Aydınlatılmış Rıza, Aydınlatılmış Onam ve Hukuktaki Yeri

Aydınlatılmış Rıza, Aydınlatılmış Onam ve Hukuktaki Yeri

30-09-2019
Aydınlatılmış Rıza, Aydınlatılmış Onam ve Hukuktaki Yeri

Aydınlatılmış Rıza, Aydınlatılmış Onam Nedir?

Aydınlatılmış rıza nedir- aydınlatılmış onam nedir- Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması için önceki makalelerimizde de çokça bahsettiğimiz gibi şu hususların bir arada bulunması gerekmektedir. Öncelikle tıbbi müdahale 1219 sayılı Kanunumuzun da da yer aldığı şekilde tıbbi müdahaleye muktedir kişiler uzman hekimler tarafından gerçekleştirilmek zorundadır. Uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin tamamiyle hukuka uygun olabilimesi için yani doktorun sorumluluğuna gidilmesinin önüne geçilmesi için hastanın yapılacak bu müdahale hakkında bilgilendirilmesi zorunludur. Yine 1219 sayılı Kanunumuzun 70'inci maddesinde ; "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır." şeklinde yer alan düzenleme ile hastaların tıbbi müdahaleden önce rızalarının alınması gerektiği belirtilmiştir. Görüleceği üzere büyük cerrahi müdahaleler için bu rızanın yazılı olarak alınması da şart koşulmuştur. Yapılan müdahalenin hukuka uygun bir müdahale olmasını sağlayacak üçüncü durum ise endikasyon şartıdır. Nitekim endikasyon, hastaya yapılacak müdahalenin tıp bilimine göre tıbbi müdahale gerektirecek şekilde zorunlu olması durumudur. O halde hastaya yapılacak tıbbi müdahalenin hukuken geçerli bir müdahale olabilmesi için bu unsurların kül halinde bulunması zorunludur. Tersi bir durum özel hastanenin, idarenin ve doktorun tazmin ve cezai sorunluluğuna, malpraktise, doktor hatasına yol açacaktır. Şimdi bu unsurlar içerisnde yer alan aydınlatılmış rıza hakkında kısa bir bilgilendirmede bulunalım;

Aydınlatılmış Onam Formunda Bulunması Gerekenler Nelerdir?

Aydınlatılmış onam formu- Aydınlatılmış rıza, bahsttiğimiz gibi 1219 sayılı Kanunumuzda da düzenlenmiş olmakla birlikte Hasta Hakları Yönetmeliğinde aydınlatılmış rıza ; "yapılması planlanan her türlü tıbbi müdahale öncesinde müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından kişiye gerekli bilginin verilmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Yine Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15'inci maddesinde aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin açık bir hüküm de bulunmaktadır. İlgili madde; 
" Hastaya;

  • a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği,
  • b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
  • c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri,
  • ç) Muhtemel komplikasyonları,
  • d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri,
  • e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri,
  • f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri,
  • g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir." şeklinde 2014 yılındaki düzenleme ile düzenlenmiştir. 

Uygulamada ispat açısından genellikle “aydınlatılmış onam formu” diye anılan matbu formlar ile hastaların aydınlatıldığı görülmekte ise de bu şekilde yapılan bir işlem olayın özelliğine göre orumluluktan kurtulmaya her zaman yeterli olmamaktadır. 

AYDINLATILMIŞ ONAM NE ZAMAN ALINMALIDIR?

Aydınlatılmış rıza hasta hakları yönetmeliğinde, hekimlik meslek etiği kurallarında ve tıbbi deontoloji nizamnamesinde düzenlenmiştir. Aydınlatılmış rıza hastaya uygulanan tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getiren unsurlardan birisidir. Nitekim hastaya uygulanacak tıbbi müdahalenin tıbben zorunlu olması durumunda yani endikasyon şartı gerçekleşmesi sonucunda uygulanacak tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getirecek diğer bir unsur hastanın aydınlatılması koşuludur. Hasta kendisine uygulanacak tıbbi müdahalenin tüm safahasını bilmeli ve bu konuda aydınlatılarak rızasını vermelidir. Tıbbi müdahalenin tüm safhasıyla birlikte uygulanacak tedavinin komplikasyonlarını ve bu komplikasyonların oluşması durumunda yapılabilcek müdahaleler ile komplikasyon yönetimi konusunda aydınlatılmalı ve tüm bu bileşenlerin bir araya gelmesinden sonra rızasını açıklamalıdır. Burada önemli olan hastanın rızasını açıklmasıyla birlikte kendisine yapılacak olan aydınlatmanın tedavinin hangi aşamasında kendisine bildirileceği sorunsalıdır. Nitekim hasta hakları yönetmeliğinin 18'inci maddesinde acil durumlar dışında yapılacak bilgilendirmenin hasya makul süre tanınarak yapılacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Aydınlatma bu durumda hastaya makul bir süre tanınarak ne çok erken ne de çok geç yapılmalıdır. Önemli olan zamanında bu aydınlatmanın yapılması hususudur. Aydınlatma ameliyattan bir kaç gün önce yapılmalı hatta ve hatta büyük ameliyatlarda bu durum önemle takip edilmelidir. Önemle belirtmemiz gerekir ki uygulamada doktorların aydınlatma işlemine ve hastanın sonradan aydınlatılmış rıza vermesi durumuna pek önem vermedikleri, operasyon öncesi bu durumun genelde savsaklandığı, aydınlatma yükümlülüğünün pek ciddiye alınmadığı hukuk büromuza gelen uyuşmazlıklar neticesinde tarafımızca gözlemlenmektedir. Bundan dolayı özel hastanelerin ve doktorlarımızın bu duruma çok ama çok önem vermeleri her müdahalede hastalara maktu rıza formu imzalatmak yerine, her tıbbi müdahale için ayrı onam formları düzenlemeleri gerekmektedir ki çıkması muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçilebilsin.

AYDINLATILMIŞ ONAM YARGITAY KARARI

Aydınlatılmış onam ile ilgili yargıtay kararları

"Davacı, davalı hastanede, davalı Dr... tarafından gözlerinin lazer ameliyatına uygun olduğuna ikna edilerek, ameliyata alındığını ameliyat sırasında sağ göz ameliyatında hatalar neticesi ameliyatı yarıda kesip sol göz ameliyatını yaptığını, sağ göz ameliyatını daha sonraki bir tarihe erteleyip ameliyat yaptığı halde gözünün görme yeteneğini kaybettiğini ileri sürerek 31.390,00 YTL. maddi 10.000,00 YTL. manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalılar, operasyon sırasında flep yırtılması meydana geldiğini, bu nedenle flebe dikiş atılarak daha sonraki bir tarihte ameliyat yapılmasına karar verilip, diğer gözün ameliyatına devam edildiğini, flep yırtılma sebebinin hastanın kendisine gereğinden çok kasması neticesinde vakum boşalmasından kaynaklandığını, kusurlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.Mahkeme, davacının ... limited şirketi müdürü ve sahibi olduğu dolayısı ile tibbi bilgi sahibi olduğu, ameliyat için gerekli rızası olduğuna dair belgeyi imzaladığı, Adli tıp raporuna göre de flep kopmasının bu tür ameliyatlarda rastlanan bir durum olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.Davalı, doktor hastasına uygun tedaviyi tavsiye etmek ve gerekli her türlü tedbirleri düşünüp, alarak işi yapmak ve tamamlamak zorundadır. Özellikle, müdahale sırasında ameliyat tekniğinin, halin icaplarının, gerektirdiği bütün önlemleri almalı, bu tip sonuçlar nadirde görülebilecekse hastayı aydınlatıp uyarmalı ve onun rızasını muhakkak surette almalıdır. Ameliyatta rizikoları; muhtemel hasıl olacak sonuc ve komplikasyonlar hakkında yeterli derecede davacının aydınlatıldığı ve ona rağmen ameliyata bilerek rıza gösterdiği davalı tarafından kanıtlanması gerekir. Davacının tıbbi araç gereçlerle ilgili işte söz sahibi olması, her bir dalının bile kendi içerisinde ayrı uzmanlık gerektiren tıp ilminin bütün konularına vakıf olduğunu göstermez. Bu nedenle mahkemenin buna yönelik gerekçesine katılmak mümkün değildir. Ayrıca ameliyat için rıza alınmış olması bu rızanın aydınlatılmış rıza olduğunu göstermez. Dolayısı ile aydınlatılmış bir rızadan bahsedilemez. Hastanın aydınlatıldığının ayrıca doktor tarafından kanıtlanması gerekmekte olup, davalı doktor, davacı hastasını muhtemel rizikolara karşı aydınlattığını kanıtlayamamıştır. Öyle olunca hukuken geçerli bir rızadan bahsedilemeyeceğinden, mahkemece tarafların tazminatın kapsamı konusunda delilleri toplanıp sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir." Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2008/4219, 2008/10660

" Mahkemece bilirkişi raporları esas alınarak hüküm verilmiş ise de; davacının sağ ğöğsünün de ameliyat edilmesinin gerekli olup olmadığı ve bu göğsüyle ilgili olarak ameliyat öncesinde yeterli tahlil ve tetkiklerin yapılıp yapılmadığı, ameliyat sonrası karşılaşılabilecek riskler konusunda hastanın aydınlatılma borcunun yerine getirilip getirilmediği, ameliyat sonrasındaki biyopsi sonuçları, davalıların yeterli özen ve dikkati gösterip göstermediği, hususlarında bilirkişi raporları yeterli açıklamayı içermemektedir. Ayrıca dosyaya ibraz edilen hasta yatış onam formunun davacı tarafından imzalanmış olmasına rağmen aynı tarihli tıbbi uygulamalar için bilgilendirme onam formunun davacı yerine neden yakını tarafından imzalandığının açıklaması yapılmayarak bu durum mahkemece ve bilirkişiler tarafından değerlendirilmemiştir. Bahsedilen bu formlar, davacıya yapılan ameliyatın niteliği konusunda davacıya gerekli bilginin verildiğini gösterir nitelikte değildir. Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde "Rıza" konusu düzenlenmiş ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilecektir" düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Hastanın salt işleme rıza göstermesi yeterli değildir.

Ayrıca, risklerin de izah edilmesi yani bu rızanın da aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Etiği Kuralları'nın 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır " düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda, ispat külfeti ise hekim ya da hastanededir. Bu sebeplerle mahkemece, üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli konusunda uzman öğretim görevlilerinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli ve özellikle davacının bilirkişi raporlarına itirazlarını karşılayacak şekilde yeniden rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili asil ve vekili avukat ...'ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, sol memesindeki masist rahatsızlığı sebebiyle davalı Prof. Dr. ...'ın muayenehanesine gittiğini, davalı tarafından yapılan muayenede kansere yakalanmış olduğunu, acil olarak ameliyat edilmesi gerektiğini, ameliyatta sadece kanserli kitlenin alınacağının bildirildiğini, 20.02.2012 tarihinde ... hastahanesinde ameliyat edildiğini, ameliyat bedeli olarak 30.000 TL ödendiğini, ancak ameliyatta her iki göğsün de sadece dış derisinin bırakılarak içlerinin boşaltıldığı ve her iki göğsüne de silikon yerleştirilmiş olduğunu öğrendiğini, bu ameliyattan sonra ikamet ettiği ... ilçesinden sayısız defa ... hastanesine gelerek çok sayıda tıbbi müdahale geçirdiğini, bu ameliyatlar sebebiyle evliliğinin bittiğini, tarifi imkansız manevi ve psikolojik buhranlar yaşadığını, ameliyat tarihinde reşit olduğunu, buna rağmen ameliyat başlangıcında muvafakatın babasına imzalatıldığını, rızasının alınmadığını, yeterli tetkik ve bilgilendirme yapılmadan hastalık olmayan diğer ikinci memenin de alındığını ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00-TL maddi, 300.000 TL manevi tazminatın ameliyat tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir. Davacı, davalı hastanede, diğer davalı doktor tarafından kendi bilgisi ve rızası dışında gerekli tahliller yapılmadan sağ göğsünün de ameliyat edildiğini, onam formunun kendisi yerine yakınına imzalatıldığını, ameliyat sonrasında çok sayıda tıbbi müdahale geçirdiğini, bu sebeple aile yaşantısında sıkıntılar yaşadığını, psikolojik tedavi gördüğünü bildirerek maddi ve manevi tazminat talepli olarak eldeki davasını açmıştır. Mahkemece, Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu aldırılmış, mastitli hastalarda ilaç tedavisi ve cerrahi tedavinin uygulanabilecek tedavi seçeneklerinden olduğu, mastektomi ( meme alınması ) işleminin tedaviye iyi cevap vermeyen, tekrarlayan mastitli hastalarda seçilebilecek tedavi yöntemlerinden birisi olarak literatürde geçtiği, bu sebeple yapılan ameliyatın endikasyonunun bulunduğu ve yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası gelişen durumların ( seroma, inflamasyona bağlı meme başı nekrozu ) ise her türlü özene rağmen oluşabilecek ve herhangi bir kusur izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, dolayısıyla ilgili hekimlere kusur atfedilmediği ifade edilmiştir. İtiraz üzerine alınan ... Üniversitesi Tıp Fakültesinden alınan heyet raporunda ise; davacının aydınlatılmış onamı da alınarak yapılan 20.02.2012 tarihli tıbbı uygulama sonucu çıkan kusurların komplikasyon olarak değerlendirileceği ve hekimlik uygulama hatası olmadığı şeklinde görüş bildirilmiştir. Mahkemece bu bilirkişi raporları esas alınarak karar verilmiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. ( BK 386-390 ) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören Vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur ( BK 321/1 md ). O sebeple doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir.

Gerçekten de müvekkil ( hasta ) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, mahkemece bilirkişi raporları esas alınarak hüküm verilmiş ise de; davacının sağ ğöğsünün de ameliyat edilmesinin gerekli olup olmadığı ve bu göğsüyle ilgili olarak ameliyat öncesinde yeterli tahlil ve tetkiklerin yapılıp yapılmadığı, ameliyat sonrası karşılaşılabilecek riskler konusunda hastanın aydınlatılma borcunun yerine getirilip getirilmediği, ameliyat sonrasındaki biyopsi sonuçları, davalıların yeterli özen ve dikkati gösterip göstermediği, hususlarında bilirkişi raporları yeterli açıklamayı içermemektedir. Ayrıca dosyaya ibraz edilen hasta yatış onam formunun davacı tarafından imzalanmış olmasına rağmen aynı tarihli tıbbi uygulamalar için bilgilendirme onam formunun davacı yerine neden yakını tarafından imzalandığının açıklaması yapılmayarak bu durum mahkemece ve bilirkişiler tarafından değerlendirilmemiştir. Bahsedilen bu formlar, davacıya yapılan ameliyatın niteliği konusunda davacıya gerekli bilginin verildiğini gösterir nitelikte değildir. Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde "Rıza" konusu düzenlenmiş ve "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilecektir" düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde, hastanın salt işleme rıza göstermesi yeterli değildir. Ayrıca, risklerin de izah edilmesi yani bu rızanın da aydınlatılmış rıza olması gerekir.

Nitekim Hekim Etiği Kuralları'nın 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır " düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda, ispat külfeti ise hekim ya da hastanededir. Bu sebeplerle mahkemece, üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli konusunda uzman öğretim görevlilerinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine elverişli ve özellikle davacının bilirkişi raporlarına itirazlarını karşılayacak şekilde yeniden rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir." Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2018.

"Dava; davacının, ...Üniversitesi Hastanesi'nde gördüğü tedavi sonucu zarara uğranıldığı iddiasıyla 500-TL maddi ve 125.000-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmininne karar verilmesi istemiyle açılmıştır. ....2. İdare Mahkemesince; dava konusu olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bu maksatla hazırlanarak dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Kurulu'nun ... sayılı kararında; "Davacı hakkında düzenlenen adli ve tıbbi belgelerin tetkikinde; davacı hastada ...tarihinde...Hastanesi'nde Op.Dr...... tarafından anorektal abse saptanarak yatırıldığı, cerrahi müdahale ve abse drenajı için yazılı onam formları şikayetçi tarafından imzalandığı, ameliyata alınıp abse boşaltıldığı, poş içerisine dren yerleştirilip çiftli antibiyotik başlandığı ve aynı gün önerilerle taburcu edildiği, aynı gün makat kenarında şişlik ve ağrı şikayetleriyle başvuran hastanın yeniden yatırıldığı, zor iyileşen prostatit gibi enfeksiyoz öyküleri olup ateşi ve yaygın vucüt ağrısı tariflediği, yapılan fizik muayene ve tetkikinde anorektal apse, yaygın selülit ve perianal apse saptandığı, yapılan yara bakımı, antibiyoterapi ve destek tedavisine rağmen kliniğinde gerileme olmaması nedeniyle ... tarihinde ileri sağlık kuruluşuna sevkedildiği, hastanın aynı gün ...Üniversitesi Hastanesi'ne yatırılıp Yard.Doç.Dr. .... ameliyata alındığı, insizyon sahası genişletilerek apse poşuna ulaşılıp poş yıkandığı, ayrıca anoskopla saat 3 hizasında dentat line dan 1.5 cm uzaklıkta lümene uzanım gösteren apse formasyonu saptanarak boşaltıldığı, gerekli antibiyoterapi ve yara bakımı yapıldığı, takiplerinde problem kaydedilmediği ve önerilerle 01.11.2011 tarihinde taburcu edildiği, 18.11.2011 tarihinde perianal alanda selülit bulguları nedeniyle yatırılıp bölgesel küçük cerrahi girişimler yapıldığı, takiplerde perianal fistül geliştiği ve 15.12.2011 tarihinde taburcu edildiği, 18.05.2012 tarihli E.R.U.S. de anal sfinkter kompleksinde defekt saptandığı, gaita ve gaz kaçağı şikayeti olan hastanın 9.5.2013 tarihinde ... Hastanesinde yapılan muayene ve tetkiklerinde internal sfinkter ve kısmen eksternal sfinkter defekti tespit edildiğinin anlaşıldığı, hastada mevcut yaygın sellülit ve abse nedeniyle uzun sayılabilecek bir süreçte uygulanan tıbbi tedaviyle birlikte çok sayıda cerrahi drenaj işlemi yapılmış olduğu, yapılan tedavi ve cerrahi girişimlerin tıp kurallarına uygun olduğu, perianal ve perirektal abselerin cerrahi tedaviler sonrasında tekrarlayabileceği, davacıda gelişen perianal fistül ve anal sfinkter yetmezliğinin gösterilecek dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen ve kusur izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, sağlık görevlilerine tıbben atfı kabil ihmal ya da kusur tespit edilmediği, ...Üniversitesi Hastanesi evrakı içinde bilgilendirilmiş onam formuna rastlanmadığı, bu hususun mahkemesince hukuken değerlendirilmesinin uygun olacağı, oybirliği ile mütalaa olunur." görüşlerine yer verilmiş, bunun üzerine idare mahkemesince dava konusu olayda kusuru tespit edilemeyen idarenin maddi ve manevi tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

Temyiz istemine konu mahkeme kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmında, 2577 sayılı yasanın 49. maddesinde belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, davacının bu kısma yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiştir. İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik temyiz istemi bakımından; Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları, manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.

5013 sayılı Kanun ile kabul edilerek (09.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmî Gazete) 16.03.2004 tarih ve 2004/7024 sayılı kararname (20.04.2004 tarih ve 25439 sayılı Resmî Gazete) ile yürürlüğe giren "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Konu ve Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak; biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkese, bütünlüklerine ve diğer hak ve temel hürriyetlerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.” 4. maddesinde, “Mesleki Standartlar" başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiştir. Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesinde ise “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır.

Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." denilmektedir. 01.08.1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 08.05.2014 tarihli değişiklikten önceki haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir.", 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı, 31. maddesinde de “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır.

Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin sonuçları ve riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Dava dosyasının incelenmesinden; anorektal abse şikayeti üzerine başka merkezde cerrahi operasyon geçiren fakat klinik durumunda düzelme olmayan davacının ...Üniversitesi Hastanesi'ne sevk edildiği, burada yapılan muayenesi sonrasında 25/10/2011 tarihinde ameliyat edildiği ve devamında 01/11/2011 tarihinde taburcu edildiği, davacının 18/11/2011 tarihinde aynı şikayetlerle yeniden anılan hastaneye başvurduğu, yatırılarak tedavi altına alınan davacıya bölgesel küçük cerrahi girişimler yapıldığı ve 15/12/2011 tarihinde taburcu edildiği, daha sonraki süreçte gaz ve gaita tutamama şikayetleri başlayan davacının özel bir sağlık kuruluşunda yapılan muayenesinde davacının yakınmalarının ameliyat edilen bölgedeki sinir ve kasların zarar görmesinden kaynaklandığının tespit edildiği, bunun üzerine ...Üniversitesi Hastanesi'nde geçirdiği ameliyatlardaki hatalı cerrahi girişimler nedeniyle sakat kaldığından bahisle 500-TL maddi ve 125.000-TL manevi zararının tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda, İdare Mahkemesi'nce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Kurulu'nun... tarih ve ... sayılı kararında; "hastada mevcut yaygın sellülit ve abse nedeniyle uzun sayılabilecek bir süreçte uygulanan tıbbi tedaviyle birlikte çok sayıda cerrahi drenaj işlemi yapılmış olduğu, yapılan tedavi ve cerrahi girişimlerin tıp kurallarına uygun olduğu, perianal ve perirektal abselerin cerrahi tedaviler sonrasında tekrarlayabileceği, davacıda gelişen perianal fistül ve anal sfinkter yetmezliğinin gösterilecek dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilen ve kusur izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, sağlık görevlilerine tıbben atfı kabil ihmal ya da kusur tespit edilmediği, ...Üniversitesi Hastanesi evrakı içinde bilgilendirilmiş onam formuna rastlanmadığı, bu hususun mahkemesince hukuken değerlendirilmesinin uygun olacağı" görüşlerine yer verilmiştir.

Bilgilendirilmiş onam formunun dosyada bulunmadığının Adli Tıp Raporu ile tespit edilmesi üzerine, davalı idare tarafından davacıya uygulanan tıbbi müdahaleye ilişkin "bilgilendirilmiş hasta onayı formu" dosyaya sunulmuş ise de; söz konusu form incelendiğinde, formda yalnızca davacının ad, soyad ve imzasının yer aldığı, bilgilendirmeyi yapan/yapması gereken sağlık personelinin kimlik bilgileri ile imzası ve tarih bilgilerinin eksik olduğu, bununla birlikte davacıya imzalatılan onay formunun tüm cerrahi müdahaleler için hazırlanmış matbu bir form olduğu, söz konusu formda davacıya uygulanacak tıbbi işlemlerin neler olduğu, bunların faydaları ile muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri hakkında yeterli açıklamaların bulunmadığı, nitekim söz konusu formda yer alan ve ameliyat sonrası gelişmesi beklenebilecek komplikasyonlar arasında davacıda ortaya çıkan gaz ve gaita tutamama şikayetinin yer almadığı, yine davacıya uygulanan cerrahi girişimlere özgü olarak verilecek/verilmesi gereken bilgiler için formda ayrılan kısımların boş bırakıldığı, bu haliyle davacının kendisine uygulanan cerrahi girişimler hakkında yeterli biçimde aydınlatıldığının kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır.

Adli Tıp Raporunda, ameliyat sonrası davacıda gelişen şikayetlerin gösterilecek dikkat ve özene rağmen ortaya çıkabilecek ve kusur izafe edilemeyen bir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, sağlık görevlilerine tıbben atfı kabil ihmal yada kusur tespit edilemediğinin bildirilmesi karşısında idari eylemle zarar arasında nedensellik bağı kurulamadığından maddi tazminata hükmedilmesinin koşulları oluşmamakla birlikte; yapılan ameliyattan önce uygulanacak cerrahi işlemler ile bu işlemlerin riskleri ve gelişebilecek komplikasyonları hakkında yeterince aydınlatılmamış olduğu, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmış olduğundan, mahkemece sunulan sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmemiş olması nedeniyle davacının duyduğu acı ve ızdırabın ağırlığını ortaya koyacak biçimde manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, bu isteminin reddi yönünde karar verilmesinde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, İdare Mahkemesince davacı tarafta oluşan acı ve ızdırabın ağırlığını ortaya koyacak makul bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği hususu da göz önüne alınarak, manevi tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir."  Danıştay 15'inci Dairesi 2016/2055, 2018/8407

Aydınlatılmış Onam Hangi Durumlarda Alınır?

Aydınlatılmış onam ne zaman alınmalıdır- Kişiler, kendi vücutları üzerinde, ayrık durumlar hariç, ancak kendileri tasarrufta bulunabilir ve karar verebilir. Tıbbi müdahalelerde de bu genel kuraldan ayrılmamak gerekir. Tıbbi müdahaleler ve hekimin girişeceği diğer eylemler, kişinin sağlığını, vücut bütünlüğünü ilgilendirdiği; muhtemel tehlikeleri meydana getirici nitelikte olduğu için bunların gerçekleştirilmesine karar verme yetkisi hekime değil, müdahalelere maruz kalacak kişiye (hastaya) aittir. Hastanın self determination hakkı yani kendi geleceğini kendi belirleme hakkı bulunmaktadır. Bu hak hastaya Anayasanın 17. maddesine göre verilmiştir. Üstelik hastanın aydınlatılmadan tıbbi müdahaleye maruz kalması tıbbi müdahale sonucunda hasta iyileşmiş hatta ve hatta tıbbi müdahale sırasında herhangi bir sorun olmamış olsa dahi hekimin sorumluluğunu doğuracaktır. Bu yüzden hastanın aydınlatılmasına büyük önem verilmeli hasta aydınlatılmadan tıbbi müdahaleye hiçbir suretle başlanmamalıdır. Hastanın üstün yararı aydınlatılmasına bağlıdır. Rıza alınmış olsa bile bu rızanın aydınlatılarak alınması şarttır. Adı üzerinde bu rıza aydınlatılmış rızadır. Rızanın hukuka uygun olarak alınması rızanın hukuka uygun irade beyanına göre alınması şarttır. Hastanın rızası herhangi bir şekilde irade beynının sakatlanmasını doğuruacak şekilde hukuka uygun alınmış, yapılaması gerektiği gibi değilde sırf yapmış olmak için alınmış ise ne yazık ki tıbbi mğdahale hukuka aykırı olacaktır. Çünkü tıbbi müdahaleye başlanmadan önce tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getirecek üç sac ayağından birisi aydınlatılmış rıza unsurudur. 

Aydınlatılmış Onama İlişkin Mevzuat

Aydınlatılmış onamın en üst hukuk normu tabi ki de Anayasanın 17. maddesidir. Bunun haricinde Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanununun 70. maddesi, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü ve Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15. maddesinde aydınlatılmış onama ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Hasta Hakları Yönetmeliği 1998 yılında uygulamaya girmiş olup Lizbon sözleşmesi ve Amsterdam sözleşmesi nde yer alan hükümlere ve mevzuatımızda yer alan hükümlere uygun olarak hazırlanmıştır. 

Tıp Hukukunda Doktorun Aydınlatma Yükümlülüğü ve İspat

Doktorun aydınlatma yükümlülüğü- Tıp hukukunda aydınlatmanın büyük bir önemi bulunmaktadır. Zira hastanın kendi geleceğini belirleme hakkı bulunmakta olup kendisine yapılacak olan tıbbi müdahale hakkında bilgi sahibi olması yasalar gereğidir. Normalde hafif tıbbi müdahalelerde aydınlatma yükümlülüğünün sözlü olarak yapılması hukuka uygun olmakla birlikte ağır tıbbi müdahalelerdeki aydınlatmaların yazılı olarak yapılması zorunludur. Ancak hafif tıbbi müdahalelerde aydınlatmanın sözlü olarak yapılması hukuka uygun olsa da ispat açısından doktorları, hekimleri zorlamaktadır. Yargıtay yeni kararlarında hekimin hiçbir hatası olmasa bile sadece aydınlatma yapılmamasını tazminat nedeni olarak kabul etmiştir. Yargıtay, hekimin tüm işlemlerinin tıp kurallarına uygun olarak yapılmış olsa da hastanın aydınlatılmaması durumunda aydınlatma yükümlülüğünün ihlali olarak kabul etmiş ve hekimi tazminata mahkum etmiştir. 

Doktor, hekim; hastalığın teşhisini yanlış koymuş ve yanlış tedavi uygulamış ve hastayı yanlış hastalık sebebiyle aydınlatmışsa bu durum aydınlatmanın yapıldığı anlamına gelmeyecek ve aydınlatma yapılmamış olacaktır. Hekimin teşhiste başarılı olma yükümlülüğü bulunmasa da, yanlış teşhis ve bunun sonucu olarak yanlış aydınlatma, aydınlatılmanın yapılmamış sayılması sonucunu doğuracaktır.

Burada kilit nokta aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin aydınlatma yapıldığını ispat yükü altında olduğunun bilinmesidir. Aydınlatma yükümlülüğünde ispat hekimin üzerindedir. Tıbbi müdahalenin hukuka uygun bir müdahale olabilimesi için aydınlatma şarttır ve ispatı da hekimdedir. Aydınlatmanın hekim tarafından yapılması, aydınlatılmanın yapılıp yapılmadığına ilişkin kayıt ve belgelerin kendisi tarafından tutulmasını gerektirir. Bunun sonucu olarak da aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ortaya konulması sırasında bunu kanıtlayacak olan kişi doğal olarak doktorun, hekimin kendisidir. 

Yarıgıtay da aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesinin doktorun yükümlülüğünde olduğuna ilişkin kararlar vermiştir. 

Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta hekimin tazminat sorumluluğundaki aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin ispat yükümlülüğüdür. Ceza hukukunda doktorun ispat yükümlülüğü bulunmamaktadır. Nitekim ceza hukuku kamu düzenine ilişkin olduğundan ve mahkemenin re'sen araştırma ilkesi gereği bütün vakıları araştırması gerektiğinden ispat doktorun üzerinde değildir. Her türlü delille aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği ortaya çıkarılabilir. 

Aydınlatma Yükümlülüğünün İhlali Yargıtay Kararı

DOKTORLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU
HASTAYI AYDINLATMA BORCU
ÖZEN BORCU
VEKİLLİK SÖZLEŞMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı, yüzündeki gülümseme çizgi ve kırışıklıkların giderilmesi için ... yılı Haziran ayında davalı kliniğe başvurduğunu, davalı doktor ... tarafından yüzüne tam olarak ne olduğu bilinmeyen bir dolgu malzemesi enjekte edildiğini, yüzünde çeşitli reaksiyonlar oluştuğunu, davalı doktorun iyileştirme vaadi ile müdahalelerde bulunduğunu, her seferinde durumunun daha da kötüleştiğini, yüzünde kalıcı yumru kütleler, çöküntüler ve morluklar oluştuğunu, uzmanların bir daha iyileşme ve cerrahi müdahale ile dahi iyileşme şansı olmadığını bildirdiklerini, davalı doktorun özensiz ve kusurlu davranışları sonucu ortaya çıkan zarardan davalıların sorumlu olduklarını ileri sürerek çektiği elem ve ıstırabın karşılığı 200.000,00 YTL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, ... tarihinde kliniğe gelen davacının burun kenarında oluşan çizgileri azaltmak amacıyla enjeksiyonla kozmetik tedavi yapılmasını istediğini, çok basit ve sık uygulanan bir yöntemle burun kenarlarına new-fill denen bir dolgu maddesinin enjekte edildiğini, iki seans uygulamadan sonra davacının İtalya'ya yerleşmesi nedeniyle bir daha görmediklerini, kusurları bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece, davacının yüzünde oluşan yumruların, Adli Tıp Kurumu ve Tabip Odası Onur Kurulu raporlarına göre bir komplikasyon sonucu oluştuğunun anlaşıldığı, işin kötü yapılması veya kötü malzeme kullanımı söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak doğrudan hakimin görevidir. Davacı, yüzündeki kırışıkların giderilmesi için davalı doktorun yaptığı müdahalenin özensiz ve kusurlu olması nedeniyle kalıcı zararlara yol açtığı iddiası ile manevi tazminat istemişlerdir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur . O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor ve hastane, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri gözönünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.

Somut olaya bakıldığında, davacının yüzündeki kırışıkları gidermek için davalı klinik ve doktora başvurduğu, davalı doktorun davacının yüzüne fill-new adlı dolgu malzemesi enjekte ettiği, sonuçta davacının yüzünde giderilmesi mümkün olmayan hasar oluştuğu, taraflar arasında ihtilaflı değildir. Çözümlenmesi gereken husus, davalının üstlendiği tedaviyi yaparken özen borcunu yerine getirip getirmediğidir. Dosya içerisinde bulunan raporlarda davacının yüzünde oluşan hasarın nedeni, yabancı cisim reaksiyonu olarak bildirilmiştir. ... tarihli Adli Tıp Raporunda, enjeksiyon işleminin ve daha sonra gelişen deri altı yabancı cisim reaksiyonu sonrası uygulanan kortikosteroid tedavisi işleminin günümüz tıp kurallarına ve kozmetik cerrahisi tekniğine uygun bir işlem olduğu, daha sonra yüz bölgesinde gelişen lezyonların, bu işlem sonrası nadir gelişen komplikasyonlardan olduğu bildirilmiş ise de, davalının bu işlemi yapmadan önce davacıya işlemin muhtemel komplikasyonları hakkında bilgi verip vermediği, riskleri anlatıp anlatmadığı, özetle aydınlatılmış rıza alınıp alınmadığı konusunda bir inceleme yapılmamıştır. Davalı doktor, davacının şikayeti üzerine Onur Kurulu'nda verdiği ... tarihli ifadesinde, davacıya yapılacak işlemin ayrıntılarını anlattığını, dolgu malzemesinin doğal bir madde olduğunu söylediğini, ancak her maddenin alerji yapma riski bulunduğunu, nadir de olsa bir komplikasyon oluşursa tedavi edilebileceğini anlattığını, ancak bu hususları kayıt altına almadığını, o zamanlar onama belgesi alınmadığını bildirmiştir. Davalı, davacıyı müdahalenin komplikasyonları konusunda aydınlattığını yazılı belge ile ispat edemediği gibi, beyanında geçen komplikasyon oluştuğu halde tedavisinin de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davalı doktorun, davacıyı aydınlatma borcunu yerine getirip getirmediği tartışılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz. 

O halde, mahkemece yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak varsa taraf delillerini topladıktan sonra davalının aydınlatılmış onam alma yükümlüğünü yerine getirip getirmediği, giderek kusuru bulunup bulunmadığı yönünde inceleme yapılmak üzere, dosyanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek konusunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi

Aydınlatma Yükümlülüğünde İspat Yargıtay Kararı

Davalı, davacıyı müdahalenin komplikasyonları konusunda aydınlattığını yazılı belge ile ispat edemediği gibi, beyanında geçen komplikasyon oluştuğu halde tedavisinin de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davalı doktorun, davacıyı aydınlatma borcunu yerine getirip getirmediği tartışılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz. O halde, mahkemece yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak varsa taraf delillerini topladıktan sonra davalının aydınlatılmış onam alma yükümlüğünü yerine getirip getirmediği, giderek kusuru bulunup bulunmadığı yönünde inceleme yapılmak üzere, dosyanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek konusunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.13. Hukuk Dairesi - 18.09.2008, 4519/10750

Ayrıntılı Aydınlatma Yapılmaması Yargıtay Kararı

Hal böyle olunca, davacıya yapılan ameliyatın kusurlu ve hatalı olmadığı, davacıda oluşan görme kaybının ameliyat sonrası oluşabilecek nitelikte olduğu, davalının davacıyı ameliyat öncesinde yapılacak operasyonla ilgili ortaya çıkabilecek komplikasyonlarla ilgili olarak bilgilendirildiği tüm dosya kapsamından anlaşıldığından, mahkemece davanın reddine yönelik verilen kararın zuhulen bozulduğu anlaşılmış olmakla davalının karar düzeltme talebinin kabulüne ve Dairemizin 13.06.2013 gün, 2013/14354esas, 2013/16113 karar sayılı Bozma ilamının kaldırılarak, kararın yukarıda açıklanan nedenlerle Onanmasına karar verilmelidir. 13. Hukuk Dairesi - 22.01.2014, 32755/1498

Matbu Aydınlatılmış Onam Formu Hukuka Aykırı Olduğu Yargıtay Kararı

Davalının ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmesi B.K. madde 357. maddesine göre bir zorunluluktur. Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, dosyaya ibraz edilen onay formu matbu olup, davalı tarafın, davacıyı bu konuda bilgilendirdiği ve gerekçeli açıklamaları yaparak uyardığı hususu ve davacının yeterli derecede aydınlatılıp aydınlatılmadığı, operasyonun komplikasyonlarının bilinmesi halinde dahi bu operasyona davacının rıza gösterip göstermeyeceği konuları dosya içeriğiyle anlaşılamamaktadır. O halde bu konudaki davalı delillerinin toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma gerektirir. 13. Hukuk Dairesi - 13.06.2013, 14354/16113

Aydınlatma Yükümlülüğünün Yeterliliğinin Araştırılmaması Bozma Nedenidir

Davacıda oluşan perforasyonun komplikasyon olduğunun belirlenmesi halinde aydınlatmanın yeterli olmadığı gözetilmeli ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin bu yönleri göz ardı ederek, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.13. Hukuk Dairesi - 09.04.2014, 30822/10772

Sağlık Davalarına Bakan Avukatlar Değerlendirme

Aydınlatılmış onamın ne kadar önemli bir unsur ve olmazsa olmaz bir husus olduğundan yukarıda açıklamalı bir şekilde bahsetmiş bulunmaktayız. Aydınlatılmış onam hekime yük olsun diye oluşturulmuş bir yükümlülük değildir. Bilakis insanın en temel hakkı olan yaşam hakkının korunması ve kişilik haklarına saygılı olunması ilkelerinin bir arada düşünülmesi ile oluşturulmuştur. Kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olan ve kendi geleceğine kendisinin karar vermesi hakkıyla birlikte düşünüldüğünde tabiki de kendi vücut bütünlüğüne yapılacak müdahalede kişiye bu hak tanınacak ve bu hak hastanın kırmızı çizgisi olacaktır. Hastanın bu mahrem hakkının ihlali ise yukarıda da dile getirdiğimiz üzere hekimin sorumluluğunu doğuracak ve sorumluluk hukuku bakımından hekim aleyhine sonuçlar ortaya çıkacaktır. Amaç hekimin zarar görmesini sağlamak ya da mesleğini icra etmesine karşı çıkmak değil kişinin üstün yararını ve kişilik haklarını korumaktır. Bu durum aslında hekimler için de son derece yararlıdır ki hekim daha profesyonel bir şekilde mesleğini icra edecek hasta ile daha yakın bir bağ kuracak ve tıbbi müdahale daha bir anlam kazanacaktır. Ayrıca aydınlatma yükümlülüğünün estetik ameliyatlardaki önemine ilişkin Estetik Ameliyat Niteliğindeki Tıbbi Müdahalelerde Aydınlatma Yükümlülüğü adlı makalemizi okuyabilirsiniz.

Kaynaklar;

HAKERİ,Hakan, Tıp hukuku, seçkin yayıncılık Eylül 2015
EROL, Gültezer, Özel hastanelerin Hukuki Sorumluluğu, seçkin yayıncılık Nisan 2015
GÖKCAN,Hasan, Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukukui ve Cezai Sorumluluk, Seçkin yayıncılık Nisan 2017

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?
Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Yasal Sebepleri Nelerdir?

Hekimin hastaya gerçekleştirmiş olduğu tıbbi müdah...

Devamı
Kürtaj Yasal mı
Kürtaj Yasal mı

Kürtaj, bebek aldırma ya da gebeliğe son verme ana...

Devamı
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?
Tıbbi Malpraktisin Ortaya Çıkış Şekilleri Nelerdir?

Tıbbi malpraktisin ortaya çıkış şekilleri kasten v...

Devamı
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?
Hukuka Uygun Tıbbi Müdahalenin Şartları Nelerdir?

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk şartları arası...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık