Doktor Hatasında Devlet Hastanesinin Sorumluluğu

Doktor Hatasında Devlet Hastanesinin Sorumluluğu

11-12-2019
Doktor Hatasında Devlet Hastanesinin Sorumluluğu

Doktor Hatasında Devlet Hastanesinin Sorumluluğu

Doktor hatasında devlet hastanesinin sorumluluğu- Doktor hatası maddi tazminat, doktor hatası manevi tazminat davalarında tıbbi müdahale eğer kamu hastanesinde gerçekleştirilmiş ve tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren doktorun kusuru sebebiyle zarar meydana gelmişse bu davalar idare mahkemesinde açılacaktır. Anlaşılacağı üzere devlet hastanesinde tıbbi müdahale yapılan hasta bu müdahale sonucunda komplikasyon dışında tıbbi hata sebebiyle zarara uğramış ise tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren doktorun şahsına maddi ve manevi tazminat davası açamayacak, tıbbi müdahalenin gerçekleştirildiği hastane davalı olarak gösterilerek dava idare mahkemesinde açılacak ve yetkili idare mahkemesi de tıbbi müdahalenin gerçekleştirildiği yerdeki idare mahkemesi olacaktır. 

İdarenin Ağır Hizmet Kusuru Yargı Kararları

T.C.
DANIŞTAY

15. DAİRE
E. 2018/5009
K. 2019/950
T. 21.2.2019

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Davacının Devlet Hastanesinde Uygulanan Enjeksiyon Sonucu Sakat Kaldığından Bahisle Uğranıldığı İddia Edilen Zararlardan Kaynaklanan - İdarece Davacıya Enjeksiyonun Sonuçları ve Olası Komplikasyonlarının Anlatıldığına ve Davacının Bu İşleme Rıza Gösterdiğine Dair Yazılı ve İmzalı Aydınlatılmış Onam Alınmadığı/Manevi Tazminat Talebinin Değerlendirilmesi Gerekirken Reddi Yönünde Verilen Kararda Hukuka Uyarlık Görülmediği )
• AĞIR HİZMET KUSURU ( Herhangi Bir Tıbbi Müdahaleye Başlamadan Önce Kişilerin Yapılacak İşlemlerle İlgili Riskleriyle Birlikte Aydınlatılarak Rızalarının Alınması Gerektiği - Manevi Tazminatın Zenginleşme Aracı Olamayacağı ve Ölçülülük İlkesi Gözetilerek Makul Olarak Belirleneceği/İdarenin Yürütmekle Yükümlü Olduğu Kamu Hizmetini Gereği Gibi Sunamaması Nedeniyle İlgililerin Yeterli Hizmet Alamamalarından Dolayı Üzüntü ve Sıkıntı Duymalarının Manevi Zararın Varlığı İçin Yeterli Olduğu )
• TIBBİ MÜDAHALEDE HASTANIN BİLGİLENDİRİLMESİ VE RIZASININ ALINMASI ( Enjeksiyon Uygulamasından Önce Risklerin Anlatılıp Davacıdan Yazılı Onamın Alınmamış Olması Mevzuat Hükümleri Uyarınca Davacının Aydınlatılma ve Onay Verme Hakkının Elinden Alınmış Olacağı ve Yürütülen Sağlık Hizmetinin Gereği Gibi İşletilmediği Konusunda Davacıda Endişe ve Üzüntüye Yol Açtığından Davacının Manevi Tazminat Talebinin Değerlendirilmesi Gerektiği )
1219/m.70
Hasta Hakları Yönetmeliği/m.15,22,31

ÖZET : Dava, davacının, Devlet Hastanesi'nde uygulanan enjeksiyon sonucu sakat kaldığından bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Davalı idare tarafından davacıya enjeksiyonun sonuçları ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmadığından, Mahkemece manevi tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekirken reddi yönünde verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.

İSTEMİN KONUSU : Edirne İdare Mahkemesi'nin 06/09/2018 tarih ve E:2018/983, K:2018/975 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı tarafından, Edirne Devlet Hastanesi'nde uygulanan enjeksiyon sonucu sakat kaldığından bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 40.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Edirne İdare Mahkemesince verilen 06/09/2018 tarih ve E:2018/983, K:2018/975 kararda; Dairemizin 09.05.2018 tarih ve E:2018/1434, K:2018/4646 Sayılı kararı ile davanın reddi yolunda verilen kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulması üzerine bozma kararına uyularak, davacıya enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmış olduğu gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davalı idarece dosyaya sunulan onamın enjeksiyon uygulaması için alınmış olmadığı, onamda müdahalenin nasıl yapılacağının, sonuçlarının ve komplikasyonlarının yer almadığı, onamın genel ifadeler taşıdığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacıdan operasyon öncesinde aydınlatılmış onam alındığını, tüm tetkik ve tedaviler için ayrı ayrı onam alınmasına gerek olmadığı savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Davacı, Edirne Devlet Hastanesi'nde 27.04.2006 tarihinde bel fıtığından ameliyat edilmiştir. 29.04.2006 tarihinde yapılan intramüsküler enjeksiyondan sonra sağ bacağında ve ayağında ağrı, uyuşukluk olduğunu belirten davacının, yapılan tetkiklerinde siyatik sinirinin zedelendiği tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu'nun 18.12.2009 ve 23.07.2010 tarihli raporlarında, davacı F.P.'in sağ ayağında meydana gelen güçsüzlüğün enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, ancak enjeksiyonun yanlış yere yapıldığını gösterir bir bulguya rastlanılmadığı, bu durumun komplikasyon olarak kabul edildiği ve kişinin %34 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş olduğu belirtilmiştir. Bu durumun idarenin ağır hizmet kusuru sonucu oluştuğundan bahisle maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler. ( Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009 ).

Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair 11 Nisan 1928 tarihli ve 1219 Sayılı Kanun'un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. ( Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir. ) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.

5013 Sayılı Kanun ile kabul edilerek ( 09.12.2003 tarih ve 25311 Sayılı Resmî Gazete ) 16.03.2004 tarih ve 2004/7024 Sayılı kararname ( 20.04.2004 tarih ve 25439 Sayılı Resmî Gazete ) ile yürürlüğe giren "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi ( İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi )"nin "Konu ve Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler.” 4. maddesinde, “Mesleki Standartlar" başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiştir.

Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın 26. maddesinde ise “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." denilmektedir.

01.08.1998 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 08.05.2014 tarihli değişiklikten önceki haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı, 31. maddesinde de “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.

Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

İdare Mahkemesince, davanın reddi yolunda verilen kararın Dairemizin 09.05.2018 tarih ve E:2018/1434, K:2018/4646 Sayılı kararı ile manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının bozulması üzerine bozma kararına uyularak, ara kararı ile davalı idareden davacıya enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınıp alınmadığı sorulmuş olup, alındı ise onaylı bir örneğinin gönderilmesi istenilmiştir. Davalı idare tarafından; "tıbbi müdahalelerde hastanın bilgilendirilmesi ve rızasının alınması" başlıklı, davacı tarafından imzalanılmış olan 26.04.2006 tarihli onam belgesi dosyaya sunulmuştur. Dosyaya sunulan onam belgesi davacının bel fıtığı ameliyatı sebebiyle hastaneye yatışından sonra alınmış olup, davacıya tedavisi süresince uygulanacak tıbbi müdahaleler onamda açıkça belirtilmemiştir. Onam, yalnızca aydınlatılan konu ile ilgili olarak önerilen tedavi ya da işlem için geçerlidir. Enjeksiyon uygulamasına dair açıkça bilgilendirme içermeyen onam belgesi, davacıya enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının anlatıldığını ve davacının bu işleme rızasının olduğunu göstermemektedir.

Enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmış olacağı ve yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açtığından davacının manevi tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

Ancak, manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ve ölçülülük ilkesi de gözetilerek makul olarak belirleneceği tabiidir.

Bu durumda; davalı idare tarafından davacıya enjeksiyonun sonuçları ve olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmadığından, Mahkemece manevi tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekirken reddi yönünde verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1.2577 Sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,

T.C.
DANIŞTAY 15. Dairesi

2013/4268E., 2016/2385K.

Davacı:

Vekili:

Davalı:

Vekili:

E:2009/...; K:2010/... Sayılı kararının, taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti : Davacı tarafından davalı idarenin temyiz isteminin reddi Mahkeme kararının faize dair kısmının bozulması gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : Mahkeme kararının faize dair kısım yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR : Dava; davacı tarafından, kusurlu sağlık hizmeti sonucunda oluştuğu öne sürülen 3.107,76 TLmaddi ve 15.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 18.107,76 TL zararın idareye başvuru tarihi olan 25.8.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Antalya 2. İdare Mahkemesi'nce; davacının ameliyatı esnasında takılan protezlerin farklı olduğu hususunun (bir tarafa moderato /Orta diğer tarafa high/Yüksek profil ) gerek ameliyatı yapan doktorun kendi ifadesinden gerekse davacının talebi üzerine ....... Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen rapor ile yine davalı idare tarafından cezai soruşturma kapsamında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda Op.Dr. ....... tarafından düzenlenen rapordan görüldüğü üzere sabit olduğu, davacının hasta dosyasında meme büyütme operasyonu yazdığı, asimetriye dair bir ibare olmadığı gibi davacının bu hususta da bilgilendirilmediği açık olup, davacının uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini gerektiği, maddi tazminat istemi açısından, davacının 760,46 TL ameliyat masrafı ve 1.750.00 TL silikon protezi için toplam 3.107.76 TL maddi zarar talebinde bulunduğu, Mahkemenin 22.7.2010 ve 14.10.2010 tarihli ara kararları ile bu zararlara dair bilgi belgelerin (faturaların ) davacı ve davalı idareden istendiği, davalı idarece 11.10.2010 tarihinde Mahkeme kaydına giren dilekçe eki belgelerden ameliyat masrafına dair 760.46 TL tutarlı faturanın gönderildiği ancak hem davacı hem davalı idare tarafından protez bedeline dair fatura ibraz edilmediği görüldüğünden, davacının tazminat isteminin 760.46 TL sinin kabulüyle dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tazmini diğer tazminat isteminin ise reddi, manevi tazminat istemi açısından ise, olayın özetlenen süreci göz önüne alındığında davacının hatalı ameliyatı ve tekrar ameliyat olması gerektiği de dikkate alındığında uğradığı elem ve ızdırap karşılığı talep ettiği toplam 15.000,00 TL manevi tazminat talebinin ödenmesine, hükmedilen manevi tazminat miktarına idareye başvuru tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz yürütülmesi de gerektiği, davacının maddi tazminat isteminin kısmen kabulüyle 760.45 TL maddi zararın dava tarihi olan 19.11.2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, maddi tazminat isteminin fazlaya dair kısmının reddine, manevi tazminat isteminin kabulü yönünde karar verilmiştir. Taraflarca, adı geçen Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının 10.2.2009 tarihinde ......Üniversitesi Tıp Fakültesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerahi Anabilim Dalı kısmında meme büyütme ameliyatı olduğu, ancak daha sonra göğüslerinin fiziksel görüntüsünden şüphelenerek takılan protezlere baktığında sağ ve sol göğsüne farklı ebatlarda protez takıldığını fark ettiği, Antalya Atatürk Devlet Hastanesine başvurduğu ve burada kendisine her iki meme arasında asimetri bulunduğuna dair 8.4.2009 tarihli raporun verildiği davacının durumu davalı idareye bildirir ihtarnamesine davalı idare tarafından verilen 20.5.2009 tarihli yazıda, davacıya ameliyat esnasında farklı protez takıldığının kabul edildiği ancak asimetrinin daha önce de mevcut olduğu ve ameliyat ile azaldığı, ayrıca asimetriye karar verilebilmesi için en az 1 yıl geçmesi gerektiğinin ameliyatı yapan öğretim üyesi tarafından belirtildiği ve yapılan ameliyatta tıbbi hata bulunmadığının bildirildiği; davacının ise kusurlu sağlık hizmeti sebebiyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle 25.8.2009 tarihinde davalı idareye başvuruda bulunduğu ve bu başvurusunun zımnen reddi üzerine 3.107,76 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 18.107,76 TL zararın idareye başvuru tarihi olan 25.8.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle bakılan bu davayı açtığı, bu arada yine davalı idare tarafından ameliyatı yapan öğretim üyesi hakkında 2547 Sayılı Kanun kapsamında yapılan cezai soruşturma kapsamında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda Op.Dr ....... tarafından düzenlenen 16.10.2009 tarihli raporda da, "seçilen protezlerin farklı boyutta olduğu, bundan kaynaklanan her iki memede projeksiyon farkı bulunduğu, hastanın tekrar opere edilmesi aynı boyutlara sahip yeni silikon protezler seçilmesinin uygun olacağının belirtildiği, ameliyatı yapan hekim hakkında açılan kamu davasında görevi kötüye kullanmaktan ceza aldığı, hekimin dosya kapsamından farklı ebatlarda protez takıldığının farkedildiği, fakat operasyonun sona erdirilmiş olduğu ve ellerinde de başka protez bulunmadığı yönünde beyanının bulunduğu anlaşılmaktadır.

Temyize konu İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin kısmen kabul, kısmen reddine ve manevi tazminat isteminin kabulüne dair kısmında 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenleri bulunmamaktadır.
Kararın kabul edilen maddi tazminat tazminat miktarına yürütülecek faize dair bölümü incelenecek olursa;
Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 Sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler sebebiyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması sebebiyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibariyle yasal faiz uygulanması, Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.

Bakılan davada, davacılar tarafından idareye tazminat talepli 25.8.2009 tarihli dilekçeyle başvuru yapılmıştır. Dolayısıyla bakılan davada kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarları bakımından, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan idareye başvurunun yapıldığı 25.8.2009 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği açıktır. Bu sebeple maddi tazminat miktarına davanın açıldığı tarih olan 19.11.2009 tarihinden itibaren faiz yürütülmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca davacının temyiz isteminin kısmen kabulüyle Antalya 2. İdare Mahkemesi'nin 30.12.2010 günlü, E:2009/...; K:2010/... Sayılı kararının, maddi tazminat miktarına 19.11.2009 tarihinden itibaren faiz işletilmesine dair kısmının BOZULMASINA,"

Devlet Hastanesine Tazminat Davası

Devlet hastanesine tazminat davası- Kişiler özel hastanelere müracaat ettiği gibi ülkemizin büyük bir çoğunluğu sağlık hizmetini devlet hastanelerinden karşılamaktadır. Tıbbi müdahale için devlet hastanesine başvurmuş ancak müdahale sonrası doktor hatası, hekim hatası gibi bir olumsuzlukla karşılaşan kişi dasasını hekime ya da doktora karşı değil devletin hizmet kusurundan ötürü idareye yani tıbbi müdahalenin yapıldığı hastaneye karşı açacaktır. Anlaşılacağı üzere dava kamu hastanesine yöneltilecek ve tazminat sorumlusu devlet yani kamu hastanesi olacaktır. Açılacak davas İdari Yargılama Usulü kanunu gereği tam yargı davası olacak ve doktor hatası sebebiyle maddi manevi tazminat tam yargı hükümleri doğrultusunda devlet hastanesinden talep edilecektir. Devletin hizmet kusurundan dolayı açılacak olan davada maddi ve manevi tazminat sorumlusu olur ve dava aleyhine sonuçlanırsa bu durumda davacıya yani hastaya ya da hasta yakınlarına ödemiş olduğu tazminatı rücu davası açarak tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren doktordan isteyebilecektir. Tam yargı davasının açılmasına ilişkin usul İdari Yargılama Usulü Kanununda düzenlendiği şekle uygun olarak açılmalı ve hak kaybına sebebiyet vermemek için fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak açılması gerekebilecektir. Belirsiz alacak davasına ilişkin usul ise Hukuk Muhakemeleri Kanununda yer almaktadır. Yine Belirsiz alacak davası açılıp ıslah edilebileceği gibi bu durumun takibinin yapılması gelen zarar miktarlarının tespiti sonrasında yani kusurun varlığıının ortaya çıkarılması ile artık ıslah dilekçesi ile dava değeri arttırılabilecektir. Önemle belirtmek gerekirse devlet hastanesinde çalışan doktorun doktor hatasından dolayı yanlış tedavi yapan doktora dava açılamayacak devlet hastanesine karşı dava açılabilecektir. Devlet hastanesi davanın kazanılmasından sonra doktor hatası yapan hekime karşı rücu davası açabilecektir.

Devlet Hastanesine Tazminat Davası Nerede Açılır?

Devlet hastanesine karşı açılacak dava idare hukukunda tazminatların talebine ilişkin dava türü olan tam yargı davası ile istenebilmektedir. Bu sebeple açılan tam yargı davasının açılacağı mahkeme idare mahkemesidir. Hukuki tabir ile devlet hastanesine açılacak tazminat davasında görevli ve yetkili mahkeme idare mahkemesi olacaktır.

Doktor Hatası Tazminat Miktarı

Doktor hatası tazminat miktarı davayı açan tarafça belirlenen bir husustur. Örneğin maddi zararlar için açılacak maddi tazminat davasında kişi ne kadar maddi zararı var ise bunun tamamını isteyebileceği gibi daha sonradan ıslah etme hakkını saklı tutarak bir kısmı için de dava açabilecektir. Ancak bu durum manevi tazminat davası için geçerli değildir. Manevi tazminat bölünemeyeceğinden tamamının istenmesi şarttır. Bunu bir örnekle açıkalayacak olursak kişi devlet hastanesinde uğramış olduğu doktor hatası nedeniyle 10.000,00 TL maddi zararı varsa fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1.000,00 tl lik bir dava açabilir. Aynı davada ileri süreceği manevi tazminat taleplerinin ise tamamının istenmesi gerekecektir. Yani 50.000,00 TL manevi zarar varsa bu miktarın tamamı istenmeli sonradan arttırma talebinde bulunamayacağından bu durumu davanın açılması sırasında öngörmelidir. Unutulmayacak şey manevi tazminatın bölünmezlik unsuruna sahip olduğu ve doktor hatası tazminat davalarında tamamının dava edileceğidir.

Devlet Hastanesinin Hizmet Kusuru

T.C.
DANIŞTAY
10. DAİRE
E. 2019/6165
K. 2019/7569
T. 7.11.2019

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

HİZMET KUSURU NEDENİYLE MADDİ MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Uyuşmazlığın Çözümünde Hükme Esas Alınan Adli Tıp Kurulu Raporunun Araştırılması Gerekli Hususları Karşılamadığının Anlaşıldığı - Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Nöroloji Uzmanı Gibi Uzman Akademisyenlerden Oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan Tarafların İddia ve İtirazlarını Karşılayacak Yeni Bir Rapor Alınarak Hüküm Kurulması Gerektiği/Eksik İnceleme Sonucu Verilen Kararın Bozulması Gerektiği )
• ADLİ TIP KURULU RAPORU ALINMASI ( Davacılar Yakınının Tekrarlayan Oral Aft Tanısı Konularak Reçete Düzenlenmesine Rağmen Adli Tıp Kurumu Raporunda Hekimin İfadesi Dikkate Alınarak Bu Durumun Hafif Pamukçuk Olarak Değerlendirildiği - Resmi Hasta Kayıtlarına Göre Hastaya Konulan Tekrarlayan Oral Aft Tanısı Dikkate Alınarak Yapılan Muayenenin Tıbbi Olarak Yeniden Değerlendirilmesi Gerektiği )
• BİLİRKİŞİ RAPORUNUN YETERSİZ OLMASI ( Davacıların Çocuk Hastalıkları Hastanesinde Tedavi Gören ve Vefat Eden Yakınlarının Ölümünde İdarenin Hizmet Kusuru Bulunduğunun İddia Edildiği - Hastaneye Yatırılan Hastada Var Olan Sepsis ve Kaynağının Ne Olduğu Bu Tanılarla Yatırılan Hastalara Uygulanması Gereken Tıbbi Tedavilerin Neler Olması Gerektiğinin Tespiti Yapılarak Şikayetlerin Devam Ettiği Gözetilerek Taburcu Edilmesinin Tıbben Uygun Olup Olmadığının Belirlenmesi Gerektiği )
• EKSİK İNCELEME ( Dosyadaki Belgelere Göre Hastanın Tedavisinin Anılan Hastanede Sürdürülmesinin Mümkün Olmadığı Görüşüyle İleri Tetkik ve Tedavisinin Planlanması İçin Sevk Edilmeye Çalışıldığı Ancak Yer Bulunamadığından Sevk Edilemediğinin Anlaşıldığı - Hastanın Sevkinin Gerekip Gerekmediği Sevk İşleminin Gerçekleştirilmemesinin Tıbbi Bir Eksiklik Olup Olmadığı ve Sevk Edilmemesinin Ölüme Etkisinin Olup Olmadığının Tespiti Gerektiği )
SAĞLIK HİZMETİNİN KUSURLU İŞLETİLMESİ ( Genel Durumunun Düzelmesi Sebebiyle Yoğun Bakımdan Çıkarılarak Servise Alınan Hastanın Serviste Oral Alımı Tolere Edemediğinden Aspirasyon Pnömonisi Nedeniyle Vefat Ettiği - Tıbbi Kayıtlar Değerlendirilerek Yoğun Bakımda Tedavinin Sürdürülmemesi Bakımından Sunulan Sağlık Hizmetinde Bir Aksaklık Olup Olmadığı Sonuç Olarak Gereken Her Türlü Dikkat ve Özenin Gösterilip Gösterilmediği Hususlarının Açıklığa Kavuşturulması Gerektiği )
2709/m.125
2659/m.1,2,15
2577/m.2
ÖZET : Dava, davacıların, Çocuk Hastalıkları Hastanesinde tedavi gören ve vefat eden yakınlarının ölüm olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan Adli Tıp Kurulu raporunun araştırılması gerekli hususları karşılamadığı açık olup, konu ile ilgili uzman akademisyenlerden oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan ( olayda ilgisi bulunduğundan enfeksiyon hastalıkları uzmanı, nöroloji uzmanı gibi ) tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenerek uyuşmazlığın çözülmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

İSTEMİN KONUSU : Şanlıurfa İdare Mahkemesi'nin 25/03/2014 tarih ve E:2011/1165, K:2014/747 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesinde tedavi gören ve vefat eden yakınları N.G.'ın ölüm olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen 20.000,00 TL maddi ve 180.000,00 TL manevi zararın tazminine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Şanlıurfa İdare Mahkemesi'nin 25/03/2014 tarih ve E:2011/1165, K:2014/747 Sayılı kararıyla; dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 15/01/2014 tarihli ve 135 karar sayılı raporu doğrultusunda davacıların yakınının ölümünde davalı idarenin kusurlu bir eylemi bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, vefat eden yakınlarının yoğun bakım hastası olmasına rağmen servise alınarak tedavisine devam edildiği, adli tıp kurumu raporunda iddialarının karşılanmadığı, sadece evrak üzerinden karar verildiği, hastanenin çocuk servisinin çok yoğun ve yetersiz olduğu, temiz ve steril olmadığı, bu nedenlerle enfeksiyon oluşmasında idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz isteminin kabulüyle eksik incelemeye dayanan temyize konu kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesi'nce Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :

Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelere göre;

03/11/2010 tarihinde özel bir hastanede doğan davacılar yakını N.G., 15/11/2010 tarihinde davacılar tarafından ateş ve ağızda yara şikayetleri ile Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesi acil servisine götürülmüş, "tekrarlayan oral aft" tanısı konularak reçete düzenlenmiştir.

19/11/2010 tarihinde bu kez ateş, emmeme, döküntü şikayetleri ile anılan hastaneye yeniden müracaat edilmiş, hasta "oral aft+sepsis+ateş etyolojisi" tanılarıyla hastaneye yatırılmıştır. Gerekli takip ve tedaviler sonucunda oral alımı iyi olan ve genel durumu düzelen hasta bir hafta sonra kontrole getirilmek üzere önerilerle 30/11/2010 tarihinde taburcu edilmiştir.

Akabinde 06/12/2010 tarihinde şikayetlerin devam etmesi ve yüksek ateş şikayeti ile yeniden aynı hastaneye getirilen N.G.'ın "yüksek ateş, pnömoni, ateş etiyolojisi, metabolik hastalık, sepsis ve DIC tanısı" ile yatışı yapılarak tedavisinin başlatıldığı, takip ve tedavisi sürerken 26/12/2010 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır.

Davacılar tarafından, yakınları N.G.'ın vefat etmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle oluşan maddi ve manevi zararın tazmini için bakılmakta olan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarla hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

Öte yandan, 2659 Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 Sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümlerin tamamına yakını Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden yürürlüğe konulmuştur.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Dosyanın incelenmesinden, 03/11/2010 tarihinde doğan N.G. hakkında Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesi acil servisinde 15/11/2010 tarihinde "tekrarlayan oral aft" tanısı konularak reçete düzenlendiği, davacılar tarafından 19/11/2010 tarihinde ateş, emmeme, döküntü şikayetleri ile anılan hastaneye yeniden müracaat edildiği, bu kez "oral aft+sepsis+ateş etyolojisi" tanılarıyla hastaneye yatırıldığı, 11 gün hastanede tedavi gördükten sonra hastanın oral alımının iyi olduğu ve genel durumunun düzeldiği gerekçesiyle 30/11/2010 tarihinde taburcu edildiği, ardından ailenin durumu düzelmeyen çocuklarını yine yüksek ateş şikayeti ile 06/12/2010 tarihinde aynı hastaneye getirdikleri, N.G. hakkında "yüksek ateş, pnömoni, ateş etiyolojisi, metabolik hastalık, sepsis ve DIC tanısı" konulduğu, genel durumu orta, turgor tonus orta, periferik dolaşım bozuk, 33 günlük ve 3 kg ağırlığında bebeğin yatışı yapılarak kan ve laboratuvar tetkiklerinin yapıldığı, aynı gün alınan kültür sonucuna göre kogüloz ( - ) stafilokok ( vankomisin duyarlı ) ürediği, tedavisinin düzenlendiği, hastanın antibiyotik tedavisine başlandıktan sonra anemi, trombositopeni, batın distansiyonu, DIC gelişir gelişmez yoğun bakıma alındığı, aynı zamanda pediatri hematoloji, pediatri gastroentereloji, pediatri nefroloji uzmanlarından konsültasyon istenildiği, hemolitik üremik sendrom açısından değerlendirilmesi istenilen 12/12/2010 tarihli çocuk nefroloji konsültasyonunda; idrar tetkikinin olmadığı, idrar çıkışı takibinin yapılmadığı, tansiyon izleniminin yetersiz olduğu, yakın takibi gerektiği, yine yetersiz sıvı desteği verildiği, hastanın hemolitik üremik sendrom açısından üre ve keratin yüksekliğinin öncelikle dolaşım yetersizliği ve yetersiz hidrate edilmesine bağlanıldığı, bir takım önerilerde bulunulduğu, özellikle olgunun çocuk hastanesi koşullarında izlenmesinin uygun olmadığı, plazmaferez ihtiyacı olduğu, plazmaferezin yapılabileceği merkeze ivedilikle sevkinin uygun olduğu, hematoloji uzmanının da görüşünün bu yönde olduğu, bunun dışında yapılması gereken diğer önerilerin sıralandığı, buna istinaden hasta dosyasında yer alan 13/12/2010 tarihli çocuk yoğun bakım ünitesi izlem formunda hastanın plazmaferez için sevkinin uygun görüldüğü, 112 ekipleri ile görüşüldüğü, uygun merkezlere sevk talebinin iletildiği, yine hasta notunda, mevcut destek tedavilerinin yanı sıra plazmaferez yapılmasının önerilmesi üzerine plazmaferez yapabilen bir çocuk yoğun bakım ünitesine sevkinin uygun görüldüğü notunun düşüldüğü, hastanın yatışının yedinci gününde ikinci kan kültüründe e. coli ürediği, buna göre tedavisinin düzenlendiği, yatışının onbirinci gününde genel durumunun iyi olması nedeniyle yoğun bakımdan çıkarılarak servise alındığı, servisteki takibinde oral alımı tolere edemeyen hastanın 26/12/2010 tarihinde yatağına kustuğu ve siyonize olduğu, aspirasyon pnömonisi nedeniyle tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı anlaşılmaktadır.

Davalı idare tarafından yapılan disiplin soruşturmasında, davacılar yakınının tedavisine katılan hekimlerin ifadelerinde, hastanın kan kültürlerinde iki kez ( KNS ve e. coli ) üremesi üzerine hastada immün yetmezlik olabileceğinin düşünüldüğü, hastanın ileri tetkik ve tedavisinin planlanması ve ailenin de transfer isteği üzerine Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi çocuk bölümü ve acil 112 komuta merkezi ile iki kez görüşüldüğü ancak çevre iller de dahil olmak üzere yer bulunmadığı, bu durumun 112 komuta merkezini ve Sağlık Bakanlığını ilgilendirdiği, yine o dönemde Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesinin yoğun bakım ve servislerinin çok yoğun olduğu, kapasitesinin üzerinde hizmet vermeye çalıştığı, bu hususun hastane arşiv kayıtlarından ve basındaki haberlerden anlaşılacağı ifade edilmiştir.

Söz konusu soruşturma sonucunda düzenlenen 08/03/2011 tarihli ön inceleme raporunda, N.G.'ın takip ve tedavisinde herhangi bir ihmal ya da kusur bulunmadığından tedaviye katılan hekimler hakkında disiplin cezası ve soruşturma izni verilmemesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Uyuşmazlığa ilişkin olarak alınan Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 15/01/2014 tarihli ve 135 karar sayılı raporunda ise özetle; her ne kadar zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskobik, histopatolojik, toksikolojik araştırma yapılmamış olmakla birlikte, adli ve tıbbi belgelere göre, ... sepsis, şok, DİC, akut renal yetmezlik, cooms pozitif anemi nedeni ile takibi ve tedavisi yapılan bebeğin ölümünün aspirasyona bağlı solunum dolaşım durması ve komplikasyonlarından meydana geldiği, tüm bu hususlar dikkate alındığında hastaya yapılan müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğu, kişinin muayene takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere, yardımcı sağlık personeline ve hastane idaresine atfı kabil kusur bulunmadığı kanaatine varıldığı görülmektedir.

Dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde; hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, sepsis, şok, ateş etiyolojisi, DIC, akut renal yetmezlik, cooms pozitif anemi tanılarıyla takip ve tedavisi yapılan hastanın, sepsis ve ateş etyolojisi tanılarının altında yatan nedenlerin neler olabileceği, hastada ortaya çıkan enfeksiyonların ve kaynağının neler olduğunun açıkça ortaya konulmadığı, hasta dosyası kapsamında yukarıda yer verilen 12/12/2010 tarihli çocuk nefroloji konsültasyonundaki tespit ve önerilerin raporda değerlendirilmediği, Kurulda konuyu bu yönleriyle inceleyebilecek enfeksiyon hastalıkları uzmanı ile nefroloji uzmanının da bulunmadığı, aynı zamanda hasta notlarında ileri tetkik ve tedavisinin planlanması için hastanın sevkinin uygun görüldüğü belirtildiğinden sevkinin gerçekleştirilmemiş olmasının tıbbi bir eksiklik olup olmadığı, ileri bir sağlık kuruluşuna sevk edilmesinin gerekip gerekmediği, sevk edilmemesinin hastada oluşan tabloya ve ölümüne etkisinin olup olmadığı hususunun açıklanmadığı, böylece adli tıp kurumu raporunun yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, kurulun da dava konusu uyuşmazlığı bu yönleriyle değerlendirecek bir şekilde oluşturulmadığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla uyuşmazlığın çözümü için;

1- ) Davacılar yakını N.G.'ın 15/01/2010 tarihinde "tekrarlayan oral aft" tanısı konularak reçete düzenlenmesine rağmen, Adli Tıp Kurumu raporunda hekimin ifadesi dikkate alınarak bu durumun hafif pamukçuk olarak değerlendirildiği, resmî hasta kayıtlarına göre hastaya konulan "tekrarlayan oral aft" tanısı dikkate alınarak yapılan muayenenin tıbbi olarak yeniden değerlendirilmesi,

2- ) 19/11/2010 tarihinde "oral aft+sepsis+ateş etyolojisi" tanılarıyla hastaneye yatırılan hastada var olan sepsis ve kaynağının ne olduğu, bu tanılarla yatırılan hastalara uygulanması gereken tıbbi tedavilerin neler olması gerektiği, hastada aynı şikayetlerin devam ettiği de göz önünde bulundurularak 30/11/2010 tarihinde taburcu edilmesinin tıbben uygun olup olmadığı,

3- ) 06/12/2010 tarihinde tekrar anılan hastaneye getirilen N.G.'ın "yüksek ateş, pnömoni, ateş etiyolojisi, metabolik hastalık, sepsis ve DIC tanısı" ile yeniden hastaneye yatırıldığı ve alınan kan kültürlerinde iki kez enfeksiyon ürediği de dikkate alındığında; hastada dirençli olduğu anlaşılan enfeksiyonun ne olduğu, altında yatan nedenlerin ve enfeksiyonların kaynağının neler olabileceği, hastanın daha öncede hastanede tedavi görmesi nedeniyle anılan enfeksiyonların hastaneden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, aynı şikayetlerle defaaten hastaneye getirilen hastaya yönelik düzenlenen tedavilerin tıbben yeterli olup olmadığı,

4- ) Yukarıda yer verilen 12/12/2010 tarihli çocuk nefroloji konsültasyonundaki tespit ve önerilerin Adli Tıp Kurumu raporunda açıkça değerlendirilmediği görüldüğünden, yapılan tıbbi müdahalelerin bu açıdan yeniden değerlendirilerek tedavi eksikliği bulunup bulunmadığı, ( varsa ) bu tedavi eksikliğinin müteveffanın ölümüne herhangi bir katkısının bulunup bulunmadığı,

5- ) Dosyada yer alan tıbbi belgelere göre, hastanın tedavisinin anılan hastanede sürdürülmesinin mümkün olmadığı görüşüyle ileri tetkik ve tedavisinin planlanması için sevkedilmeye çalışıldığı ancak yer bulunamadığından sevk edilemediği anlaşıldığından, hastanın sevkinin gerekip gerekmediği, gerekiyorsa sevk işleminin gerçekleştirilmemesinin tıbbi bir eksiklik olup olmadığı, sevk edilmemesinin hastada oluşan tabloya ve ölümüne etkisinin olup olmadığı,

6- ) Hastanın yoğun bakımda tedavisi devam ederken genel durumunun düzelmesi sebebiyle yoğun bakımdan çıkarılarak servise alındığı, serviste oral alımı tolere edemediğinden aspirasyon pnömonisi nedeniyle vefat ettiği dikkate alındığında, hastanın tıbbi kayıtlarının değerlendirilerek yoğun bakımda tedavisinin sürdürülmemesi bakımından sunulan sağlık hizmetinde bir aksaklık olup olmadığı, sonuç olarak somut olayda gereken her türlü dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan Adli Tıp Kurulu raporunun yukarıda sayılan hususları karşılamadığı açık olup, konu ile ilgili uzman akademisyenlerden oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan ( olayda ilgisi bulunduğundan enfeksiyon hastalıkları uzmanı, nöroloji uzmanı gibi ) tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenerek uyuşmazlığın çözülmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,

2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddine ilişkin Şanlıurfa İdare Mahkemesi'nin 25/03/2014 tarih ve E:2011/1165, K:2014/747 Sayılı kararının BOZULMASINA,

Sağlık Davalarına Bakan Avukatlar Değerlendirme

Sağlık davalarına bakan avukatlar- Tıp hukuku sağlık hukukunun bir alt dalıdır. Sağlık hukuku çok geniş kapsamlı bir hukuk dalı olduğu için bu disiplinin idare hukuku, borçlar hukuku, tazminat hukuku, iş hukuku ve sorumluluk hukuku gibi disiplinlerle ilişki içerisinde olduğu söylenebilir. Nitekim hasta ve hekim arasındaki sözleşmesel ilişki bakımından borçlar hukuku, hekimin hastane ile sözleşmesel ilişkisi bakımından özel ise iş hukuku, kurum ise idare hukuku ile bağlantısı olacaktır. Ayrıca hekimin tıbbi müdahalenin gerçekleştirilmesi sırasında meydana gelebilecek kusurlu fiilerinden ötürü hastaya karşı tazminat hukuku ve sorumluluk hukuku bakımından yükümlülükleri doğabilecektir. Nitekim hekim kamu hastanesinde bu kusuru gerçekleştirmiş ise idare hukuku gereği davaların yönlendirileceği yani hukuki tabirle husumet bakımından sorumluluğu doğacak olan taraf devlet hastanesi olacaktır. Bu yüzden sağlık hukuku multidisipliner bir alan demek doğru olur. İşte sağlık hukukunun multidisipliner yapısı gereği ilişkili olduğu diğer disiplinlerin de iyi bilinmesi açılacak tam yargı davalrının seyri bakımından önemlidir. Bu yüzden devlet hastanelerine tıbbi uygulama hatalarından ötürü açılacak tam yargı davalarının alanında uzman sağlık davalarına bakan avukatlar vasıtası ile tıp hukuku avukatı, sağlık hukuku avukatı ile takibi tavsiye olunmaktadır. Yukarıda bahsi geçen hususlar bakımından idare hukuku avukatı ve tıp hukuku avukatı ile bu şekilde bir hukuki bilgi birikimi ve tecrübesi bulunmak zorundadır.

Kaynaklar;

HAKERİ,Hakan, Tıp hukuku, seçkin yayıncılık Eylül 2015
EROL, Gültezer, Özel hastanelerin Hukuki Sorumluluğu, seçkin yayıncılık Nisan 2015
GÖKCAN,Hasan, Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukukui ve Cezai Sorumluluk, Seçkin yayıncılık Nisan 2017

Doktor hatasında devlet hastanesine karşı açılacak davalar tazminat davaları olduğundan bahisle idare hukukunun 2577 sayılı idari yargılama usulü kanunu uygulanması şarttır. 2577 sayılı kanuna göre idareye karşı yani kamu kurumuna karşı açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme idare mahkemesi olacağı gibi bu tip davalara verilen isim tam yargı davalarıdır. Tam yargı davalarına ilişkin kapsamlı bilgi için idare hukukunda tazminat davaları başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık