Kadın Doğum Malpraktis Davası

Kadın Doğum Malpraktis Davası

09-01-2021
Kadın Doğum Malpraktis Davası

Kadın Doğum Malpraktis Davası

Kadın doğum malpraktis davasında yaşanan en sık rastlanılan doktor hatası vekalet sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülük olan ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranmaktır. Doktor tıbbi müdahaleyi yerine getirirken en ufak kusurundan dahi sorumlu tutulmaktadır. En hafif kusurundan dolayı dahi sorumlu tutulan doktorun bu yükümlülüğü bahsetmiş olduğumuz şekilde vekalet sözleşmesinden kaynaklandığı gibi hastanın vücut bütünlüğünün korunmasına dair olan ve en üst norm olan Anayasal kurallardan da gelmektedir. 

Kadın Doğum Doktor Hatası Davası Hangi Mahkemede Açılır

Kadın doğum doktor hatası davasında görevli mahkeme ya da davanın açılacağı mahkeme özel hastanede mi yoksa devlet hastanesinde mi tıbbi müdahale yapılmasına göre değişkenlik göstermektedir. Zira devlet hastanesine karşı açılacak dava idare mahkemesinde özel hastaneye ya da hekimin şahsına karşı açılacak davalar tüketici mahkemesinde açılmalıdır.

Kadın Doğum Doktor Hatası Davası Nerede Açılır

Kadın doğum doktor hatası davasında kamu hastanesinde yapılan müdahale sonucunda kişi zarar görmüş ise bu dava kamu hastanesinin bulunduğu ildeki idare mahkemesinde açılacaktır. Ancak özel hastane ya da hekime karşı açılacak malpraktis davasında dava haksız fiil unsurlarına dayanmakta ise hukuk muhakameleri kanununa göre;

  • Haksız fiilin işlendiği yer,
  • Zararın meydana geldiği yer,
  • Gelme ihtimalinin bulunduğu yer,
  • Zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir

Kadın Doğum Malpraktis Davasında Dava ve Savunma Dilekçeleri

Kadın doğum malpraktis davasında dava ve savunma dilekçelerinde taraflar zararın meydana gelmesine ilişkin bütün emareleri ve delilleri mahkemeye sunmalıdır. Ayrıca bilirkişi de talep edilir ve bilirkişinin kusur araştırmasına göre yapılacak inceleme neticesinde zararın giderilmesine yahut davanın reddine karar verilebilecektir. Yapılan bilirkişi raporunda hekime ithaf edilen olayların komplikasyon mu yoksa tıbbi hata mı olduğu ortaya koyulur.

Kadın Doğum Malpraktis Davasında Zamanaşımı

Kadın doğum malpraktis davasında zamanaşımı süresi yine tam yargı ya da tüketici mahkemesinde açılacak tazminat davası türüne göre değişkenlik gösterecektir. Zira idare mahkemesinde açılacak kadın doğum malpraktis davasında İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu istek-lerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

Tüketici mahkemesinde açılacak kadın doğum malpraktis davasında ise dava açma süresi haksız fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde 10 yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır.

Kadın Doğum Malpraktis Davasında Arabuluculuk 

Kadın doğum malpraktis davası eğer tüketici mahkemesinde açılacak ise bu durumda arabulucuya başvuru zorunluluğu bulunmaktadır. Nitekim zarar gören hasta dava açmadan önce arabulucuya başvuru yapmalı ve davasını bu şekil şartını tamamladıktan sonra açmalıdır. Arabulucuya başvuru yapılmadan açılan kadın doğum malpraktis davasında mahkeme dava şartı yokluğundan mütevellit davayı usulden reddedecektir.

Kadın Doğum Doktor Hatası Yargıtay Kararları

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi    
2016/14935 E.
2019/5649 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacılar vekili, davacıların evli olup ...'in 2010 yılında ikiz bebeklere hamile kaldığını, müvekkili ...'in sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapıldığı hastanenin davalı şirkete ait ...Hastanesi olduğunu, davacının ikiz bebeklere hamile olup zor bir dönem geçirdiğini, Dr. ...'ın vajinal muayene sırasında keselerden birinin patlamasına sebep olduğunu, Dr. ...'ın bu işlem sırasında dikkatsiz ve özensiz davrandığını sonucunda her iki bebeğin alındığını, 20.01.2011 tarihinde tekrar hamile kaldığını, 03.05.2011 günü rutin kontroller sırasında vajinal muayenede açılma oldğunu ve acil serklaj yapılması gerektiğinin belirtildiğini, ameliyathaneye alındığını ve operasyonun tamamlandığını, ancak sabah 09:00 civarı müvekkili ...'in suyu gelmeye başladığını ve Doç. Dr. ...'ın yapacakları bir şey olmadığını bebeğin alınması gerektiğini söylediğini, müvekkillerinin hastaneye ve doktora güveni kalmayıp başka bir hastaneye gittiklerini, Esenler ... Hastanesinde davacıyı muayene eden doktorun bebeğin yaşama şansının olduğunu ve alamayacağını ifade ettiğini, daha sonra ... Tıp Fakültesi Hastanesinde doktorun yeterince su olduğunu tespit ettiğini, bebeği alamayacağını söylediğini nihayetinde de müvekkilinin 06.07.2011 günü sağlıklı bir bebek dünyaya getirdiğini, müvekkillerinin ilk gebeliğinde gebeliğin bebeklerin ölümüyle sonlanmasında Doç Dr. ...'ın kusur durumun tespitini, davacıların birinci ve ikinci gebelik bakımından doktor hatası nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların ve zarar miktarının tespitiyle davalılardan talep edilebilecek alacağın tam miktarının belirlenmesini, müvekkillerinin uğramış olduğu maddi ve manevi zararların karşılığı olarak zararların değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere 2.000,00 TL manevi tazminat, 2.000,00 TL maddi olmak üzere şimdilik 4.000,00TL tazminatın davalılardan haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar ,davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.(BK 386-390)(TBK 502.506)
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md)(TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.

Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan rapor alınmıştır. Raporda ilgili hekimler ile hastanenin herhangi bir kusuru olmadığı belirlenmiştir. Davacı tarafça rapora itiraz edilmiş ve Adli Tıp Genel Kurulundan rapor aldırılması talep edilmiştir. Mahkemece Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun raporuna itibar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak hüküm verilmiş ise de; ikinci gebelikte serklaj işleminin yerindeliği, serklaj girişiminin gebelik kesesinin bozulmasına yol açıp açmadığını, sonrasında bilgilendirmenin doğru yapılıp yapılmadığına ilişkin cevaplar yoktur. Bu durumda tanının, ameliyat kararının doğruluğu ve yerindeliği tartışılmalı, hasta kayıtlarının düzenli tutulup tutulmadığına da yer verilerek tatmin edici cevaplar verilmelidir. Hükme esas alınan rapor yeterli açıklamayı içermediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, kadın doğumu konusunda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir üniversiteden, akademik kariyere sahip üç (3) kişilik bilirkişi kurulundan, yukarıdaki saptamalar ışığında davalı hekim ve hastaneye atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususlarında, nedenlerini açıklayıcı, davacı tarafın itirazlarını karşılayacak mahiyette mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalıların kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; bu yön göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi        
2016/18168 E.
2019/11331 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, davacı ...’ün hamileliğinin davalı hastanede davalı doktor tarafından takip edildiğini, hamileliğinin 40. haftasının başında, fizyolojik olarak herhangi bir belirti ve sancısı olmadığı halde davalı doktorun müdahale ederek rızası olmaksızın doğumu başlattığını, suni sancı verilerek doğuma alındığını, çocuğun inmediği söylenerek doğumhanede beklenmeye başlandığını, annenin gayretine rağmen bebeğin gelmemesi üzerine davalı doktorun karnına bastırarak doğumu yaptırdığını, ancak çocuğun hiç sesinin çıkmadığını ve tamamen hareketsiz bir vaziyette olduğunu, çocuk doktorunun orada müdahale ettiğini, bu arada annenin aşırı kanaması olduğu ve rahminin alınması gerekebileceğinin kendisine ve davacı eşi ...’e söylendiğini, bir kaç saat sonra tekrar davacı ...’ün yanına gelen davalı doktorun çok sayıda miyom olduğunu ve rahmin alındığını, çocuğun ise iyi olduğunu söylediğini, davacı ...’ün rahmin tahlile gönderilmesini isteğini, gelen sonuçta rahimde bir sorun olmadığının belirlendiğini, bebeğin sonraki günlerde yapılan tetkiklerinde oksijensiz kalması nedeni ile beyninde yaygın ödem olduğunun tespit edildiğini ve akabinde 2 kez havele geçirdiğini, 28 gün davalı hastanede kalan bebeğe taburcu olmasından sonra götürdükleri başka hastanede doğumda oksijensiz kalması nedeni ile beyinde ağır hasar ve epiliptik bozukluk teşhisi konulduğunu, halen tedavisi devam eden bebeğin hareket edemediğini, göz teması kuramadığını ve gülemediğini, davalı doktorun hatası nedeni ile davalı ...’ün hayati tehlike atlattığını, rahminin alındığını ve bir daha anne olamayacağını, bebeğin ise % 100 engelli durumda olduğunu ileri sürerek ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile her bir davacı için 1.000,00’er TL maddi, anne ve bebek için ayrı ayrı 400.000,00 TL, baba için 180.000,00 TL, kardeş için 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istmişlerdir.

Davalılar, gerekli her türlü müdahalenin zamanında ve gerektiği şekilde yapdığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, davanın temeli vekalet sözleşmesidir. (BK 386-390)(TBK 502.506) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md) (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK 510 (BK 394/1) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile dotorun görev yaptığı ... kuruluşları için de geçerlidir.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa; yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas kurulundan alınan raporun sonuç kısmında “... doğumu sonlandırmak için yapılan tıbbi girişimlerin tıp kurallarına uygun olduğu, bu tür zor doğumlardan sonra anne ve bebeğin sistem bulgularını etkileyebilecek daha önceden ön görülüp önlenemeyecek durumların oluşabileceğinin bilindiği, dolayısı ile annede görülen uterus atonisi ve bebekte oluşan solunum sıkıntısına bağlı ortaya çıkan nörolojik tablonun bu tür durumlarda her türlü özene rağmen oluşabileceği, komplikasyon olarak nitelendirildiği, oluşan komplikasyonlara zamanında gerekli müdahalelerin yapılmış olduğu, konu ile ilgili tüm ... personeline atfı kabil kusur ve ihmal bulunmadığı....” şeklinde tespitte bulunulmuştur. 

Davacıların itirazı üzerine Mahkemece talimat yolu ile 3 kadın doğum uzmanı, 1 beyin doktoru ve 1 çocuk doktorundan teşkil ettirilecek heyetten rapor alınmasına karar verilmiştir. Talimat yolu ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanı üç kişilik heyetten alınan raporda tüm ... personelinin kusuru bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş olmasına karşın, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Neonatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan raporda normal doğum eylemi yeterli ilerlemediği ve fetal distres geliştiği halde sezaryan yapılmamasının annede doğum sonrası uterus riskini arttırdığı ve bebekte hipoksik-iskemik ensefalopatiye bağlı ciddi beyin zedelenmesi riskini arttırdığı için davalı doktorun kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Şu halde talimat yolu ile alınan bilirkişi raporları arasında çelişki oluşmuş ve Mahkemece bu çelişki giderilmeksizin davanın reddine karar verildiği gibi davacıların bilirkişi raporlarına itirazları da karşılanmamıştır. Mahkemece, alınan bilirkişi raporları arasında çelişki oluştuğu ve davacıların itirazlarının karşılanmadığı gözetilerek tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda, anne ve bebeğin durumunun ayrı ayrı değerlendiren, konusunda uzman, akademik kariyere sahip içerisinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk hastalıkları (yenidoğan) uzmanı bilirkişilerin bulunduğu, daha önceki raporu düzenleyen bilirkişilerin görevli olduğu üniversiteden başka bir üniversitede görevli 5 kişilik bilirkişi kurulundan, davalıların gerekli özen ve dikkate gösterip göstermediği, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı hususlarını gösteren, davacıların itirazlarını karşılayan, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davacıların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacıların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 27,70 TL harcın davacılara iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi 
2015/4814 E.
2016/8421 K.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalılardan ...’in davalı hastanede kadın doğum uzmanı olduğunu, eşinin doğumunun hastanede doktor tarafından gerçekleştirildiğini, doğum sırasında küçük ...’ün omuz takılması sonucunda köprücük kemiğinin kırıldığını, bilahare çocuğunun felç geçirerek sakat kaldığını, davalıların gerekli dikkat ve ihtimamı göstermeyerek kusurlu davrandığını, davalı hastanenin de istihdam eden sıfatıyla sorumlu olduğunu, manevi yönden çöküntüye uğrayıp, ruhsal bütünlüklerinin ağır şekilde ihlale uğradığını ileri sürerek, 2.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın 15.05.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 07.07.2010 Tarih 2010/3254 Esas 2010/10138 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde mahkemece bu kez davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı eldeki dava ile eşi ...’nın davalı doktora doğum için başvurması sonucu; doktorun kusuru nedeniyle, doğum sırasında ve sonrasında uygulanan yanlış tedaviler sonucunda küçüğün kolunun sakat kaldığını ileri sürerek 2.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir. Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Eş deyişle dava, davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. ( TBK 502 vd )

Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. (TBK 506/2) Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafifte olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek hastanın durumuna deger vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gosteren durumlarda bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini gözönünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı, en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekten de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Özen göstermeyen bir vekil, BK. 394/1 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, mahkemece önce davanın reddine karar verilmiş, verilen karar Dairemizin 07.07.2010 Tarih 2010/3254 Esas 2010/10138 Karar sayılı bozma ilamı ile; yapılması gerekenle yapılan müdahale ve tedavinin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor hatası olup olmadığını gösteren nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması gerektiğinden bahisle bozulmuş ve mahkemece bu bozma ilamına uyulmuş olmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. Zira bozma ilamı sonrası Mahkeme tarafından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı üç kişilik öğretim üyesi kurulundan alınan 06.03.2012 havale tarihli ve sonrasında ise Yüksek Sağlık Şurası’ndan alınan 03.06.2014 havale tarihli raporlarda sadece doğum eylemi ve bu sırada gerçekleşen omuz takılması ile ilgili görüşlere yer verildiği, bundan hareketle doğum eylemi sırasında ortaya çıkan omuz takılmasının komplikasyon olup olmadığı üzerinde durulduğu, bununla birlikte doğum sonrası küçüğe yapılan müdahelenin yerinde olup olmadığı, bahse konu müdahale nedeni ile çocuğun sakat kalıp kalmadığı hususlarında bir görüş bildirilmediği anlaşılmaktadır. 

Hal böyle olunca Mahkemece; üniversiteden, özellikle davacının doğum sonrası yapılan müdahaleye ilişkin beyan ve itirazlarını karşılayan, aralarında ortopedi, çocuk ve kadın doğum konusunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, gerekirse çocuğun sevkinin de sağlanması sureti ile; küçüğe doğum sonrası yapılan müdahalenin yerinde olup olmadığı, bahse konu müdahale nedeni ile çocuğun sakat kalıp kalmadığı, davalıların çocuk ile ilgili gereken tüm kontrolleri yapıp yapmadığı, yapıldıysa bu işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığını gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde iadesine, 22/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 
13. Hukuk Dairesi     
2014/26029 E.
2015/28819 K.

MAHKEMESİ : Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 12/03/2013
NUMARASI : 2010/391-2013/186

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar evli ve 1 çocukları olduğunu, bir çocuk daha istemeleri üzerine davacılardan Ö.., davalılardan doktor F.. C.E.. muayene olduğunu, 2008 yılında dış gebelik geçirdiğini davalı doktora belirtiğini, 22.05.2010 tarihinde hamile kaldığını, normal gebelik olduğunun belirtildiğini, 29.05.2010 tarihinde kanamalarının başlaması üzerine, düşük riski olduğundan kendisine 5.06.2010 tarihinde kürtaj yapıldığını, kürtajdan bir hafta sonra sağ kasığındaki ağrılarının artması üzerine 18.06.2010 tarihinde diğer davalı doktor N.. tarafından sağ tarafta 4 cm boyutunda bir kitle olduğunun tespit edildiğini, ilaç verilip 5 gün sonra kontrole çağrıldığını, davalı doktorlara güveni kalmadığından aynı gün başka bir doktora tedavi olduğunu, sağ yumurtalığında 6 cm boyutunda kitle olduğu, acil ameliyat gerektiği, sağ yumurtalığının alınmasının zorunlu olduğunun ifade edilmesi üzerine, akabinde ameliyat olarak saptanan kitle ile sağ yumurtalığının alındığını, patoloji sonuçlarında normal gebeliğe rastlanmadığını, davalı doktorlarca dış gebeliğin teşhis edilmesi gerektiği halde teşhis ve tedavide geç kalındığı, davalı doktorların gerekli dikkat ve ihtimamı göstermeyerek, kusurlu davrandığını, diğer davalı Hastanenin de, istihdam eden sıfatıyla sorumlu olduğunu, manevi yönden çöküntüye uğrayıp, ruhsal bütünlüklerinin ağır şekilde ihlale uğradığını ileri sürerek, davacı Ö.. için 50.000 TL, davacı M.. için 25.000 TL olmak üzere toplam 75.000 TL manevi tazminat ile Davacı M.. için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1,00 TL maddi tazminatın 5.06.2010 tarihinden, itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, Savcılıkça alınan Adli Tıp 3.İhtisas Kurulunun 25.05.2011 tarihli rapor esas alınarak olay nedeniyle davalıların bir kusurları bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, davacılardan Ö.."ın davalı doktorlara başvurması sonucunda kendisine uygulanan yanlış tedaviler sonucunda zarara uğradığı iddiası ile açılmış tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, tedavileri gerçekleştiren davalı doktorların davacının zarara uğramasında hukuka aykırı bir eyleminin, giderek kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmaktadır. Eş deyişle dava, davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. ( BK.386, 390 md )

Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. ( BK.390/11 ) vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. ( BK.321/1 ) o nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları ( hafifte olsa ) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor tıbbi calışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek hastanın durumuna deger vermek, tip biliminin kurallarını gözetip uygulamak tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bır tereddüt gosteren durumlarda bu tereddüdu ortadan kaldıracak arastırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini gözönünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titiz, özen göstermeyen bir vekil, BK. 394/1 uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Somut olayda, davacı Ö.., yeniden gebe kalmak için davalı doktor F.. başvurduğu, ancak kanamalarının artması üzerine düşük tehlikesi nedeniyle kürtaj olduğu, kürtajdan sonra ağrılarının geçmediğini, diğer davalı doktora muayene olduğunu, kitle tespit edilmesine rağmen ilaç tedavisi uygulandığını, başka bir doktora muayene olup akabinde acil ameliyata alındığını, hem kitlenin hem de sağ tüplerinin alındığını, davalı doktorların dış gebeliği tespit edemediğini yanlış tedavi uyguladıklarını bundan zarar gördüğünü ileri sürmüştür.Mahkemece, Adli Tıp 3.İhtisas kurulundan alınan 25.05.2011 günlü raporda ...Kişinin 22.05.2010 tarihinde yapılan tetkiklerde gebe olduğunun anlaşıldığı, 2.06.2010 tarihinde düşük tehdidi nedeniyle yatırılıp takibe alınarak 5.06.2010 tarihinde aktif vaginal kanama nedeniyle gelen hastaya inkomplet abort tanısı konularak küretaj yapılmasının uygun olduğu ancak patolojiye gönderilen materyalin raporuna göre kişide ektopik gebelik olabileceğini hekimin düşünmesi gerektiğinden hekimin eyleminin eksik olduğu, ancak bu eksikliğin kişinin tedavi şeklini değiştirmeyeceği kişiye daha önce tanı konulsa bile tedavi şeklinin aynı olacağı ek kalıcı zarar oluşturmadığı mütalaa edilmiştir.Hükme esas alınan Adli Tıp 3.İhtisa kurulu raporu bu haliyle inandırıcı ve tatminkar olmaktan uzaktır. Öyle olunca hükme esas alınan Adli Tıp 3.ihtisas kurulu  raporuna itibar edilip, hüküm kurulmaz.  

O halde mahkemece yapılacak iş; üniversitelerin ilgili anabilim dallarından ve özellikle Kadın Doğum Uzmanlarından seçilecek konusunda uzman bilirkişilerden oluşmuş bir kurul aracılığı ile dosyadaki hastahane de tutulmuş dosya ve kayıtlar taraf savunmaları tüm deliller birlikte değerlendirilerek, yapılması gerekenle yapılan müdahale ve tedavinin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor hatası olup olmadığını gösteren nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun karar vermektir. Eksik inceleme ve mevcut delileri değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 7.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık