Doktor Hatası Tazminat Davasında Bilirkişi Raporu

Doktor Hatası Tazminat Davasında Bilirkişi Raporu

10-08-2020
Doktor Hatası Tazminat Davasında Bilirkişi Raporu

Doktor Hatası Tazminat Davasında Bilirkişi Raporu

Doktor hatası tazminat davasında bilirkişi raporunun çok büyük önemi bulunmaktadır. Nitekim yapılan tıbbi müdahalenin doktor hatası dolayısıyla mı yoksa komplikasyon sebebiyle mi olumsuz olduğu (komplikasyon hakkında bilgi için Tıbbi Müdahalelerde Endikasyon, Komplikasyon Nedir başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz) hususunun araştırılması uzmanlık gerektiren bir husustur. Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. maddesi gereği  mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür. 

T.C.
DANIŞTAY
15. DAİRE
E. 2016/5542
K. 2017/1899
T. 20.4.2017

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

İstemlerin Özeti : Erzurum 1. İdare Mahkemesi'nin 16/02/2016 tarih ve E:2016/74; K:2016/138 Sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmaların Özeti : ......... tarafından Mahkeme kararının bozulması gerektiği savunulmuştur, davacılar tarafından savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakimi Düşüncesi : Davalı idarenin temyiz isteminin reddi, davacının temyiz isteminin kısmen kabulüyle Mahkeme kararının esasa dair kısmının onanması, harç ve vekalet ücretine dair kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce; tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek dosyanın tekemmül ettiği görülmüş olup yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; davacılardan K.... ve F...'ın müşterek çocukları ve Ha.....ın kardeşi olan 'ın ...... Üniversitesi Tıp Fakültesi ......Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı doktorları tarafından 05.01.2006 tarihi ve sonrasında gerçekleştirilen ameliyatlar neticesinde doktor hatası sonucunda felç ve ömür boyu bakıma muhtaç kaldığından bahisle uğranılan zararın karşılığı olarak için iş göremezlik tazminatı karşılığı 600.000,00 TL, sakatlığı sebebiyle bakıcıya ihtiyaç duyduğu gerekçesiyle 1.200.000,00 TL bakıcı gideri, 150.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 1.950.000,00 TL maddi; için 350.000,00 TL, anne F......ve baba K.......için ayrı ayrı 50.000,00 TL ve kardeşi H..... için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 460.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.410.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Erzurum 1. İdare Mahkemesince; davacılardan K...... ve F......'ın müşterek çocukları ve Ha......'ın kardeşi olan 'ın doğuştan omirilik eğriliği rahatsızlığı bulunduğu bu rahatsızlığın giderilmesi maksadıyla 08.11.2005 tarihinde 383975 protokol numarasıyla ..... Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne giriş yaptığı, 05.01.2006 tarihinde yapılan ilk ameliyatta vidaların yanlış yerleştirilmesi neticesinde sinir zedelenmesine bağlı olarak yarı felçli olarak ve idrarını tutamaz bir vaziyette kalktığı,10.01.2006 tarihinde ikinci kez ameliyata alındığı, vidaların doğru yere yerleştirildiği, 22.01.2006 tarihinde üçüncü kez ve Ocak 2007'de ise 4. kez ameliyat edildiği, ancak kendisinde herhangi bir düzelme olmadığı, yapılan yanlış ameliyatlar neticesinde felç kaldığı, ameliyatlar sırasında ve sonrasında gereken dikkat ve özenin gösterilmemesi sebebiyle felç kalmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle 2.700.000,00.-TL maddi ve 460.000,00.-TL manevi olmak üzere toplam 3.160.000,00.-TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle yapılan 16.04.2007 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine için iş göremezlik tazminatı olarak 600.000,00 TL maddi, sakatlığı sebebiyle bakıcıya ihtiyaç duyduğu gerekçesiyle 1.200.000,00 TL bakıcı gideri, 150.000,00 TL tedavi gideri, 350.000,00 TL manevi; anne F..... ve baba Ko......çin ayrı ayrı 50.000,00 TL ve kardeşi H..... için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 1.950.000,00 TL maddi, 460.000,00 TL manevi olmak üzere ıslah hükümlerinin de devrede olmaması sebebiyle hak kaybına uğramamak için tazminat miktarı yüksek tutularak toplamda 2.410.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi istemiyle bakılan davanın açıldığı, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda vidaların yanlış yere yerleştirilerek sinir zedelenmesi ve kısmi felç durumunun oluştuğu bunun hizmet kusuru oluşturduğunun tespit edilmesi üzerine davacıda %24 çalışma gücü kaybının da oluştuğu anlaşılarak 98.000,00-TL maddi, 92.000,00-TL manevi tazminata hükmedildiği, Dairemizin kararıyla manevi tazminatın kısmen reddine dair kısmının bozulması diğer kısımlarının onanması üzerine bozma kararına uyularak 165.000,00-TL daha manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.

Taraflarca, kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek anılan İdare Mahkemesi kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Temyize konu mahkeme kararının nispi harç ve vekalet ücretine dair kısımlar haricindeki kısımlarında 2577 Sayılı Kanun'un 49. maddesinde belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından tarafların anılan kısımlara yönelik temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.

Mahkeme kararının reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi ve nispi harca dair kısmına gelince;

Dosyanın incelenmesinden; davacıların sağlık hizmetinin kusurlu işletilmesine dayalı olarak açtıkları tam yargı davasını 2007 tarihinde açtıkları söz konusu tarihte idari yargıda ıslah hükümleri yürürlükte olmadığından tazminat taleplerini hak kaybına uğramamak için yüksek meblağlarda tutarak toplamda 2.410.000,00-TL maddi ve manevi tazminat talep ettikleri, Mahkeme tarafından hizmet kusurunun yaptırılan Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilmesi üzerine davacıdaki çalışma gücü kaybına bağlı olarak 98.000,00-TL maddi, 247.000,00-TL manevi tazminata hükmettiği nispi karar harcının 17.995,04-TL olarak, yargılama giderlerinin 18.669,99-TL olarak hesaplandığı ve davacı üzerinde tazminat miktarının ıslah hükümlerinin yürürlükte olmaması sebebiyle yüksek gösterilmesine bağlı olarak büyük bir oranı olan 16.616,291-TL'lik miktarının bırakıldığı, vekalet ücreti yönünden de davanın kısmen kabul kısmen red ile sonuçlanması neticesinde de neredeyse asıl alacağı kapsayacak şekilde davacı aleyhine toplam 93.823,52-TL vekalet, idare aleyhine ise 26.474,56-TL vekalet hükmedildiği görülmüştür.

Hükmolunan tazminat miktarı üzerinden hesaplanan nisbi harç yargılama giderlerine dahil edilmiş olup, yargılama giderlerine dahil edilen bu harcın dava açılırken gösterilen yüksek meblağlar neticesinde haklılık oranına göre dağıtılması sonucu büyük bir oranı davacı üzerinde bırakılması sonucunu doğurmuştur.

492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi bulunduğu; 11. maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; 15. maddesinde yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. Maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği kurala bağlanmıştır.

Anılan Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.

Aktarılan kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç ve posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, tümüyle haksız çıkan tarafa, başka bir deyişle davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, İdare Mahkemesi'nce nispi harç dahil tüm yargılama giderlerine haklılık oranı uygulanması suretiyle hüküm kurulmasında yasal isabet görülmemiştir.

Öte yandan vekalet ücreti olarak hükmedilen miktarın fazlalığı, konunun hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkı bağlamında incelenmesini gerektirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasanın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına dair bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (AYM, 01.11.2012 tarih, E.2010/83, K.2012/169 Sayılı karar).

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90. maddesinin son fıkrasında “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere dair milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir.

Yine Anayasa'nın 148. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. ” hükmü yer almıştır.

Bir tam yargı davası sonucunda , davacı aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile korunan hak arama hürriyeti ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru sonucunda verilen Anayasa Mahkemesi'nin 7.11.2013 tarih ve B. No:2012/791 numaralı kararında konuya dair temel ilkeler ortaya konulmuştur.

Buna göre, “Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin (1) numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek hakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.

Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların, reddedilen davaya konu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede, davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir.

Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

Ancak, yukarda da ifade edildiği üzere, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gereklidir.” denilmektedir.

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelere göre, istenen tazminatın reddedilmesi üzerine belirli bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesi tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak nitelendirilemeyecektir. Ancak her bir uyuşmazlığın kendini özgü niteliklerinin ve uyuşmazlığa konu olayın, davacıların mahkemeye erişim hakkı üzerinde farklı sonuçlar doğurabilmesi de mümkündür.

Açılan bir tam yargı davasında istenilen tazminatın miktarının, ancak bilirkişi incelemesi ve benzeri araştırmalardan sonra elde edilen verilere göre mahkemece takdir edildiği bilinmektedir. Tazminat davasının bu özelliği gereği, gerçekte hak edilen tazminat miktarının dava açılmadan önce davacılar tarafından tam olarak bilinmesi veya öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu belirsizliğin, davacıları yüksek miktarlı istemlerde bulunmaya yönlendirebileceği açıktır.

Talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah), tazminat davasının başındaki belirsizlik karşısında bir güvence oluşturabilecekse de, davanın açıldığı tarihte 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda böyle bir kuruma yer verilmemiştir. Dolayısıyla, hak kaybına uğramak istemeyen davacılar için tazminat taleplerine dair miktarları yüksek tutmaktan başka seçenek bulunmamaktadır. Nitekim, davacılar bu hukuki ve fiili şartlar altında açtıkları davalarında, 2.410.000,00-TL zararın tazminini istemişlerdir.

Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesiyle bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.

Sonuç olarak, yukarda açıklanan şekilde davacıların, kullandıkları Anayasal hakları sebebiyle olağan dışı ağırlıkta bir mali yük altında kalmış olmaları, bu durumun hak arama özgürlüğü ve mahkeme erişim hakkı üzerinde olağan dışı bir kısıtlama oluşturması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında mahkemelerin yargılama usullerini uygularken davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten kaçınmaları gereğini vurgulaması bir arada değerlendirildiğinde, talep edilen maddi tazminat miktarı üzerinden makul bir vekalet ücretinin belirlenmesi hakkaniyet gereğidir.

Dava konusu uyuşmazlıkta vekalet ücretine dair kısım açısından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde davanın kısmen kabul kısmen red ile sonuçlandığı durumlarda vekalet ücretlerinin nisbi olarak hesaplanacağı belirtilmiş, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden 77.973,52-TL, reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden ise 15.850,00-TL vekalet ücreti olmak üzere toplamda 93.823,52-TL'nin davacı üzerinde bırakıldığı görülmüştür. Her ne kadar mevzuatta tazminat içerikli davalarda davanın kısmen kabul kısmen red ile sonuçlanması durumunda nisbi vekalet ücreti hesaplanacağı belirtilmiş ise de dava açılırken ıslah hükümlerinin yürürlükte olmaması sebebiyle tazminat taleplerinin hak kaybının engellenmesi için yüksek tutulduğu somut olayda da nisbi harç ve vekalet ücretinin neredeyse davacının asıl alacağını da kapsayacak şekilde aleyhine yüksek bir miktar hesaplandığı göz önüne alındığında, kabul edilen maddi tazminat miktarı için hükmedilen vekalet ücreti kadar makul bir vekalet ücretine hükmedilmesi hakkaniyet gereğidir.

Bu durumda İdare Mahkemesi tarafından nispi harç ve reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan vekalet ücreti açısından hukuka ve hakkaniyete uyarlılık bulunmadığından söz konusu kısımlar açısından yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin kısmen kabulüyle Erzurum 1. İdare Mahkemesi'nin 16/02/2016 tarih ve E:2016/74; K:2016/138 Sayılı kararının, reddedilen maddi tazminat üzerinden hesaplanan vekalet ücretine dair kısmının ve nispi harca dair kısmının BOZULMASINA


T.C.
DANIŞTAY
15. DAİRE
E. 2015/8094
K. 2016/667
T. 8.2.2016

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

İstemin Özeti : Davacı vekili tarafından, müvekkilinin 16.1.2007 tarihinde ..... Devlet Hastanesi doktorlarından Göz Doktoru ...... tarafından yapılan göz ameliyatı sonucu sağ gözünün görmemesi olayında; davacının ameliyata sağlam bir şekilde girmesine rağmen bir gözünü kaybederek ameliyattan çıktığı, olayın tamamen doktor hatası sebebiyle meydana geldiği iddia edilerek davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle tazminat istemiyle yapılan başvurunun reddine dair 27.6.2007 tarih ve 13739 Sayılı davalı idare işleminin iptali ile 20.000,00.-TL maddi (sürekli işgöremezlik nedeniyle) ve 10.000,00.-TL manevi olmak üzere toplam 30.000,00.-TL tazminatın olayın meydana geldiği 16.1.2007 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açılan dava sonucunda, Erzurum 2. İdare Mahkemesi'nce; davaya konu olayla ilgili olarak tanzim edilen her iki bilirkişi raporunda da davacıya uygulanan tıbbi tetkik ve tedavilerin eksik veya hatalı olduğu yönünde bir bulguya yer verilmemesi ve davacıda ameliyat sırasında görülen ekspülsif hemorajinin, katarakt cerrahisinin çok nadir görülen ve en ağır komplikasyonlarından biri olduğu anlaşılmakla, 

davalı idarenin olayda bir ihmal ya da hizmet kusurunun olmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen kararın Dairemiz bozma kararına uyularak, sunulan sağlık hizmetinin kusurlu olmasından doğan uyuşmazlıklar doğrudan Hazineyi ilgilendirmediği, bu tür uyuşmazlıklarda, valiliklerin hazine avukatı ile temsilleri mümkün olmadığı gibi, hazine avukatı aracılığıyla temsil edilseler bile bakanlıklar lehine avukatlık ücretine hükmedilemeyeceğinden, bakılan davada davalı idareyi temsilen duruşmaya katılan hazine avukatı sebebiyle lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi imkanı bulunmadığı gerekçesiyle davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yolunda verilen kararın, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakiminin Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.

Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu vekalet ücretine dair kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine,Erzurum 2. İdare Mahkemesi'nin 17.3.2015 tarih ve E:2015/62, K:2015/284 Sayılı kararının ONANMASINA

T.C.
DANIŞTAY
10. DAİRE
E. 2019/6224
K. 2019/9946
T. 10.12.2019

Davacı:
Vekili:
Davalı:
Vekili:

İSTEMİN KONUSU : Isparta İdare Mahkemesi'nin 14/08/2014 tarih ve E:2012/1112, K:2014/677 Sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacı tarafından, geçirdiği trafik kazasının ardından kaldırıldığı Burdur Devlet Hastanesinde, gerekli müdahalelerin zamanında yapılmaması ve yanlış tedavi uygulanması sonucunda hayati tehlike geçirdiği, sağ bacağının kesilmek zorunda kalındığı, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek, uğradığını iddia ettiği zararlara karşılık 100.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Isparta İdare Mahkemesince verilen 14/08/2014 tarih ve E:2012/1112, K:2014/677 Sayılı kararda; olaya ilişkin olarak Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 02/04/2014 tarihli rapor ve dosyadaki bilgi, belgeler birlikte değerlendirildiğinde, olayda idarenin ağır hizmet kusuru tespit edilemediğinden davacının tazminat talebinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Mahkeme kararına esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınacak nitelikte olmadığı, Mahkemece eksik inceleme ile karar verildiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : Birsen Tamkoç İrak

DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kabulüyle temyize konu Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR : İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :

Dava dosyasında bulunan belgelere göre;

Davacı, 09/05/2011 tarihinde geçirdiği trafik kazasının ardından saat 19.35 sıralarında Burdur Devlet Hastanesine götürülmüş, röntgen ve batın tomografisi tetkikleri yapılmış, ortopedi, genel cerrahi uzmanları tarafından muayene edilmiş, femur distal uç parçalı kırığı tanısı ile atel uygulanarak ortopedi servisine yatış işlemi yapılmıştır.

Saat 21.12'de alınan kan tetkikine ait raporda hemoglobin değeri 13.6, saat 00.12'de alınan kan tetkikine ait raporda hemoglobin değeri 9.2 olarak belirtilmiştir. Davacıya saat 02.10'da 1 ünite kan verilmiştir.

10/05/2011 tarihinde sabah saat 08.00'de yapılan muayenesinde kapiller dolaşımda zayıflama görülmesi üzerine kalp damar cerrahi uzmanından konsültasyon istenilmiş, ilgili uzman tarafından arteriel doppler tetkiki yapılması önerilmiş, saat 17.54 sıralarında yapılan tetkike ait raporda, "sağ posteriör tibial arter ve arteria dorsalis pedis distalinde arteriyel akım izlenmediği, yüzeyel femoral, popliteal ve anteriör tibial arterin atel nedeniyle değerlendirilemediği" belirtilmiştir. Davacı kalp damar cerrahi uzmanı tarafından tekrar muayene edilerek 19.30 sıralarında kompartman sendromu ve popliteal arter yaralanması ön tanıları ile BT anjiyografi ile değerlendirilmesi için S. Demirel Üniversitesi Hastanesine sevk edilmiştir.

Davacı, S. Demirel Üniversitesi Hastanesinde yapılan tetkiklerin ardından ameliyata alınarak bacağındaki kırığa yönelik eksternal fiksatör uygulanmış, kompartman sendromuna yönelik fasiyotomi yapılmış, kalp damar cerrahi uzmanları tarafından da popliteal arterin tam kat kesik olduğu tespit edilerek politeal bypass operasyonu yapılmış, operasyonların ardından yoğun bakım ünitesinde takibe alınmıştır.

Davacı, 11/05/2011 tarihinde kanamasının devam etmesi ve dolaşımının bozulması üzerine tekrar operasyona alınarak fasiyotomi alanı genişletilmiş, sağ femoral embolektomi yapılmıştır.

Davacı, 25/05/2011 tarihine kadar yoğun bakım ünitesinde takip edilmiş ardından plastik cerrahi bölümüne alınmıştır. 29/05/2011, 31/05/2011 ve 06/06/2011 tarihlerinde bacağındaki nekroze alanlara yönelik debritman operasyonları yapılmış, 10/06/2011 tarihinde sağ bacağı dizinin üstünden ampute edilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.

İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.

Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

2659 Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 Sayılı Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler benzer şekilde yeniden düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Dava konusu olaya ilişkin olarak Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 02/04/2014 tarihli raporda sonuç olarak, "Kişide trafik kazası sonucu sağ distal femur kırığı ve crush (ezilme) oluştuğu, ezilme ve kırıklı yaralanmalarda damarlarda hasar ve bu nedenle damar içinde trombüs oluşabileceği, damar içinde oluşan bu trombüsün kan dolaşımında yavaşlamaya veya tıkanıklığa neden olabileceği, damar tıkanıklığına bağlı doku iskemisi ve kapiller kan akımında azalma oluşacağı, uzun süren mikrosirkülasyon iskemisinin de kaslarda nekroz oluşturduğu ve ezilme ile birlikte bu durumun doku içi basıncında artma ve kompartman sendromu gelişiminine neden olabileceği, bu durumun kırıklı ve ezilmeli yaralanmaların doğasından kaynaklandığı, bu sürecin sonunda uzuv kaybının bu tür yaralanmaların beklenen bir sonucu olduğu, kişinin Burdur Devlet Hastanesine başvurduğunda, ortopedi uzmanı tarafından görüldüğü, ilk muayenesinde kapiller dolaşımında bir sorun tespit edilmediği, ilerleyen zaman içerisinde kapiller dolaşımın bozulması üzerine kalp damar cerrahisi konsültasyonunun istenildiği, kalp damar cerrahisi konsültasyonu sonucunda damar yaralanması düşünülmesi üzerine BT anjiyografi ve cerrahi müdahale yapılması için bir üst merkeze sevk edildiği, burada yapılan müdahalelere rağmen kan dolaşımındaki sorunun çözülemediği ve sağ diz üstü amputasyon yapılmak zorunda kalındığı, kişide oluşan tablonun ezilme ve kırıklı yaralanmaların zamanında ve uygun bir şekilde tedavi edilmesine rağmen oluşabileceği, kişiye konulan tanı ve yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur tespit edilmediği" şeklinde görüş verilmiştir.

Adli Tıp Kurumu raporu incelendiğinde, S. Demirel Üniversitesi Hastanesine ait belgelerden, yoğun bakım ünitesi tarafından düzenlenen epikriz raporunun, davacının fasiyotomi ve embolektomi ameliyatına alındığına ilişkin bilginin yer aldığı "klinik seyir" bölümünün değerlendirilmiş olduğu, ancak, ortopedi birimince düzenlenen ve davacıya yoğun bakım ünitesi epikrizinde sözü edilen ameliyattan daha önce yapılan kırık onarımı operasyonu ve popliteal arterde tam kat kesik olduğu tespit edilerek yapılan bypass operasyonuna ilişkin açıklamaların yer aldığı epikriz raporunun değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.

S. Demirel Üniversitesi Hastanesinde yapılan ameliyat sırasında popliteal arterde tam kat kesik şeklinde yaralanma olduğunun tespit edilmiş olması karşısında; davacının Burdur Devlet Hastanesine getirilmesinden doppler tetkikinin yapılmasına kadar geçen süreçte muayene ve takiplerinin tıp kurallarına uygun olarak yapılıp yapılmadığı, parçalı kırıklarda damar yaralanması olabileceği gözetilerek acil serviste kalp damar cerrahi uzmanından konsültasyon istenilmesinin gerekip gerekmediği, davacının kan değerinde düşme olması üzerine damar yaralanmasından şüphelenilmesinin, ilgili uzmanlardan konsültasyon istenilip damar yaralanmasının tespitine yönelik tetkiklerin acilen yapılmasının gerekip gerekmediği, davacıdaki damar yaralanmasının teşhisinde gecikme olup olmadığı, sağ uyluk alt kısmında parçalı kırık olduğu tespit edilen davacının ameliyata alınması ya da ameliyat için ileri bir merkeze sevk edilmesinin gerekip gerekmediği, atel uygulanarak takip edilmesinin tıbben uygun bir yaklaşım olup olmadığı hususlarının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Bu amaçla, Mahkemece, ilgili Adli Tıp Üst Kurulundan dava dosyasında yer alan tüm hastane kayıtlarının değerlendirildiği, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı rapor alınarak olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.

Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Davacının temyiz isteminin kabulüne,

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık