Hasta Hakları İhlal Edildiğinde Nereye Başvurulur

Hasta Hakları İhlal Edildiğinde Nereye Başvurulur

11-09-2020
Hasta Hakları İhlal Edildiğinde Nereye Başvurulur

Hasta Hakları İhlal Edildiğinde Nereye Başvurulur

Hasta hakları ihlal edildiğinde nereye başvurulur sorusunun cevabı Hasta Hakları Yönetmeliğinin 42. maddesinde düzenleme yeri bulmuştur. İlgili maddede hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır demektedir. Hasta hakları uygulamalarının yürütülmesi amacıyla sağlık kurum ve kuruluşları bünyesinde hasta hakları birimleri oluşturulmuştur. İl sağlık müdürlüğü; üniversite hastaneleri,özel sağlık kurum ve kuruluşları, kamu hastaneleri, ağız diş sağlığı merkezleri, aile sağlığı merkezleri ve toplum sağlığı merkezlerinden gelen başvuruları değerlendirmek, karara bağlamak, öneri sunmak ve düzeltici işlemleri belirlemek üzere Hasta Hakları Kurulu oluşturulur. Hasta hakları birimine yapılan başvurular ve kurulda görüşülen dosyalar gizlidir, hiçbir şekilde üçüncü kişilere bilgi verilemez. Bilgi ve dosyalar resmi olarak talep edilmesi kaydıyla idari soruşturma yapan incelemeciye ya da adli mercilere gizliliğe riayet edilerek verilir. Kurul üyeleri gizliliğe riayet etmekle yükümlüdür.

Hasta hakkı ihlal edilen vatandaşlar durum cezai soruşturmayı gerektirecek bir suç niteliğinde ise Cumhuriyet başsavcılığına şikayet etme hakkı da bulunmaktadır. Bu durumda suç teşkil eden bir durum bulunduğu takdirde kişiler Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunabilecek ve sorumlular hakkında soruşturma yapılacaktır. 

Sağlık davalarına bakan avukatlar hasta haklarının ihlali nedeniyle zarar gören müvekkillerine yalnızca maddi ve manevi zararlarının tazmini bakımından destek olmayıp ayrıca sorumluların cezalandırılması maksadıyla da girişmde bulunabilmektedir. Nitekim sağlık davalarına bakan avukatlar sorumluları Cumhuriyet başsavcılığına bildirmek ve ceza almalarını sağlamak maksadıyla kovuşturma aşamasını takip etmek hususlarında müvekkilleri ile anlaşabilmektedirler. 

Önceki makalelerimizde de görüleceği üzere hasta hakları ihlal edilmiş ve bu durumdan ötürü zarara uğramış olan hastalar bu haklarını tazmin etmek maksadıyla hekime, hastaneye yahut hem hekime hem de hastaneye karşı dava açabilmektedirler.

Hasta hakları ihlali sebebiyle kişi özel hastanede tedavi görmüş ise tüketici mahkemesinde devlet hastanesinde tedavi görmüş ise devlet hastanesine karşı idare mahkemesinde tazminat davası açabilecektir. Nitekim görevli mahkemenin belirlenmesi başvuru şartları başvuru için gerekli olan hususlar bakımından sağlık davalarında uzman bir sağlık davalarına bakan avukatlardan yardım alınması tavsiye olunur.

Hasta Hakları İhlali Mahkeme Kararları

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi  
2019/2161 E.  
2019/7143 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 13.12.2006 tarihinde davalı hastanede burun ameliyatı olduğunu, ameliyat sırasında kullanılan koter cihazının yanlış kullanılması sonucunda bacağında derin yanıklar oluştuğunu, 2.03.2007 tarihinde yaranın iyileşmemesi üzerine yeniden ameliyat olduğunu, ameliyatla doku transferi yapıldığı için kalıcı iz kaldığını, sinirlerinin tahrip edilmesi sonucu bacağının bu kısımlarını eskisi gibi hissedemediğini, maddi ve manevi yönden zarara uğradığını ileri sürerek fazlası saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi ve 45.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini dilemiştir.

Davalı hastane, dava konusu ameliyat sırasında kullanılan koter cihazının halen kullanıldığını, aletin kullanımının hekimin sorumluluğu altında olduğunu, davanın müdahaleyi yapan hekime karşı açılması gerektiğini ileri sürerek husumetten ve esastan davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu ile Üniversite Tıp Fakültelerinden alınan raporlar esas alınarak, yapılan işlemde doktor hatası ve özensiz davranışı bulunmadığı, yapılması gereken ile yapılanın uyumlu olduğu anlaşıldığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak davanın kısmen kabulü ile, 1.500.00 TL. Maddi 6.000.00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline, karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Medeni Kanun'un 4.maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Dava konusu olayın gelişimi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve özellikle davacının vücudunda 3.dereceden yanık meydana gelmesi karşısında, mahkemece takdir edilip hükmedilen manevi tazminat oranı davacının geçirdiği tehlike ve sıkıntıya nazaran çok düşük kalmıştır.

O halde az yukarıda bahsedilen ilkeler çerçevesinde, somut olaya uygun bir miktar tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi      
2018/3259 E.
2019/11729 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde duruşmalı temyiz eden davacı ... vekili avukat ... geldi. Davalı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı doktora 10.09.2008 tarihinde dizlerindeki ağrılar nedeniyle ameliyat olduğunu ancak daha sonra yürüyemez hale geldiğini, akabinde davalı doktorun çeşitli tedaviler önererek kendisini oyaladığını, iyileşemediği için ... Sosyal Sigortalar Hastanesine gittiğinde ameliyat sırasında tendonlarının koparılmış olduğunun söylendiğini, bu durumun ameliyattan 8 gün sonra çekilen röntgenden de anlaşıldığını, Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde tekrar ameliyat olduğunu ancak diz ve ayak hareketlerinin %30'unu kaybettiğini, kızı ...'ın annesine yardım için İngiltere'deki işini bırakıp geldiğini ileri sürerek, ... için 40.000,00 TL manevi, 60.000,00 TL maddi, kızı ... için 5.000,00 TL manevi, 25.000,00 TL maddi tazminat istemiştir.
Davalılar, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davanın reddine dair verilen kararın dairemizce 2014/10739 Esas ve 2015/4990 Karar sayılı ilamı ile 19.02.2015 tarihinde, dosya içerisinde bulunan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin 23.03.2009 tarihli yazısı, ... il ... Müdürlüğü'nün 11.08.2009 tarihli raporu ve ... Tabip Odası'nın 28.09.2010 tarihli kararı ile bu kararı onayan TTB Yüksek Onur Kurulu'nun kararında davalının kusurundan bahsedilmektedir. Hal böyle olunca, aradaki çelişkiyi gidermek için, mahkemece yapılacak iş, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, aralarında dava konusu ameliyat hususunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği hususunda, davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalıların kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği ve davacılardan ...'ın davayı takip etmediği belirtilmiş ve bu davacı için müracaata bırakılma ara kararı verilmiştir. O halde, bu davacı açısından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekir gerekçesiyle bozulması üzerine, bozma kararına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, davacılardan ...'in dizlerindeki ağrılar nedeniyle davalı doktora ameliyat olmasından sonra yürüyemez hale gelmesi nedeniyle, açılmış olan maddi ve manevi tazminat davasıdır. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. (BK. md.386, 390 – TBK. 502-506 md.) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken, yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değilse de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip, uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri gözönünde tutulmalı, onun risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalı, en emin yol seçilmelidir. (Bkz.Tandoğan,Borçlar Hukuku Özel Borç ilişkileri cilt, Ank.l982 Sh.236 vd.)Gerçekte de, müvekkil, mesleki bir işgören; doktor olan vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, (B.K.nun 394/1.) TBK'nun 510. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Uyuşmazlığa uygulanması gereken bu yasal kurallara göre, vekilin en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altında olduğu gözetildiğinde, alınacak bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunması gerekmektedir. Bilirkişi; doktorun uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişi raporu da tarafların itirazlarını mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakim’in de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK'nun md. 4, HMK'nun md. 198) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir. Yukarıda açıklanan olgulara göre eldeki davada, davalı hastanede yapılan teşhis ve tedavinin tıbbın gereklerine uygun yapılıp yapılmadığı ile, olayda doktor hatası olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Eş deyişle davadaki iddia ve istek, davalı hastane ve onun personelinin, vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışına dayandırılmıştır.

Somut uyuşmazlıkta davacı ameliyatının hatalı yapıldığını ve ameliyat sırasında her iki dizinin de patellar tendonlarının kesildiğini, ameliyat sonrası bir süre hastanede davalı doktor gözetiminde tedavi gördüğü halde durumunun tespit edilemediğini, bu nedenle dizinde hareket kaybı oluştuğunu iddia etmekte ve bu doğrultuda almış olduğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin 23.03.2009 tarihli yazısı, ... il ... Müdürlüğü'nün 11.08.2009 tarihli raporu ve ... Tabip Odası'nın 28.09.2010 tarihli kararı ile bu kararı onayan TTB Yüksek Onur Kurulu'nun kararını dosyaya sunmaktadır. Mahkemece verilen ilk kararda Adli tıp 2. İhtisas Kurulu’nun raporu hükme esas alınarak karar verilmişse de, dairemizin 2014/10739 Esas, 2015/4990 Karar sayılı, 19.02.2015 tarihli kararı ile “dosya içerisinde bulunan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin 23.03.2009 tarihli yazısı, ... il ... Müdürlüğü'nün 11.08.2009 tarihli raporu ve ... Tabip Odası'nın 28.09.2010 tarihli kararı ile bu kararı onayan TTB Yüksek Onur Kurulu'nun kararında davalının kusurundan bahsedilmektedir. Hal böyle olunca, aradaki çelişkiyi gidermek için, mahkemece yapılacak iş, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, aralarında dava konusu ameliyat hususunda uzman, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği hususunda, davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı konusunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalıların kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi” gerekçesiyle iş bu karar bozulmuştur. Bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılamada alınan bilirkişi raporu bozma ilamında istenen hususları karşılamadığı ve raporlar arasındaki çelişkileri gidermediği gibi, kendi içerisinde de çelişki yaratmıştır. Bilirkişiler 03.11.2016 tarihli raporlarında “kanaatimize göre ameliyat sırasında her iki tendon da travmatize olmuş ve erken rehabilitasyon evresinde de tam olarak kopmuştur” şeklinde görüş bildirmişken, 23.04.2017 tarihli ek raporlarında “tendon yaralanmalarının ameliyat sırasında mı yoksa sonrasında mı olduğu konusunda çelişkiler bulunmaktadır. Bu konuda net kesin bir karara varılamayacağı, sadece ameliyatı yapan cerrah tarafından bunun tam olarak bilinebileceği kanaatindeyiz” şeklinde görüş bildirerek asıl ve ek raporlarında birbirleriyle çelişkili görüş bildirmişlerdir. Bu nedenle bu raporların hükme esas alınması hatalı olmuştur. O halde, bu konuda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda dava konusu her iki diz patellar tendon kopmasının ameliyat sırasında gerçekleşip gerçekleşmediği, ameliyat sonrası davacının, davalı hastanedeki tedavisi sırasında bu durumun teşhis edilmesinde özen gösterilip gösterilmediği, yapılması gerekenle, yapılanın uyuşup uyuşmadığı açıklamalarına yer verilecek şekilde, tüm deliller birlikte değerlendirilerek, yapılması gerekenle yapılan müdahale ve tedavinin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda doktor ve hastaneye kusur izafe edilip edilmeyeceğini, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli üniversitelerin Öğretim Üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınarak az yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre davalı doktor ve hastanenin kusurlu olup olmadıkları belirlenmeli, sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 71,80 TL harcın davacıya iadesine, 2.037,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
13. Hukuk Dairesi 
2016/14935 E. 
2019/5649 K.

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacılar vekili, davacıların evli olup ...'in 2010 yılında ikiz bebeklere hamile kaldığını, müvekkili ...'in sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapıldığı hastanenin davalı şirkete ait ...Hastanesi olduğunu, davacının ikiz bebeklere hamile olup zor bir dönem geçirdiğini, Dr. ...'ın vajinal muayene sırasında keselerden birinin patlamasına sebep olduğunu, Dr. ...'ın bu işlem sırasında dikkatsiz ve özensiz davrandığını sonucunda her iki bebeğin alındığını, 20.01.2011 tarihinde tekrar hamile kaldığını, 03.05.2011 günü rutin kontroller sırasında vajinal muayenede açılma oldğunu ve acil serklaj yapılması gerektiğinin belirtildiğini, ameliyathaneye alındığını ve operasyonun tamamlandığını, ancak sabah 09:00 civarı müvekkili ...'in suyu gelmeye başladığını ve Doç. Dr. ...'ın yapacakları bir şey olmadığını bebeğin alınması gerektiğini söylediğini, müvekkillerinin hastaneye ve doktora güveni kalmayıp başka bir hastaneye gittiklerini, Esenler ... Hastanesinde davacıyı muayene eden doktorun bebeğin yaşama şansının olduğunu ve alamayacağını ifade ettiğini, daha sonra ... Tıp Fakültesi Hastanesinde doktorun yeterince su olduğunu tespit ettiğini, bebeği alamayacağını söylediğini nihayetinde de müvekkilinin 06.07.2011 günü sağlıklı bir bebek dünyaya getirdiğini, müvekkillerinin ilk gebeliğinde gebeliğin bebeklerin ölümüyle sonlanmasında Doç Dr. ...'ın kusur durumun tespitini, davacıların birinci ve ikinci gebelik bakımından doktor hatası nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların ve zarar miktarının tespitiyle davalılardan talep edilebilecek alacağın tam miktarının belirlenmesini, müvekkillerinin uğramış olduğu maddi ve manevi zararların karşılığı olarak zararların değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere 2.000,00 TL manevi tazminat, 2.000,00 TL maddi olmak üzere şimdilik 4.000,00TL tazminatın davalılardan haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ,davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır.(BK 386-390)(TBK 502.506)

Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md)(TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.

Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan rapor alınmıştır. Raporda ilgili hekimler ile hastanenin herhangi bir kusuru olmadığı belirlenmiştir. Davacı tarafça rapora itiraz edilmiş ve Adli Tıp Genel Kurulundan rapor aldırılması talep edilmiştir. Mahkemece Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun raporuna itibar edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkemece bilirkişi raporu esas alınarak hüküm verilmiş ise de; ikinci gebelikte serklaj işleminin yerindeliği, serklaj girişiminin gebelik kesesinin bozulmasına yol açıp açmadığını, sonrasında bilgilendirmenin doğru yapılıp yapılmadığına ilişkin cevaplar yoktur. Bu durumda tanının, ameliyat kararının doğruluğu ve yerindeliği tartışılmalı, hasta kayıtlarının düzenli tutulup tutulmadığına da yer verilerek tatmin edici cevaplar verilmelidir. Hükme esas alınan rapor yeterli açıklamayı içermediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, kadın doğumu konusunda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir üniversiteden, akademik kariyere sahip üç (3) kişilik bilirkişi kurulundan, yukarıdaki saptamalar ışığında davalı hekim ve hastaneye atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususlarında, nedenlerini açıklayıcı, davacı tarafın itirazlarını karşılayacak mahiyette mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalıların kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; bu yön göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık