Aydınlatma Yükümlülüğü Bakımından Hekimin Sorumluluğu

Aydınlatma Yükümlülüğü Bakımından Hekimin Sorumluluğu

05-10-2020
Aydınlatma Yükümlülüğü Bakımından Hekimin Sorumluluğu

Aydınlatma Yükümlülüğü Bakımından Hekimin Sorumluluğu

Aydınlatma yükümlülüğü bakımından hekimin sorumluluğu kaynak olarak Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15. maddesinden doğmaktadır. Tabii ki bu durumu sadece hasta hakları yönetmeliğine bağlamak da hatalı bir yaklaşım olacaktır. Zira ülkemizin de kabul ettiği ve iç hukukumuzda yerini bulan Avrupa Biyotıp Sözleşmesinde aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin "Sağlık alanında herhangi bir girişim, ilgili kişinin bu girişime özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde rıza(onam) vermesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, girişimin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi, verdiği onamı her zaman, serbestçe geri çekebilir." şeklinde hüküm yer almıştır. Doktorun aydınlatma yükümlülüğü.

Yine 1981 tarihli Lizbon bildirgesinde ; 

1. Hasta hekimini özgürce seçmelidir 
2. Hastalar hiçbir etki altında kalmadan özgürce klinik ve etik karar verebilen hekim tarafından bakılabilmelidir
3. Hasta yeterli bilgilendirmeden sonra önerilen tedaviyi kabul veya reddedebilme hakkına sahip olabilmelidir 
4. Hasta hekimden tüm tıbbi ve özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir 
5. Her hastanın onurlu bir şekilde ölmeye hakkı vardır. 
6. Hasta dini veya ruhi telkin ve teselliyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir.

şeklinde düzenleme yapılarak 3. maddesinde aydınlatma yükümlülüğünden bahsedilmiştir. 

Yabancı Hastanın Aydınlatılması

Yabancı hastanın aydınlatılması- Yukarıda belirtilen hususlar haricinde Türkiye'de tedavi gören yabancı hastalara da tıbbi müdahale uygulanmadan önce aydınlatma yapılmalı, yeteri kadar bilgilendirme yapıldıktan sonra buna ilişkin olarak rızalarının alınması şarttır. Nitekim ister sağlık turizmi kapsamında ülkemizde tedavi görsün isterse de ülkemizde herhangi bir amaçla bulunduğu sırada tıbbi müdahale geçirmiş olsun yabancı hastaların da aydınlatılması şarrtır. ÜSTELİK BU AYDINLATMANIN MAKTU BİR AYDINLATMA OLMAMASI VE KENDİ DİLİNDE ANLAYABİLECEĞİ ŞEKİLDE YAPILMASI DA GEREKLİDİR. AKSİ DURUM HEKİM YA DA HASTANENİN TAZMİNAT YÜKÜMLÜSÜ OLMASI SONUCUNU DOĞURABİLECEKTİR. HER ŞEYDEN ÖNCE HASTANIN MAHREMİYETİNİN VE BİLGİ ALMA HAKKNIN İHLALİ OLACAKTIR Kİ ANAYASAL HAKKIN ORTADAN KALDIRILMASI VE İLGİLİ MEVZUATLAR İLE YUKARIDA ÖRNEKLERİNİ VERDİĞİMİZ KANUN VE YÖNETMELİKLERE DE AYKIRILIĞI DOĞURACAKTIR. ASLOLAN İNSAN HAYATI VE BEDEN BÜTÜNLÜĞÜDÜR. HER NE OLURSA OLSUN BU HAK YAŞAM HAKKI BAŞLIĞI ALTINDA BULUNDUĞUNDAN MÜTEVELLİT DAHA ÖTE BİR HAKTAN BAHSEDİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. NİTEKİM YAŞAM HAKKI OLMAZSA DİĞER HAKLARIN VARLIĞININ BİR ÖNEMİ KALMAYACAKTIR. 

Hasta hakları yönetmeliğinde hastalara yapılacak aydınlatmanın hastanın anlayacağı şekilde sade ve aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirme amaçlı olarak yapılması şarttır. 

Doktorun Aydınlatma Yükümlülüğü Danıştay Kararı

T.C.
DANIŞTAY
10. DAİRE
E. 2019/1184
K. 2019/4387
T. 23.5.2019

• MADDİ VE MANEVİ ZARARIN TAZMİNİ İSTEMİ ( İleri Tarama Testleri Dışında Ultrason İncelemesi İle Bebeğin Down Sendromlu Olup Olmadığının Tespit Edilip Edilemeyeceği Bu Bağlamda Ultrason Görüntülerinde Down Sendromu İle İlişkilendirilebilecek Bulgulara Rastlanıp Rastlanılmadığı İleri Tarama Testlerinin Yapılmasına Endikasyon Sayılabilecek Emarelerin Bulunup Bulunmadığı Buna Yönelik İnceleme Yapılıp Yapılmadığı Hususlarında Adli Tıp Kurumuna Bilirkişi İncelemesi Yaptırıldıktan Sonra Karar Verilmesi Gerektiği )

AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ ( Poliklinik Epikrizinde Down Sendromunun Teşhisine Yönelik Üçlü Tarama Testinin Yapılmasının Önerildiği Ancak Ailenin Başka Merkezde Yapılacağını Beyan Ettiği Yazılı Olmakla Birlikte Hastanın Ultrason Sonuçlarına Göre Anılan Testi Yaptırması Konusunda Yeterince Bilgilendirilip Bilgilendirilmediği Söz Konusu Poliklinik Epikrizinin Yeterli Olup Olmayacağı Hususlarında Adli Tıp Kurumuna Bilirkişi İncelemesi Yaptırıldıktan Sonra Karar Verileceği )
• EKSİK ARAŞTIRMA ( Davacılar Tarafından Üçlü Tarama Testi İçin Annenin Kan Örneğinin Alındığı Anılan Testler İçin Hastaneye Ücret Ödendiği İfade Edildiğinden Buna İlişkin Kayıtların İrdelenerek İdarenin Hizmet Kusuru Olup Olmadığı Hakkında Adli Tıp Kurumuna Bilirkişi İncelemesi Yaptırıldıktan Sonra Karar Verilmesi Gerektiği )
2709/m.125
2659/m.1,2
ÖZET : Dava, down sendromlu doğan küçüğün, doğum öncesi başvurulan hastanede gerekli ve yeterli tetkikler ile hastalığın tespiti ve gerekli bilgilendirmenin zamanında yapılmadığı, bu nedenle maddi ve manevi zarara uğranıldığından bahisle yeni doğan küçük, kardeşi, anne ve babası için maddi ve manevi zararın davalı idareden tazminine karar verilmesi istemine ilişkindir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden anılan hastanede davacının birçok kez kontrollerinin yapıldığı, muayene epikrizinde üçlü tarama testinin istenildiği ancak ailenin kabul etmediği notunun bulunduğu görülmekte olup, kayıtlardan davacı anneye yapılan ultrason ve laboratuvar tahlillerinin, down sendromu açısından değerlendirilip değerlendirilmediği anlaşılamamaktadır.

Dolayısıyla, esas itibariyle adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurulan Adli Tıp Kurumuna, tarafların iddiaları da dikkate alınmak suretiyle, Devlet Hastanesinde, gebelik takibini yaptıran 1986 doğumlu ve ikinci gebeliği olan davacı bakımından;

Down sendromunun hangi yöntem ve tetkiklerle tespit edilebildiği, bu açıdan davacı bebeğin down sendromlu olup olmadığının teşhisine yönelik gerekli tetkiklerin yapılıp yapılmadığı;

İleri tarama testleri dışında ultrason incelemesi ile bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespit edilip edilemeyeceği, bu bağlamda dosya kapsamında yer alan ultrason görüntülerinde down sendromu ile ilişkilendirilebilecek bulgulara rastlanıp rastlanılmadığı, ileri tarama testlerinin yapılmasına endikasyon sayılabilecek emarelerin bulunup bulunmadığı, buna yönelik inceleme yapılıp yapılmadığı;

Poliklinik epikrizinde, down sendromunun teşhisine yönelik üçlü tarama testinin yapılmasının önerildiği ancak ailenin başka merkezde yapılacağını beyan ettiği yazılı olmakla birlikte, hastanın, ultrason sonuçlarına göre anılan testi yaptırması konusunda yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi bakımından söz konusu poliklinik epikrizinin yeterli olup olmayacağı;

Davacılar tarafından üçlü tarama testi için annenin kan örneğinin alındığı, anılan testler için hastaneye ücret ödendiği ifade edildiğinden, buna ilişkin kayıtların irdelenerek, idarenin hizmet kusuru olup olmadığı hakkında Adli Tıp Kurumuna bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken, davalı idarece verilen savunma dilekçesi esas alınmak suretiyle verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Bu itibarla, davanın reddi yönündeki karara yönelik istinaf isteminin kısmen reddi ile vekalet ücreti yönünden kısmen kabulüne ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

İSTEMLERİN KONUSU : İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesinin 30/04/2018 tarih ve E:2017/2315, K:2018/845 Sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Down sendromlu doğan küçük Vesile İ. Y.'ın, doğum öncesi başvurulan hastanede gerekli ve yeterli tetkikler ile hastalığın tespiti ve gerekli bilgilendirmenin zamanında yapılmadığı, bu nedenle maddi ve manevi zarara uğranıldığından bahisle yeni doğan Vesile İ. Y., kardeşi, anne ve babası için toplam 1.100.000,00-TL maddi, 450.000,00-TL manevi zararın, doğumun gerçekleştiği tarihten itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idareden tazminine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Bursa 3. İdare Mahkemesi'nin 13/06/2017 tarih ve E:2015/807, K:2017/1081 Sayılı kararıyla; genetik anomalinin üçlü tarama testi yapılsa dahi kesin tanısının yüzde yüz konulamadığı, yalnızca çekilen ultrasondan veya alınan kan örneklerinden söz konusu hastalığın tanısının oluşturulamayacağı, anne adayına 19/12/2013 tarihinde yapılan ilk muayene neticesinde doktor tarafından genetik anomali taramasının istenilmesine rağmen, anne ve baba adayının istenilen taramayı özel sağlık kuruluşunda yaptıracakları gerekçesiyle reddettiği, sonraki aylarda herhangi bir test sonucunun davalı kurum personeline sunulmadığı ve davacıya üçlü tarama testinin hangi kuruluşta yaptırıldığı ve hangi doktora sunulduğunun sorulmasına rağmen bu hususa ilişkin olarak bir cevap verilmediği, dava dilekçesinin aksi yönünde tarama testinin Çekirge Devlet Hastanesinde yapılan 19/12/2013 tarihli muayenede istenilmediğinin beyan edildiği, dolayısıyla yeni doğan küçük Vesile İ. Y.'ın doğumdan önce down sendromlu olduğunun tespit edilememesinin davalı idarenin kusurundan kaynaklanmadığı, oluştuğu iddia edilen zarar ile davalı idarenin sunduğu hizmet arasında illiyet bağının mevcut olmadığı, davalı idareye atfedilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, kusursuz sorumluluk için gerekli şartların da oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 990,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesince; davacı istinaf başvurusunun reddine, davalı istinaf başvurusunun kısmen reddi ile kısmen kabulüne, istinafa konu kararın reddedilen manevi tazminat için vekalet ücretine hükmedilmemesine dair kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat için 990,00.- TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan karar verildiği, Mahkemenin uzmanlık gerektiren bir konuda, hekim bilgisine sahip olarak kanaate vardığı, davacıların yeterince aydınlatılmadığı, yapılması gereken test konusunda bilgi verilmediği, hizmet kusurunun oluştuğu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Davalı idare tarafından, maddi ve manevi tazminat istemli açılan davanın reddi halinde maddi tazminat bakımından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre nispi vekalet ücretine hükmedilmesi ve kararın bu bakımdan bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.

TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş olup, davacılar ve müdahil tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz istemlerinin kabulüyle Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

KARAR : İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :

08/11/2013 tarihinde davacı G. Y., ... Hastanesi Dahiliye Polikliniğine başvuruda bulunmuş ve yapılan ultrason sonucunda 13 hafta, 5 günlük gebe olduğu rapor edilmiştir.

Akabinde 19/12/2013 tarihinde adı geçen hastanenin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuruda bulunulmuş, yapılan ultrason ve laboratuvar tahlilleri neticesinde 18-19 haftalık canlı gebeliğinin mevcut olduğu tespit edilmiştir.

21/04/2014 tarihinde gerçekleşen doğum sonrası, yeni doğanın down sendromlu olduğu teşhis edilmiş, bunun üzerine ... Hastanesi'ne muayene istemiyle yapılan ilk başvuru esnasında tedavi hizmeti sağlayan sağlık personeli tarafından gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, üçlü tarama testinin anneden istenilmediği, dolayısıyla yeterince bilgilendirilmediklerinden gebeliğin devamı veya sonlandırılması için tercih hakkının şahıslarına tanınmadığı ileri sürülerek maddi ve manevi olarak idarenin kusurlu eylemleri neticesinde zarara uğratıldıklarından bahisle oluşan zararın tazmini amacıyla 18/03/2015 tarihinde davalı idareye başvuruda bulunulmuştur.

Anılan başvurunun reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.

Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.

İdare hukukunun ilkeleri ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.

İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı zararın idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle yönetilenlerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.

Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, bir başka ifadeyle zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.

Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Dava dosyasının incelenmesinden, anne adayı davacı G. Y.'ın ilk olarak 08/11/2013 tarihinde ... Hastanesi Dahiliye Polikliniğine başvurduğu, yapılan ultrason sonucunda 13 hafta, 5 günlük gebe olduğunun rapor edildiği, ardından 19/12/2013 tarihinde adı geçen hastanenin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuruda bulunarak, burada doktor H. Mollaosman tarafından yapılan ultrason ve laboratuvar tahlilleri neticesinde 18-19 haftalık canlı gebeliğin tespit edildiği, bu muayeneye ait hasta epikrizinde "Üçlü test istendi. Hasta yaptırmadı. Eşi özelde yaptıracağını söyledi." notunun düşüldüğü görülmektedir.

Hastane kayıtlarına göre, davacı annenin 13/02/2014 tarihinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde normal gebelik gözleminin yapıldığı, yine 21/02/2014 tarihinde 27-28 haftalık gebeliğe ilişkin ultrason görüntüsünün bulunduğu, 27/03/2014 tarihinde ise ağrı sebebiyle anılan hastaneye başvurulduğu, tetkikler sonucunda hastaya yatış önerildiği, poliklinik epikriz raporunda "Hasta yatışı kabul etmedi. Tüm sorumluluk bana ait dedi." notunun düşüldüğü, 14/04/2014 ile 18/04/2014 tarihlerinde yine normal gebelik takibinin yapıldığı, son olarak da 21/04/2014 tarihinde doğum sancısıyla hastaneye başvurulduğu, 37 haftalık normal doğumun gerçekleştirildiği, tıbbi genetik servisine yönlendirilen yeni doğan küçüğe ise down sendromlu tanısının konulduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece, genetik anomalinin üçlü tarama testi yapılsa dahi kesin tanısının yüzde yüz konulamayacağı, yalnızca çekilen ultrasondan veya alınan kan örneklerinden söz konusu hastalığın tanısının oluşturulamayacağı, anne adayına 19/12/2013 tarihinde yapılan ilk muayene neticesinde doktor tarafından genetik anomali taramasının istenilmesine rağmen, anne ve baba adayının istenilen taramayı özel sağlık kuruluşunda yaptıracakları gerekçesiyle reddettiği, davacıya üçlü tarama testinin hangi kuruluşta yaptırıldığı ve hangi doktora sunulduğunun sorulmasına rağmen bu hususa ilişkin olarak bir cevap verilmediği, dava dilekçesinin aksi yönünde tarama testinin Çekirge Devlet Hastanesinde yapılan 19/12/2013 tarihli muayenede istenilmediğinin beyan edildiği gerekçesiyle hizmet kusuru bulunmadığına karar verilmiş ise de, uzmanlık gerektiren bir konuda Mahkemece uzman görüşüne başvurulmaksızın salt savunma dilekçesinin dikkate alınması, hizmet kusurunun olmadığına kanaat getirilmesi için yeterli değildir.

2659 Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1.maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumunun kurulduğu, Kanunun 2.maddesinde, Kurumun, mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden anılan hastanede davacının bir çok kez kontrollerinin yapıldığı, sadece 19/12/2013 tarihli muayene epikrizinde üçlü tarama testinin istenildiği ancak ailenin kabul etmediği notunun bulunduğu görülmekte olup, kayıtlardan davacı anneye yapılan ultrason ve laboratuvar tahlillerinin, down sendromu açısından değerlendirilip değerlendirilmediği anlaşılamamaktadır.

Dolayısıyla, esas itibariyle adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurulan Adli Tıp Kurumuna, tarafların iddiaları da dikkate alınmak suretiyle, Çekirge Devlet Hastanesinde, gebelik takibini yaptıran 1986 doğumlu ve ikinci gebeliği olan davacı bakımından;

Down sendromunun hangi yöntem ve tetkiklerle tespit edilebildiği, bu açıdan davacı bebeğin down sendromlu olup olmadığının teşhisine yönelik gerekli tetkiklerin yapılıp yapılmadığı;

İleri tarama testleri dışında ultrason incelemesi ile bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespit edilip edilemeyeceği, bu bağlamda dosya kapsamında yer alan ultrason görüntülerinde down sendromu ile ilişkilendirilebilecek bulgulara rastlanıp rastlanılmadığı, ileri tarama testlerinin yapılmasına endikasyon sayılabilecek emarelerin bulunup bulunmadığı, buna yönelik inceleme yapılıp yapılmadığı;

19/12/2013 tarihli poliklinik epikrizinde, down sendromunun teşhisine yönelik üçlü tarama testinin yapılmasının önerildiği ancak ailenin başka merkezde yapılacağını beyan ettiği yazılı olmakla birlikte, hastanın, ultrason sonuçlarına göre anılan testi yaptırması konusunda yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi bakımından söz konusu poliklinik epikrizinin yeterli olup olmayacağı;

Davacılar tarafından üçlü tarama testi için annenin kan örneğinin alındığı, anılan testler için hastaneye ücret ödendiği ifade edildiğinden, buna ilişkin kayıtların irdelenerek, idarenin hizmet kusuru olup olmadığı hakkında Adli Tıp Kurumuna bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken, davalı idarece verilen savunma dilekçesi esas alınmak suretiyle verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Bu itibarla, davanın reddi yönündeki karara yönelik istinaf isteminin kısmen reddi ile vekalet ücreti yönünden kısmen kabulüne ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,

2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının kısmen reddi ile vekalet ücreti bakımından kısmen kabulü yolundaki temyize konu İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesinin 30/04/2018 tarih ve E:2017/2315, K:2018/845 Sayılı kararının BOZULMASINA,f

karar; kazancı.com

Yargıtay
15. Hukuk Dairesi 
2019/2716 E.  
2019/3692 K.

"İçtihat Metni"

Mahkemesi : Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
İlk Derece Mahkemesi :Tüketici Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’nce verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik amaçlı tıbbi müdahaleden kaynaklanmakta olup, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm davacı vekilince temyiz olunmuştur.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin küçük yaşta geçirdiği kaza sebebiyle burun kemiği kırıldığını, ameliyat olduğunu, davalı şirkete ait 20.06.2012 tarihinde bu hastanede çalışan doktor tarafından ameliyat edildiğini, davalı doktorun hem nefes alma güçlüğünün geçeceğini, hem de şekil bozukluğunun düzeleceği konusunda müvekkiline garanti verdiğini, ameliyat sonrasında müvekkilinin burnunun düzelmediğini, aksine hem burnundan nefes almasının daha da kötü ve çirkin bir hale geldiğini, burnun sol tarafının içine çöktüğünü, davalı doktorun yaptığı ameliyattan sonra şikayetlerinin daha da arttığını, müvekkilinin 09.10.2015 tarihinde yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını, ameliyat için 14.000,00 TL ödemek zorunda kaldığını, kötü günler geçirdiğini, manevi çöküntüye maruz kaldığını belirterek 14.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davacıya ameliyat sonuçlarıyla ilgili olarak, sonucun iyi olması için gerekli her şeyin yapılacağı dışında hiçbir garanti verilmediğini, bu tür sorunların olabileceğinin yazılı ve sözlü olarak anlatıldığı ve yazılı onayının alındığını, davacının ilk sorunlar ortaya çıktığında davalıya başvurması gerektiğini, bunun yanında davacının ikinci ameliyat için ödediği ücretin içinde başka ameliyatın da olduğunu, istediği tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece alınan bilirkişi raporları doğrultusunda, davalılara izafe edilecek kusur bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş, davacının istinaf başvurusu üzerine...Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce yapılan incelemede; davacının istinaf sebeplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasında davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 355. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır.

Diğer yandan, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur.

Davacı, burun estetiği gayesiyle yani estetik amaçla davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.

Somut olayda ise; dosya kapsamına göre davalı tarafından yapılan operasyondan sonra oluşan ve giderilemeyen şekil bozukluğunun başka bir uzman tarafından giderildiği anlaşılmaktadır. Davalı savunmasında davacıyı ikinci operasyon için çağırdıklarını ancak gelmediğini açıklamıştır. Davalının edimi Borçlar Kanunu’nda düzenlenen eser sözleşmesi hükümlerine göre sonuç taahhüdünü içermekte olup bu taahhüdün ilk operasyonda yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Güveni sarsılmış olan davacının ikinci operasyon için davalıya gitmesi beklenemeyeceğinden davacının burun ile ilgili estetik operasyon için yaptığı masrafın yeni bir bilirkişi heyetinden alınacak rapor ile hesaplattırılıp ayrıca manevi tazminat talebi yönünden de değerlendirme yapılarak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile...Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün davacı yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 30.09.2019 gününde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay
15. Hukuk Dairesi  
2018/5523 E. 
2019/801 K.

"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

- K A R A R -

Asıl dava, davalı tarafından yapıldığı iddia edilen haksız şikayet sebebi ile kişilik haklarının saldırıya uğramasından kaynaklı manevi tazminat davası, birleşen dava ise; davacı tarafından davalının vücudunda yapılmış olan kaş kaldırma ve liposuction (yağ aldırma) ameliyatı sebebi ile birleşen dosya davacısının yüz ve vücut estetiğinin bozulmasından kaynaklı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece her iki davanın reddine dair verilen hüküm, taraf vekillerince temyiz olunmuştur.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre asıl dosya davacısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Birleşen dosya davacısının temyiz itirazlarına gelince;

Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Sözleşme ile birleşen davada davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Birleşen dosyada davacı hasta iş sahibi, davalı hekim ise yüklenicidir. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı, kaş kaldırma ve liposuction (yağ aldırma) operasyonları neticesinde yüzünde ve vücudunda düzgün görünüm için estetik gayeyle davalıya başvurmuş olduğuna göre estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve
kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser, yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.

Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK'nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, “(1) Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. (2) Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.” denilmiş olup, yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır.

Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır.

04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o an ki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Öte yandan ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir.

Mahkemece alınan 20.04.2015 tarihli ... Raporunda, kişide tespit edilen kaştaki asimetrinin ve kaşların yeterince kalkmamasının her türlü özene rağmen oluşabilen, herhangi bir tıbbi ihmal ve kusura izafe edilemeyen komplikasyon olarak değerlendirildiği açıklanmıştır. İmza incelemesine ilişkin 27.08.2014 ve 20.03.2016 tarihli ... Raporlarında ise, 04.06.2010 tarihli Hasta Bilgilendirme ve Rıza Formunda "Kaşlarımdaki asimetrinin kısmen düzeltilebileceği bana anlatıldı. Ayrıca kaşlarımın fazla kaldırılmasını istemiyorum" yazısının birleşen dosya davacısı ...'ın eli ürünü olmadığı açıklanmıştır. Aynı açıklamaya, 12.06.2013 ve 16.12.2013 tarihli bilirkişi raporlarında da yer verilmiştir.

Somut olay değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki eser sözleşmesi hükümlerine uygun şekilde yüklenici edimlerini ifa etmemiş olup davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu

itibariyle iş sahibi yararına sonuç vermediği gibi, davacıdan alınan aydınlatılmış onam formuna eklenen, “Kaşlarımdaki asimetrinin kısmen düzeltilebileceği bana anlatıldı. Ayrıca kaşlarımın fazla kaldırılmasını istemiyorum” şeklinde ifade edilen kısım, iş sahibi tarafından yazılıp paraf edilmemiştir. Bu haliyle aydınlatmanın yeterli olduğundan söz edilemez. Kaldı ki komplikasyon yönetiminin de doğru yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle, davalı hekimin kusurlu olduğu gözetilerek, mahkemece uygun manevi tazminat takdiri yerine yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle asıl dosya davacısının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte yazılı nedenlerle kararın birleşen dosya davacısı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 15,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl dosya davacısından alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden birleşen dosya davacısına geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 26.02.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık