Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

30-09-2019
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Hukuka uygun tıbbi müdahalenin gerçekleşebilmesi için bazı şartların var olması zorunludur. Bu durumların mevcut olmaması yapılan tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getirecek ve ne yazık ki hem hastanenin hem de doktorun sorumluluğu doğabilecektir. Bunun önüne geçmek amacıyla doktorların ve sağlık hizmeti veren kuruluşların yapılan tıbbi müdahalelerde hukuka uygun olarak hareket etmesi hukuki açıdan kendi yararlarına olacağı gibi normlara uyulması ile sağlık hizmeti almaya gelen hastaların da yararına olacaktır. Nitekim doğru, hukuka uygun ve güvenilir sağlık hizmeti en çok bundan yararlananların faydasınadır.

Hukuka uygun tıbbi müdahalenin şartları;

Tıbbi müdahalenin tıp mesleğini icra etme yetkisi bulunan bir doktor tarafından yapılması şartı,

Tıbbi müdahalenin aydınlatılmış rızaya dayanması şartı, (aydınlatılmış rıza hakkında detaylı bilgi için aydınlatılmış rıza, aydınlatılmış onam ve hukuktaki yeri adlı makalemizi okuyabilirsiniz)

Endikasyon Şartı dır. (endikasyon hakkında detaylı bilgi için tıbbi müdahalelerde endikasyon, komplikasyon nedir adlı makalemizi okuyabilirsiniz. 

1. Tıbbi Müdahalenin Tıp Mesleğini İcra Etmeye Yetkili Olan Kişiler tarafından Yapılması Şartı Nedir? ;

Müdahale yeteneğine, bilgisine ve yetkisine sahip olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilebilecek bir tıbbi müdahale, müdahalenin gerçekleştirildiği kişi üzerinde büyük etkiler ve sonuçlar meydana getirebilir. Nitekim bu sonuçlar kalıcı zararlar olabileceği gibi ölümle de sonuçlanabilir. İşte bu sebeple tıp mesleğinin icrası ve kişiler üzerinde tıbbi müdahalede bulunma yetkisi doktorlara verilmiştir. Bir doktorun tıbbi müdahalede bulunabilmesi için ya da tam olarak nitelendirmek gerekirse öncelikle tıp fakültesi diplomasına sahip olmak ile belirli tıp bilim dallarında uzman olunmalıdır. Burada önemli olan her doktororun müdahale yapabileceği ancak uzmanlık gerektiren bir alanda acil durumlar gerçekleşmedikçe bu duruma müdahalede bulunamayacığıdır. Nitekim pratisyen bir doktor her doktorun yapabileceği tıp bilimince genel kabul görmüş ve doktorlar tarafından bilinen bir tedavi yöntemini kullanarak teşhis ve tedavi yapabilecekken, uzmanlığı gerektiren bir durumda doktorun hastayı uzman bir doktora yönlendirmesi gerekecektir. Bu durumun aksinin gerçekleşebileceği bir durum ise belirttiğimiz gibi acil müdahalelerdir. Örneğin rahim tahliyesi, önemli cerrahi müdahaleler, röntgen gibi müdahalelerin uzman hekimler tarafından yerine getirilmesi gerekecektir. Bir kişinin doktor olabilmesi ve doktor olarak hastanelerde hizmet verebilmesi için tıp fakültesinden mezuniyet zorunlu olmakla birlikte şekli şartlar da bulunmakta olup bunlar tabipler birliğine kayıt olmak ile doktorluk yapmaya engel hali bulunmamaktır. Ayrıca doktorların tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken tıp bilimi ve mesleğine uygun olarak davranması da gerekmektedir. Yardım ve müdahalelerin gerçekleştirilebilmesi için endikasyon şartının varlığı yanında bu müdahalelerin tıp biliminin verilerine uygun olarak gerçekleştirmesi de zorunludur.

Tıp Öğrencilerinin ve Asistanlarının Yaptığı Tıbbi Müdahaleler Hukuka Uygun mudur?

Doktorluk, hemşirelik, ebelik, diş hekimliği, veterinerlik, eczacılık ve mimarlık eğitim programlarının asgari eğitim koşullarının belirlenmesine dair yönetmelik 3. maddesi gereği tıp eğitimi sonunda mezun olan doktorların yetkililerin gözetiminde yeterli deneyime sahip olmaları gerekmektedir. Yine hemşirelerin de yeterli klinik deneyiminden geçmeleri gerektiği belirtilmiştir. Uzmanlık eğitimi almakta olan doktor da uzmanlık eğitimi boyunca pratisyen bir doktordur. Bu yüzden uzmanlık eğitimi boyunca sadece uzmanlık gerektirmeyen tıbbi müdahaleleri yapabilir. Ancak uzmanlık eğitimi yönetmeliğinde uzmanlık öğrencisinin programda bulunan bütün eğiticilerin gözetim ve denetiminde araştırma ve eğitim yapabileceği düzenlenmiştir. 

2. Tıbbi Müdahalenin Aydınlatılmış Rızaya Dayanması Şartı Nedir?;

Her kişinin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünün korunması hakkı bulunmakta olup bu haklar vücut üzerinde yapılmak zorunda olan tıbbi müdahalelerin hastanın rızasıyla yapılabilmesini gerektirmektedir. Bu yüzden hastanın rızasının alınması hukuka uygunluk nedenidir. Bu durum hem özel hukuk açısından hem de ceza hukuku açısından son derece önemlidir. Anayasamızın 17. maddesinde "tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz düzenlemesine yer verilmiştir. Rıza tıbbi girişimin ön şartıdır. Biyo tıp sözleşmesinin 5. maddesinde ise sağlık alanında herhangi bir müdahale ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş olarak muvafakat vermesinden sonra yapılabilir şeklinde düzenlenmiştir. Ancak kişiler vermiş olduğu rızaları her zaman geri alabilirler. Doktorlar, diş doktorları yapacakları her türlü tıbbi müdahale için hastanın, hasta küçük ya da kısıtlı ise veli veya vasisinin önceden rızasını almak zorundadırlar. Büyük tıbbi müdahaleler için bu rızanın yazılı olarak alınması şarttır. Medeni Kanunumuzun 24. maddesinde ise kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası ile haklı kılınmadıkça kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır şeklindedir. Hastanın yaşama, kendi geleceğini belirleme bedensel bütünlük ve sağlık haklarını kullanabilmesi doktorun bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmesine bağlıdır. Doktorun vekalet görevini özenle yerine getirmemesi halinde hastanın başlangıçta alınan rızasının da doktorun kusur veya ihmalini ortadan kaldırmayacağı göz önünde tutulmalıdır. Aydınlatma ve aydınlatılmış bir şekilde hastanın rızasını alma doktorun en temel ödevlerinden, yükümlülüklerinden birisidir. Doktor hastasını aydınlatmak zorundadır. Aydınlatma her türlü tıbbi girişimin ön şartıdır. 

Aydınlatmanın Kapsamı Nasıl Olmalıdır?

Hastanın Aydınlatılması (Bilgilendirilmesi) kavramı Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15. maddesinde düzenlenmiştir.

Hastaya, Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,

Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,

Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,

Muhtemel komplikasyonlar,

Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,

Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,

Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,

Gerektiğinde aynı konuda tıbbi yardıma nasıl ulaşılabileceği hususlarında bilgi verilir. 

Aydınlatma tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu bakımından büyük önemi haizdir. Nitekim Yargıtay aydınlatma hususunun tartışılmadığı bilirkişi raporlarını dahi kabul etmemektedir. Bu yüzden bu durumu eksik inceleme olarak nitelendirmektedir. Hastanın bilgilendirilmesinin makul bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi uygun olacaktır. Acil bir durum olmadan hemen tedavi uygulanması ya da ameliyat öncesinde kısa bir süre içerisinde aydınlatma, bilgilendirme yapılması hukuka aykırı olacaktır. Genel olarak müdahale aciliyet gerektiriyorsa aydınlatma bilgilendirme yükümlülüğünün kapsamının da daraldığı yaygın bir görüştür. Yalnız hastaya karar vermesi amacıyla uygun bir sürenin verilmesi uygun olacaktır. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 18. maddesinde acil durumlar dışında bilgilendirme hastaya makul süre tanınarak yapılır şeklinde hüküm bulunmaktadır. Aydınlatma teşhis aydınlatması, süreç aydınlatması ve risk aydınlatması olarak üçe ayrılarak incelenmektedir. Teşhis aydınlatmasında muayene sonucunda elde edilen bilgiye göre konulan teşhis hakkında bilgi verilmektedir. Süreç aydınlatmasında, tedavi sürecindeki olası gelişmeler ve sonuçları hakkında bilgilendirme yapılır. Risk aydınlatması ise uygulanacak tıbbi müdahalenin konusu biçimi ve olası tehlikeleri konusunda bilgi verilerek rızası alınır. Bu aydınlatma çeşitlerine otonomi aydınlatması ve tedavi yani risk aydınlatmasını da eklemek mümkündür. Otonomi aydınlatması karar aydınlatması olup hastanın kendi geleceğini kendisinin belirlemesi hakkıdır. Aydınlatmanın hangi şekil şartına tabi olacağı konusunda hukukumuzda bir hüküm bulunmamaktadır. Aydınlatmanın kişisel subjektif olması gerekmektedir. Nitekim matbu aydınlatmadan uzaklaşmak ve kullanmamak doktorun ve hastanenin lehinedir. Yargıtay da son zamanlarda verdiği kararlarla bu durumu doğrular nitelikte davranmaktadır. Matbu aydınlatma yapılması doktorun hastayı hangi konularda bilgilendirdiği kişinin yeterli derecede aydınlatılıp aydınlatılmadığı hususlarında yeterli delil sağlamamaktadır. Aydınlatmanın anlaşılır olması gerekmektedir. Aydınlatmanın, bulgular ve teşhis konusunda, tedaviyle ilgili, tedavi süreci ve sonrası hakkında, ilaç ve tıbbi malzemeler hakkında yapılmalıdır. 

Aydınlatma Yükümlüsü Kimdir?

Aydınlatmanın kural olarak tedaviyi üstlenen hekim tarafından yapılması gerekmektedir. Doktorun bu yükümlülüğünü başka bir doktor vasıtasıyla yerine getirmesi de mükündür. Ancak aydınlatma yükümlülüğü kendisine devredilen doktorun aydınlatmayı kanuna uygun olarak yeterli bir şekilde yapmaması ile tedaviyi yapmakla yükümlü olan asıl doktor sorumluluktan kurtulamayacaktır. Hasta hakları Yönetmeliğinin 18. maddesinde hasta tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir. Hemşirenin aydınlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Anestezinin uygulanacağı hallerde anestezi hekiminin de anesteziye ilişkin aydınlatmada bulunması gerekir. 

Aydınlatma Ne Zaman Yapılmalıdır?

Aydınlatmanın ne zaman yapılması gerektiğine yönelik hukukumuzda kesin bir süre belirli olmamakla birlikte makul bir süreden bahsedilmiştir. Ancak aydınlatmanın ne erken ne de çok geç olmaması gerekir. Doktor aydınlatma konuşmasını baskı altında yapmamalı hastasının rızasını da baskı altında almamalıdır. Makul süreden kasıt aydınlatmanın hukuka aykırı olmadan yapılmasını sağlamak ancak tedavi süresinin de aksatılmasını engellemektir. Acil bir durum söz konusu olmadığı sürece hastaya karar vermesi için makul ve uygun bir süre verilmelidir. 

Aydınlatmada İspat Yükü Kimdedir?

Hasta ile doktor arasındaki ilişki haksız fiil sorumluluğunu gerektiren bir sorumluluk olduğunda da sözlemeye dayanan sorumluluklarda da aydınlatmanın hukuka uygun olarak yapıldığının ispat yükü doktordadır. Bu durum hukuki sorumluluk için geçerli olan bir durumdur. Cezai sorumluluk bakımından ise ceza yargılamasında re'sen araştırma ilkesi bulunduğundan dolayı ve delil serbestliği ilkesi gereği ispat bakımından doktora yüklenmiş bir yükümlülük yoktur. 

Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesinin Sonuçları Nelerdir?

Hastanın rızasının hukuka uygun kabul edilebilmesi için otonom aydınlatması kapsamında yeterince bilgilendirilmiş olması şarttır. Tıbbi müdahalenin nasıl yapılacağı, ne gibi risklerle ve komplikasyonlarla karşılaşılacağı, ne gibi sonuçlar elde edileceği gibi konularda bilgilendirilmeden aydınlatılmadan ortaya çıkartılan rıza hukuka aykırıdır. Ayrıca aydınlatma yükümlülüğünün ihlali, kişilik haklarının da ihlali niteliğindedir. Eğer kabul aydınlatması doktor tarafından yerine getirilmez ya da eksik yerine getirilirse hastanın verdiği rıza iradesinin sakat olması gereği yapılan tıbbi müdahale hukuka aykırı sayılacaktır. Ancak yapılan tıbbi müdahalenin hukuka aykırı olması için tali aydınlatmaların değil otonom yani karar aydınlatmasının tam olarak yapılmaması gerekir. Aydınlatmanın hukuka aykırı olması doktorun hekimin mesleki sorumluluğunu ortaya çıkartacaktır. Anlaşılacağı üzere hastanın rızasının tam olarak aydınlatılmadan otonomi aydınlatması yapılmadan alınması sonucunda yapılan tıbbi müdahale hastanın lehine sonuç doğursa dahi doktor hukuki ve cezai olarak sorumlu olacaktır. Hatta ve hatta cezai bakımdan kasten yaralama suçundan ötürü hakkında soruşturma dahi başlatılacaktır. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edilmesi durumunda eğer koşullar oluşmuşsa hekimin tazminat sorumluluğu da ortaya çıkabilmektedir. Zira Yargıtay da vermiş olduğu kararlarda hastanın aydınlatılmasının yapılmaması durumunda doktoru ve hastaneyi tazminata mahkum etmiştir. 

Aydınlatma, Bilgilendirme Yükümlülüğünün İstisnaları Nelerdir?

Acil tıbbi müdahaleler,

Aydınlatmanın, bilgilendirmenin tedaviyi olumsuz etkileyebilecek olması,

Hastanın aydınlatma hakkından vazgeçmesi,

Hastanın aydınlatılacağı hususlarla ilgili olarak bilgisinin bulunması,

Aydınlatmanın uygulanamaz hale gelmesi,

Risk aydınlatmasında riskin çok fazla olmasıdır.

Tıbbi Müdahaleye Rıza Gösterilmemesi Durumunda Ne Yapılmalıdır?

Eğer tıbbi müdahalede bulunulacak hastanın bilinci açık, reşit ve rıza ehliyetine sahip olduğu bir ortamda hastanın rızası alınmadan ya da hastanın bilerek ve isteyerek rıza vermemesi durumunda doktor zorla tıbbi müdahalede bulunursa bu müdahale sonucunda hasta iyileşse bile yapılan müdahale hukuka aykırıdır. Eğer hasta tüm şartların gerçekleşmesine karşın rıza vermiyorsa müdahalede bulunacak doktorun kendisini güvence altına alması için bu durumu kanıtlaması ispatlaması şarttır. Bu durumun yani hastanın rıza vermemesi durumunun ortaya çıkartılması için hastanın bilgilendirildiği, rıza vermemesi durumunda hangi sonuçların ortaya çıkacağı hususlarının anlatıldığı bir yazılı belge hazırlanmalı ve sonuçların bilinmesine karşın tıbbi müdahalenin kabul edilmediği yazılarak hastaya imzaltılmalıdır. Tanık olarak hastanın yakını varsa ona da bu belgenin imzalatılması yararlı olacaktır. 

Hasta ve yakınları tıbbi müdahaleyi kabul etmediği gibi yukarıda belirtmiş olduğumuz yazılı belgeyi imzalamaktan imtina ederlerse bu durumda doktor ve birkaç sağlık çalışanı yaşanılanların yer aldığı bir tutanak tutmalı, durumu açıklamalıdır. 

Aydınlatılmış Rızanın Şekli Nasıl Olmalıdır?

Aydınlatılmış rızanın, önemli tıbbi girişimler için veya kanunda açıkça belirtilen bazı hallerde yazılı olarak alınması gerekmektedir. Bilgilendirmenin yani aydınlatmanın şekli konusunda kanunda sınırlayıcı bir kural bulunmamakla birlikte ispat açısından aydınlatmanın da yazılı olarak yapılması tarafımızca önerilir. Tazminat hukuku bakımından hem haksız fiil sorumluluğunda hem de sözleşmesel sorumluluklarda aydınlatılmış rızanın alınıp alınmadığının ispat yükünün doktorda olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay da vermiş olduğu kararlarda ispat yükünün davalı doktorun veya sağlık kuruluşunun üzerinde olduğunu karar altına almıştır. Ceza hukuku bakımından ise ceza yargılamasında delil serbestisi ilkesi gereği vicdani delil sistemi geçerlidir. Hakim; iddia makamı, sanık ve katılanın ileri sürdüğü delilleri inceleyerek vicdani kanaatine göre karar verir. Ceza yargılamasında ipat yükümlülüğü yoktur. Bütün deliller re'sen mahkeme tarafından toplanır ve incelenir. Re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. 

Hukuka uygun bir aydınlatılmış rızadan bahsedilebilmesi için hastanın rızasının yeterince bilgilendirilerek alınması gerekmektedir. Tıbbi müdahalenin ne şekilde yapılacağı, hangi sonuçların elde edileceği, ne gibi riskler ne gibi komplikasyonlarla karşılaşılabileceği konularında bilgilendirilmeden elde edilen rıza hukuken geçerli kabul edilmemektedir. Unutulmamalıdır ki aydınlatılmış rıza, bilgilendirme yükümlülüğünün ihlal edilmesi, tedavi sözleşmesinin hükümleri bakımından sözleşmeye aykırılık, haksız fiil hükümleri bakımından ise kişilik haklarının ihlalini oluşturmaktadır. Hekim aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmez ve hastanın aydınlatılmış rızasını, aydınlatılmış onamını almaz ise, hastanın iradesini olumsuz etkilemiş ve hukuken geçersiz sayılmasına yol açılmış olur. Bu durumda yapılan tıbbi müdahale de hukuka aykırı olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken durum hekimin genel bir aydınlatmayı yapmaması değil karar aydınlatmasını, otonomi aydınlatmasını yerine getirmesi yükümlülüğüdür. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi doktorun mesleki olarak kusurlu olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bilgilendirme yükümlülüğünün, aydınlatılmış rıza yükümlülüğünün ihlali halinde koşulların gerçekleşmesi halinde tazminat sorumluluğu doğmaktadır. Örneğin tıbbi müdahale sonrası şoka girip çeşitli başka müdahaleler görmek zorunda kalan hastanın, komplikasyonlar konusunda aydınlatılıp aydınlatılmadığının araştırılması istenmiş, hekim tarafından komplikasyonlara (izin verilen risk) ilişkin bilgilendirme yapılıp rıza alındığına dair ispat yapılamadığından dolayı hekim aleyhine tazminata hükmedilmiştir. Yine burun estetiği ameliyatıyla ilgili olan bir kararda da, ameliyatın riskleri konusunda bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Gerektiği gibi bilgilendirilerek hastanın aydınlatılmış rızasının, karar rızasının alınması yapılan tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getirmektedir. Ancak doktor, hastanın verdiği rızanın sınırlarını aşmadan tıbbi müdahalede bulunmalıdır. Belirlenmiş bir tıbbi müdahale için rıza alınmışken rızasının alınmadığı bir hususla ilgili olarak girişimlerde bulunulması hukuka aykırı olacaktır. Hastanın verdiği rıza tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsamaktadır. Tıbbi müdahalenin hastanın vermiş olduğu rızanın sınırları içerisinde olmalıdır. Yapılan tıbbi müdahalenin genişletilmesi gereği doğduğunda, müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zorunluluk halinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilecektir. 

3. Tıbbi Müdahalelerde Endikasyon Şartı Nedir? ;

Endikasyon en kısa tanımıyla tıbbi gereklilik, tıbbi zorunluluk olup doktorun teşhis tedavi veya korunmak gayesi olmaksızın hastanın talebine uyarak ya da diğer sebeplerle akli veya bedeni mukavemetini azaltacak herhangi bir şey yapamayacağı durumdur. Teşhis tedavi ya da korunma amacı olmaksızın ölüme ya da hayati tehlikeye yol açabilecek ya da vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek veya akli veya bedeni mukavemeti azaltablecek hiçbir şey yapılamaz ve talep edilemez. Endikasyon şartı doktorun tıbbi müdahalesini hukuka uygun hale getiren bir şarttır. Önceleri endikasyon olmadan tıbbi müdahalede bulunulamayacağı gerçeği mevcut iken şimdilerde estetik kaygılar ve bunun sonucu olan estetik ameliyatlar gereği endikasyon şartı evrilmiştir.  Bu durumda tıbbi endikasyonların yanında sosyal endikasyon ve psikolojik endikasyon kavramları da ortaya çıkmıştır. Örneği endikasyon şartı gerçekleşmemesine karşın sünnet olunması dini gereklilikler gereği olmakta bu durumda sosyal endikasyon ortaya çıkmaktadır. Sünnet olunması endikasyon şartı olmamasına karşın yapılan tıbbi girişimi hukuka aykırı hale getirmeyecek çünkü sosyal endikasyon ortaya çıkmış olacaktır. Psikolojik endikasyon ise tabiki estetik kaygılar sebebiyle yapılan ameliyatlar açısından ortaya çıkmaktadır. Nitekim kişinin herhangi bir tıbbi müdahaleyi gerektirecek ağrısı ya da hastalığı olmamasına rağmen psikolojik gereklerle burun ameliyatı olup estetik yaptırabilmekte, göğüslerini büyütebilmekte ve endikasyon olmas da yapılan müdahale hukuka aykırı olmamaktadır. 

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Limited Şirket Avukatı
Limited Şirket Avukatı

Limited Şirket Türk Ticaret Kanununun altıncı kısm...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık