Hasta Haklarının İhlali Tazminat Davası

Hasta Haklarının İhlali Tazminat Davası

29-08-2020
Hasta Haklarının İhlali Tazminat Davası

Hasta Haklarının İhlali Tazminat Davası

Hasta haklarının ihlali tazminat davası- hasta hakları yönetmeliğinin, Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa biyotıp sözleşmesi hükümlerinin ihlali sonrası devlet hastanesine tazminat davasında yahut özel hastane doktor hatası tazminat davasında maddi tazminata veya manevi tazminata hükmedilebilecektir. Hasta, hasta haklarının ihlal edildiğini düşünüyorsa bunu açacağı davada ortaya koymalı ve zararının giderilmesini talep etmelidir. Hasta haklarının ihlali sebebiyle zararın varlığı durumunda eğer zarar devlet hastanesinde meydana gelmiş ise devlet hastanesine karşı, özel hastanede meydana gelmiş ise özel hasteneye karşı tazminat davası açılabilecektir. En önemli hususlardan bir tanesi aydınlatılmış onamın yerine getirilip getirilmediği hususudur. Aydınlatma yükümlülüğü hasta hakları yönetmeliğinin 15. maddesinde bilgilendirme başlığı altında düzenlenmiştir. Hekim tıbbi müdahaleye girişmeden önce hastayı bilgilendirmeli sonrasında ise tıbbi müdahaleye rıza verip vermediğini onaylatmalıdır. Bu işlemlerin gerçekleştirilmesinden sonra tıbbi müdahaye başlanılması gerekir. Aksi durum hekimin tazminat sorumluluğuna yol açabilir.

Hasta Haklarının İhlali Tazminat Davası Yargıtay Kararları

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi 
2016/28450 E. 
2018/9152 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı..... ve vekili avukat ... ile davalı...Sağ. Hiz. A.Ş. vekili avukat .....'ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, davacı ...'un hamile kaldıktan sonra tüm kontrollerini ... Özel Safa Hastanesinde devam ettirdiğini, hamilelik sürecindeki kontrollerde hem anne, hem de çocuk bakımından tıbben sakıncalı bir duruma rastlanılmadığını, annenin önceki gebelikleri normal doğumla sonlanmasına rağmen doktor tavsiyesi ile 3. gebeliğinin sezaryen ile sonlandırılması konusunda 18/04/2012 günü sabah 08:00'e randevu verildiğini, davacı ...'un randevu günü gecesi ağır sancı şikayeti ile saat 02:20 sularında hastaneye götürüldüğünü, nöbetçi doğum doktoru ve hemşire nezaretinde muayene yapılarak normal dışı bir durum olmadığının söylendiğini, davacı ...'un eşinin acil durumda olduğunu, sabahın beklenmemesini ivedi olarak doğumun yapılmasını talep ettiği halde, görevli hemşire ve doktorun ısrarla anormal bir durumun olmadığını söylediğini, davacı ...'un gittikçe durumunun ağırlaşması nedeniyle sabaha karşı doğumhaneye alındığını, doğumhaneye alınmasından yaklaşık bir buçuk saat sonra doğumun gerçekleştiğini, geç müdahale edilmesi, doktor ihmali ve hatası nedeniyle çocuğun sakat kaldığını ileri sürerek, hesaplanacak maddi tazminat ile davacı anne ve baba'nın her biri için 50.000,00TL ve çocuk için 100.000,00TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalılardan tahsilini istemişlerdir.

Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın temeli, doktor ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir. (1086 sayılı HUMK. 76.md., 6100 sayılı HMK. 33.md.). Dava, davalı özel hastane ve doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır (dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK. 502, 506. md.).

Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. (TBK.400) O nedenle doktorun, meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafifte olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor, tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini göz önünde tutmalı, onu gereksiz risk altına sokmamalı, en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte müvekkil de, mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, tedavinin tüm aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Gerekli özeni göstermeyen bir vekil, TBK. 510.md uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Somut olayda, davacılardan ...'un davalı hastanede doğduğu, hamileliğin takibinin davalı hastanede yapıldığı sabittir. Davacılar ilk önce hastaneye 18.04.2014 tarihinde başvurduklarını, ancak doktorun bir sorun yok diyerek kendilerini gönderdiklerini, 80 dakikalık bir zaman kaybı olduğunu, bu süreç içerisinde anne ve bebeğin durumunun ağırlaştığını iddia etmişlerdir. Nitekim, davacı ...'un saat 2:34 de hastaneye giriş yaptığı ve davalı doktor ... tarafından muayene edilerek sonuçta " dekolman plasente " teşhisi konularak operasyon önerildiği hem dosya içerisinde yer alan hastane kayıt belgelerinden, hem de davalı doktorun savcılık soruşturmasındaki ifadesinden anlaşılmaktadır. Davalılar, davacıların sezaryen doğum operasyonu ve yatış için onay vermediklerini bu nedenle yatış yapılmadığını ve saat 3.54 de kadar ...'a herhangi bir müdahale yapılamadığını savunmuşlardır. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 24. Maddesinde " Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde, bu şart aranmaz. Kanuni temsilcinin rızasının yeterli olduğu hallerde dahi, anlatılanları anlayabilecekleri ölçüde, küçük veya kısıtlı olan hastanın dinlenmesi suretiyle mümkün olduğu kadar bilgilendirme sürecine  ve  tedavisi ile ilgili alınacak kararlara katılımı sağlanır. Sağlık kurum ve kuruluşları tarafından engellilerin durumuna uygun bilgilendirme yapılmasına ve rıza alınmasına yönelik gerekli tedbirler alınır. Kanuni temsilci tarafından rıza verilmeyen hallerde, müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni Kanununun 346. ve 487. maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır. Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır. Yeterliğin zaman zaman kaybedildiği tekrarlayıcı hastalıklarda, hastadan yeterliği olduğu dönemde onu kaybettiği dönemlere ilişkin yapılacak tıbbi müdahale için rıza vermesi istenebilir. Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu durumda hastaya gerekli tıbbi müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Ancak bu durumda, mümkünse hastanın orada bulunan yakını veya kanuni temsilcisi; mümkün olmadığı takdirde de tıbbi müdahale sonrasında hastanın yakını veya kanuni temsilcisi bilgilendirilir. Ancak, hastanın bilinci açıldıktan sonraki tıbbi müdahaleler için hastanın yeterliği ve ifade edebilme gücüne bağlı olarak rıza işlemlerine başvurulur. " 25. maddesinde ise " Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir." şeklinde düzenlemeler yer almakta olup, mahkemece, bilirkişi kurulundan alınan raporlar esas alınarak hüküm verilmiş ise de anılan raporlar ve mahkeme gerekçesi davacıların hastaneye ilk başvuru saaati ile hastanın yatış saati arasındaki 80 dakikalık gecikmenin bebeğin yaşadığı sağlık sorunlarında etkili olduğu yönündeki taraf iddialarını yanıtlayacak ve davalı doktorun teşhis ve tedavide yeterli özen ve dikkati gösterip göstermediğini ortaya koyacak nitelikte yeterli açıklamayı içermemektedir. Olayda davalıların kusurlu olup olmadığının tespiti için bu raporlara dayanılarak hüküm kurulamaz. Bu durumda, ... dekolmanı teşhisi konulan bir hastaya hekimin derhal müdahale etmesinin gerekip gerekmediği, bu durumun anne ve bebek açısından hayati risk taşıyıp taşımadığı, bu teşhis konulan hastanın, hem kendisinin hem de bebeğin sağlığı açısından uygunalanacak tedaviyi red etme hakkının bulunup bulunmadığı, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya yakınlarına anlatılıp anlatılmadığı ve yazılı bir belgenin neden alınmadığına ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılması için üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli öğretim üyelerinden Kadın Hastalıkları ve Doğum konusunda uzman, akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi kurulundan, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 1.630,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi    
2013/31720 E.
2014/6920 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili

"İçtihat Metni"
1-... 2-... vekili avukat ... ile 1-... vekili avukat ... 2-... Anadolu Sağlık Hizmetleri Tıbbi Malzeme İnşaat Turizm A.Ş. Vekili avukat ... aralarındaki dava hakkında ... 2.Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 28/06/2012 tarih ve 2008/166-2012/264 sayılı hükmün Dairenin 18.3.2013 tarih ve 2012/25056-2013/6536 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.

KARAR

Davacılar, Davalı ... Hastanesinde 13.8.2007 tarihinde ... isimli çocuklarının dünyaya geldiğini, doğumun davalı ... tarafından gerçekleştirildiğini, doğumun sezaryen ile yapılması gerekirken önce suni sancı iğnesi vurulduğunu, daha sonra da vakum uygulanmak suretiyle doğumun gerçekleştirildiğini,davalı hastane yetkililerinin bu uygulamayı yaparken onamını almadıklarını, ayrıca doğum yapılırken ...'in büyük acı gektiğini, halen fiziksel ve psikolojik olarak da iyileşemediğini, doğumdan bir(1) ay sonra bebeğin boynunun şiştiğini, hastaneye götürdüklerinde bir çözüm bulunamadığını, 4-5 geçtikten sonra küçüğün sağ kolunu kullanamadığını farkettiklerini, daha ileri tetkik için Hacettepe Hastanesine götürdüklerinde, doğumdan kaynaklı olduğunun söylendiğini, ayrıca beyin hasarının da bulunduğunu öğrendiklerini, zihin yönünden bir zarar olup olmadığının 4-5 yaşlarında iken anlaşılabileceğinin söylendiğini, halen sağ kol ve bacağının tam olarak kullanamadığını, duydukları elem ve ızdırap nedeniyle küçük için 50.000 TL, anne ve baba için ise 10.000'er TL manevi tazminatın hüküm altına alınmasını istemişlerdir.

Davalılar, iddiaların doğru olmadığını, hastaya bilgi verilmeden vakum kulllanılmadığını, normal doğum gerçekleştirildiğini, doğumun büyük bir titizlikle ve özenle yapıldığını, her aşamada ailenin bilgilendirilerek normal doğum kararının birlikte alındığını, sezeryan ile doğumun ancak tıbben kesin olarak tanımlanmış özel belirti ve durumların varlığı halinde yapılan bir müdahale ve doğum şekli olduğunu, kadın doğum uzmanının bu konuda hiçbir hatası bulunmadığını, bebekte oluşan sağlık sorunu ile doğum olayı arasında nedensellik bağı bulunmadığını, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, Adlı Tıp Raporu nazara alınarak davanın reddine karar verilmiş, karar Davacıların temyizi üzerine Dairemizce onanmış, Davacı bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK.76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Dava, davacının tedavisini üstlenen davalı hastane ve çalıştırdığı elemanın tedavi sırasındaki kusurları nedeniyle oluşan zararın giderilmesine ilişkindir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Yine 4.4.1997 tarihinde imzalanan ve 9.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazetede yayımlanıp yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, sözleşmenin amaç başlıklı 1. maddesi bu sözleşmenin tarafları tüm insanların hayatını ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler, yine 4. maddesinde ise, “araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir” düzenlemesi mevcuttur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca, uygulamanın tedavi yada yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesi zorunlu olduğu belirtilmektedir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır.Yine sözleşmenin 5. Maddesinde muvafakat (rıza) ile ilgili bir düzenleme getirilmiş ve yeteneği bulunmayan kimselerin korunması bakımından da 6. Madde düzenlenmiştir. 5 madde aynen; “(1) Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. (2)Bu kişiye, önceden, müdahalenin amcı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun 2013/31720-2014/6920

bilgiler verilecektir.(3)İlgili kişi, muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” Düzenlemesi ile, anayasamızın 17. Maddesinin II. Fıkrasında, “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulmaz. Rızası alınmadan bilimsel ve tabi deneylere tabi tutulamaz.” İfadesi ye almıştır. Yine Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24-31. Maddeleri ile Hekim etiği Yönetmeliği’nin 26. Maddesinde ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 70. Maddesinde de, rıza şartını tedavinin ön koşulu olarak benimsemiştir. Buna göre, “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler, yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya ahtı hacirse ise veli veya vasisinin muvafakatini alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin yazılı olması gerekir.”denilmiş ve rıza konusunda düzenleme getirilmiştir. Özellikle iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde bilgilendirme (aydınlatma) konusunda da düzenleme getirilmiş ve bu bilgilendirmenin kapsamının her somut olayın( yada teşhis veya tedavi ve süreçle ilgili bilgilendirmenin) koşullarına uygun olması ve hastanın bu tedaviden kaçınmasını sağlayacak derecede olmaması, gerekli ve yeterli derecede olması ve anlaşılır biçimde olmalıdır. Bu konuda, yani rıza ve muvafakatın ve aydınlatmanın ispatı konusunda ise genel hükümlere göre ispat konusu çözümlenmelidir. Davalı tarafın bu rıza ve aydınlatmayı kanıtlaması gerekmektedir. Aydınlatma ile ilgili olarak 6023 Sayılı Yasa’nın 59/g maddesi uyarınca çıkartılan Hekim Etiği Yönetmeliği’nin 26. Maddesinde “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. “ denilmiştir. Görüldüğü üzere, aydınlatma konusunda pek çok düzenleme mevcut olup, muvafakatın alınıp, hastanın aydınlatıldığı konusunda da ispat külfeti hastane yada hekimdedir. Büyük ameliyatlarda rızanın yazılı olması gerektiği halde, diğer müdahalelerde ispatı konusunun ise genel hükümlere göre belirlenmesi gerekir.

Somut olaya dönülecek olursa; Taraflar arasında hamileliğin takibinin yapıldığı ve davalı hastanede diğer davalı ... tarafından sonlandırıldığı ve küçük ...'in dünyaya geldiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, küçükte meydana gelen hasarların doğum olayı ile illiyet bağının olup olmadığı, doğumda uygulanan metodun tıp kurallarına uygun olup olmadığı, diğer bir deyişle tıbbi standartlara riayet edilip edilmediği ve giderek davalılara atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı konusunda toplanmaktadır. Özellikle küçükte oluşan hasarın vakum ile bağlantısının olup olmadığı, davacı anneye sezeryan gerekip gerekmediği ve bu konuda ispat külfetinin davalı yanda olup olmadığı ve sonuçta davacıların manevi tazminat isteme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunun aydınlatılması gerekir. Mahkemece, hükme esas alınan Adli Tıp Raporunda, anne ...'un Özel ... Anadolu Hastanesinde normal vajinal doğum ile 3450 gr ağırlığında canlı bir bebek olarak doğurtulduğu, doğum esnasında vakum uygulandığı, şifa ile taburcu edildiği, mevcut tıbbi belgelere göre normal doğum kararının ve doğumda vakum uygulanmasının doğru olduğu, bebeğin nörolojik sorununun 5 aylık iken fark edildiği, gerekli müdahaleler yapıldığı, ancak çocuğun doğumdan 5 aylık oluncaya kadar geçen süre içinde yapılan takip, kontrol ve muayeneye ilişkin herhangi bir tıbbi kayıt bulunmadığı, MR ve fizik bulgulara göre, çocukta mevcut rahatsızlığın doğum eylemi ile ilişkilendirilmesi yapılamadığından hastada mevcut doğum ile doğum eylemi arasında yapılan uygulamalar arasında illiyet bağının bulunmadığı, cihetle doktor ...'a kusur atfedilmediği mütalaa olunmuştur. Mahkemece alınan Adli Tıp raporunun hüküm kurmaya yeterli olmadığı ve dosya kapsamına da uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim adlı Tıp raporuna karşı Davacı yan itiraz dilekçesinde, bebeğin 1 aylıkken boynunda şişlik oluşmuş, ... Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Dr. ... tarafından teşhis konulup, egzersiz önerilmiş, olduğu gibi, doğum sonrası fotoğrafında da şişlik ve şekil bozukluğunun açık olduğunu, sağlık karnesi fotokopisinin de dosyaya konulduğun, dosyanın yeterince incelenmeden raporun düzenlendiğini, yine Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ece Kaptanoğlu tarafından 22.4.2008 tarihinde çocuğun doğgum rahatsızlığının doğum travması olduğu teşhisinin konulduğunu, bu haliyle raporun kabul edilemeyeceğinin bildirmişlerdir. Ne varki, Mahkemece, bu itirazlar üzerinde durulmamış, ek rapor alınmadığı gibi, yeni bir rapor alınması yönünde bir işlem de yapılmamıştır. Mahkemece, 26.4.2012 tarihli celsede rapora itiraz reddedilmiş ise de, gerekçe gösterilmemiştir. Bu durumda Mahkemece, az yukarıda açıklanan düzenlemeler de dikkate alınmak suretiyle, özellikle Davacıların sezanyenle doğum istekleri konusunda davacıların onamlarının alınıp alınmadığı ve normal yollan doğum sırasında vakum uygulamasında da yeterli özenin gösterilip gösterilmediği, yine Davacıların dosyaya sunmuş oldukları küçük ...'in fotoğraflarına ve ... Devlet Hastanesi uzmanı Dr. ..., Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. ...'nun düzenlemiş olduğu reçete ve diğer tüm tıbbi belgeler irdelenmek suretiyle, Davacıların çocuğu ...'in doğumu sonrası oluşan hasardan davalıların kusurlu olup olmadığının belirlenmesi açısından aralarında kadın doğum uzmanlarının bulunduğu Üniversitelerin ilgili bilim dallarından seçilecek akademik kariyeye sahip bilirkişi kurulundan taraf, Hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan incelemede anlaşıldığından Dairemizin 18.3.2013 gün ve 2012/25056 esas ve 2013/6536 karar sayılı kararının kaldırılarak kararın açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ,Yukarıda açıklanan nedenlerle, Davacıların karar düzeltme istemlerinin kabulü ile, Dairemizin 18.3.2013 gün ve 2012/25056 esas ve 2013/6536 karar sayılı kararının kaldırılarak kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1,95 TL kalan harcın davacıdan alınmasına, 11.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sağlık Davalarına Bakan Avukatlar Hukuki Değerlendirme

Sağlık davalarına bakan avukatlar- Sağlık davaları içerisinde en önemli yeri tutan hiç kuşkusuz malpraktis davalarıdır. Bu davalarda hasta haklarının ihlal edildiği ortaya çıkartıldığında hastaneye ya da hekime tazminat sorumluluğu yüklenebilemektedir. Günümüzde hasta hakları ihlali ile ilgili haberlere çokça rastlandığına da şahit olunmaktadır. Bu gibi hasta haklarının ihlali durumlarında vatandaşların uzman bir sağlık avukatından sağlık davalarına bakan avukatlardan destek alması tavsiye olunur.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık