Malpraktis Doktor Hatası Ceza Davası

Malpraktis Doktor Hatası Ceza Davası

10-04-2021
Malpraktis Doktor Hatası Ceza Davası

Doktor Hatası (Malpraktis) Ceza Davası

Tıp hukuku bakımından doktor hatası malpraktis ceza davası, hekimlerin tıbbi müdahale sırasında gerçekleştirdikleri eylemlerin hukuka aykırı olmasından mütevellit ortaya çıkabilecek hukuki bir durumdur. 

Tıbbi Malpraktis ya da doktor hatası; hekimin tıbbi müdahale sırasında bilgisizlik deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle hastanın zarar görmesi olarak adlandırılabilir. Hastanın zarar görmesi hekim bakımından tazminat sorumluluğunu getirdiği gibi cezai sorumluluğunu da doğurabilmektedir. Bu bakımdan hekimin uygulamış olduğu tıbbi müdahale sırasında taksirle öldürme ya da taksirle yaralama suçları oluşabilmektedir. 

Malpraktis Davasında Doktorun Ceza Sorumluluğu

Malpraktis davasında, doktor hatası davasında hekimin cezai sorumluluğunun bulunduğu iddiası ile cumhuriyet başsavcılığına durum hakkında şikayette bulunulabilmektedir. Doktor hatasına ilişkin olarak hem kamu hastanesinde çalışan hekimler hem de özel hastanede ya da kendi muayenehanesinde faaliyet gösteren hekimler bakımından bazı farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Zira kamu hastanesinde yapılan tıbbi müdahale sırasında hekimin cezai sorumluluğuna gidilmesinden önce idari tahkikat yapılmakta, idari tahkikat sonrasında hekim hakkında soruşturma izni çıkmasına müteakip ceza soruşturmasına Cumhuriyet Savcısı tarafından başlanılabilmektedir. Bu bakımdan özel hastanede ya da hekimin özel muayenehanesinde yapılan tıbbi müdahalelerin hukuka aykırı olması nedeniyle doktor hakkında şikayet üzerine savcılık makamı harekete geçerek direkt soruşturmaya başlayabilecekken kamu hastanesinde meydana gelen yanlış tedavi sonrası ceza davası açılması soruşturma izni alınması sonrasında ortaya çıkacaktır. Nitekim 4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkındaki kanuna göre, kamu görevlileri hakkında doğrudan doğruya savcılık vasıtasıyla kamu davası açılamaz. Konu hakkında ayrıntılı bilgi için Kamu Personeli Hakkında Soruşturma İznini Kim Verir? başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.

Malpraktis Doktor Hatasında Cezai Sorumluluk

Malpraktis doktor hatasındas cezai sorumluluklar bakımından en çok karşılaşılan husus hekimin taksirli fiilinden dolayı taksirle ölüme neden olma ve taksirle yaralama suçlarından dolayı ceza davası ile karşılaşmasıdır. Unutulmamalıdır ki suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereği hekimin cezai sorumluluğundan bahsetmek için Türk Ceza Kanununda suç olarak nitelendirilen bir fiilde bulunması gerekmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzda bulunan suç tiplerinden birisi olan taksirle yaralama ya da taksirle ölüme neden olma suçlarından önce taksir hakkında bilgi vermekte fayda vardır.

Malpraktis Doktor Hatası Bakımından Taksir Nedir

Unutulmamalıdır ki taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesine taksir denir. Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde ise bilinçli taksir vardır ki bu durumda alınacak cezada artış yapılacaktır. Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza suçu işleyen kişinin kusuruna göre belirlenecektir. 

Taksirli suçlarda;

Fiilin taksirli bir suç olması; ki kanunda hangi suçların taksirle işleneceği düzenlenmiştir. Kanunda taksirle işleneceği düzenlenmemiş bir suç ancak kasten işlendiğinde suç olarak nitelendirilebilir.

  • Neticenin öngörülebilir olması;
  • Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılması;
  • Fiilin iradi olarak ortaya çıkması;
  • Neticenin istenilmemesi;
  • Fiil ile netice arasında illiyet bağının bulunması şarttır.


Doktor Hatasında Taksirle Yaralama Suçu

Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Alınacak cezada Ceza Muhakemeleri Kanununun 231. maddesi hükmünde yer alan hususların gerçekleşme durumunda hakim Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı verebilecektir. Suçun maddi unsuru hekimin tıbbi müdahaleyi uygularken taksirli hareketi ile hastanın yaralanmasına sebep olmasıdır.

Taksirle yaralama fiili, hastanın

  • Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
  • Vücudunda kemik kırılmasına,
  • Konuşmasında sürekli zorluğa,
  • Yüzünde sabit ize,
  • Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
  • Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, belirlenen ceza, yarısı oranında artırılacaktır.

Doktor Hatasında Taksirle Ölüme Sebep Olma Suçu

Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun maddi unsuru hekimin tıbbi müdahaleyi gerçekleştirdiği sırada taksirli fiili nedeniyle hastanın ölümüne sebep olmasıdır.

Malpraktis Doktor Hatası Sebebiyle Ceza Davasının Açılması

Malpraktis doktor hatası sebebiyle ceza davasının açılması kamu hastanesinde görülen tedavi sırasında hekimin taksirli müdahalesinden dolayı zarar görülmesi ile özel hastanede çalışan ya da kendi özel hastanesinde yapılan tıbbi müdahale sırasında taksirli eylemler nedeniyle zarar görülmesi durumlarında farklılıklar mevcuttur. 

Ceza davası ile özel hukukta yer alan ve hekimin tazminat sorumluluğunu ortaya çıkartan tazminat davaları arasında farklılıklar vardır. Doktor hatası tazminat davasında hukuk mahkemelerinde zarar gören hasta direkt olarak tazminat davasını açabilir ise de ceza davasında dava açma kavramı diye bir kavram bulunmamaktadır. Ceza davası soruşturma aşamasının tamamlanmasından sonra savcılık makamı tarafından hazırlanana iddianamenin ceza mahkemesi tarafından kabul edilmesi ile başlayacak bir süreçtir. Doktorun taksirli fiili sonucu zarar gören hasta doktorun ceza sorumluluğuna gitmek istiyorsa bu durumu savcılık makamına iletmelidir. 

Savcı hekimin tıbbi müdahale sonrasında hastaya zarar verdiği konusunda yapmış olduğu soruşturma neticesinde karar kılmış ise hem hekimin lehine hem de hekimin aleyhine olan delillerle birlikte bir iddianame düzenlemeli ve bu iddianameyi mahkemeye sunmalıdır. Cumhuriyet savcısı hekimin şikayet edilmesi üzerine toplamış olduğu delillerden herhangi bir suç unsurunun oluşmadığı kanaatinde ise bu sefer iddianame hazırlamayacak ve takipsizlik yani kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verecektir.

Savcının takipsizlik kararına karşı tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Sulh Hukuk Hakimliğine takipsizlik itirazında bulunulabilir ve dosyanın tekrardan gözden geçirilmesi ve dosya hazırlanarak iddianame düzenlenmesi talep edilebilmektedir.

Malpraktis Doktor Hatası Ceza Davasında Hangi Kararlar Verilebilir

Malpraktis doktor hatası ceza davasında mahkeme savcının hazırladığı iddianmeyi kabul etmiş ise bu iddianame doğrultusunda yargılama yapmak zorundadır. Hekimin başka bir suç işlediği ortaya çıkarsa mahkeme bu suçtan ötürü de kendiliğinden kovuşturma yapamayacak durumu bu suç için savcılığa bildirecektir. (Nitekim CMK 226 gereği; Sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkum edilemez.). Savcının hazırlamış olduğu iddianame ile kovuturmaya başlayan ceza mahkemesi iddianamenin kabulü ile birlikte duruşma günü tertipler ve yargılamaya başlar. Varsa tanıklar dinlenir. Dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesini gerekli kılan bir durumun varlığı halinde dosyayı bilirkişiye tevdi eder ve bir rapor alınmasını ister. Gelecek rapora istinaden vicdani kanatiyle bir karar verir. Tabi ki savcılık makamının mütalaası da kovutşurma aşamasında önemlidir. Bu mütalaaya istinaden hem hekimin avukatı hem de hastanın avukatı bir savunma yaparlar ve lehe olan hukuki durumların uygulanmasını talep ederler. Malpraktis doktor hatası ceza davasında duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra mahkeme ceza muhakemesi kanununa istinaden şu kararları verebilecektir;

  • Beraat, 
  • Ceza verilmesine yer olmadığı, 
  • Mahkumiyet, 
  • Güvenlik tedbirine hükmedilmesi, 
  • Davanın reddi
  • Düşme Kararı.

Doktorun suçu işlediğinin sabit olması halinde, mahkumiyet kararı verilir. 

Doktor Hatası Ceza Davası Yargıtay Kararları

Burun Estetiği Doktor Hatası Ceza Davası

Yargıtay
12. Ceza Dairesi     
2014/8595 E. 
2015/2198 K.

Taksirle yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Plastik ve cerrahi uzmanı olan sanık tarafından daha önce de burun estetiği ameliyatı yapılan katılanın şikayetlerinin devam etmesi üzerine 21.06.2011 tarihinde yeniden burun estetiği ameliyatının yapıldığı, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, katılanın burnunun estetik açıdan kabul edilebilir bir görünümde olduğu, estetik iyileştirmeler sırasında tercih edilen yönteme bağlı burun kanatlarında oluşan nedbelerin bu ameliyatların tekniğine bağlı beklenir durumlar olduğunun belirtildiği olayda, sanığın kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla, katılan vekilinin sanığın kusurlu olduğuna ve eksik incelemeye ilişkin temyiz itirazlarının reddine ancak;

Hükmün gerekçe kısmında, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporu gereğince sanığın kusurunun bulunmadığı kabul edilmesine rağmen, atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle, CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verildiğinin belirtildiği, yine aynı gerekçe ile hüküm fıkrasında CMK'nın 223/2-e maddesine dayanılması suretiyle aynı Kanunun 232/6. maddesine aykırı davranılması,

Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususta aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden, hükmün gerekçesinde yer alan “Böylelikle sanığın katılana yaptığı ameliyatlardan sonra gelişen komplikasyonun ve sanığın katılana uyguladığı ameliyatın sonucu olarak meydana gelen komplikasyonlarda sanığın dikkat ve özen yükümülüğüne uymamaktan kaynaklandığına, taksirinin bulunduğuna ilişkin dosyada cezalandırılmasına yetecek her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK 223/2-e maddesi gereğince Beraatine karar verilerek sanık hakkında aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.” ibaresi çıkartılarak, yerine “Böylelikle, katılanın şikayetine konu rahatsızlıklarının, sanığın katılana uyguladığı ameliyatın komplikasyonları sonucu meydana geldiğinden, sanığın kusurunun bulunmaması nedeni ile CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince Beraatine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur” ibaresinin yazılması ve hükmün 1. paragrafında yer alan “ sanığın katılana yaptığı ameliyatlardan sonra gelişen komplikasyonun sanığın katılana uyguladığı ameliyatın sonucu olarak meydana gelen komplikasyonlarda sanığın taksirinin bulunduğuna ilişkin dosyada cezalandırılmasına yetecek her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden CMK 223/2-e maddesi gereğince BERAATİNE,” ibaresi çıkartılarak yerine “katılanın şikayetine konu rahatsızlıklarının, sanığın katılana uyguladığı ameliyatın komplikasyonları sonucu meydana geldiğinden, sanığın kusurunun bulunmaması nedeni ile CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince BERAATİNE” ibaresi yazılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Taksirle Ölüme Neden Olma Doktor Hatası

Yargıtay
12. Ceza Dairesi        
2014/9463 E.
2015/9234 K.

Taksirle öldürme suçundan sanıkların beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Sanıklar ..., ... ve ...'in beraatine ilişkin hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

69 yaşında olan ...'nun olay tarihinden önce 24.06.2010 tarihinde nefes darlığı şikayeti ile...Hastanesine başvurduğu, burada kendisine ASTIM ATAĞI teşhisi konulduğu, gerekli tedavisi yapılarak taburcu edildiği, 16.07.2010 tarihinde her iki omuz ve dizde ağrı şikayeti ile aynı hastanenin ortopedi kliniğine başvurduğu, burada da ROTATOR KUF SENDROMU teşhisi konulduğu, 04.09.2010 tarihinde sağ yan ağrısı şikayeti ile yapılan başvuruda RENAL KOLİK teşhisi konulup taburcu edildiği, en son 14.09.2010 tarihinde saat 05:50 sıralarında 1 aydır devam eden belinin sol tarafındaki ağrı, kusma, ve karın ağrısı şikayeti ile pratisyen hekim olan Dr. ..."in sorumlu olduğu Acil Servise başvurduğu, üroloji uzmanı olan Dr. ... tarafından yapılan muayenede, idrar yolunda taş olduğunun tespit edildiği, Dr. ... tarafından ağrı kesici olarak önerilen Dicloron ampulun hemşire olan sanık ... tarafından acil serviste uygulandığı, enjeksiyon sonrası hastada ani gelişen solunum güçlüğü, taşikardi ve soğuk terleme nedeniyle anestezi uzmanı Dr. ... tarafından yapılan ilk müdahaleden sonra yoğun bakıma yatışının yapıldığı, burada anaflaktik şok tanısı konulduğu, kardiyoloji ve göğüs hastalıkları konsültasyonu önerilerine uyması anlatılarak 15.09.2010 tarihinde şifa ile taburcu edildiği, 16.09.2010 tarihinde nefes darlığı ve yüksek ateş şikayeti ile 112 ambulansı ile aynı hastanenin... Servisine başvurduğu (112 ambulansı ile) FM de astım öyküsü ve ani gelişen solunum sıkıntısının olduğu. 40 derece ateş, taşikardi (sinüs) ve ronküsleri olduğu, kardiyoloji uzmanı Dr.... tarafından değerlendirildiği. Kronik Akciğer Hastalığı, Bakteriyel Pnömoni tanıları ile bronkodilatatör tedavisi verilerek ... Hastanesine hastane ambulansı ile sevk edildiği, tedavisi yoğun bakım servisinde devam edilen hastanın 21.09.2010 tarihinde öldüğü olayda, ... Kurumunun 19.10.2011 tarihli raporunun sonuç bölümünde “KOAH hastası olan ve 14/09/2010 tarihinde sol yan ağrısı şikâyeti ile başvurduğu özel hastanede non steroid antienflamatuar enjeksiyon yapıldığı bir süre sonra solunum sıkıntısı ve anflaktik reaksiyon gelişerek yoğun bakım tedavisine alındığı tedavi sonrası 15/09/2010 tarihinde taburcu edildiği 15/09/2010 tarihini 16/09/2010 tarihine bağlayan gece yarısı solunum sıkıntısı gelişerek götürüldüğü hastaneden göğüs hastalıkları olan bir başka özel hastaneye sevk edildiği erişkin yoğun bakım servisine yatırılarak tedavisine başlandığı tedavisi devam ederken 21.09.2010 tarihinde öldüğü bildirilen 69 yaşında ... hakkında düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerde bulunan: verilerin değerlendirilmesinde:

1-Zamanında otopsi yapılarak iç organ değişimleri araştırılmamış olmakla birlikte tıbbi belgelerde kayıtlı klinik ve laboratuar verilerine göre alerjik bünyesi olan ve kendisinde KOAH ve böbrek taşı olan kişinin ölümünün nonsteroid antienflamatuar verilmesine bağlı KOAH alevlenmesi ve sonrası gelişen komplikasyonlar (sepsis) sonucu meydana gelmiş olduğu,

2-Ağrı yakınması ile başvurması üzerine ağrı kesici olarak seçilen Nonsteroid antienflamatuar sınıfı ilaçları mevcut astım hastalığını tetikleyebileceği tıbben bilinmekle, ağrı kesici olarak seçilmiş olmasının uygun olmadığı oy birliğiyle mütalaa olunur.” şeklindeki belirleme ile Yüksek Sağlık Şurası'nın 12.04.2013 tarihli raporunda “16.09.2010 tarihinde nefes darlığı ve yüksek ateş şikayeti ile aynı hastanenin aciline başvuran hastanın KOAH ve bakteriyel Pnömoni tanısı ile ilgili uzmanları olmadığından sevk edildiği hastanede yapılan tüm tedavilere rağmen kronik akciğer hastalığı zemininde gelişen akciğer enfeksiyonu nedeniyle öldüğünün anlaşıldığı, dolayısı ile ölümün 14.09.2010 tarihinde yapılan ilaca bağlı gelişmediği, ölüm olayı ile yapılan olay arasında illiyet bağı olmadığı, sanık olan doktorların kusurunun bulunmadığı şeklinde karar verildiği, bu haliyle raporlar arasında çelişki bulunduğu anlaşılmakta ise de, maktule uyguladığı tedavi yönteminin hatalı olduğu belirtilen üroloji doktoru sanık ...'ın vefat ettiği, pratisyen hekim olan sanık doktor ... ile anestezi uzmanı doktor ...'ün tedaviye yönelik kusurlu eylemlerinin bulunmadığı, hemşire olan sanık ...'in ise sanık ...tarafından verilen talimat uyarınca işlem yaptığı dolayısıyla sanık ... dışındaki sanıklara kusur atfedilemeyeceği dolayısıyla raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi yönündeki bir incelemenin sanık ... dışındaki sanıkların hukuki durumunu etkilemeyeceği, bu sanığın da ölmesi nedeniyle hakkında yargılama yapılamayacağı anlaşılmakla, katılan vekilinin sanıkların kusurlu olduğuna ve cezalandırılmaları gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanıklar hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi,

Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, maddenin verdiği yetkiye istinaden hüküm fıkrasının 1. bendine ayrı ayrı beraatlerine” ibaresinden önce gelmek üzere “CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca” ibaresinin yazılması ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

2-Sanık ...'ın beraatine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince :

UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğinden sanığın hükümden sonra 23/04/2015 tarihinde öldüğü anlaşıldığından hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kalp Krizi Doktor Hatası Ceza Davası

Yargıtay
12. Ceza Dairesi  
2015/10042 E. 
2016/8012 K.

Taksirle öldürme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın ... Üniversitesi Tıp Fakültesinde 26.06.2009 tarihinde acil tıp uzmanlığı asistanı olarak görev yaptığı, hastanenin acil servisine saat 13.50 de göğüs ve karın ağrısı, çarpıntı ve terleme şikayeti ile 51 yaşındaki hasta ...'nin başvurduğu, dahiliye uzmanı doktor olan hastanın bir ay önce safra kesesi ameliyatı olduğunu ve şikayetlerinin ameliyat sonrası gelişebilecek olan pankreas iltihaplanmasından kaynaklanabileceğini sanık doktora söylediği, hasta anamnezinde 1991 trafik kazası sonrası splenektomi, hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve diabetinin olduğunun anlaşıldığı, asistan doktor sanık tarafından Gastroentroloji bölümünden Doç.Dr....'dan hastalığın tanı ve tedavisi için konsültasyon istendiği ve “akut pankreatit” tanısı ile aynı gün saat 16.30 da Gastroenteroloji servisine yatışının uygun bulunduğu, serviste yer olmaması nedeni ile yer açılıncaya kadar, hastanın tek kişilik acil odasında takip edilme isteği üzerine, sanık tarafından acilde bulunan alçı odasına alındığı ve monitör ile takibinin yapıldığı, şiddetli ağrılar nedeni ile saat 16.10 da opioid ve türevleri olan Fentanil 100 mcg, 17:40'da Fentanil 100 mcg, 18:20'de 60 mg Dolantin 21:00 de 50 mcg Fentanil ilaçlarının, saat 16:10 ile 21:00 arası toplam doz; 250 mcg Fentanil ve 60 mg Dolantin şeklinde hastaya verildiği, 21.30 da vital bulguları normal olan hastanın, 21.36 da solunum ve kardiak arrestin geliştiği, 17 dakika boyunca yapılan kalp masajı sonucu geri döndürülen hastanın, bilinci kapalı dahiliye yoğun bakım ünitesine alındığı ve 480 gün sonra, ... Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca yapılan otopsi sonucunda verilen rapora göre, “hipoksik iskemik ensefalopatiye bağlı olarak gelişen akut serebrit, beyin apsesi, gliozis ve bronkopnömoniye bağlı solunum ve dolaşım yetmezliği” sonucu öldüğü olayda;

İstanbul 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 26.02.2014 tarihli raporunda, “sanık doktorun 13:50 de başvuran hastayı muayene edip, acil servis uzmanına danıştığı, batın USG ve kan tetkiklerini yaptırdıktan sonra , hastaya saat 16:10 ve 17:40 da 100 er olmak üzere toplam 200 mikrogram Fentanil yaptırdığı, uygulanan bu dozlar arasında 90 dakika zaman geçtiği, bu zaman aralığında maksimum etki süresi 30-60 dakika olan ilacın etkisinin azaldığının bilindiği, ağırlığı 80 kilogram olan hastaya aralıklarla verilen toplam dozun uygun olduğu, Fentanilin narkotik bir analjezik olup, etki başlama süresinin 1-5 dakika olduğu, solunumu deprese edici etkisi intravenöz verilmesinden sonra 5-15 dakika olduğu, maksimum etki süresi intravenöz verilmesinden sonra 30-60 dakika olduğu, sanık doktor ...'ın 18:50 de nöbeti devrederken doktorları hasta hakkında bilgilendirdiği, devir sırasında hastanın solunum veya kardiyak şikayetinin olmadığı, hastanın saat 21:00 de muayenesinde TA:141/87 MMhG, Nb:61/dk, solunum:20/DK, GKS:15 olduğu, hastanın saat 21:37de kardiyak arrest geçirdiği dikkate alındığında; doktor ...'a atf-ı kabil kusur bulunmadığı” şeklinde oybirliği ile rapor verildiği ve sanık doktorun kusuru bulunmadığı anlaşılmakla;

Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suç açısından sanığın taksirinin bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan , katılan vekilinin kusura ve eksik incelemeye ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 05.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık