Konsültasyon Eksikliği Doktor Hatası 

Konsültasyon Eksikliği Doktor Hatası 

06-05-2021
Konsültasyon Eksikliği Doktor Hatası 

Konsültasyon Eksikliği Doktor Hatası

Tıp hukuku bakımından hasta hakkının ve hastanın kendi geleceğine kendisinin karar vermesine ilişkin hakkın Anayasadan gelen bir hak olduğu unutulmamalıdır. Tedavi görmek için başvurulan hastanede yapılan tıbbi müdahalelerin tıp kurallarına uygunluk taşıması kadar hukuk kurallarına da uygunluk taşıması şarttır. Tıp biliminin kurallarına uygun ancak hukuka aykırı bir tıbbi müdahale hekimin ya da kamu hastanesinin- özel hastanenin sorumluluğuna yol açabilecektir. Bu sebepten ötürü tıp bilimini hukuktan uzak tutmak ne yazık ki geri dönüşü olmayan sorunların yaşanmasına sebebiyet verecektir. 

Tıp biliminin her geçen gün gelişmesi, bir önceki dönemlere göre daha çetrefilli bir hal alması ile uzmanlık alanlarının genişlemesi doktorların tıbbi müdahaleyi gerçekleştirdikleri sırada kendi alanlarına girmeyen konularda bu alanda uzman bir hekime danışma yükümlülüğünü ortaya çıkarmıştır. Gerektiği halde konsültasyon talep edilmemesi tıp kurallarına aykırı olduğu gibi hukuken sorumluluk da doğurması bakımından çok elzemdir. Her şeyden önce hastanın hayati tehlike yaşama riski yahut hastalığının ilermesi durumuyla karşılaşılma olasılıkları tıbbi müdahale sırasında konsültasyonun önemini de arttırmaktadır. 

Yargıtayın birçok kararında ameliyat öncesi ya da semptomların gösterdiği durumlar karşılığında hekimin konsültasyon ve tetkiklere başvurmaması durumunu tazminat sorumluluğunun göstergesi olarak kabul ettiği görülmektedir. 

Konsültasyon Eksikliği Doktor Hatasında Tazminat Sorumluluğu

Konsültasyon eksikliği nedeniyle hastanın zarar görmesi durumunda tazminat sorumluluğunun doğup doğmadığı her somut olay bakımından ayrı ayrı ele alınmalıdır. Nitekim hekimin konsülte etmemesi gerekçesi yahut bu konudaki tıp bilgisi konsültasyonun gerekip gerekmediği gibi hususlar somut olayın özelliğine göre belli olacak nitekiktedir. Hekim tıp biliminin kurallarına uygun olarak hareket etmeli ve hastanın durumunu dikkatli bir şekilde gözlemlemeli, gecikmeden özen yükümlülüğüne uygun davranarak hastaya tıbbi müdahale uygulamalıdır. 

Konsültasyon Eksikliği Doktor Hatası Danıştay Kararları

Konsültasyon istemeden ve hasta başına gitmeden yapılan tıbbi müdahale

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/6904
Karar No : 2018/8416

Temyiz Edenler (Davacılar) :
Vekilleri :
Karşı Taraf (Davalı) :
Vekili :

İstemin Özeti : .... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... ; K:... sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Davalı idare tarafından mahkeme kararının hukuka uygun olduğu, davacı tarafın temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Danıştay Tetkik Hakimi :
Düşüncesi :
TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan 'nun, 25.08.2017 tarih ve 30165 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığı'nın hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenerek dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

Dava; davacılar tarafından, murisi oldukları.....'in rahatsız olması üzerine acil olarak kaldırıldığı idareye bağlı hastanede gerekli tedavi ve bakımın yapılmaması nedeniyle vefat ettiği, ölümünde idarenin hizmet kusuru olduğundan bahisle zararlarının karşılanması istemiyle 07/07/2014 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine (eş ve iki ayrı çocuk için ayrı ayrı 1.000-TL olmak üzere) toplamda 3.000-TL maddi ve (eş ve iki ayrı çocuk için ayrı ayrı 50.000-TL olmak üzere) toplamda 150.000-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

... İdare Mahkemesince; davacılar murisinin rahatsızlanması üzerine kaldırıldığı .... Hastanesi'nde uygulanan muayene, tetkik, teşhis ve diğer tıbbi uygulamaların tıp kurallara uygun olup olmadığının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, bu maksatla hazırlanarak dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu 1 Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun .... karar sayılı raporunda özetle; "davacıların murisinin 21.05.2014 tarihinde çalıştığı okulda kısa süreli bayıldığı, ambulans ile 11:50 de .... Hastanesi'ne götürüldüğü, acil serviste doktor ... tarafından görüldüğü, muayene ve tetkiklerin yapıldığı 12:13 de hastaya tedavisinin verildiği, tedavisi biten hastanın 13:52 de doktor tarafından taburcu edildiği, hastanın aynı gün 14:28 de sedye üzerine acile getirildiği, 14:30-15:00 arasında hastanın sedye üzerine bırakıldığı, herhangi bir doktor tarafından muayenesinin yapılmadığı,15:30 civarında hastanın sedye üzerinde fenalaştığı acil müdahale odasına alındığı, resüsiltasyon yapıldığı, 45 dk sonra hastanın entübe şekilde anjioya alındığı, tıkalı damarda açıklık ve kan akımı sağlandığı, korener yoğun bakıma alındığı nörolojik durumunda düzelme olmayan hastanın nöbet geçirmesi üzerine nöroloji tarafından değerlendirildiği, takip ve tedavisi devam ederken 25.05.2014 tarihinde öldüğü dikkate alındığında, kişinin muayenesi yapıldığı, gerekli tetkiklerinin ve konsültülasyonlarının istendiği, ilk müracaatında çekilen EGK'nin Kurulca yapılan değerlendirmesinde de akut myokart infarktüsü bulguları tespit edilmediği, bu bulgulara önerilerle taburcu edilmesinin uygun olduğu, yarım saat sonra ikinci kez müracaat ettğinde tetkikleri henüz yapılamadan kısa bir süre içinde solunum ve dolaşım durduğu, uygun yeniden canlandırma, tüm tedaviye rağmen ölümün gerçekleştiği cihetle kişinin muayene takip ve tedavisine katılan hekimlere kusur atfedilemeyeceği" kanaati bildirilmiş, idare mahkemesince anılan raporda yer alan tespit ve kanaatlere istinaden davanın reddine karar verilmiştir.

Davacılar tarafından, mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

İdare hukukunun ilkeleri ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin açık ve belli bir ağırlıktaki hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, mahkemece olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinden; davacılar murisinin 21/05/2014 tarihinde çalıştığı okulda kısa süreli bayıldığı, bilinç kaybı, soğuk terleme ve bulantı şikayetleri bulunan hastanın ambulans ile saat:11:50'de .... Hastanesi'ne götürüldüğü, acil serviste görevli doktor tarafından görüldüğü, muayene ve tetkiklerin yapıldığı saat:12:13'de hastaya tedavisinin verildiği, tedavisi biten hastanın saat:13:52'de tedaviyi sürdüren doktor tarafından taburcu edildiği, hastanın taburcu olduktan kısa süre sonra hastanenin karşısında bulunan otobüs durağında beklerken yeniden fenalaştığı, olay yerine çağrılan ambulansla saat:14:28'de sedye üzerinde anılan hastanenin acil servisine tekrar getirildiği, acil serviste gözlem odasında bekletilen hastanın eşinin ambulansta ölçülen tansiyon, nabız ve kan şekeri değerlerini kısa süre önce hastayı taburcu eden doktora gösterdiği, görevli doktorun bu tetkikleri 1-2 saat önceki tetkikler ile birlikte yorumladığı, hastanın durumunu normal olarak değerlendiren hekimin hastayla ilgili ilave tetkik ve konsültasyon istemeden ve hasta başına gitmeden yorum yaptığı, hastanın eşi tarafından doktorun kendisine hastanın kan şekerinin düştüğü, fenalaşmasının nedeninin buna bağlı olabileceğini, hastaya bir şeyler yedirmesini tavsiye ettiğinin ifade edildiği, bunun üzerine eşi tarafından hastaya bir şeyler yedirilmeye çalışıldığı, hastanın bekleme sürecinde bir ara sedyeden ayağa kalkmaya çalıştığı fakat fazla duramayıp yüzü koyun sedyeye yattığının incelenen kamera kayıtlarından tespit edildiği, saat:14:30-15:30 arasında sedye üzerinde bırakılan ve bu sürede herhangi bir doktor tarafından muayenesi yapılmayan hastanın saat:15:30 civarında sedye üzerinde fenalaştığı acil müdahale odasına alındığı, resüsiltasyon yapıldığı, 45 dk. sonra hastanın entübe şekilde anjioya alındığı, tıkalı damarda açıklık ve kan akımı sağlandığı, korener yoğun bakıma alındığı nörolojik durumunda düzelme olmayan hastanın nöbet geçirmesi üzerine nöroloji tarafından değerlendirildiği, takip ve tedavisi devam ederken 25/05/2014 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Davacılar tarafından, saat:13.52'de taburcu edilen hastanın çok kısa bir süre sonra fenalaşarak saat:14.28'de ambulansla yeniden aynı hastanenin acil servisine getirilmesi üzerine yaklaşık 1 saat boyunca acil serviste sedye üzerinde bekletildiği, bu süre zarfında herhangi bir doktor tarafından muayene edilmeyen hastanın ambulansta ölçülen tansiyon, nabız ve kan şekeri değerleri önceki tetkik sonuçları ile birlikte değerlendirilerek yorum yapıldığı, halbuki taburcu olduktan çok kısa bir süre sonra yeniden fenalaşan hastaya daha dikkatli yaklaşılarak ileri tetkik, tahlil ve konsültasyonların yapılmasının gerektiği, hasta hakkında gerekli tıbbi işlemlerin yapılmamış olmasının hekimin tedaviden kaçınması anlamına geldiği ve bunun ağır bir hizmet kusuru olduğu, mütevaffanın takip ve tedavisini yürüten sağlık personelinin tedbirsiz davrandığı iddia edilmektedir.

Dosyaya sunulan ve idare mahkemesince de hükme esas alınan Adli Tıp Raporu incelendiğinde; söz konusu raporda müteveffanın muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerin ve konsültasyonların istendiği, tedaviye katılan hekimlere kusur atfedilemeyeceği belirtilmişse de; müteveffanın acil servise ilk başvurusundan sonra yapılan tetkik ve tahlillerin yalnızca acil hekimi tarafından mı değerlendirildiği yoksa konsültasyon hekim yardımı alınıp alınmadığı, ilk başvuru üzerine yürütülen (saat:11.50-13.52 arası) tıbbi uygulamaların tıp bilimi açısından yeterli olup olmadığı, elde edilen tıbbi verilerin hastanın taburcu olmasına karar verilebilmesi için yeterli olup olmadığı, hastanın ileri tetkik ve konsültasyonu gerektiren ve taburcu edilmesine mani bir durumun bulunup bulunmadığı, taburcu olduktan sonra çok kısa bir süre sonra fenalaşan ve tekrar aynı hastanenin acil servisine ikinci kez başvuran müteveffaya daha dikkatli bir yaklaşım izlenmeksizin 1 saat boyunca sedye üzerinde bekletilmesi, bu süre zarfında hiçbir hekim tarafından muayene edilmeden ve herhangi bir tetkik, tahlil ve konsültasyon istenilmemesinin tıbben uygun olup olmadığı, bu süre içinde hastayı takip eden hekimin ambulansta ölçülen tansiyon, nabız ve kan şekeri değerleri ile taburculuk öncesi tahlil, tetkik sonuçlarını değerlendirmekle yetinmesinin ve hastaya olan bu yaklaşımın tıbben kabul edilip edilemeyeceği, ilk başvurusunda bilinç kaybı, soğuk terleme ve bulantı şikayetleri üzerine akut myokart infarktüsüne yönelik tetkiklerin de yapılmasına karar veren görevli hekimim ikinci ve normal olmayan başvuru üzerine aynı yaklaşımı sergilemeyip 1 saat borunca hastayı sedye üzerinde bekletmesinin tıbben kabul edilip edilemeyeceği, yine davacı tarafından iddia edildiği üzere şeker rahatsızlığı olduğu bilinen ve rahatsızlığının nedenin bu olduğu söylenen mütevaffanın, 1 saat boyunca sedye üzerinde bekletilmiş olmasının hastanın gerçek ölüm nedeni üzerinde bir etkisinin bulunup bulunmadığının açıkça değerlendirilmediği görülmektedir.

İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlarda yeterince açık tespit ve değerlendirmeleri içermeyen, davacı iddialarını da tam olarak karşılamayan Adli Tıp Raporu hükme esas alınarak karar verilmesinde hukuken isabet görülmemiştir.

Bu durumda, İdare Mahkemesi'nce; yukarıda belirtilen hususların cevapları ile davacı tarafın iddialarını tam olarak karşılayacak biçimde, Üniversite bünyesinde görev yapan ve müteveffanın rahatsızlığı ile ilgili branşta uzman, profesör seviyesinde en az 3 öğretim üyesinden oluşacak bilirkişi heyetinden yeni bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:... ; K:... sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Konsültasyon İstenilmesinde Geç Kalınması

Danıştay

15. Daire 2013/4101 E.,

2014/4341 K.,

27.05.2014 T.

Temyiz Eden (Davacı): …

Vekili : Av. … Karşı Taraf (Davalı) : Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili : Av. … İstemin Özeti : Sivas İdare Mahkemesi'nin 30/10/2009 tarih ve E:2009/515; K:2009/1102 sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Ali Fuat Demirkol

Düşüncesi : Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

Dava; Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde davacıya konulan teşhis ve yapılan tedavinin hatalı ve gecikmeli olması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü 20.000-TL maddi ve 50.000-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Sivas İdare Mahkemesi'ce;2659 sayılı Kanun uyarınca, mahkemeler tarafından gönderilen adli tıp konularında bilimsel ve teknik görüş bildirmekle yükümlü olan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nca hazırlanan 10.03.2004 tarihli sayılı rapor uyarınca davalı idareye atfedilecek kusur bulunmadığının ifade edildiği ve mahkemece bu rapora itibar edilmesinin zorunlu olduğu ve dava konusu tazminat isteminin yasal dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafından, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.

İdare hukuku ilkeleri ve Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin ağır hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan sağlık hizmetinden yararlananın zarara uğraması halinde, bu zararın tazmini, idarenin ağır hizmet kusurunun varlığı halinde mümkün olabilir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. Maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumunun kurulduğu, 2.maddesinde Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 268 maddesinde; "kanunların görüş bildirmekle yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara görevlendirildikleri konularda bilirkişi olarak öncelikle başvurulur. Ancak, kamu görevlilerine, bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde, bilirkişi olarak görev verilemez" hükmü yer almaktadır.

Dosyanın incelenmesinden; 1983 doğumlu davacının 04.08.1999 tarihinde Ankara Başkent Hastanesinde atriyal septal defekt ameliyatı olduğu, 28.08.1999 tarihinde karın ağrısı, nefes darlığı, bayılma şikayetiyle başvurduğu Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kalp etrafında sıvı nedeniyle kalp tamponadı teşhisi konularak kardiyoloji servisine yatırıldığı ve drenaj tedavisi uygulandığı, 28.09.1999 tarihinde hastanın kötüleşmesi, bilincini kaybetmesi üzerine kalp ve damar cerrahi bölümünden konsültasyon istendiği, sol hemipleji ve santral fasyal paranilizin sereblal tromboemboli tespit edildiği, acil cerrahi müdahele için ameliyathaneye götürüleceği sırada hastanın kalbinin durduğu, kalp masaj yapılarak tekrar çalıştırıldığı, daha sonrasında hasta ameliyata alınarak kalp boşluğundaki sıvı boşaltılıp perikard tüpü yerleştirildiği, hasta bundan sonraki süreçte kalp rahatsızlığını iyileştiği ancak hastada hipoksi nedeniyle sol tarafında sakatlık meydana geldiği, Sivas Numune Hastanesinin 09.10.2010 tarihli raporuna göre % 60 oranında çalışma gücü kaybının olduğu, davacı tarafından Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan tedavinin, hatalı ve gecikmeli olduğundan bahisle iş gücü kaybına uğranıldığı ileri sürülerek, davalı idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak 2.000-TL maddi 2.000-TL manevi zararın tazmini istemiyle 19.04.2002 tarihinde Sivas Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açıldığı, Sivas 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.04.2008 tarih ve E:2002/225, K:2008/116 sayılı görevsizlik kararının Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 25.03.2009 tarih ve E:2008/9605 K:2009/4419 sayılı kararıyla onanarak 24.04.2009 tarihinde davacıya tebliğ edilmesi üzerine, 12.05.2009 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dava dilekçesi ile davalı idarenin hizmet kusuruna dayalı olarak 20.000-TL maddi, 50.000,-TL manevi zararın tazmini istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta, Sivas 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2002/225 esas sayılı dava dosyası içerdiğinden davacının Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki tedavisinde hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi raporlarının incelenmesinden; Adli Tıp Kurumuna yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 10.03.2004 tarihli raporda sonuç olarak; davacının 04.08.1999'da geçirmiş olduğu ASD onarım operasyonundan 23 sonra 27.08.1999'da kalp tamponadı teşhis edilerek, drenaj tedavisi yapılırken 09.09.1999'daki muayenesinde tespit edilen sol hemipleji ve santral fasyal paranilizin sereblal tromboemboli nedeniyle oluşmuş olabileceği, bunun operasyonun beklenen komplikasyonlarından olması nedeniyle Cumhuriyet Üniversitesine atf-ı kabil kusur bulunmadığı belirtildiği, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalından 3 öğretim görevlisince Adli Tıp raporuna yapılan itiraz üzerine düzenlenen 04.03.2005 tarihli raporda; hastanın ilk başvuru tablosuna uygun tanı ve tedavi metodlarıyla yaklaşıldığı, ancak etkin, kalıcı rahatlamanın sağlanamamasından dolayı daha etkili perikard sıvısı boşaltma metodu olabilecek cerrahi tüp drenajı gerekliliği konusunda daha erken ve elektif şartlarda kalp cerrahisi konsültasyon yapmanın uygun olacağı, hastanın mevcut durumunun tedavinin gecikmesiyle ilgili olabileceği belirtildiği, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalında görevli 3 öğretim görevlisince hazırlanan 18.10.2005 tarihli raporda; kalp etrafında toplanan sıvı nedeniyle beyne yeteri kadar kan pompalanamadığı, kalpte biriken sıvının EKG'de belirtileri çıkar çıkmaz hastaya tüp yerleştirilseydi beyne yeteri kadar kan ve oksijenin gideceği ve hastada felç ve konuşamama rahatsızlığının ortaya çıkmamış olacağı, davacıya yapılan tıbbi müdahaleler ve tedavileri gerekli ve doğru olduğu, ancak kalp damar cerahisi kliniğinden konsültasyon istemede geç kalındığı belirtildiği, yine Adli Tıp Kurum Başkanlığı'ndan davacının maluliyet tespiti istemi sonrası düzenlenen 11.09.2006 raporda; davacının geçirdiği rahatsızlığın, operasyonun beklenen komplikasyonlarından olduğu ve davalı idareye atf-ı kabil kusur bulunmadığından maluliyet tayinine mahal olmadığı belirtildiği, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalından davalı idarenin kusur oranının tespiti amacıyla ek rapor istenmesi sonucu düzenlenen 21.11.2007 tarihli raporda davalı idarenin kusur oranının %20 olduğu belirtildiği anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince, 2659 sayılı Kanun uyarınca, mahkemeler tarafından gönderilen adli tıp konularında bilimsel ve teknik görüş bildirmekle yükümlü olan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nca hazırlanan 10.03.2004 tarih ve 783 sayılı rapor uyarınca davalı idareye atfedilecek kusur bulunmadığının ifade edildiği ve mahkemece bu rapora itibar edilmesinin zorunlu olduğu ve dava konusu tazminat isteminin yasal dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; öncelikle Mahkemelerin Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nca hazırlanan raporlara itibar edilme zorunluluğu bulunmamakta olup Mahkemeler bilirkişi seçiminde özgürdürler ve aksi bir durum mahkemelerin bağımsızlığı ve adil yargılama ilkeleriyle bağdaşmama sonucunu doğuracaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un ceza davalarında sağlık konuları hakkında bilirkişi incelemesinin Yüksek Sağlık Şurası tarafından yaptırılmasına dair 75. maddesinin iptaline ilişkin 21.10.2010 tarih 2009/69 sayılı kararında da mahkemelerin bilirkişi seçiminde özgür olduğu belirtilmiştir. Öte yandan dava konusu olayda davacının Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindeki tedavisinde sunulan sağlık hizmetinin kusurlu olduğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı ve İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalında görevli görevli öğretim görevlilerince hazırlanan raporlarda ortaya konulduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre İdare Mahkemesince olayda sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği kabul edilerek davacının tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacı temyiz isteminin kabulü ile Sivas İdare Mahkemesi'nin 30/10/2009 tarih ve E:2009/515; K:2009/1102 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Göz Konsültasyonu İstenmemesi ve Göz Muayenesi Yaptırılmaması

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/1162
Karar No : 2019/2899

TEMYİZ EDEN (DAVALI) :
VEKİLİ :
KARŞI TARAF (DAVACILAR) :
VEKİLLERİ :
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) :
İSTEMİN KONUSU :.... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:.../..., K:.../... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem : Davacıların çocuğu küçük 'nın 30/05/2004 tarihinde geçirdiği trafik kazasının ardından kaldırıldığı ... Devlet Hastanesi'nde yürütülen tedavi sürecinde gereken dikkat ve özenin gösterilmemesi nedeniyle sol gözünün görme fonksiyonunu kaybettiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık ...-TL maddi ve ...-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:.../..., K.../.... sayılı kararda; Danıştay Onbeşinci Dairesinin 22/02/2018 tarih ve E:2017/1751, K:2018/2018 sayılı kararı ile ... tarih ve E:.../..., K:.../...sayılı İdare Mahkemesi Kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması üzerine bozma kararına uyularak, "Dosyada yer alan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu'nun 17.12.2007 tarih ve 7437 sayılı raporunda, kaza günü çekilen (30.05.2004 tarihli) kranial BT ve 6 adet grafinin tetkikinde; sol orbita lateral duvarında deplase kırık, sol orbita tabanında maksilla sinüs anterior duvarı içine alan çökme kırığı, sol zygomada kırık, sol orbita medial duvarında ve etmoid sinüs üst posterior kesiminde kırık, sol orbita perforasyonu ve hemoraji saptandığının belirtildiği, kaza sonrası geldiği acil serviste yapılan muayenesinde çocuğun sol gözünün altında ciltte kesi olduğunun görüldüğü, göz çukurundaki kemiklerde kırıkların, göz altında ciltte kesinin olmasına rağmen gerek acil serviste gerekse yatırıldığı serviste kaldığı süreçte göz konsültasyonu istenerek göz muayenesinin yaptırılmadığı görülmektedir. Dosyada yer alan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Genel Kurulu raporlarında da kaza sonrası ilk göz muayenesinin olayı izleyen 8. günde yapılmasının eksik bir tıbbi işlem olduğu belirtilmektedir.

Adli Tıp Genel Kurulu raporunda yer alan "sol gözdeki yaralanmanın çok ağır olduğu, sol gözün içeriğinin kısmen boşaldığı ve optik sinir kesisi de bulunması göz önüne alındığında bu düzeydeki ağır orbita yaralanmalarında görme kaybının beklenebilir bir sonuç olduğu, optik sinir kesilerinde zamanında ameliyat olsa bile görme fonksiyonunun geri gelmesinin mümkün olmadığının tıbben bilindiği, dolayısıyla hekimin eylemiyle ortaya çıkan görme kaybı arasında illiyet bağı bulunmadığı" yönündeki tespitler uyarınca davacıların çocuğunda gelişen görme kaybı ile sağlık hizmeti kapsamındaki tıbbi uygulamalar arasında uygun illiyet bağı kurulamamış ise de, çocuğun hastanede kaldığı süreçte göz muayenesinin yaptırılmamış olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği, bu nedenle görme kaybının geliştiği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, olayın oluş şekli ve zararın derecesi ve niteliği dikkate alınarak, yaşanan elem ve üzüntünün hafifletilebilmesi amacıyla davacı lehine takdiren...-TL manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmüştür." gerekçesiyle davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüyle, ...-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, Adli Tıp Kurumu Raporunda illiyet bağının bulunmadığı açıkça tespit edilmişken, bilimsel olmayan bir yaklaşımla, olayda hizmet kusurunun olduğu sonucuna ulaşılarak tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ....
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Doktorun Hastaya Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?
Doktorun Hastaya Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Hekimin görev ve sorumlulukları, Doktor tedavisini...

Devamı
Hastanın Doktora Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?
Hastanın Doktora Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Hastanın doktora karşı hak ve yükümlülükleri bulun...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık