Hastane Enfeksiyonu Tazminat Davası

Hastane Enfeksiyonu Tazminat Davası

22-12-2020
Hastane Enfeksiyonu Tazminat Davası

Hastane Enfeksiyonu Tazminat Davası

Hastane enfeksiyonu tazminat davası- Hastanın hastane enfeksiyonu kapması hizmet kusurudur. Hastanın hastane enfeksiyonu kapması dolayısıyla zarar görmesi nedeniyle uğramış olduğu zararları tazmin etme hakkı bulunmaktadır. Bu tazmin, maddi tazminat olabileceği gibi manevi tazminat da olabilir. Nitekim sağlık hizmetlerinden yararlanan kişilerin uğramış olduğu manevi zararın tazmin edilebilmesi için idarenin ilgiliye yönelik bir eyleminin yani hizmetinin olması, bu eylemden dolayı zarara uğraması eylem ile zarar arasında illiyet bağının- neden sonuç ilişkisinin- bulunması, bu eylem ve zarar nedeniyle ilgilinin elem ve ızdırap duyması yaşama zevkinde, yaşama sevincinde azalma meydana gelmesi, eylemde ve hizmetin yürütülmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunması gerekmektedir.

Örneğin kamu hastanesinde ya da özel hastanede hastane enfeksiyonu kapmasına gerekli özen gösterilmeyerek sebebiyet verilmişse sağlık hizmeti sunucularının kusurundan bahsedilebilmekte ve manevi tazminata hükmedilebilinmektedir. 

Hastanın hastane enfekisyonu kapması nedeniyle talep edilen manevi tazminatın niteliği gereği zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de devlet hastanesine karşı açılacak tam yargı davalarında takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin hizmet kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir miktar olması gerekmektedir.

Manevi tazminat evrensel hukukta eski kalıplarından çıkarılarak caydırıcılık unusuru da ön plana alınmaktadır. Gelişen hukuktaki bu yaklaşım kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde tatmin olma duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiğini de ortaya koymakta ve vücut bütünlüğü yanında ruh sağlığını da içeren kişi haklarının önemini vurgulamaktadır. 

Manevi tazminatta amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek değil, hizmet kusuruyla zarar veren idareyi, gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda etkili biçimde uyarmak olmalıdır.

Hastanın Hastanede Enfeksiyon Kapması Tazminat Davası

T.C.
DANIŞTAY
10. DAİRE
E. 2019/6068
K. 2019/6863
T. 17.10.2019

Temyiz Kanun Yoluna Başvuran
Davacı:

Vekili:

Davalı:

Vekili:

ÖZET : Dava, davacıların yakınının kalp rahatsızlığı nedeniyle götürüldüğü Eğitim ve Araştırma Hastanesinde anjio sırasında enfeksiyon kaptığı, tedavisinin gerektiği gibi yapılmadığı, idarenin hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybettiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın ödenmesi istemine ilişkindir.

Adli Tıp Kurumu raporunda, davacılar murisinin tedavi ve takibinde görev alan doktorlar hakkında idarece yürütülen soruşturma sırasında, aynı zamanda enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan baştabip yardımcısı tarafından hazırlanan ön inceleme raporunda hastanın hastaneye yaptığı başvurular ayrı ayrı incelenmek suretiyle tespiti yapılan hususlarda somut, açık bir değerlendirme yapılmadığı gibi, kalp damar cerrahi ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı katılımı da olmadan görüş verildiği anlaşılmaktadır.

Hastanın yara kültürlerinde ortaya çıkan mikropların üreme sebebi, mikrop üremesinin hastane kaynaklı olup olmadığı, davacılar murisinin bu mikropları kapmasında, kasık bölgesinde enfeksiyon gelişmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, enfeksiyonun teşhis ve tedavisinde gecikme olup olmadığı, hastanın ilk hastaneye yatışından sonra sürekli sol kasık bölgesinden kaynaklı şikayetlerle hastaneye başvurduğu gözetildiğinde, hastaneye her başvurusunun değerlendirilerek tedavisinin gerektiği gibi yapıldığından, hastanın iyileştirilerek taburcu edildiğinden söz edilip edilemeyeceği, enfeksiyona yönelik uygulanan tedavilerin yeterli olup olmadığı, yapılan anjiyografiler ve damara yönelik ameliyatların tıp kurallarına uygun olup olmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerektiğinden;

Uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.

İSTEMİN KONUSU : Kayseri 2. İdare Mahkemesi'nin 05/03/2014 tarih ve E:2012/864, K:2014/168 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacılar tarafından, eşi/babası olan V.L.'un kalp rahatsızlığı nedeniyle götürüldüğü Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinde anjio sırasında enfeksiyon kaptığı, tedavisinin gerektiği gibi yapılmadığı, idarenin hizmet kusuru nedeniyle hayatını kaybettiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık toplam 5.000,00 TL maddi ve 45.000,00 TL manevi tazminatın ölüm tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Kayseri 2. İdare Mahkemesince verilen 05/03/2014 tarih ve E:2012/864, K:2014/168 Sayılı kararda; dosyadaki bilgi, belgeler ile olaya ilişkin olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapor birlikte incelendiğinde, müteveffaya uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, idareye atfedilecek kusur bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, Mahkeme kararına esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun eksik inceleme ile hazırlandığı, olayla ilgili olarak davalı idarece yürütülen soruşturma sırasında hazırlanan ön inceleme raporunda tedavide görev alan doktorların kusurlu olduğunun tespit edildiği, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme ile karar verildiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı yanında müdahiller tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz isteminin kabulüyle temyize konu Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli ( I ) sayılı cetvelde yer alması nedeniyle 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu'nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 203/1-ğ maddesiyle 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli ( I ) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 184. maddesiyle Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığı'nın hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınarak Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Dava dosyasında bulunan kayıtlara göre;

Davacıların murisi V.L. 12/07/2011 tarihinde göğüs ağrısı şikayetiyle Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüş, akut inferiör MI tanısı konularak koroner anjiyografi yapılmış, CX damarında tam darlık, LAD damarında pıhtı görülmüş, tam darlık için stent takılmış, pıhtı için damara ilaç verilmiştir.

14/07/2011 tarihinde kontrol anjiyografisi yapılmış, LAD damarında %70 darlık görülmüş, 15/07/2011'de tekrar anjiyografi yapılarak bu damara ilaçlı stent takılmış, 18/07/2011 tarihinde taburcu edilmiştir.

21/07/2011 tarihinde iki taraflı kasıkta şişlik şikayetiyle gelmesi üzerine doppler tetkiki yapılmış, tetkik raporunda, iki tarafta da "tromboze psödoanevrizma ?" ön tanısı yazılmıştır.

22/07/2011 tarihli hemşire gözlem formunda saat 24:00 sıralarında sol kasık bölgesinde kanama olduğu, doktor tarafından apse drenajı yapıldığı ve 01:30'da yara yeri kültürü alındığı belirtilmiştir. Hastaya antibiyotik başlanmıştır.

23/07/2011 tarihinde enfeksiyon hastalıkları uzmanı tarafından görülen hastanın tedavisine bir antibiyotik daha ilave edilmiştir. Aynı gün kalp damar cerrahi uzmanı tarafından görülen hastanın konsültasyon formuna sol kasık bölgesinin enfekte görünümde olduğu, enfeksiyon hastalıkları uzmanı tarafından önerilen tedaviyi aldığı belirtilmiştir.

25/07/2011 tarihli hasta takip formunda, enfeksiyon hastalıkları uzmanına sözlü olarak danışıldığı, ateşi olmaması nedeniyle oral ilaç reçetesi düzenlenerek hastanın taburcu edildiği belirtilmiştir.

25/07/2011 tarihinde çıkan yara kültürü raporunda, "stafilakokus aureus" ürediği belirtilmiştir.

28/07/2011 tarihinde acil servise götürülen hasta için kan tetkiki yapılmış, evine gönderilmiştir.

02/08/2011 tarihinde hastaneye tekrar götürülen hasta "sol femoral psödoanevrizma" tanısı ile operasyona alınmış, ameliyat notunda anevrizma kesesinin rezeke edildiği, hematomun boşaltıldığı belirtilmiştir. Hasta, 04/08/2011 tarihinde taburcu edilmiştir.

07/08/2011 tarihinde sol kasıkta şişlik şikayetiyle hastaneye götürülmüş, ertesi gün kasıkta kanama olması üzerine ameliyata alınmıştır. Ameliyatta, enfeksiyon nedeniyle zarar gören damar için bypass yapılmış, enfekte dokular debrite edilmiştir. Amaliyat sırasında alınan yara kültürünün 10/08/2011 tarihli sonucunda "klepsiella pneumoniae" üremesi tespit edilmiştir.

09/08/2011 tarihinde ve 10/08/2011 tarihinde enfeksiyon hastalıkları uzmanından konsültasyon istenmiş, önerilerine göre antibiyotik tedavisi verilmiştir.

14/08/2011 tarihinde sol kasıkta akıntı ve kanama olması nedeniyle tekrar ameliyata alınarak bypass ve yara debritmanı yapılmıştır. Alınan yara kültürü sonucu yine "klepsiella pneumoniae" olarak gelmiştir.

Ameliyatta yeniden oluşturulan sefen ven greft anastomozunun enfeksiyona bağlı tekrar atması riskinin yüksek olduğu değerlendirilerek 16/08/2011 tarihinde Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesine ambulansla sevk edilmiştir.

Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde enfeksiyon hastalıkları uzmanı tarafından antibiyotik tedavisi yeniden düzenlenmiş, 28/08/2011 tarihinde femoral arter onarım ameliyatı yapılmıştır.

03/09/2011 tarihinde ortopedi bölümünden sol kasıktaki enfeksiyon nedeniyle kasık bölgesinden bacağının kesilmesi yönünden konsültasyon istenmiştir. ( Bacağın kesilmesine ilişkin olarak dosyada ameliyat notu bulunmamaktadır. )

Hasta 25/09/2011 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Ölüm belgesinde, ölüm nedeni olarak; greft enfeksiyonu, sol kalça dezartikülasyonu, sepsis yazılmıştır.

Davacılar tarafından, murislerinin ölümünde, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek maddi ve manevi tazminat talebiyle idareye yaptıkları başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

2659 Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 Sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Davaya konu olay hakkında davalı idarece yürütülen soruşturma sırasında Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi baştabip yardımcısı ( enfeksiyon hastalıkları uzmanı ) tarafından düzenlenen 17/06/2012 tarihli Ön İnceleme Raporunda özetle; hastanın 12/07/2011, 14/07/2011 tarihlerinde ya da daha büyük olasılıkla 15/07/2011 tarihinde yapılan koroner anjiyografi esnasında enfekte olduğu, anjiyografi sonrasında yapılan takiplerde hematom ve enfeksiyonun gözden kaçırıldığı, hasta 21/07/2011 tarihinde getirildiğinde enfeksiyonun geç tespit edildiği, hastanın çok erken dönemde taburcu edildiği, kalp damar cerrahi uzmanının enfekte bölge ile ilgili bu dönemde herhangi bir girişimde bulunmadığı, apse drenajı ya da temizliği yapmadığı, 28/07/2011 tarihinde acil servise başvurmasına karşın görevli doktor tarafından kardiyoloji ya da kalp damar cerrahisi konsültasyonu istenmediği ve hastanın tekrar evine gönderildiği, 02/08/2011 tarihinde tekrar başvuran hastanın opere edildiği ancak uygun antibiyotiklerin kullanılmadığı, hastanın çok erken dönemde taburcu edildiği, enfeksiyon hastalıkları konsültasyonu istenmediği, 07/08/2011 tarihinde başvurusu üzerine gereken girişimlerin ve tedavilerin uygulandığı, ancak hasta yatırıldıktan sonraki ilk 2 gün uygun olmayan antibiyotiklerin kullanıldığı yönünde tespitlerde bulunulmuştur.

İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru olup olmadığının tespitine yönelik olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulundan alınan 04/12/2013 tarihli raporda özetle; zamanında otopsi yapılarak iç organlarda makroskopik, histopatolojik, toksikolojik ve serolojik inceleme yapılmamış olmakla birlikte tıbbi belgelere göre kronik kalp damar hastalığı bulunan kişinin ölümünün anjiografi işlemi sonrası gelişen komplikasyonlar ( kanama, enfekiyon, sepsis ) sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin 12/07/2011 tarihinde göğüs ağrısı şikayeti ile gittiği Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygun tetkiklerin yapılarak tanısının konulduğu, uygun endikasyon ile anjiyografi işleminin yapıldığı, işlem sonrasında takiplerinin yapıldığı ve gerekli konsültasyonların yaptırıldığı, takiplerinde anjiografi işleminin yapıldığı yerde kanama olduğunun tespit edilip gerekli müdahalenin yapıldığı, sonrasında yara yerinde gelişen enfeksiyonun tespit edilip enfeksiyon konsültasyonu ile gerekli antibiyoterapisinin düzenlendiği ve hasta yakınlarına gerekli bildirimler yapılıp doğru endikasyon ile cerrahi girişimler yapıldığı, 16/08/2011 tarihinde ambulans ile doktor eşliğinde Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, burada gerekli müdahalelerin yapılarak ilgili birimlerden konsültasyonlar istenildiği, kişinin tedavisinden sorumlu doktorlara, yardımcı sağlık personeline ve idareye atfedilebilecek kusur olmadığı yönünde görüş verilmiştir.

Adli Tıp Kurumu raporunda, davacıların murisinin tedavi ve takibinde görev alan doktorlar hakkında davalı idarece yürütülen soruşturma sırasında, aynı zamanda enfeksiyon hastalıkları uzmanı olan baştabip yardımcısı tarafından hazırlanan ön inceleme raporunda hastanın hastaneye yaptığı başvurular ayrı ayrı incelenmek suretiyle tespiti yapılan hususlarda somut, açık bir değerlendirme yapılmadığı gibi, kalp damar cerrahi ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı katılımı da olmadan görüş verildiği anlaşılmaktadır.

Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup; bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.

Dava konusu olayda; hastanın yara kültürlerinde ortaya çıkan stafilakokus aureus, "klepsiella pneumoniae" mikroplarının üreme sebebi, mikrop üremesinin hastane kaynaklı olup olmadığı, davacılar murisinin bu mikropları kapmasında, kasık bölgesinde enfeksiyon gelişmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, enfeksiyonun teşhis ve tedavisinde gecikme olup olmadığı, hastanın ilk hastaneye yatışından sonra sürekli sol kasık bölgesinden kaynaklı şikayetlerle hastaneye başvurduğu gözetildiğinde, hastaneye her başvurusunun değerlendirilerek tedavisinin gerektiği gibi yapıldığından, hastanın iyileştirilerek taburcu edildiğinden söz edilip edilemeyeceği, enfeksiyona yönelik uygulanan tedavilerin yeterli olup olmadığı, yapılan anjiyografiler ve damara yönelik ameliyatların tıp kurallarına uygun olup olmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Bu amaçla; Mahkemece, anjiyografilerin ve psödoanevrizma tanısı ile yapılan ameliyatın gerçekleştirildiği dönemde aynı yerlerde işlem ve operasyon yapılan, 07/08/2011 tarihinden önce hastanede yattığı tüm dönemlerde aynı klinikte yatan başka hastalarda da aynı mikrop üremesi görülüp görülmediği hususlarında bilgi ve belgelerin, sözü edilen dönemlere ilişkin Enfeksiyon Kontrol Komitesi raporlarının, davacıların murisine ait Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki tedavisine ilişkin tüm kayıtların temin edilerek dosyadaki tüm belgeler gönderilmek suretiyle, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı, 17/06/2012 tarihli Ön İnceleme Raporunda yer verilen tespitlerin değerlendirildiği rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Davacıların temyiz isteminin kabulüne,

2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddi yolundaki temyize konu Kayseri 2. İdare Mahkemesi'nin 05/03/2014 tarih ve E:2012/864, K:2014/168 Sayılı kararının BOZULMASINA,

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık