Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davası

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davası

29-10-2020
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davası

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davası

Desten yoksun kalma tazminatı davasına geçmeden önce destekten yoksun kalma hakkında bir giriş yapmakta fayda vardır. Destekten yoksun kalma ölen kişinin desteğinden mahrum kalmış olan kişi ya da kişilerin müteveffanın ölümüne yol açan kişiye karşı açmış oldukları tazminat davasıdır. 

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesi gereği destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez

Adalet Komisyonu'nun 55. madde gerekçesine göre; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafik kusura- ortak kusur) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.” Aynı zamanda 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Danıştayın ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin veya var ise fiili ödeme miktarlarının hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.

Destekten yoksun kalma tazminatı ölüm halinde her türlü davada talep edilebilecek bir tazminattır. Devlete karşı açılacak tam yargı davalarında, trafik kazası tazminat davasında, doktor hatası tazminat davasında, terörle mücadele kapsamındaki tazminat davalarında, iş kazası tazminat davaları gibi davalarda talep edilebilir. 

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Mahkeme Kararları

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/6685
Karar No : 2017/1274

Temyiz Eden ve
Karşı Taraf (Davacılar) : 1- ..... 2- ....
Vekilleri :
Temyiz Eden ve
Karşı Taraf (Davalı) :
Vekili :
İstemlerin Özeti : …. İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…. sayılı kararının taraflarca hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti : … tarafından mahkeme kararının hukuka uygun olmadığı temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur, davacılar tarafından savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakimi Düşüncesi :Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, dosyanın tekemmül ettiği görülerek yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
Dava; 01.01.1999 tarihinde doğan.......... 'den 11.01.1999 tarihinde kan örneği alınmasına karşın "Fenilketonüri" tanısının konulmamasından dolayı çocukta birtakım rahatsızlıklar oluştuğu, hastalığın erken teşhis edilmesi halinde tedavi edilebilme olanağının sağlanması mümkün iken bundan mahrum bırakıldığı iddiaları ile çocuğu için 1.000 TL maddi ve 1.000 TL manevi, anne-babanın her biri için 12.500 TL maddi ve 13.500 TL manevi olmak üzere toplam 54.000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmakla birlikte temyiz aşamasında verilen 15/05/2013 havale tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat miktarı dilekçenin ıslahı suretiyle arttırılarak 481.377,22 TL'nin de idareye başvuru tarihi olan 24.08.2000 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

…... İdare Mahkemesince; davacıların, çocuğu 'in 01.01.1999 tarihinde doğduğu, çocuklarını 11.01.1999 tarihinde .... İli ..... İlçesi 2 nolu Sağlık Ocağına getirerek fenilketonüri hastalığının bulunup bulunmadığını tespit ettirmek için çocuklarından kan örneği aldırdığı, gerek sağlık ocağında gerekse tarafından dağıtılan belgelerde fenilketonüri için alınan kan örneğinde hastalığın bulunması halinde cevap verileceği söylendiği için adı geçen kişiden alınan kan örneğinden sonra bu konuda herhangi bir cevap verilmemesi üzerine bu rahatsızlığın olmadığını düşündükleri, ancak söz konusu şahsın gelişmesinde gerilik olması nedeniyle .....Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından doğumdan yaklaşık 1,5 yıl sonra yapılan tetkiklerde fenilketonüri teşhisi konulduğu, bunun üzerine 01.01.1999 tarihinde doğan 'den 11.01.1999 tarihinde kan örneği alınmasına karşın "Fenilketonüri" ( gıdalardaki proteini alamamaya bağlı gelişim geriliği oluşturan rahatsızlık) tanısının konulmamasından dolayı çocukta birtakım rahatsızlıklar oluştuğu, hastalığın erken teşhis edilmesi halinde tedavi edilebilme olanağının sağlanması mümkün iken bundan mahrum bırakıldığı iddiaları ile çocuğu için 1.000,00 TL maddi ve 1.000,00 TL manevi, anne-babanın her biri için 12.500,00 TL maddi ve 13.500,00 TL manevi olmak üzere toplam 54.000,00 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle davanın açıldığı, davacılar çocuğu 'in özürlü hale gelmesinde tarafların kusur oranının tespiti amacıyla dava dosyası üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği ve ………… 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan 02.06.2010 gün ve 3765 sayılı raporda;" 1.1.1999 doğumlu adına düzenlenmiş adli ve tıbbi belgeler incelendiğinde; fenilketonüri taramasının doğumdan sonraki 3. ve 7. günler arasında yapılması gerektiği, bu şekilde yapılacak kan alımı sonucunda hastalığın tespit edilip uygun diyet tedavisi ile hastalık belirtilerinin tamamen ortadan kalkacağı ve hastanın tamamen normal bir hayat süreceği, bu tarihten sonra tarama ve tanı ne kadar geç konur ise belirtilerin o kadar ağır olacağı, ilk bir yıldan sonra başlanan tedavilerde herhangi bir düzelme sağlanmayacağı, hastalık genetik bir hastalık olduğu için tamamen iyileşmenin ve mevcut bulguların gerilemesinin mümkün olmayacağı, ancak uygun diyet tedavisi ile hastalığın daha fazla ilerlemesinin engelleneceği.." yönünde görüşlere yer verildiği, davacılar tarafından, çocuklarının fenilketonüri olup olmadığının tespiti bakımından doğumdan yaklaşık 10 gün sonra .... İli.... İlçesi 2 nolu Sağlık Ocağına başvurarak kan aldırmalarına karşın; davalı idarece, söz konusu kan numunesinin ilgili mercilere iletilmemesi nedeniyle zamanında teşhis konulmayarak davacıların çocuğunun fenilketonüri olmasına sebebiyet verildiği anlaşıldığından, bu hususta meydana gelen zararların da idarece tazmini gerektiği, iş gücü kaybı oranının belirlenmesi için dosyanın Başkanlığına gönderildiği, … Adli Tıp İhtisas Kurulu'nca düzenlenen … gün ve … sayılı raporda; " 1.1.1999 doğumlu 'in mevcut orta düzeyde zeka geriliği arızasının yaşına göre %70 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, hayat boyu bir başkasının bakımına muhtaç olduğu.." yönünde görüş bildirilmesi üzerine, maddi zararların tespiti bakımından hazırlanan 30.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda, davacıların destek kayıpları ve efor kaybı hesaplanmış, sonuç olarak; davacılardan baba .... ve anne .....'in her biri için destekten yoksun kalma nedeniyle 23.904,99 TL, 'in efor kaybı nedeniyle 306.378,16 TL olmak üzere toplam 354.188,14 TL zarar hesaplanmış, davacı anne ve babanın her biri için 23.904,99 TL destekten yoksun kalma zararı hesaplansa da davacıların istemiyle bağlı kalınarak anne ve babanın her biri için 12.500,00 TL'nin; için efor kaybı nedeniyle 306.378,16 TL hesaplansa da yine davacının istemiyle bağlı kalınarak 1.000,00 TL'nin idareye yapılan başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, baba.... için 13.500,00 TL, anne .... için 13.500,00 TL, için 1.000,00 TL olmak üzere toplam 28.000,00 TL manevi tazminatın idareye yapılan başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine karar verilmiş, söz konusu bu karar Dairemizin 19.02.2014 tarih E:2013/3778, K:2014/881 sayılı kararıyla, Mahkeme kararının davacıların vermiş olduğu ıslah dilekçesinin ıslah hükümleri çerçevesinde değerlendirilip yeni bir karar verilmesi gerektiği yönünden kısmen onanıp, kısmen bozulması üzerine bozma kararına uyularak, 13/02/2012 tarihli ara kararı ile davacılar vekilinden davacıların maddi tazminat taleplerinin hangi kalemlerden oluştuğunun (destekten yoksunluk, efor kaybı, tedavi, bakım masrafı vs. ) sorulmasına karar verilmiş, verilen cevapta küçük için efor kaybından dolayı, anne ve baba için ise destekten yoksun kalmadan dolayı tazminat talebinin bulunduğu belirtilmiş, maddi zarar miktarının tespiti bakımından yeniden bilirkişi incelemesine karar verilmiş, yapılan inceleme sonucu düzenlenen 30.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda, davacıların destek kayıpları ve efor kaybı ile bakım ücretinden doğan zararı hesaplanmış sonuç olarak; davacılardan baba.... ve anne .......in her biri için destekten yoksun kalma nedeniyle 23.904,99 TL, 'in efor kaybı nedeniyle 306.378,16 TL olmak üzere toplam 354.188,14 TL zarar hesaplanmakla beraber; 153.189,08 TL tutarında da bakım ücretinden doğan zarar da hesaplanmış, efor kaybı ve destekten yoksunluk nedeniyle doğan zararlar için ıslah edilen miktarların bilirkişi raporunda belirlenen miktarlardan ilk kararda hüküm altına alınan miktarların düşümü suretiyle belirlenen miktarlarla uyumlu olduğu, bu durumda; davacıların ıslah suretiyle artırımda bulunarak istedikleri anne için 11.404,99 TL, baba için 11.404,99 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve efor kabı nedeniyle için 305.878,16 TL efor kaybını içeren maddi tazminatın kabulü ile toplamda 328.688,14 TL maddi tazminatın merciine tevdi kararı ile dava dilekçesinin idareye tebliğ tarihi olan idari başvuru tarihinden (19/04/2002) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesi, olay nedeniyle duyulun acı ve ızdırap için ise toplam 54.000,00 TL’nin manevi tazminatın da davalı idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından tazmini, bakıcı giderine ilişkin kısım açısından ise,dava dilekçesinde davacıların maddi tazminat istemi yönünden bakım ücretinden doğan zarar kalemine yer verilmediği gibi 13/02/2012 tarihli ara kararı ile davacılar vekilinden davacıların maddi tazminat taleplerinin hangi kalemlerden oluştuğunun (destekten yoksunluk, efor kaybı, tedavi, bakım masrafı vs. ) sorulmasına karar verilmesi üzerine davacılar vekili tarafından verilen cevapta küçük için efor kaybından dolayı, anne ve baba için ise destekten yoksun kalmadan dolayı tazminat talebinin bulunduğunun belirtilmiş olması karşısında davacıların efor kaybı ve destekten yoksun kalma nedeniyle tazminat isteminde bulunduğu anlaşıldığı, kanunla getirilen tam yargı davalarında ıslah müessesesinin, kanun hükmünün lafzi yorumu ile sadece miktarın artırılması imkanı getirdiği, buna karşılık Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun düzenlediği ıslah müessesesinden ayrı olarak talep sonucunu ve talep edilmeyen bir maddi tazminat kalemini ıslah dilekçesi ile artırma imkanı sağlamayacağı açık olup; davacıların dava dilekçesinde ve Mahkememizin ara kararına verilen cevapta talep edilmeyen zarar kalemi ve talep sonucu olan bakım ücreti nedeniyle doğan 152.689,08 TL zararı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflarca, kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek anılan İdare Mahkemesi kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, davacıların çocuğundaki rahatsızlığının geç teşhis ve tedavi edilmesine idarenin hizmet kusuru nedeniyle sebebiyet verildiği alınan bilirkişi raporlarıyla da sabit görülerek zararın tazminine karar verildiği, bilirkişi raporunda efor tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve bakıcı giderleri ayrı ayrı hesaplandığı, Mahkeme tarafından bakıcı giderlerine ilişkin kısım bu yönde talep olmadığı ve evde bakım yardımı alınmadığı, ıslah dilekçesi ile de sadece dava açılırken talep edilen miktarların arttırılacağı, 13.02.2012 tarihli ara karar ile maddi tazminat kalemlerinin sorulduğu ara karara davacılar tarafından verilen 08.03.2012 tarihli cevapta efor tazminatı ve destekten yoksun kama tazminatından bahsedilip, bakıcı giderinden bahsedilmediği, 15.03.2013 tarihinde Mahkeme kaydına giren ıslah dilekçesi ile bakım giderinden bahsedildiği, dava açılırken ve ara karara verilen cevapta talep edilmeyen bakım ücretinin ıslah dilekçesi ile de istenemeyeceği gerekçeleriyle reddedildiği , hükmedilen tazminata ise ıslah edilen miktar yönünden faiz başlangıcı ayrılmadan karar verildiği görülmüştür. Bilirkişi tarafından hazırlanan raporda ise tazminat hesaplanırken yaşam süreleri açısından TRH tablosunun yerine PMF yaşam tablosunun esas alındığı tespit edilmiştir.

Öncelikle davacıların çocuğunun vefat etmediği hayatta olması nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatının maddi tazminat kalemleri içinde hesaplanmayacağı, hesaplansa dahi Mahkeme tarafından hükmedilemeyeceği, destekten yoksun kalmanın yerini çocuğun %70 engelli olmasının ve başkasının bakıma muhtaç olduğunun raporla tespitinin sonucu olarak efor tazminatı ve bakıcı giderlerinin alacağı Yargıtay ve Dairemiz içtihatları ile açıktır.

Davacılar tarafından, 15.05.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile bakıcı gideri talebinde bulunulduğu, artırılan maddi tazminat miktarının da bakıcı gideri olarak belirlenen 153,189,08 TL'lik miktar belirlendiği görülmüştür. Maddi tazminat kalemlerinden olan bakıcı giderleri idarenin hatalı tıbbi uygulamaları neticesinde ağır engelli konuma gelen ve başkasının desteği olmaksızın günlük yaşam aktivitelerini yerine getiremeyecek olanların bakımının üstlenilmesi nedeniyle açılan davalarda, muhtemel yaşam süresi dikkate alınarak yapılan hesaplamalara dayalı olarak belirlenen toplu tazminat miktarları idarelerce ilgililere ödenmektedir. Tazminat toplu olarak ödenmekle birlikte bakıma muhtaç kişinin hesaplanan muhtemel yaşam süresinden daha erken bir tarihte vefatı halinde, idare aleyhine bir sebepsiz zenginleşme ortaya çıkabilmekte ve ödenen tazminatlar geri istenebilmektedir.
Bu neviden bir soruna mahal verilmemesi açısından, Dairemizin içtihatı uyarınca bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat kaleminin hesaplanmasının aşağıda belirtilen ilkelere göre yapılması:
1- Bakımı üstlenilen ağır engelli hastanın hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi,
2- Ödemenin her takvim yılı başında yıllık peşin olarak yapılması,
3- Bakımı üstlenilen ağır engelli hastanın bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının, aylık brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması,
4- Anılan bu kriter üzerinden yapılacak hesaplamada, olay tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar olan kısmın ayrıca hesaplanması ve bu zaman aralığına tekabül eden tazminat tutarının yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine hükmedilmesi, bu kısım açısından nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi,
5- Dava süresince ve daha sonraki yıllar için yapılacak bakıcı gideri tazminat hesaplamasının, ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden ve ağır engelli kişinin yaşadığı belgelendirilmek kaydıyla her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına, bu kısım açısından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.

İdare Mahkemesince dava dilekçesinde bakıcı gideri talebi bulunmadığından ıslah dilekçesi ile de sadece miktar artırımında bulunulacağı, talep edilmeyen tazminat kaleminin ise ıslah dilekçesi ile talep edilemeyeceğine ilişkin verilen karar isabetli değildir. Islah dilekçesi ile davacıların efor tazminatı ve bakıcı gideri talebinde bulunduğu görüldüğünden bakıcı gideri ve efor tazminatına ilişkin talebinin yukarıda belirtilen kriterler dikkate alınarak yeniden alınacak bilirkişi raporuyla TRH yaşam tablosu da esas alınarak, yeniden dönemsel olarak hesaplatırılıp karara bağlanması ve hükmedilen efor tazminatı ve bakıcı giderlerine ilişkin tazminat miktarına da dava açılırken talep edilen miktarı için dilekçenin idareye tebliğ tarihi olan 19.04.2002 tarihinden, ıslah edilen miktara ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 22.05.2015 tarihinden faizin işletilmesi, destekten yoksun kalma tazminatına ise hükmedilmemesi, davacıların çocuğunun hayatta olması sebebiyle efor tazminatına ve bakıcı giderine hükmedilmesi gerekdiği sonucuna varılmıştır.
Harca ilişkin olarak Mahkeme kararında eksik bırakılan diğer husus ise;

492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi bulunduğu; 11. maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; 15. maddesinde yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. Maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.

Aktarılan kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç ve posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, tümüyle haksız çıkan tarafa, başka bir deyişle davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, İdare Mahkemesi'nce nispi harcın tüm yargılama giderlerine dahil edilerek haklılık oranı uygulanması suretiyle taraflara yükletilmesi şeklinde hüküm kurulmasında yasal isabet görülmemiştir.

İdare Mahkemesi kararında bahsedilen hususlar yönünden hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, … İdare Mahkemesi'nin …. tarih ve E:…. sayılı kararının destekten yoksun kalma tazminatı, nispi harç ve faize ilişkin kısmının oybirliğiyle, bakıcı giderine ilişkin kısmının oyçokluğuyla BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/03/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(X) KARŞI OY :
Uyuşmazlık konusu olayda dosyadaki bilgi ve belgeler ve Mahkemece alınan bilirkişi raporlarına dayalı olarak idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna ulaşılması sonucunda davacıların davaları kabul edilmiş olup, dava açılırken maddi tazminat talebinde bulunulduğu kapsamı hakkında açıklama yapılmadığı, Mahkeme tarafından ara karar ile maddi tazminat kalemlerinin sorulduğu, ara karara verilen cevapta efor ve destekten yoksun kalma tazminatından bahsedildiği, bakıcı giderinden bahsedilmediği, sonradan dosya kapsamına giren ıslah dilekçesi ile bakıcı gideri talebinden bahsedildiği görülmüş olup, davacıların maddi tazminat kalemlerini ara karara verdikleri efor tazminatı olarak sınırladıkları, bakıcı giderinden bahsetmedikleri, aktüerya bilirkişisi tarafından sunulan zarar miktarına ilişkin rapor neticesinde ıslah dilekçesi ile maddi tazminat istemlerini artırdıkları ve bakıcı giderini de dahil ettikleri anlaşılmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 16. maddesinde düzenlenen tam yargı davalarında ıslah müessesesinin, sadece talep edilen tazminat kalemleri ile sınırlı olarak miktar arttırılması olduğu, talep edilmeyen bir maddi tazminat kalemini ıslah dilekçesi ile artırma imkanı sağlamadığı, bu sebeple davacıların ara karara verdikleri cevapta bahsedilen efor tazminatına ilişkin olarak tazminat miktarını artırabilecekleri, dosya kapsamında talep edilmeyen bakıcı giderini ıslah dilekçesi ile istemelerinin davanın genişletilmesi olduğu, İdari Yargıdaki ıslah müessesinin talep edilmeyen bir maddi tazminat kalemini ıslah dilekçesi ile talep imkanı sağlamayacağının açık olduğu, bakıcı giderine ilişkin olarak verilen Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyoruz.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/1125
Karar No : 2017/2349

Temyiz Eden (Davalı) :
Karşı Taraf (Davacılar) :

İstemin Özeti :Davacıların murisi ......n 19.10.2011 tarihinde ......plakalı araçla, ... İli, ... İlçesi'nden ... İli'ne seyir halinde iken meydana gelen trafik kazası sonucu vefat etmesi nedeniyle; yol çalışması sırasında gerekli işaretlemelerin yapılmadığı,yolun teknik bakımdan yetersiz olduğu, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla uğranıldığı ileri sürülen 34.759,00 destekten yoksun kalma ve 3.000,00 TL cenaze masrafı olmak üzere 37.759,00 TL maddi ve eş için 20.000,00 TL, çocuklar için 10.000,00'er TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi zararın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda; ... 1. İdare Mahkemesi'nce; Danıştay Onbeşinci Dairesi'nin 23.09.2014 tarih, E:2014/4720, K:2014/6362 sayılı bozma kararına uyularak; ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nce Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nce hazırlanan ve kazanın meydana geldiği gevşek zeminli-mucurlu yolla ilgili gerekli ve yeterli işaretlemeleri yapmadığı, eksik işaretleme yaptığından bahisle davalı idarenin %35; davacılar murisinin ise, seyrini zeminin durumuna göre ayarlamadığı, hatalı doğrultu değiştirme manevrası ile olaya sebebiyet verdiği gerekçesiyle %65 oranında kusurlu olduğu yolunda görüş bildiren 27.12.2012 tarihli raporu ile aktüerya hesap uzmanı tarafından düzenlenen 27.08.2015 tarihli destekten yoksun kalma tazminat hesabı raporu hükme esas alınarak, sözkonusu rapor doğrultusunda davacılar tarafından 16.09.2015 tarihinde verilen miktar artırım dilekçesi de dikkate alınarak davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacı ..... için 30.011,00 TL, .... için 409,00 TL, .... için 1.219,00 TL, ...... için 3.120,00 TL olmak üzere toplam 34.759,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve 3.000,00 TL cenaze masrafının adli yargı yerinde davanın açıldığı 16.12.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine; davanın devamı sırasında arttırılan, ....... için 6.448,00 TL, ........... için 45,00 TL, .......... için 108,00 TL, ......için 460,00 TL olmak üzere toplam 7.061,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının ise, ıslah tarihi olan 16.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesi, davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulü ile ..... için 20.000,00 TL, nın her biri için ise, 10.000,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın, davanın adli yargı yerinde açıldığı 16.12.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesi yolunda verilen kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti : Savunma verilmemiştir.
Düşüncesi :Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.

Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 1. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2015/9403
Karar No : 2016/2472

Temyiz Edenler 1- (Davalı) :
Vekili :
2- (Davacılar) :

İstemin Özeti : Davacılar yakını ... 'un ölümü olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle açılan dava sonucunda, davacılar yakınının ölüm olayında idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak maddi tazminat isteminin kabulü, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda verilen kararın, temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesi'nin 04/06/2014 tarih ve E:2013/4368, K:2014/4723 sayılı kararı ile anılan kararın onanması, 2577 sayılı Kanun'un 6459 sayılı Kanun ile değişik 16. maddesi ile geçici 7. maddesine göre 06/05/2013 tarihinde kayda giren dilekçe ile artırılan maddi tazminat miktarı ile ilgili olarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi üzerine, … İdare Mahkemesi'nce; bilirkişi raporu uyarınca artırılan maddi tazminat isteminin kabulü ile anılan miktarın ıslah dilekçesinin verildiği 06/05/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi yolunda verilen kararın, taraflarca aleyhlerine ilişkin hükümler yönünden hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti : Davacılar tarafından mahkeme kararının hukuka uygun olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idareden, savunma alınmamıştır.
Düşüncesi : 06/05/2013 tarihli miktar artırım dilekçesiyle artırılan maddi tazminat miktarına işletilecek faizin başlangıç tarihinin, davacıların anılan dilekçedeki talebi doğrultusunda dava tarihi olması gerektiği, bu nedenle, temyiz istemine konu Mahkeme kararının miktar artırım dilekçesiyle artırılan maddi tazminat miktarına işletilecek faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden, davalı idarenin yürütmenin durdurulması talebi görüşülmeden tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.
Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçelerindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; temyiz istemlerinin reddine,… İdare Mahkemesi'nin … tarih ve … sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanun'un 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/04/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :
Uyuşmazlık, davacıların miras bırakanlarının hatalı tıbbi müdahale nedeniyle 21/01/2000 tarihinde hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı İdareden maddi ve manevi tazminat talebinden doğmuştur.
Olay nedeniyle davacılar, kayda 25/04/2006 tarihinde giren dilekçeleriyle, toplam 70.000,00 TL maddi ve 140.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı İdare'ye başvurmuşlardır.

İdarenin yanıt vermemesi üzerine davacılar, olay nedeniyle, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla 120.000,00 TL manevi, destekten yoksun kalma tazminatı olarak 40.000,00 TL maddi tazminatın, olay tarihinden itibaren faiziyle birlikte, davalı İdareden alınarak kendilerine ödenmesine karar verilmesi talebiyle mahkemeye başvurmuşlardır.
… İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:… sayılı kararı ile, taleple bağlı kalınarak maddi tazminat isteminin kabulü, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi yolunda karar verilmiştir. Karar taraflarca temyiz edilmiştir.
2577 sayılı Kanunun 16. maddesinde yapılan değişiklik üzerine temyiz aşamasında davacılar tarafından sunulan 06/05/2013 tarihli dilekçeyle, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor uyarınca maddi tazminat miktarı artırılmış, artırılan maddi tazminat miktarına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinde bulunulmuştur.
Dairemizin 04/06/2014 tarih ve E:2013/4368, K:2014/4723 sayılı kararı ile anılan kararın onanması, 2577 sayılı Kanunun 6459 sayılı Kanun ile değişik 16. maddesi ile geçici 7. maddesine göre 06/05/2013 tarihinde kayda giren dilekçe ile artırılan maddi tazminat miktarı ile ilgili olarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi üzerine, Çorum İdare Mahkemesi'nce; bilirkişi raporu uyarınca artırılan maddi tazminat isteminin kabulü ile anılan miktarın ıslah dilekçesinin verildiği 06/05/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Karar taraflarca temyiz edilmiştir.

Daire kararının, davalı İdarenin temyiz isteminin reddi doğrultusundaki kısmına katılmakla birlikte, davacıların faizin başlangıç tarihi konusundaki temyiz isteminin reddi yönündeki çoğunluk kararına aşağıda belirtilen nedenlerle katılmıyoruz.
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi eklenmiştir.

6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde, "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.

2577 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikte 6100 sayılı Kanun'un ıslaha ilişkin hükümlerine atıf yapılmayarak süre ve diğer usul kuralları gözetilmeksizin denilmek suretiyle Yargıtay içtihatları ile şekillenen ıslaha ilişkin hükümlerden ayrı olarak, idari yargıda açılan tam yargı davalarında, dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının bir defaya mahsus artırılabileceği düzenlenmiştir.

Daha açık bir ifadeyle, davacıların miktar artırımına ilişkin dilekçede ileri sürdükleri istem, yeni bir dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki tazminat miktarının artırılmasıdır.

Dava dilekçesinde belirtilen miktarın artırılmasına hukuki olanak sağlayan adil yargılanma hakkı, sadece miktara ilişkin değil, artırılan miktara faiz yürütülmesini ve faizin başlangıç tarihini de kapsar. Bu aynı zamanda mülkiyet hakkını da ilgilendirmektedir.

Somut olayda, artırılan tazminat miktarına, miktar artırım dilekçesinde artırılan maddi tazminat miktarına dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi talebinde bulunulması nedeniyle, dava tarihi yerine tazminat miktarının artırılmasına ilişkin dilekçenin verildiği tarihin esas alınarak faize hükmedilmesi Anayasa ile koruma altına alınan mülkiyet hakkına aykırı olacaktır. Çünkü, davada haklı çıkılması durumunda, kişi lehine oluşan alacak hakkı, yani mülkiyet oluşturan bu hak, kişiye davalı idareye başvuru tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde geriye dönük olarak tanınmıştır.

Bu nedenlerle, idarenin hizmet kusuru olup olmadığı ve uğranılan zarar miktarı tam olarak bilinmeden açılıp, 2577 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile tazminat miktarı tam olarak bilindiğinde bir dilekçe ile dava dilekçesinde gösterilen miktarın artırılmasına olanak tanıyan kanuni düzenleme uyarınca, miktar artırımının ayrı bir dava olmaması nedeniyle, toplamda hükmedilecek tazminat miktarına uygulanacak faizin başlangıç tarihinin idareye başvuru tarihi olması gerekmektedir. Ancak davacılar tarafından, miktar artırım dilekçesinde, artırılan maddi tazminat miktarına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinde bulunulmuştur. Bu nedenle, somut uyuşmazlıkta, miktar artırım dilekçesiyle artırılan tazminat miktarına işletilecek faizin başlangıç tarihinin, dava tarihi olarak kabul edilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Mahkeme kararının, miktar artırım dilekçesiyle artırılan tazminat miktarına işletilecek faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının bozulması gerektiği görüşüyle, çoğunluk kararına katılmıyoruz.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2015/9191
Karar No : 2016/1325

Temyiz Edenler 1- Davalı :
İstemin Özeti : …. 1. İdare Mahkemesi'nin … tarih ve … sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine ilişkin hükümler yönünden, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmaların Özeti : Davalı idarece, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulurken, davacılar tarafından savunma verilmemiştir.
Düşüncesi :İdarenin hizmet kusuru olup olmadığı ve uğranılan zarar miktarı tam olarak bilinmeden açılıp, 2577 sayılı Kanunun 16. maddesinde yapılan değişiklik ile tazminat miktarı tam olarak bilindiğinde bir dilekçe ile dava dilekçesinde gösterilen miktarın artırımına olanak tanıyan kanuni düzenleme uyarınca artırılan tazminat miktarının kabul edilmesi halinde, miktar artırımının ayrı bir dava olmaması nedeniyle toplamda hükmedilecek tazminat miktarına uygulanacak faizin başlangıç tarihinin, dava dilekçesinde talep edilmek şartıyla, miktar artırımına ilişkin dilekçede faiz istemi olmasa dahi, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan idareye başvuru tarihi olması gerektiği, bu nedenle Mahkeme kararının miktar artırım dilekçesiyle artırılan tazminat miktarına faiz işletilmemesine ilişkin kısmının bozulması, kararın diğer kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden davalı idarenin yürütmenin durdurulması talebi görüşülmeden, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, davacıların eşi/babasının ölümünde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle açılmıştır.
… 1. İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp Kurumu raporu uyarınca, davacılar murisi … uygulanan tedavilerdeki eksiklikler nedeniyle vefat etmesinde idarenin hizmetin kötü işlemesinden kaynaklanan ağır hizmet kusurunun bulunduğu sonuç ve kanaatine varılarak maddi tazminat isteminin kabulü, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ile kabul edilen 156.693,73-TL maddi tazminatın dava dilekçesinde talep edilen 3.000,00-TL'lik kısmı ile kabul edilen 90.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 11/11/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Taraflarca, aleyhlerine ilişkin hükümler yönünden hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Temyize konu İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin kabulü, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile kısmen reddine ilişkin bölümü ve hükmedilen manevi tazminat ile maddi tazminat isteminin dava dilekçesinde talep edilen 3.000,00-TL'lik kısmına idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine ilişkin kısımlarında 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenleri bulunmamaktadır.
Kararın 12/05/2015 havale tarihli miktar artırımına ilişkin dilekçe ile artırılan maddi tazminat miktarına faiz yürütülmemesine ilişkin bölümü incelenecek olursa;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerekli olduğu, bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği, görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmayacağı kuralına yer verilmiştir.

Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi; aynı Kanun'un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır. " cümlesi eklenmiştir.

Nitekim, 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (Tasarının 3.maddesi) gerekçesinde, "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.
Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği; bu isteklerinin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabileceği kuralı yer alıp, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibariyle yasal faiz uygulanması, Danıştay'ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
2577 sayılı Kanunda, tam yargı davalarında, dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan düzenleme uyarınca, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, miktar artırım dilekçesinde faiz istemi bulunmasa dahi, faizin asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olması nedeniyle, dava dilekçesinde faiz istemi bulunması halinde artırılan tazminat miktarı için de faize hükmedilmelidir. Ancak artırılan miktar bakımından faize, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren hükmedilmelidir.

Bakılan davada, davacılar tarafından, 12/05/2015 havale tarihli dilekçe ile bilirkişi raporu uyarınca maddi tazminat miktarı artırılmış, anılan dilekçe 25/05/2015 tarihinde davalı idareye tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla bakılan davada artırılan maddi tazminat miktarı bakımından, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan 25/05/2015 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, artırılan tazminat miktarına, miktar artırım dilekçesinde faiz istemi bulunmadığı gerekçesiyle faize hükmedilmemesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca davacıların temyiz isteminin kısmen kabulüyle … 1. İdare Mahkemesi'nin … tarih ve … sayılı kararının, miktar artırım dilekçesiyle artırılan maddi tazminat miktarına faiz işletilmemesine ilişkin bölümünün BOZULMASINA esasta oybirliği gerekçede oyçokluğuyla, davacıların temyiz isteminin kısmen, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile anılan kararın diğer kısımlarının ONANMASINA oybirliğiyle, bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/03/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY (X) :
Uyuşmazlık, davacıların miras bırakanlarının hatalı tıbbi müdahale nedeniyle 19.03.2013 tarihinde hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı İdareden maddi ve manevi tazminat talebinden doğmuştur.
Olay nedeniyle davacılar, kayda 11.11.2013 tarihinde giren dilekçeleriyle, toplam 250.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye başvurmuşlardır.

İdarenin yanıt vermemesi üzerine davacılar, olay nedeniyle, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla 150.000,00 TL manevi, destekten yoksun kalma tazminatı olarak 3.000,00 TL maddi tazminatın, başvuru tarihinden itibaren faiziyle birlikte, davalı İdareden alınarak kendilerine ödenmesine karar verilmesi talebiyle mahkemeye başvurmuşlardır.
Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, davacıların destekten yoksun kaldıkları miktarın tespit edilmesi nedeniyle, davacılar bu defa 06.05.2015 tarihli dilekçeyle, dava dilekçesindeki maddi tazminat miktarını 156.698,73 TL olarak belirtmişlerdir.

…. 1. İdare Mahkemesi, temyiz istemine konu … tarih, … sayılı kararında, davacıların murisi ...'ın uygulanan tedavilerdeki eksiklikler nedeniyle vefat etmesinde idarenin hizmetin kötü işlemesinden kaynaklanan ağır hizmet kusurunun bulunduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, meydana gelen zarar nedeniyle idarenin tazminat yükümlülüğü bulunduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme sonuç itibarıyla, davacıların 156.693,73 TL maddi tazminat isteminin ve 90.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne, 156.693,73 TL maddi tazminatın 3.000,00-TL'lik kısmının ve 90.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden (11.11.2013 tarihi) itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin 60.000,00 TL manevi tazminat talebinin ise reddine karar vermiştir.
Karar taraflarca temyiz edilmiştir.

Daire kararının, davalı İdare ve davalı yanında müdahilin temyiz istemlerinin reddi doğrultusundaki kısmına ve davacının başvurusu üzerine artırılan maddi tazminata faiz yürütülmemesinin hukuka aykırı olduğu değerlendirmesine katılmakla birlikte, faizin başlangıç tarihi konusundaki çoğunluk kararına aşağıda belirtilen nedenlerle katılmıyoruz.
Karardan da açıkça görüleceği üzere Mahkeme, davacının yükselttiği 153.693,73 TL lik maddi tazminat miktarına faiz yürütmemiştir. Bu durum hukuka aykırıdır. Ancak, yürütülecek faizin başlangıç tarihi olarak davalı İdareye başvuru tarihi mi, dava tarihi mi, yoksa maddi tazminat miktarının artırılmasına ilişkin dilekçenin davalı İdareye tebliğ edildiği tarih mi esas alınacaktır.

Yukarıda belirtildiği üzere, davacılar davalı İdareye başvurularında 250.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir. Davalı İdarenin cevap vermemesi üzerine, fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydıyla, 150.000,00 TL manevi, destekten yoksun kalma tazminatı olarak 3.000,00 TL maddi tazminatın, başvuru tarihinden itibaren faiziyle birlikte, davalı İdareden alınarak kendilerine ödenmesine karar verilmesi talebiyle mahkemeye başvurmuşlardır.
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi eklenmiştir.

6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde, "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.
2577 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikte 6100 sayılı Kanun'un ıslaha ilişkin hükümlerine atıf yapılmayarak süre ve diğer usul kuralları gözetilmeksizin denilmek suretiyle Yargıtay içtihatları ile şekillenen ıslaha ilişkin hükümlerden ayrı olarak, idari yargıda açılan tam yargı davalarında, dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının bir defaya mahsus artırılabileceği düzenlenmiştir.

Daha açık bir ifadeyle, davacıların miktar artırımına ilişkin dilekçede ileri sürdükleri istem, yeni bir dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki tazminat miktarının artırılmasıdır.

Dava dilekçesinde belirtilen miktarın artırılmasına hukuki olanak sağlayan adil yargılanma hakkı, sadece miktara ilişkin değil, artırılan miktara faiz yürütülmesini ve faizin başlangıç tarihini de kapsar. Bu aynı zamanda mülkiyet hakkını da ilgilendirmektedir.

Somut olayda, artırılan tazminat miktarına, idareye başvuru tarihi yerine tazminat miktarının artırılmasına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihin esas alınarak faize hükmedilmesi Anayasa ile koruma altına alınan mülkiyet hakkına aykırı olacaktır. Çünkü, davada haklı çıkılması durumunda, kişi lehine oluşan alacak hakkı, yani mülkiyet oluşturan bu hak, kişiye davalı idareye başvuru tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde geriye dönük olarak tanınmıştır.
Bu nedenlerle, idarenin hizmet kusuru olup olmadığı ve uğranılan zarar miktarı tam olarak bilinmeden açılıp, 2577 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile tazminat miktarı tam olarak bilindiğinde bir dilekçe ile dava dilekçesinde gösterilen miktarın artırılmasına olanak tanıyan kanuni düzenleme uyarınca, miktar artırımının ayrı bir dava olmaması nedeniyle, toplamda hükmedilecek tazminat miktarına uygulanacak faizin başlangıç tarihinin idareye başvuru tarihi olması gerekmektedir. Çünkü davacılar, davalı İdareye başvurularında destekten yoksun kalma tazminatı olarak 250.000,00 TL ödenmesini talep etmişler, İdarenin cevap vermemesi üzerine, fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak kaydıyla 3.000,00 TL nin İdareye başvuru tarihinden itibaren faiziyle beraber ödenmesine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan davayı açmışlardır. Dava dilekçesinde talep edilmiş olması nedeniyle, miktar artırımına ilişkin dilekçede faiz isteminin bulunmaması faize hükmedilmesine engel olmamalıdır. Çünkü miktar artırımı ayrı bir dava değildir.

Açıklanan nedenlerle, Mahkeme kararının miktar artırım dilekçesiyle artırılan tazminat miktarına faiz işletilmemesine ilişkin kısmının bozulması kararına iştirak etmekle birlikte, faizin başlangıç tarihinin, davacıların davalı İdareye başvuru tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği görüşüyle, artırılan tazminat miktarına yürütülecek faizin başlangıcına ilişkin çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Yargıtay
17. Hukuk Dairesi    
2020/276 E. 
2020/323 K.

Taraflar arasındaki, ölümlü ve yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davacılar vekili ile davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar vekili, birkısım davalıların işleteni, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu aracın, davacı ... ve ...'nın çocuğu, davacı ...'in kardeşi olan ... ...'ın idaresindeki araca çarpmasıyla oluşan kazada, ...'nın ve kardeşi ...'in öldüğünü, iki çocuklarını kaybeden davacı anne babanın ölenlerin desteğinden yoksun kaldıklarını, ölenin yakını olan davacılar ile kaza anında araç içinde yolcu olarak bulunan davacıların manevi zarara uğradıklarını, davalı ... Sigorta'nın desteğin sürücüsü olduğu aracın trafik sigortacısı olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve davalı ... şirketleri poliçe limitleriyle sınırlı sorumlu olmak kaydıyla, davacı ... ve ... için 20.000,00'er TL. destekten yoksun kalma tazminatı ile 200.000,00'er TL. manevi tazminatın, davacı ... için 50.000,00 TL. manevi tazminatın, diğer davacılar için 20.000,00'er TL. manevi tazminatın, kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kısmen kabulü ile davacı anne ... için 7.875,04 TL. ve davacı baba ... için 7.525,09 TL. destekten yoksun kalma tazminatının, kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... ve ... Nakl. Ltd. Şti'den tahsiline, bu miktarların tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalı ... Sigorta'dan dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin isteğin reddine, davalı ... şirketlerince davacılara yapılmış ödeme varsa infazda dikkate alınmasına; davacı ... ve ... için 7.500,00'er TL. ve diğer davacılar için 4.000,00'er TL. manevi tazminatın, kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte sigorta şirketleri dışındaki davalılardan tahsiline dair verilen hükmün, davacılar vekili, davalı ... Sigorta A.Ş. vekili, davalı ...Ş. vekili, davalı ... Nakl. Ltd. Şti. ve ... vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 20.03.2017 tarih, 2014/23963 Esas ve 2017/2866 Karar sayılı ilamı ile; "mahkeme kararının gerekçe kısmında davacıların toplam 15.400,13 TL. maddi zararının tüm davalılardan müteselsilen tahsilinin gerektiği belirtildiği halde, kararın hüküm fıkrasında davalı ... şirketlerinden sadece ... Sigorta A.Ş. hakkında hüküm kurulup davalı ...Ş. hakkında hüküm kurulmayarak kararın gerekçesi ile sonucu arasında çelişki yaratıldığı; bu durum, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca, infazda tereddüt uyandırmayacak, her bir davalının sorumluluğunun net biçimde belirlendiği bir hüküm kurulmasının gerektiği" gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Destekten yoksun kalma tazminatı uzmanlık gerektiren bir dava türü olduğundan mütevellit alanında uzman tazminat davası avukatları vasıtasıyla davaların takibinin yapılması tavsiye olunur.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Müspet Zarar ve Menfi Zarar Arasındaki Fark
Müspet Zarar ve Menfi Zarar Arasındaki Fark

Müspet zarar ve menfi zarar Türk Borçlar Kanununun...

Devamı
Ceza Davası ve Hukuk Davası İlişkisi
Ceza Davası ve Hukuk Davası İlişkisi

Ceza davası hukuk davası ya da ceza mahkemeleri hu...

Devamı
Kişilik Haklarına Saldırının Önlenmesi Davası
Kişilik Haklarına Saldırının Önlenmesi Davası

Kişilik Haklarına Saldırının Önlenmesi Davası- Kiş...

Devamı
Suç İşlenmesi Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası
Suç İşlenmesi Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası

Suç işlenmesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat d...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık