Hatalı Teşhis ve Doktor Hatasında Bilinmesi Gerekenler

Hatalı Teşhis ve Doktor Hatasında Bilinmesi Gerekenler

03-10-2021
Hatalı Teşhis ve Doktor Hatasında Bilinmesi Gerekenler

Hatalı Teşhis ve Doktor Hatasında Bilinmesi Gerekenler

Tıp hukukunda Hatalı teşhis ve doktor hatasından dolayı açılan davalarda bilinmesi gerekenlerin başında gelen önemli hususlar hakkında bilgilendirmelerde bulunduğumuz bu makalemizde önemli olan bu tür davaların uzmanlık gerektirdiği ve davalarda uzman bir tıp hukuku avukatından hukuki destek alınmasıdır. 

Hatalı Teşhis ve Doktor Hatası Davasında İlk Aşama

Hatalı teşhis ve doktor hatası davasında ilk aşama, yapılan tıbbi müdahalelerin kamu hastanesinde mi özel hastanede mi yoksa hekimin özel muayenehanesinde mi olduğunun belirlenmesidir. Nitekim bu tespitin yapılması ile birlikte davaların açılacağı mahkemede değişiklikler olacaktır. Örneğin kamu hastanesinde gerçekleşen doktor hatasında dava idare mahkemesinde açılacak özel hastanede meydana gelen doktor hatasında ise dava tüketici mahkemesinde açılacaktır.

Hatalı Teşhis ve Doktor Hatası Davasında İkinci Aşama

Hatalı teşhis ve doktor hatası davasında davanın açılacağı mahkemenin belirlenmesinden sonra ikinci aşama davanın kime yöneltileceğidir. Doktor hatası ya da teşhis hatası kamu hastanesinde meydana gelmiş ise hekime dava açılamayacak hekimin bağlı olduğu kuruma karşı dava açılacaktır. Örneğin hekim üniversite hastanesinde görev yapmakta iken dava üniversite hastanesine karşı açılacakken devlet hastanesinde çalışıyorsa sağlık bakanlığına karşı dava açılacaktır. Özel hastanede çalışan hekim tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalede hata yapılmış ve hasta zarar görmüş ise bu durumda özel hastaneye karşı dava açılacak ve davalı olarak özel hastane gösterilebilecektir. Ayrıca bu davada davalı olarak yine hekim de gösterilebilir. Anlaşılacağı üzere özel hastane ve hekimin kendisi birlikte davalı olarak gösterilebilecektir. 

Hatalı Teşhis ve Doktor Hatası Davasında Üçüncü Aşama

Hatalı teşhis ve doktor hatası davasında üçüncü aşama dava dilekçelerinin yahut hekim açısından bakılacak olunursa cevap dilekçelerinin hukuka uygun ve doğru hazırlanmasıdır. Nitekim davaların açılmasından sonra kazanılmasını sağlayacak husus esasa ilişkin taleplerin ve savunmaların gerekçeli, hukuki dayanaklı olarak yazılmasıdır. 

Hatalı Teşhis ve Doktor Hatası Davasında Dördüncü Aşama

Hatalı teşhis ve doktor hatası davasında dördüncü aşama dilekçeler aşaması hakkında bilgi sahibi olunmasıdır. Tüketici mahkemesinde açılan malpraktis davalarında basit yargılama usulü geçerli olduğundan mütevellit iki dilekçe ile bu aşama sona erecektir. Bunlar dava dilekçesi ve davalının bu dilekçeye vereceği cevap dilekçesinden ibarettir. İdare mahkemesinde ise dört dilekçe aşaması bulunur ve bunlar dava dilekçesi, savunma dilekçesi, savunmaya cevap dilekçesi son olarak da ikinci savunma dilekçesidir. Bundan dolayıdır ki tüketici mahkemesinde açılacak davalarda tek bir dilekçe ile taleplerin iyi bir şekilde izah edilmesi, delillerin sunulması, sürelerin geçirilmemesine özen gösterilmesi gerekmektedir. Hak kaybı yaşanmaması için profesyonel bir şekilde çalışılması şarttır.

Hatalı Teşhis ve Doktor Hatası Davasında Danıştay Kararları

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/276
Karar No : 2017/7556

Temyiz Eden (Davacı) :
Vekili :
Karşı Taraf (Davalı) :
Vekili :

İstemin Özeti : ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın Özeti :Savunma verilmemiştir.

Düşünces: Eksik incelemeye dayalı olarak verilen mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

Dava, davacının ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 22.5.2006 tarihinde gerçekleşen ameliyatı sırasında hatalı teşhis ve tedavi yapıldığı, bu tetkik ve tedavide idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, bu nedenle maddi ve manevi olarak zarara uğradığı ileri sürülerek, 5.000-TL maddi, 15.000-TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idarece ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

... İdare Mahkemesi'ce; Dairemizin 20/03/2014 tarih ve E:2013/3952, K:2014/2048 sayılı bozma kararına uyularak, Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası raporları birlikte değerlendirilerek, davaya konu olayda davalı idarenin tazmin sorumluğunu gerektirecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, adı geçen Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

İdarenin hukuki sorumluluğu, kişilere lütuf ve atıfet duygularıyla belli miktarda para ödenmesini öngören bir prensip olmayıp; demokratik toplum düzeninde biçimlenen idare-birey ilişkisinin doğurduğu hukuki bir sonuçtur. İdari yargı da, bu anlayış doğrultusunda, idare hukukunun ilke ve kurallarını uygulamak suretiyle, idarenin hukuki sorumluluk alanını ve sebeplerini içtihadıyla saptamak zorundadır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının yutma güçlüğü şikayetiyle... Tıp Fakültesi Hastanesine başvurduğu, burada çekilen grafiden boğazında bir kese tespit edildiği, davacının rahatsızlığının uygulanan tedaviye rağmen geçmemesi üzerine ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvurduğu, ... Üniversitesinde yapılan tetkik sonuçlarına dikkate alınarak kesenin alınması için ameliyat yapıldığı ancak davacıya ameliyatta kesenin tespit edilemediğinin bildirilmiştir. Davacı tarafından, davalı ... Üniversite Hastanesinde boğazında yeterli inceleme yapılmadığı, sadece kan testiyle yetinilerek eski tarihli grafiye bakılarak ameliyat kararı verildiğinden eksik tanı ve yanlış tedavi nedeniyle maddi ve manevi olarak yıprandığından bahisle zararlarının tazmini istemiyle iş bu davayı açılmıştır.

İdare Mahkemesi tarafından, Dairemizin bozma kararındaki gerekçeler doğrultusunda 23/12/2014 tarihli ara kararı ile Adli Tıp Kurumun'dan; davacının 9 ay önceki (9.9.2005) şikayetleri üzerine yapılan tetkiklerin sonucuna göre 22.05.2006 tarihinde yeni tetkiklere başvurulmaksızın verilen ameliyat kararının doğru olup olmadığı, yeni tetkikler yapılmasını gerektirip gerektirmediği, grafi görülmeden sadece grafi raporuna dayalı olarak ameliyat yapılacak bölge konusunda değerlendirme yapılıp yapılamayacağı hususları, davalı idarenin hizmet kusuruna yol açacak nitelikte doktor hatası ve kusuru veya tetkik, tedavi ve teşhis hatası ve kusuru bulunup bulunmadığı sorulmuştur. Yaptırılan inceleme neticesinde de; davacının yutma güçlüğünün üst bölümdeki darlığa bağlı olduğu, yutma güçlüğü olan hastalarda yapılacak özofagus pasaj grafisinin tanı koymak amacıyla sıkça başvurulan yöntem olduğu, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyodiagnostik Anabilim Dalında çekilen 09/09/2005 tarihinde çekilen pasaj grafisinin zenker diverkilü olarak yorumlanabileceği, bu ön tanı ile ameliyat girişimi yapılabileceği, davacıya yapılan tetkikler ve ameliyat girişiminin tıp kurallarına uygun olduğu, böylece idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.
Dava konusu olayda ayrıca, Yüksek Sağlık Şurası'nın 24-25/05/2016 tarihli kararında; "divertikül düşünülen durumlarda radyolojik değerlendirme açısından mutlaka divertikül boynunun görülmesi gerektiği, bu nedenle zenker divertikülü tanısı koymada radyolojik değerlendirmenin yeterli olmadığı" belirtilmiş, ancak Eylül 2005'te ... Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılmış olan radyolojik inceleme raporundaki Zenker divertikülü tanısına dayalı olarak ... Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğince ameliyat edilmesinin yerinde olduğu görüşü verilmiştir. Raporda karşı oylarını belirten üyeler ise; radyoloji raporuna rağmen cerrahi planlamanın yanlış olduğu, zenker divertikülü tanısı için radyolojik incelemenin yeterli olmadığı, tanıda yanılgıya yol açıldığı, inceleme ve değerlendirme eksikliği olduğunu belirterek karara katılmamışlardır.

Dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası raporlarının ve yüksek Sağlık Şurası raporundaki azlık oylarının birlikte değerlendirilmesinden davacının 9 ay önceki (9.9.2005) şikayetleri üzerine yapılan tetkiklerin sonucuna göre 22.05.2006 tarihinde yeni tetkiklere başvurulmaksızın verilen ameliyat kararının doğru olmadığı, iki sağlık kurumuna yapılan başvurular arasında geçen 9 aylık sürede yanlızca radyoloji raporuna dayanarak ve ameliyat yapılacak boynun görülmeden ameliyat kararı alınarak davacının tam teşhis koyulmadan ameliyat edilmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, davalı idarenin olayda hizmet kusuru bulunması nedeniyle, davacının dava dilekçesinde maddi tazminat istemine dayanak olarak belirttiği estetik ameliyatını olup olmadığı, vücut bütünlüğünü yeniden sağlamaya yönelik bir harcama yapılıp yapılmadığı araştırılarak ve manevi tazminat istemi yönünden ise davacının tedavisinin gerektiği gibi yürütülmemiş olmasının davacıda şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, davacının maruz kaldığı acı, elem ve üzüntünün hafifletilebilmesi amacıyla manevi tazminat isteminin bu yönden değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/12/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddasıyla tıbbi ihmale dayalı olarak açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup, bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bununla birlikte bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.

Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.

Bu amaçla, ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, müteveffanın, hastaneye yatışından bir hafta önce davalı idareye bağlı Hastanenin Büyük Acil Polikliniğine yaptığı başvuruda, hastalığına yönelik tetkik ve tahlillerin istenip istenmediği, istenmiş ise doğru değerlendirilip değerlendirilmediği, hastaneye yatışı sırasında bulunan ve inflamatuvar nitelikte olmayan ishal şikayetine yönelik uygun diyet programı ile tedavinin verilip verilmediği, ilk kemoterapi uygulamasından sonra gelişen nötropeniye uygun ve yeterli tedavinin verilip verilmediği, söz konusu hastanede gerçekleştirilen tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduğu tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2019/6437
Karar No: 2020/7028

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …
5- …
6- …
7- …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 23/02/2011 tarihinde Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaşamını yitiren yakınları …'in, hastaneye kaldırılmasından ölümüne kadarki süreçte teşhiste ve hastalığa uygun tedaviye başlanmasında geç kalındığı iddiasıyla, …'e 30.000,00 TL manevi ve 10.000,00 TL maddi, …'e 30.000,00 TL manevi ve 15.000,00 TL maddi, …'a 30.000,00 TL manevi, …'a 30.000,00 TL manevi, …'a 20.000,00 TL manevi, …'a 20.000,00 TL manevi, …'e 20.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun … tarihli ve … karar numaralı raporunda, kişiye konulan tanıların ve uygulanan muayene, tetkik, takip, tedavi ve sevk işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, kişinin tedavisini gerçekleştiren sağlık personeline atfedilecek kusur bulunmadığının belirtildiği, bu bağlamda idarenin tazmin sorumluluğu olmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının ölümüne sebep olan virüsün hastanede bulaşmış olduğu, teşhis ve tedavide geç kalındığı ve bu nedenle, davalı idarenin sunmuş olduğu sağlık hizmetinin kusurlu olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir.


TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:


İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacıların yakını müteveffa …, 17/01/2011 tarihinde 29 haftalık gebe iken aşı olmak için aile hekimliğine başvurmuş ve yapılan tetkikte yüksek tansiyon tespit edilmesi üzerine Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir.

Aynı gün, …'in, Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine preeklempsi tanısı ile yatışı yapılmış; 18/01/2011 tarihinde vital bulgular alınması üzerine, ...'e üst solunum yolu enfeksiyonu teşhisi konulmuş; ...'in, 25/01/2011 tarihinde trombositlerinde düşme eğilimi ile karaciğer enzimlerinde artış görüldüğü, abdominalis yapılmasına karar verildiği, ancak üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmesi ve yoğun bakım ünitesi olan bir merkeze sevk edilmesi gerektiğinden, hasta Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiştir.

25/01/2011 tarihinde Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen ..., eklempsi ön tanısıyla yatışının yapılmasının ardından acil şartlarda ameliyata alınmış, sezaryen ile 950 gr. ağırlığında canlı kız bebek doğurmuştur.
Ateş yüksekliği ve mekanik ventilasyona rağmen düzelmeyen hiperkarbiye neden olarak H1N1 viral enfeksiyonu düşünülmüş ve 27/01/2011 tarihinde enfeksiyon hastalıkları bölümüne danışılarak tetkik yapılmış, 01/02/2011 tarihinde bildirilen mikrobiyoloji laboratuvarı test sonuçlarına göre H1N1 (+) teşhisi konulmuş ve on günlük izolasyon uygulanmıştır.
..., 23/02/2011 tarihinde gelişen ani barikardi ve kardiyak arrest nedeniyle, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir.

...'in yakını olan davacılar tarafından, H1N1 virüsünün Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bulaştığı, teşhiste geç kalınmış olması nedeniyle uygun tedaviye de geç başlanıldığı ve bu nedenle yakınlarının vefat ettiği iddia edilerek bakılmakta olan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Adli Tıp Kurumunun 16/04/2014 tarihli ve 1855 sayılı Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda özetle; "kişinin ölümünün gebelik komplikasyonlarından olan preeklampsi/HELLP sendromu ile domuz gribi (H1N1) enfeksiyonuna bağlı solunum yetmezliğinin (ARDS) ortak etkisi sonucu meydana gelmiş olduğu dikkate alındığında; kişiye konulan tanıların ve uygulanan muayene, tetkik, takip, tedavi ve sevk işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ortaya çıkan komplikasyonlara zamanında ve uygun tedavi yöntemleri ile müdahale edilmiş olduğu, H1N1 virüsünün solunum yolu ile bulaşabildiği, hastanın tedavi gördüğü dönemde H1N1 virüsü ile enfekte olmuş başka bir vakanın mevcut olmadığının bildirildiği, H1N1 enfeksiyonunun kuluçka süresi 1-2 gün olup semptomatik seyredebileceği de bilindiğinden hastalığın başlangıç zamanının tam olarak bilinemeyeceği cihetle; kişinin tedavisini gerçekleştiren sağlık personeline atfedilecek kusur bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş beyan edilmiştir.

Aydoğdu - Türkiye başvurusunda AİHM, Adli Tıp Kurullarında ilgili branştan yalnız bir kişinin bulunmasını eleştiri konusu yaparak, uyuşmazlıkların çözümünde tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yetkinlikte bir bilirkişi heyeti kurulmaması ve bu heyetin tıbbi hataya ilişkin yapacakları değerlendirmelere esas kriterler Yargıtay kararlarına atıfla şu şekilde sıralanmıştır: (Başvuru No. 40448/06, 30.08.2016)

- Davaya ilişkin alanda tek bir uzmanın katılımı, tıbbi bilirkişi raporunu düzenlemek için yetersizdir; üniversiteler arasından, güçlü bir akademik kariyere sahip, belirli bir alanda uzmanlaşmış olan kişileri görevlendirmek gerekmektedir .

- Bir tıbbi bilirkişi incelemesi, suçlanan doktorun iddia edilen zarardan sorumlu tutulup tutulmayacağı hususuna cevap vermediği takdirde yetersizdir .
- Güvenilir ve ikna edici olması için, bir bilirkişi raporu, davanın konusuyla örtüşmeli, olayları aydınlatmaya çalışmalı ve tarafların argümanlarına cevap vermelidir.

- Tıbbi bilirkişi incelemesi, hastanın teşhisi ve takibine ilişkin bilimsel unsurları ve özellikle, bu durumda kabul edilen tedavi stratejisinin uygunluğunu değerlendirmelidir.

-Tedavinin komplikasyonların neler olduğunu, diğer tedavi yöntemlerinin bulunup bulunmadığını ya da daha iyi donanımlı bir hastanede nelerin yaşandığını açıklamaksızın, soyut bir şekilde, bir komplikasyonun mevcut olduğu sonucuna varan yetersiz bir rapordan hareketle bir hüküm kurulamamalıdır.

-Yalnızca suçlanan idarenin veya doktorun ifadelerine dayanan ve soyut, gerekçelendirilmeyen ve desteklenmeyen iddialar içeren bir rapor güvenilir değildir.

- İhtilaf konusu ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu ve doktora veya idareye herhangi bir hatanın atfedilemeyeceği sonucuna varmak için tıbbi bir hata yapılmış olabileceğini belirten unsurları dikkate almayan bir bilirkişi raporu güvenilir değildir.

Uyuşmazlıkta, davacılar yakınının gebelik komplikasyonlarından olan preeklampsi/HELLP sendromu ile domuz gribi (H1N1) enfeksiyonuna bağlı solunum yetmezliğinin (ARDS) ortak etkisi sonucu hayatını kaybettiği Adli Tıp Kurumunca hazırlanmış bilirkişi raporu uyarınca sabit olmakla birlikte; Adli Tıp Kurumunca, bilirkişi raporunun hazırlanması için oluşturulan heyette konuyu değerlendirmesi gereken enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanının bulunmadığı görülmektedir.

Öte yandan, davacıların H1N1 virüsünün Bakırköy Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bulaştığına yönelik iddiasının, Adli Tıp Kurumunun hükme esas alınan raporunda, adı geçen hastanede görevli iç hastalıkları uzmanının hastanın tedavi gördüğü dönemde H1N1 virüsü ile enfekte olmuş başka bir vakanın mevcut olmadığı yönündeki yazısı uyarınca değerlendirildiği ve dava dosyasında, belirtilen bu yazı dahil davacıların iddialarını karşılayacak herhangi bir bilgi ve belge olmamasına rağmen, İdare Mahkemesince, bu hususun açıklığa kavuşturulması için herhangi bir inceleme ve araştırma yapmaksızın bilirkişi raporundaki kabule itibar edilmek suretiyle karar verildiği görülmektedir.

Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan Adli Tıp Kurulu raporunun yukarıda sayılan kriterleri karşılamadığı açık olup, konu ile ilgili (enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanı gibi) uzman akademisyenlerden oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan veya üniversite öğretim üyelerinden teşkil edilecek yeni bir bilirkişi heyetinden tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenerek uyuşmazlığın çözülmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, hastanın ilk başvurudaki şikayetleri ile nihai olarak konulan teşhisin uyumlu olup olmadığı ve hastalığın erken teşhisi halinde iyileşme imkânının bulunup bulunmadığı hususları da dâhil olmak üzere davacıların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak bir bilirkişi raporu alınmaksızın hüküm kurulmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Askeri Ceza Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Doktorun Hastaya Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?
Doktorun Hastaya Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Hekimin görev ve sorumlulukları, Doktor tedavisini...

Devamı
Hastanın Doktora Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?
Hastanın Doktora Karşı Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Hastanın doktora karşı hak ve yükümlülükleri bulun...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık