarında ise

Asistan hekimler de tıbbi müdahale bakımından tek başına hareket etme kabiliyetine sahip değildirler. Asistan hekim uzman hekim nezareti altında tedavi yapmalıdır. Asistan hekim, uzman hekim tarafından kendisine verilen direktif ve talimatları yerine getirirken yapamayacağı ve bilgi düzeyi ile yetkinliklerinin üzerinde bir durumla karşılaştığında bunu uzman hekime bildirmeli tedaviyi hemen üstlenmemelidir. Tıbbi müdahalenin asistan hekim tarafından yerine getirilmesi durumunda, asistan hekimin bu tıbbi müdahaleyi yerine getirmede tıbbi standardı sağlayabilecek kapasitede bulunması ve uzman hekim kontrolünde bunu gerçekleştirmesi şarttır. Asistan hekim bilgi ve yetenekleri becerileri bakımından yeterli seviyede ise bu tıbbi müdahaleyi gerçekleştirmelidir. 

Kaynaklar;

HAKERİ,Hakan, Tıp hukuku, seçkin yayıncılık Eylül 2015
EROL, Gültezer, Özel hastanelerin Hukuki Sorumluluğu, seçkin yayıncılık Nisan 2015
GÖKCAN,Hasan, Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukukui ve Cezai Sorumluluk, Seçkin yayıncılık Nisan 2017

Sağlık Davalarına Bakan Avukatlar Hukuki Değerlendirme

Sağlık davalarına bakan avukatlar- tıbbi hata kavramı ya da bilinen adıyla malpraktis davaları hastaların tıbbi müdahale sonucunda gördükleri zararların gidierlilmesi için açtıkları dava türlerindendir. Bu tür davalarda zararın tespiti çok önemlidir. Çünkü zarar olmadan tazminatın hesaplanması ve belirlenmesi mümkün değildir. Zarar tespitinin ise alanında uzman bilirkişiler marifetiyle yaptırılacak inceleme neticesinde ortaya konulan hekimin kusuruna göre belirlenmesi şarttır. Aksi durumda hakimin bilirkişi incelemesi yapılmadan karar vermesi hususunda bozma sebebi ortaya çıkabilecektir. Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili maddesinde mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.  Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz hükmü gereği çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulması gerekmektedir. Tıbbi hata davalarında çözüm hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerin mevcudiyeti bilirkişi marifetiyle tıbbi hataya sebebiyet veren durumun incelenmesini gerektirmiştir.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık