Malpraktis Davası Kadın Doğum Danıştay Kararları

Malpraktis Davası Kadın Doğum Danıştay Kararları

Malpraktis Davası Kadın Doğum Danıştay Kararları

Malpraktis Davası Kadın Doğum Danıştay Kararları

Malpraktis, hekimin hukuki sorumluluğu olarak görülmekte ve buna göre davalar açılmaktadır. Tabi ki de hiçbir hekim hastasını muayene ederken ya da tıbbi müdahale uygularken hastasının zarar görmesini istemez. Ancak hukuki sorumluluk doğuran durumlarda da bu sorumluluğa katlanılması şarttır. Çünkü sorumluluk hukukunda ortaya çıkmış zararların maddi ya da manevi zararların karşılanması da olmazsa olmazdır. Sorumluluk bunu gerektirir. Yeni düzenlemeler ile hekimlerimizin bu sorumluluktan kurtulması maksadıyla bazı düzenlemeler yapılmış ve bizim de desteklediğimiz üzere hekimin kasten verdiği zararlar dışındaki kusurlarından doğan zararların sağlık bakanlığı tarafından karşılanmasına karar verilmiştir. İlgili yönetmelikle yapılan düzenleme sonrasında artık hekimlerimiz istemeden verdikleri zararlardan ötürü maddi kayba uğramayacaktır. Tabi ki kasten verilen zararlar hariç ama hiçbir hekimin de hastasına kasten zarar vermesinin mümkün olmadığı düşüncesindeyiz. Devlet hastanesinde çalışan hekimler tarafından yapılan tıbbi müdahaleler sonrası doğan zararların tazmini için açılan malpraktis davaları ya da tam yargı davaları önceden olduğu gibi yine sağlık bakanlığına karşı açılacaktır. Davanın kazanılması ile birlikte sağlık bakanlığı ödemiş olduğu bedeli hekime kasten bir müdahalesi olmadığı sürece rücu edemeyecektir. Burada hekimlerimize kolaylık sağlandığı gibi zarar gören vatandaşlarımızın da herhangi bir hak kaybı olmayacaktır. Düzenleme bizce gayet yerindedir. Bunun haricinde yapılan tıbbi müdahale sonrasında ortaya çıkan zararların malpraktis davaları ile devamı da sekteye uğramamış olup hak kayıplarının giderilmesini de zorlaştırmamıştır. Çünkü hukukta malpraktis davaları bakımından hizmet kusurunun varlığı için; zararın olması, zarar ile tıbbi müdahale arasında illiyet bağının bulunması, zarar verici hukuka aykırı bir fiilin mevcudu şartlarının birlikte bulunması olmazsa olmaz bir durumdur. Bu bakımdan yapılması gereken husus açılan davaların alanında uzman bir sağlık avukatı, sağlık davalarına bakan avukatlar vasıtası ile giderilmesi tavsiye olunur.

Malpraktis Davası Erken Doğum Danıştay Kararı Süre Aşımından Ret

Dava Konusu İstem:Davacı tarafından, gebeliği esnasında meydana gelen kanamalarından dolayı 29/12/2015 tarihinde başvurduğu ve erken doğumun gerçekleştiği 25/02/2016 tarihine kadar muhtelif tarihlerde tedavi gördüğü ...Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları servisinde (kendisinin tüm sarılık testleri negatif çıktığı halde) aynı hastanede tedavi gören bir başka hastaya uygulanan sarılık tedavisinin uygulanması nedeniyle 26/02/2016 tarihinde bebeğinin vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi zararlarının karşılanması istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 7.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kesin olarak karar verilmiştir. Anılan kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:…, Temyiz No:… sayılı temyize konu kararıyla; temyizi istenen kararın, davanın konusunun güncel temyiz parasal sınırın altında kaldığı gerekçesiyle kesin olarak verildiği ve temyiz yolunun kapalı olduğu belirtilerek temyiz başvurusunun incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6595 E.  ,  2021/5886 K.

Uyuşmazlıkta, eylemin idariliğinin, kesin olarak ceza davasında verilen karar tarihi olan 23/02/2016 tarihi itibarıyla belirlenebileceği, davacı tarafından, bu tarihten de önce ceza yargılaması devam ederken alınan bilirkişi raporu ile öğrenildiği belirtilerek, dava konusu olay nedeniyle uğradığı zararların tazmini istemiyle başvuruda bulunduğu, bu başvurunun reddi üzerine de süresi içerisinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup, Dairemizin bozma kararı üzerine esastan yeniden karar verilirken dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davanın res'en ilgililere davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ihbarı gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne, Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/9409 E.  ,  2021/2962 K.

Malpraktis Davası Plasentanın Boşaltılamaması Karşı Oy

Dosyanın incelenmesinden, davacılardan ...'un 03/08/2013 tarihinde Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne doğum için yatışının yapıldığı ve 41. gebelik haftasında normal doğumla 3850 gram ağırlığında canlı bebek doğumu gerçekleştirildiği, 24 saatlik takip sonrasında 04/08/2013 tarihinde taburcu edildiği, hasta çıkış formunda gebenin 1 hafta sonra kontrole gelmesi hususunun yazıldığı, doğum sonrası kanamalarının durmaması üzerine 17/09/2013 tarihinde aynı hastaneye başvurulduğu, yapılan muayene sonucu ilaç önerisi ile başkaca herhangi bir tedavi yapılmadan doğuma bağlı kanama olarak değerlendirilerek hastanın geri gönderildiği, kanamanın devam etmesi sebebiyle hasta tarafından 25/09/2013 tarihinde tekrar aynı hastaneye başvurulduğu, bu defa rest plasenta olduğu düşünülen hasta ileri tetkik ve tedavi için Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği, aynı gün Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan muayene sonucu hastada plasenta kalıntılarının görülmesi üzerine küretaj işlemi ile plasenta kalıntılarının çıkarılmasının planlanması akabinde 02/10/2013 tarihinde genel anestezi altında rest materyal çıkarılması işleminin yapıldığı, parçaların patolojiye gönderildiği, aynı tarihli patoloji raporunda da nekrotik plasenta materyali tespitine yer verildiği görülmektedir.
Davacılar tarafından, doğum eyleminde rahimde plasenta eklerinin unutulmasının ve bu durumun uzunca bir süre fark edilememesinin davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla açılan davada, İdare Mahkemesince, olaya ilişkin olarak alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun ...tarih ve ...karar numaralı raporunda, "25/09/2013 tarihinde kişinin kanamalarının devam etmesi nedeni ile üniversite hastanesine yönlendirildiği, yapılan pelvik USG'de uterus içerisinde hipoekojen alanların tespit edildiği, rest plasenta nedeni ile küretaj uygulandığı, alınan materyalin mikroskopik bulgusu kan ve fibrin içerisinde nekrotik koryon villusları, patolojik tanı nekrotik plasenta materyali olarak değerlendirildiğinin anlaşıldığı, normal doğum endikasyonunun bulunduğu, ebelerin doğum yapma yetkilerinin bulunduğunun bilindiği, doğum sonrası plasenta eklerinin kalmasının her türlü özene rağmen oluşabilen, herhangi bir tıbbi ihmal ve kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği" yönünde görüş belirtildiğinden, davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar bilirkişi raporunda davalı idareye kusur atfedilmemiş olsa dahi, gerçekleştirilen normal doğumda davacının rahmindeki plasenta kalıntılarının tam olarak temizlenememiş olması, doğumdan sonraki hafta ve devamında kontrole gelmiş olması ve doğumdan yaklaşık iki ay sonra bu durumun ancak fark edilmesi üzerine ikinci bir operasyon gerçekleştirilmiş olması, meydana gelen olay nedeniyle davacının uzun bir süre sağlık problemi yaşaması ve sonrasında bu sağlık problemlerinin sonlandırılabilmesi için ikinci bir ameliyat gerçekleştirmek zorunda kalındığının anlaşılması karşısında; meydana gelen olayın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı ve davacıların maddi ve manevi zararlarının tazmininin gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla, aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum. Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6595 E.  ,  2021/5886 K.

Malpraktis Davası Kızlık Zarının Yırtılması

Uyuşmazlıkta, davacının yapılan muayenesinde kızlık zarında yırtık meydana geldiğinin tespit edildiği, her ne kadar ceza yargılamasında alınan raporlarda, hastaya bekar olup olmadığının, vajinal muayene yapılıp yapılamayacağının sorulduğu, alınan cevap doğrultusunda muayene şekline karar verildiği, bu tür işlem için kişinin sözlü onamının yeterli olduğu, her hastaya sorulan sorulara verilen cevap doğrultusunda kişiye uygun muayenelerinin yapıldığı, ilgili hekimin ifadelerinden ve tıbbi belgeye istinaden kişiye rutin uygulamada sorulan soruların sorulduğu, kişiden HCG (gebelik tespiti için yapılan tetkik) tetkikinin istendiği de göz önünde bulundurulduğunda kişinin bakire olmadığı dikkate alınarak muayene ve tetkik edildiğinin anlaşıldığı görüşüne yer verilse de; dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, söz konusu uygulamaya ilişkin bir onam belgesinin olmadığı, hastaya uygulanan muayene şekli seçilirken sorulan sorular ve alınan cevaplar açısından belirsizlik bulunduğu, hekim tarafından aydınlatma görevini yerine getirdiğinin, bütün veri ve sonuçları tıp bilimine uygun olarak davacının anlayacağı biçimde bildirdiğinin iddia ve ispat edilemediği, hekimce kullanılan ifade ve davacının ilk muayenesi olduğu gözetildiğinde somut olayın özelliğinin davacının bu riski bilmesi gerektiğini kabule olanak tanımadığı, hekimin hastaya yaptığı muayenenin muhtemel sonuç ve tehlikelerini açıkça bildirdiği sabit olmadıkça, bu durumun tıbbi yaklaşımda eksiklik anlamına geleceği sonucuna varılmıştır.
Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hekimlerinin her hastaya aynı muayene şeklini uygulayamadığı, olayda hekimce uygulanan muayene şeklinin kızlık zarı bulunmayan belli gruptaki hastalara uygulanabilecek bir yöntem olduğu, bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için müdahaleden önce kişinin rızasının alınması gerektiği (rızanın alınmayacağı acil bir durumun somut olayda olmadığı), muayene şeklinin riski ve sonuçlarının hasta tarafından algılanması için hekim tarafından hastanın durumunun tespitine yönelik olarak sorulan soruların ve alınan cevapların net olarak ortaya konulmasının zorunlu olduğu, yalnızca sözel bilgilendirmenin yetmeyeceği, ayrıca yazılı olarak ayrıntılı açıklama yapılması gerektiği, söz konusı uygulamadan önce uygulamanın şekli, nasıl yapılacağı, kimlere uygulanabileceği gerek sözel gerek yazılı olarak hastaya anlatılıp davacıdan işleme rıza gösterdiğine dair yazılı onamın alınması gerektiği, bunun yapılmamış olması durumunda, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılarak onay verme hakkı elinden alınmış olacağı açıktır. Bu itibarla, olayda bahse konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uğranılan manevi zararın takdiren belirlenecek makul ve hakkaniyetli bir miktarın ödenmesine hükmedilmesi suretiyle karşılanması gerekecektir.
Dava konusu olayın oluş şekli ve zararın niteliği dikkate alındığında, Mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının, duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa giderecek, idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak düzeyde olmadığı görülmektedir.
Bu itibarla, İdare Mahkemesince, manevi tazminatın amaç ve niteliği, muayeneyi yapan hekim hakkında verilen mahkumiyet kararı dikkate alınarak, yukarıda belirtilen ölçütlere göre manevi tazminat miktarının yeniden belirlenmesi gerektiğinden, davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6660 E.  ,  2021/5890 K.

Malpraktis Davası Engelli Doğum Danıştay Kararı

Dosyada ...Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. ...tarafından 20/03/2012 tarihinde düzenlenen raporda, 17/08/2010 ve 31/08/2010 tarihli muayenelerde amniyon sıvısı indeksi ve NST takibinin yapıldığı ve normal olduğu bilgisinin muayene formlarında yer aldığı belirtilmiş olup; hasta hizmet sorgulamada söz konusu tarihlerde gebenin başvurusunun olduğu, NST ve fetal biyometri ve biyofizik skorlama tetkiklerinin istendiği bilgisinin yer aldığı, fakat dosyadaki belgeler içerisinde söz konusu tarihlere ilişkin olarak amniyon sıvısı takibini sağlayan fetal biyometri ve biyofizik skorlama sonucu, USG sonucu ve NST takibi belgesinin yer almadığı görülmektedir. Öte yandan, gebenin doğum için başvurduğu 11/09/2010 tarihinden doğumun gerçekleştiği 12/09/2010 tarihi saat 14.25'e kadar USG kontrolü ile amniyon sıvısı seviyesinin, gebelik haftası ile uyumlu ve yeterli olup olmadığına dair bir belge de dosyada yer almamaktadır. Hastanenin gebelik gözlem formunda 11/09/2010 tarihinde saat 15.20'de yatış yapıldığı ve NST'ye bağlandığı bilgisine yer verildikten sonra ertesi gün suni sancının verildiği saat 09.40'ta NST'nin tekrarlandığının yazıldığı, bu saatler arasındaki NST ölçümlerinin evraka yazılmadığı, dosyada ise tarih ve saat bilgisi okunaklı olmayan NST belgelerinin yer aldığı görülmektedir. Doğum gerçekleşene kadar yapılmış bir USG tetkiki ve ÇKS takibi bilgisi de dosyada yer almamaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için, davacılar tarafından, amniyon sıvısı boşalmaya devam etmesine rağmen bebeğin suyunun yeterliliğinin kontrolünün yapılmadığı, suyu gelen gebenin acil sezaryene alınmayarak normal doğum için bekletildiği iddiasına yönelik olarak, doğum için geçen sürenin yaklaşık 22 saat olduğu, bu durumun uzamış doğum eylemi olup olmadığı, gebenin ilk başvurusunda suyunun geldiği bilindiğinden doğumun yapıldığı tarihe kadar geçen zaman diliminde ne kadar suyunun geldiği, suyu gelen gebenin normal doğuma yönelik olarak açıklık sağlanması için bekletilmesinin doğru bir yaklaşım olup olmadığı, tam açıklık sağlanması ile doğum için geçen sürenin yerinde olup olmadığı, suyu gelen bir hastanın hemen sezaryene alınması gerekip gerekmediği, normal doğum için bekletilecekse amniyon sıvısı seviyesinin kontrolünün sağlanmasının gerekip gerekmediği, bunun yapılmamasının eksik bir yaklaşım olup olmadığı, normal doğum için gebeye suni sancı verilmesinden itibaren, bebeğin anne karnındaki sağlık durumunun takibi amacıyla ÇKS, NST, Partograf (doğum eyleminin ilerleyişini ve anne ile bebeğin durumunu gösteren kayıt) ve/veya sıvısı gelen gebenin amniyon sıvısı takibine yönelik USG olmak üzere dört ayrı kaydın birlikte tutulması gerekip gerekmediği, olayda NST, ÇKS, Partograf ve USG ya da başkaca bir kaydın bulunup bulunmadığı, bu kayıtların ne kadarlık sürelerle (hangi sıklıkla) tekrarlanması gerektiği, bu kayıtlar varsa doğum için yatıştan doğumun yapıldığı tarihe kadar uygun sürelerde düzenli tutulup tutulmadığı, kayıtlar yönünden eksiklik varsa bunun bebekteki duruma etkisi, doğduğunda ağlaması olmayan çocuğa yönelik çocuk hastalıkları uzmanının uygulamalarının yerinde olup olmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiği, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun ise söz konusu hususları karşılamadığı açık olup, konu ile ilgili uzman akademisyenlerden oluşacak Adli Tıp Kurulundan (olayda ilgisi bulunduğundan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, çocuk hastalıkları uzmanı, çocuk nörolojisi, çocuk cerrahisi uzmanının da bulunduğu) tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenerek uyuşmazlığın çözülmesi gerekmektedir.
Öte yandan, dosya Adli Tıp Kurumuna gönderilirken dosyada yer alan NST tetkiklerinin bazılarının üzerindeki saat bilgisinin davacının hastaneye yatışı ve doğum yaptığı saatler dışında olduğu, bazısının tarih ve saat bilgisinin okunaklı olmadığı görüldüğünden, hastaneden çocuğun NST, ÇKS, USG ve başkaca tetkiklerinin de okunaklı nüshalarının temin edilerek Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerekmektedir.
Davacıların, zararlarının tazmini istemiyle idareye yaptıkları başvurunun reddine yönelik 06/05/2013 tarih ve 15775 sayılı işlemin iptali istemine gelince, idari eylemlerden doğan tam yargı davalarında, idareye başvurarak ön karar alınması zorunlu olduğundan, başka bir ifadeyle dava ön şartı niteliğinde bulunduğundan, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi kapsamında yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin, idari davaya konu olabilecek nitelikte bir işlem olmadığı açıktır. Bu itibarla Mahkemece, ön kararın iptali istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ilgililere re'sen ihbarı gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6895 E.  ,  2021/5894 K.

Malpraktis Davası Çocukta Kesi Oluşması

Uyuşmazlıkta, davacılardan …'ın doğum sancısı şikayeti ile yaptığı başvuru neticesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde yatarken bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısının azalması nedeniyle normal doğum kararından vazgeçilerek acil olarak sezaryen ameliyatına alındığı, ameliyat esnasında bebeğin başında 2 cm'lik kesi meydana geldiği, bu kesinin dikiş suretiyle düzeltildiği görülmektedir.
İdare Mahkemesince, uyuşmazlık özel ve teknik bilgiyi gerektirmesine rağmen adalet işlerinde bilirkişilik yapma görevini haiz Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadan davalı idare tarafından dosyaya sunulan bilimsel görüşe dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bununla birlikte, olayda sezaryen ameliyatı endikasyonu olup olmadığı, bu bakımdan gebenin hastaneye başvurusundaki amniyon sıvısı seviyesinin ne olduğu, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde yatışı yapılan ve normal doğum için bekletilen hastanın amniyon sıvısı seviyesinin normal yolla doğum yaptırmak için yeterli olup olmadığı, yeterli değilse sezaryen ameliyatına kadar geçen süre dikkate alındığında bekletilmesinin eksiklik olup olmadığı ve bu durumun sezaryen ameliyatının acilen yapılmasına neden olup olmadığı, zararlı sonucun ameliyatın acilen yapılmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarının değerlendirilmediği, sonuç olarak meydana gelen zararın sağlık hizmetinin kusurlu olarak sunulması nedeniyle ortaya çıkıp çıkmadığı yönünden kapsamlı bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, dosyada bulunan sezaryen ameliyatı onamının okunaklı olmadığı görüldüğünden, Mahkemece okunaklı örneğinin temin edilerek söz konusu onamda bebekte oluşabilecek komplikasyonlar arasında ciltte kesi hususunun yer alıp almadığının, dolayısıyla bu konu hakkında bilgilendirme yapılıp yapılmadığının da araştırılması gerekmektedir.
Bu nedenle, yukarıda açıklanan eksikliklerin giderilmesine yönelik bir inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle bünyesinde çocuk hastalıkları uzmanı, çocuk cerrahi uzmanı ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bulunan Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak rapor uyarınca karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeye dayalı verilen davanın reddi yönündeki temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Ayrıca, Mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucunda idarenin tazmin yükümlülüğünün olduğuna hükmedilmesi halinde, dava konusu olaya ilişkin olarak sorumluluğu olan kişi veya kişilere davalı idare tarafından rücû edebileceği dikkate alındığında, bakılan davanın sonucu bu kişilerin menfaatlerini etkileyeceğinden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca davanın ihbarı için geçerli koşulların oluşacağı da açıktır.
Bu itibarla, Mahkemece bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada esas hakkında karar verilmeden önce dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek, sezaryen ameliyatı ekibinde yer alan müdahil hekim dışındaki kişi veya kişiler tespit edilerek davanın ilgili veya ilgililere re'sen ihbar edilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6841 E.  ,  2021/5618 K.

Malpraktis Davası Eksik Bilirkişi Raporuna Dayanarak Hüküm Tesis Edilemez

Dosyanın incelenmesinden; özel bir hastanede muayene olduktan sonra fetüs (bebek) düşürme tehlikesi ile 04/01/2014 tarihinde Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvuran ve yatışı yapılan davacılar yakını … hakkında düşük tehlikesi nedeniyle Tanısal Terapötik Küretaj Rıza Belgesinin düzenlendiği, belgenin üst kısmında el yazısı ile "yukarıdaki bilgileri okudum, sorunlarımı anladım, müdahaleyi kabul ediyorum." yazdığı, anılan yazının altında … ve eşi davacı …'in 04/01/2014 tarihli imzalarının olduğu, belgenin altında "Düşünceler" kısmında "04/01/2014 hastaya düşük yaptıktan sonra küretaj olması gerekeceği anlatıldı. Ancak hasta küretaj olmak istemediğini söyledi. Onam formunu imzalamadı." ibarelerine yer verildiği, ayrıca aynı kısımda "Daha sonra eşi ile konuştular, eşi ikna etti. Onam formunu imzaladı" ifadesinin yer aldığı, dava konusu olay hakkında düzenlenen ön inceleme raporunda, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde …'in takip ve tedavisini yapan Op.Dr. …'nin ".. rıza belgesini yatışından bir kaç gün sonra ve eşinin zorlamasıyla imzalamıştır, ancak eşi yatışın olduğu günkü tarih ve saat hanelerini doldurduğu için sanki yattığı gün imzalamış gibi görünmektedir. Ben … için böyle olumsuz bir netice beklemediğim için bu rıza belgesindeki tarih ve saatler üzerinde çok durmadım. Yeni baştan evrak düzenlemek istemedim. Ancak bununla ilgili düşünceler kısmına hastanın imzasını gördükten sonra not düştüm..." şeklinde ifadede bulunduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu olay kapsamında müteveffanın takip ve tedavisinde görev alan davalı idare çalışanlarının müteveffanın son ana kadar kürtaj olmak istemediğini ifade etmelerine karşın, yukarıda da belirtildiği şekilde vefat eden davacılar yakını …'in Tanısal Terapötik Küretaj Rıza Belgesinde imzasının bulunduğu, başta bu yönde bir rızasının olmadığının kabulü halinde bile, soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan doktorun …'in yatışından bir kaç gün sonra kürtaj hususunda rızasının imza karşılığında alındığını ifade ettiği görülmektedir. 04/01/2014 tarihinde fetüs düşürme tehlikesi ile hastaneye yatışı yapılan ve aynı gün hakkında Tanısal Terapötik Küretaj Rıza Belgesi düzenlenerek müdahale bulunulması planlanan …, dört gün boyunca Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde takip ve tedavi edilmiş, 08/01/2014 tarihinde fenalaşması üzerine Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiş, ancak burada yapılan ameliyatta fetüsün anne karnında canlılığını yitirmesine bağlı olarak vefat etmiştir.
Buna göre, fetüs düşürme tehlikesi ile hastaneye gelen ve bu nedenle gebeliğin sonlandırılması önerilen …'in hastaneye yatışının yapıldığı 04/01/2014 tarihinde rızasının olmadığı varsayılsa dahi bu tarihten bir kaç gün sonra rızasının alındığı açık olup, İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; …'e durumunun iyice kötüleştiği 08/01/2014 tarihine kadar küretaj müdahalesinde bulunulmama sebebinin "hastanın kabul etmemesi" şeklinde belirtilmesinin gerçek durumla bağdaşmadığı, bu nedenle hastanın yatışının yapılıp durumunun kötüleştiği ana kadarki sürede bir ihmal ya da gecikmenin yaşanıp yaşanmadığı hususlarında somut olayın gerçeklerine uygun bir değerlendirme yapılmadığı, ayrıca raporun ayrıntılı bilgi vermekten uzak ve soyut ifadeler içerdiği görülmektedir.
Bu itibarla; Mahkemece, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan, müteveffa hastanın yatışından bir kaç gün sonra, ancak sevk edilmeden önce küretaj yapılması için onay verdiği de dikkate alınarak, tarafların iddialarının karşılandığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor temin edilmek suretiyle olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Davacılar tarafından, söz konusu karar vekalet ücreti yönünden de temyiz edilmiş ise de, işbu bozma kararı üzerine yapılacak yargılama neticesinde, davanın esası hakkında yeniden karar verileceğinden davacıların vekalet ücretine ilişkin temyiz istemi bu aşamada incelenmemiş olup; davanın reddi sonucuna varıldığı takdirde davalı idare lehine maddi ve manevi tazminat istemi yönünden maktu ve ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği açıktır.
Ayrıca, bakılan davada hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... sayılı raporun, taraflara tebliğ edilmediği görülmüş olup, işbu karardan sonra İdare Mahkemesince, 2577 sayılı Kanunun 31. maddesinin birinci maddesinin atfıyla uygulanan 6100 sayılı Kanun'un 280. maddesi uyarınca anılan raporun taraflara tebliğ edilerek aynı Kanun'un 281. maddesi kapsamında rapora itiraz imkanının tanınması gerekmektedir.
Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesi, (d) bendinde, dava dilekçelerinde, tam yargı davalarında, uyuşmazlık konusu miktarın gösterilmesi gerektiği hükme bağlanmış olup; zarar kalemleri ile sebeplerinin de miktarla birlikte dava dilekçesinde tereddüde yol açmayacak şekilde açıkça belirtilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna göre, dava dilekçesinin "konusu" ve "sonuç ve istem" başlıklı kısımlarında yer almayan "yapılan ve ileride yapılması muhtemel psikolojik tedavi giderleri" ile "Ağır Ceza Mahkemelerinde müdahil vekili için 9.080,00 TL vekalet ücretinin tazminat miktarına eklenmesi" istemine dilekçenin içeriğinde yer verildiği görüldüğünden, Mahkemece yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu idarenin hizmet kusurunun bulunduğu kanaatine varılması halinde; dava konusu istemin, ara kararıyla davacılara sorulmak suretiyle netleştirilmesinden sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6657 E.  ,  2021/5316 K.