Memur Mobbing Davaları Kime Karşı Açılır?

Memur Mobbing Davaları Kime Karşı Açılır?

30-09-2019
Memur Mobbing Davaları Kime Karşı Açılır?

Memur Mobing Davaları

Memur mobing davaları- Memur bilindiği üzere kamu görevlisi olup memur ile amir arasında yaşanan ya da memur ile idare arasında meydana gelen olumsuzlukların giderilme yeri idare mahkemeleridir. Ancak Mobbing bu türün uzağındadır. Öncelikli olarak mobbingin tanımını yapmak uygun olacaktır. Mobbing; mevcut gücün ya da statünün pozisyonun iyi niyet dışında kullanılarak sistematik olarak psikolojik şiddet baskı, kuşatma, taciz aşağılama, tehdit gibi şekillerde ortaya çıkan bir saldırı olarak tanımlanabilir. Genelde memur harici işçi sınıfının fazlasıyla dava ettiği bir durum olan mobbing kamu alanında işçilere göre daha az sayıda kalmıştır. Herkesin hak arama özgürlüğüne sahip olduğunu ve bunun Anayasal bir hak olduğunu düşünürsek kamuda çalışan memurların da amirlerinden gördükleri mobbingi dava etmeleri Anayasal bu hakkın somut hayata tezahür etmesidir. 

Mobing sadece 657 ye tabi olan kamu görevlilerinin karşılaştığı bir sorun değildir. Mobing hiyerarşinin en fazla olduğu yerlerde daha kolay ilerleyen bir davranış şeklidir. Bu yüzden askeriyede yayılma hızı daha fazladır. Üstün asta uyguladığı sistematik psikolojik şiddet yani mobing, astın hareket kabiliyetini kısıtlayabilir. Kişi uğramış olduğu mobing ile manevi olarak acı elem keder yaşayıp yaşama sevincini kaybedebilir. Kişinin maneviyatında meydana gelen bu yıpranma, işinden soğumasına, mesleğinden nefret etmesine yol açabilir. Bu gibi durumların üstesinden gelebilmenin yolu ise Anayasanın vermiş olduğu yetkiyi kullanarak hak arama özgürlüğü çerçevesinde uğranılmış olan sistematik psikolojik şiddetin ispat edilerek mobing kaynağının tazminata mahkum edilmesini sağlamaktır. Ancak bu açıklamalardan her amirin ya da askeriyedeki her üst rütbeli personelin mobing yaptığı hususu çıkartılmamalıdır. Kişinin üstünden ya da amirinden aldığı emirler, görev gereği yapılması gereken hiyerarşik disiplin kurallarının mobinge yol açtığı düşünülemez. Mobing üstün ya da amirin ast konumunda bulunana kişiye bilerek isteyerek, bir nevi bulunduğu mevki ya da kademeyi baskı aracı olarak kullanarak astını zor durumda bırakması, vazifesinin ya da işin gerekleri dışında astının maneviyatına baskı yapıp huzursuzluk vermesidir. Mobing psikolojik bir tacizdir. Örneğin sırf ceza vermek amacıyla sürekli astını baskı altında tutmak, astlarına sürekli bağırıp çağırmak ve herkesin içinde sürekli rencide edici davranışlarda bulunmak, astın görevlerini yerine getirmesini zorlaştırmak, astın yok sayılması, görmezden gelmek hakir düşürmek, sistematik bir şekilde kaba ve kötü sözlerle rencide edilmek, görev gereği olmayan işlerin verilmesi ile motivasyonun düşürülmesi, statünün sürekli küçümsenmesi, kaygı ve stresin baskı yoluyla arttırılması durumları mobinge örnek olarak verilebilir.  

Mobinge Maruz Kalan Kişi Ne Yapmalıdır?

Mobbinge maruz kalan kişi durumu bir üst amirlerine dilekçe yazarak bidirebilecekleri gibi CİMER üzerinden de şikayette bulunabilirler. Ayrıca yukarıda da belirttiğimiz gibi mobbing uygulayan kişiye karşı dava açarak tazminat talebinde de bulunulabilir. 

Mobing Davasını Kime Karşı Açabilirim?

Yargıtayın son içtihatlarında da belirttiği üzere kamuda çalışan kişi amirinden mobbing görüyorsa bunu amirini davalı olarak göstererek amirine yöneltebilir. Davalının amirin çalıştığı idare olmamasının sebebi amirin mobbing davranışının hizmet kusuru şeklinde tezahür etmemesidir. Bu sebepten ötürü davalı taraf idare olmayacak amirin kendisi olacaktır. Aşağıdaki kararda da görüleceği üzere amirin kişisel kusurunun sorumlusu devlet yani idare olamayacağından hususmetin amirin kendisine yöneltilip tazminat sorumlusunun amir olması kaçınılmazdır.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016 yılında vermiş olduğu kararla mobbing davalarının direkt amire karşı açılabileceğine karar vermiştir.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas : 2014/110
Karar : 2015/2600
Tarih : 11.11.2015
Davacı:...
Vekili:...
Davalı:...
Vekili:...
1982 ANAYASASI (2709) Madde 129
Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen ... gün ve ... E ... K sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 06.03.2013 gün ve 2012/10074 E 2013/3884 K sayılı ilamı ile;
(..Dava, psikolojik baskı ve bezdiri uygulandığı gerekçesi ile kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, ... ... Bilimleri Bölüm Başkanı olarak görev yaptığını, fakülte dekanı olan davalının tutum ve davranışları ile psikolojik baskı ve yıldırma politikaları uyguladığını, davalıyı üniversite yönetimine şikayet etmesine rağmen sonuç alamadığını, aksine bu şikayeti nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırıldığını, davalı tarafından diğer öğretim elamanlarının "... beye dikkat edin, onunla görüşmeyin, uzak durun, ...vs."şeklinde uyarıldığını, davalı tarafından kendisine karşı dışlama ve tecrit etme politikası uygulandığını, mesaiye dikkat etmesine rağmen önceki bir tarihte mesaiye gelmediğinden bahisle hakkında soruşturma açıldığını, söylemediği sözlerin söylenmiş gibi rektörlük makamına çarpıtılarak yansıtıldığını, bir takım resmi yazılarla gereksiz uyarılara maruz kaldığını, davalının bezdiri uygulamaları nedeni ile ruh ve beden sağlığının zarar gördüğünü belirterek uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı, davacının açtığı haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davacının iddiaları sabit görülerek istemin bir bölümünün ödetilmesine karar verilmiştir.
Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy.K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.
Davaya konu edilen olayda, davalının ... ... Fakültesi dekanı olduğu, davacı hakkında haksız şikayette bulunduğu ve bu nedenle soruşturma geçirmesine ve uyarma cezası almasına neden olduğu, diğer öğretim görevlilerine davacıdan uzak durmaları için telkinde bulunduğu, diğer öğretim elemanlarına yönelik bir uygulama olmadığı halde mesai saatleri içinde davacının yerinde olup olmadığını takip ettirdiği, davalının yöneticilik sıfatını kötüye kullanarak davacının kişilik haklarını zedelediği ileri sürüldüğüne göre, Anayasa'nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nın 13/1. maddesi gereğince adli yargı yerinde davalıya yönelik açılan davada husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Yerel mahkemece açıklanan yasal düzenleme gözetilerek, davalı hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerekirken, işin esasının incelenmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir......)
gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir
Davacı vekili, müvekkilinin ... ... Fakültesinde Temel ... bölüm başkanı ve ... anabilim dalı başkanı olarak görev yaptığını, fakülte dekanı olan davalı ... davacıya karşı psikolojik baskı ve yıldırma politikaları ile mobbing kapsamında değerlendirilecek davranışlarda bulunduğunu, fakültede görev yapan diğer öğretim elemanlarının davalı tarafından '' ...beye dikkat edin, onunla görüşmeyin, uzak durun... vs '' şeklinde uyarıldığını, fakültede yapılan görev dağılımlarında, eğitim – öğretim ile ilgili oluşturulan komisyonlarda davacıya görev verilmediğini, gerçekleştirilen etkinliklere davacı davet edilmeyerek dışlama ve tecrit etme politikası izlendiğini, davacının mesai saatlerine gereken özeni göstermesine rağmen mesaiye riayet etmediğinden bahisle hakkında soruşturma başlatıldığını, davacının sarfetmediği birtakım sözlerin davalı tarafından rektörlük makamına davacı söylemiş gibi yanlış bir şekilde ya da çarpıtılarak yansıtıldığını, davacıya sıklıkla resmi yazılarla gereksiz uyarılar yapıldığını, bu olaylar neticesinde davacının kişilik haklarının tahrip edildiğini, ruh ve beden sağlığının zedelendiğini, davalının yöneticilik sıfatını kötü niyetli olarak davacının kişilik haklarını zedelemek amacıyla kullandığını belirterek manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; davacının iddialarının asılsız olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Yerel Mahkemece; davalının işyerinde amir pozisyonunu kullanarak davacının kişilik haklarını çiğnediği, çalışma arkadaşları arasında davacıyı küçük düşürdüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5000 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.
Karar davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını, davalı vekili temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu eylemlerin hizmet kusuru mu yoksa hizmetten ayrılabilen kişisel kusur mu olduğu, varılacak sonuca göre davanın Anayasa’nın 129/5 ve 657 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemeler ortaya konularak somut olayda davalının eylemlerinin görevden ayrılabilir salt kişisel kusur mu, yoksa görev kusuru mu oluşturduğu irdelenmeli, husumet ehliyeti de buna göre ele alınmalıdır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129/5. maddesinde;
“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun “Kişilerin uğradıkları zararlar” başlıklı 13. maddesinin 06.06.1990 tarih 3657 sayılı Kanun'un 1 maddesi ile değişik birinci fıkrasında ise; “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.” kuralı getirilmiştir.
Anayasanın sözü edilen hükmü tüm kamu personelini içermekte olup, kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak, zarara uğrayan kişilerin açacakları tazminat davalarında pasif husumeti düzenleyen usulü bir kural niteliğinde olup 657 sayılı Kanun'un yukarıda açıklanan 13. maddesi ile de aynı doğrultudadır.
Bu bağlamda; anılan maddeler ile yasa koyucunun, memur ve kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken, işledikleri fiillerden dolayı haklı haksız yargı önüne çıkarılmalarını önlemek ve kamu hizmetinin sürekli, eksiksiz görülmesini sağlamak, mağdur için de daha güvenilir bir tazminat sorumlusu tespit etmek amacını güttüğü söylenebilir. Ne var ki, personelin kişisel eylem ve davranışlarının idari eylem ve işlem sayılmadığını da burada hemen belirtmek gerekir. Gerçektende Anayasa’nın 125/son fıkrası uyarınca “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Anayasa’nın 137. maddesinde ise “...konusu suç olan emri yerine getiren kimsenin sorumluluktan kurtulamayacağı” belirtilmektedir. Görüldüğü üzere Anayasa’da kamu personelinin kanuna aykırı eylem ve işlemlerinden şahsen sorumlu tutulacağı ilkesinin de kabul edildiği çok açıktır. Diğer yandan memur veya kamu görevlisinin tamamen kendi iradesi ile kasten ya da yasalardaki açık hükümler dışına çıkarak ve bunlara aykırı olarak suç sayılan eylemiyle verdiği zararlarda eylem ile kamu görevinin yürütülmesi arasında objektif bir illiyet bağının varlığından söz edilemez. Bu gibi hallerin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesinin hukuksal alanı dışında tutulduğunda şüphe olmamalıdır. Zira, görevden kolayca ayrılabilen ve görev dışında kalan kusurlu eylem ile kamu görevi arasındaki bağ kesilerek salt memurun ya da kamu görevlisinin kişisel kusuru ile karşı karşıya kalınmaktadır. İşte bu noktada görev kusuru ile kişisel kusurun ayrımında kişisel kusurun alanı ve unsurlarının açık bir biçimde saptanması önem taşımaktadır.
Bilindiği gibi, görev kusuru daha çok kamu görevlisinin görevinden ayrılamayan kişisel kusuru olarak kendini gösterir. Bu kişisel kusur, görev içinde ve dolayısıyla idarenin ajanına yüklediği ödev yetki ve araçlarla işlenmektedir. Kişisel kusurda ise; kamu görevlisinin eyleminde açıkça ve kolayca görevinden ayrılabilen tasarruf ve hatalar görülür. Bir başka deyişle, kişisel kusurda idare nam ve hesabına hareket eden bir kamu görevlisinin idareye atıf ve izafe olunacak yerde, doğrudan doğruya kendi şahsına isnat olunan ve kişisel sorumluluğunu intaç eden hukuka aykırı eylem ve işlemleri belirgindir ve burada kamu görevlisi zarar doğurucu eylemini kamusal görevin yerine getirilmesi saiki ile ancak salt kişisel kusuru ile işlemiştir. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda personelin kişisel eylem ve davranışları idari eylem ve işlem sayılmamış, kişisel kusura dayanan davaların inceleme yerinin adli yargı olduğu, hasmının da kişinin kendisi olduğu kabul edilmiştir  Diğer yandan, Uyuşmazlık Mahkemesinin 05.03.1966 gün ve 65/64 E., 1966/1 Karar sayılı kararı ve aynı görüşün devamı niteliğinde 1982 Anayasası döneminde verdiği 17.03.1986 gün ve 1985/20-1986/27 sayılı kararında “dikkatsizlik tedbirsizlik ve meslekte acemilik nedenlerle verilen zararlarda ancak şahsi kusurun söz konusu olacağı”, “ idarenin ajanı durumundaki kişilerin şahsi kusurları yönünden kendilerine açılan tazminat davalarının adli yargı yerinde görülmesi gerektiği” ilkesi benimsenmiştir 
Sonuç olarak, Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.
 
Bu genel açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında; davacı, kendisine karşı psikolojik baskı ve bezdiri uygulandığı gerekçesi ile manevi tazminat isteminde bulunduğundan davacının istemini dayandırdığı bu maddi olgulardan, davalı dekanın göreviyle ilgili bir eylemine değil, salt kişisel kusuruna dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasanın 129/5. maddesi gereğince memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken meydana gelen zararlara ilişkin davaların idare aleyhine dava açılabilmesinin, eylemin hizmet kusurundan kaynaklanmış olması koşuluna bağlı bulunması karşısında; dava dilekçesinde sıralanan maddi olgularda davalının salt kişisel kusuruna dayanılması nedeniyle davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.
Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 15.11.2000 gün ve 2000/4-1650 E. 2000/1690 K.; 26.09.2001 gün ve 2001/4-595 E. 2001/643 K.; 29.03.2006 gün ve 2006/4-86 E. 2006/111 K.; 17.10.2007 gün ve 2007/4-640 E. 2007/725 K.; 20/02/2008 gün ve 2008/4-156 E., 2008/140 K.; 11.11.2009 gün ve 2009/4-411 E., 2009/491 K.; 18.11.2009 gün ve 2009/4-448 E., 2009/545 K.; 30.10.2013 gün ve 2013/4-44-1512 E., K.; 30.04.2014 gün ve 2013/4-1537 E., 2014/573 K.; 21.05.2014 gün ve 2013/4-1601 E., 2014/681 K. sayılı ilamlarında da aynı ilke benimsenmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; davalının yöneticilik sıfatını kötüye kullanarak davacının kişilik haklarının zedelendiğini iddia edildiğinden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir. Hal böyle olunca, Özel Dairenin husumete ilişkin bozmasına karşı yerel Mahkemenin direnmesi yerindedir.
Ne var ki, mahkemece hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmemiş olduğundan, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 11.11.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Mobbing Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Memur mobbing davalarında amirin kişisel kusuru sebebiyle açıldığından görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise genel yetki kuralı gereği amirin bulunduğu yer mahkemesi yani davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak bu yetki kamu düzenine ilişkin olmadığından ötürü kesin yetki kuralı değildir. 

Mobbing Davası Zamanaşımı

Memur mobing davalarında amirin kişisel kusurundan ötürü hizmet kusuru olmakasızın meydana gelmesinden dolayı davalının amirin kendisi olacağından yukarıda bahsettik. Amirin bu fiili hukukumuzdaki nitelendirmeye göre bir haksız fiil olup haksız fiilin zaman aşımı süresine tabidir. Haksız fiillerde ise dava failin ve fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık bir dava zaman aşımına tabidir. Kişi amiri tarafından mobbinge maruz kalmış ise mobbing fiilinin yani haksız fiilin üzerinden 2 yıl geçmekle artık amire karşı Adli yargıda dava açamayacaktır.

Mobbing Davası Manevi Tazminat

Mobbing davası manevi tazimnat kişilik haklarına yapılan saldırı sonucunda iş yerinde bulunan ve mobbinge psikolojik tacize uğrayan kişinin açacağı bir dava türüdür. Mobbing davasında manevi tazminat istenmesinde kişi yaşamış olduğu baskı ve bu baskının sürekli bir şekilde etkisi altında kaldığını ispatlamalıdır. Mobbing davası manevi tazminat için kişinin kişilik haklarına maneviyatına yapılan bu saldırının giderilmesi için taleplerde bulunulduğu gibi manevi acının giderilmesi maksadıyla Türk Borçlar Kanununda yer alan haksız fiil hükümlerine göre talepte bulunulmalıdır. Çünkü mobbing kişinin maneviyatına yapılmış bir haksız saldırıdır. Bu haksız saldırı sürekli olarak hakaret etme şeklinde gerçekleşiyorsa bu durum hem haksız fiil hem de suç unsurunun oluşmasına sebebiyet verecektir. Mobbingden dolayı açılan manevi tazminat davalarında mobbinge uğrayan kişinin kendisine haksız fiilde bulunulduğunu ispatlaması gerekmektedir. Yani bu haksız fiil eylemlerinin nelerden ibaret olduğu davacı tarafından mobbinge uğrayan kişi tarafından ispatlanmalıdır. 

Mobbing Davası Nasıl İspatlanır

Mobbing davası nasıl ispatlanır sorusunun cevabı somut olayın durumuna göre değişmektedir. Örneğin kişi başbaşa çalıştığı amiriinin kendisine mobbing uyguladığını düşünmekte ise bunu ispatlamasında zorluk çekebilecektir. Ancak ispat vasıtalarının hukuka ahlaka aykırı olmaması gerekir. Yoksa hukuka aykırı bir delil hükme esas teşkil etmeyecek ve kişi hukuka aykırı bu delil ile bu durumu ispatlayamayacaktır. Mobbing davalarında en önemli delilleri tanık delili oluşturmakla birlikte üstün asta uygulamış olduğu kişisel cezalar, herkesin içersinde yüksek sesle bağırdığına ilişkin tanık delilleri, rütbenin baskı aracı olarak kullanılması, amirin astını sürekli küçümsemesi ve ona değersizmiş gibi davranması gibi durumlar her türlü hukuka uygun delil ile ispatlanabilecektir. Bir durumun üzerinde durmakta tekrar faryda vardır ki mobbing davalarında mobbing eyleminin sürekli ve kişiyi yıldıracak şekilde sistemli gerçekleştirilmesi zaruridir. Mobbing diye adlandırılan eylemin sistematik olmaması ya da süreklilik ihtiva etmemesi mobbingin ortaya çıkmasına engel teşkil edebilecek durumlardandır. 

Mobbing Davasında Delliler

Mobbing davasında deliller tanık, yazılı belgeler, ses ve kamera görüntüleri, aşırı ceza verilmesine ilişkin dosyalar, sicil belgeleri gibi belgelerdir. Mobbing davasında bir şeyi açıklığa kavuşturmak gereklidir. Üst konumunda bulunan ya da mobbing uygulayan kişinin eylemi eğer hakaret niteliğinde ise ya da fiziksel bir boyuta ulaşmısa bunun sistematik olması beklenmesine gerek yoktur. Bu durumlarda kişi adli mercilere derhal başvurabileceği gibi haksız fiilden ötürü maddi ya da manevi tazminat davasını da sürekliliği beklemeden derhal açabilir.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Diş Hekimi Güvenlik Soruşturması
Diş Hekimi Güvenlik Soruşturması

Fakültelerin ilgili bölümünden mezun olmuş ve T.C....

Devamı
Subay Güvenlik Soruşturması
Subay Güvenlik Soruşturması

Subay güvenlik soruşturması, astsubay güvenlik sor...

Devamı
Uzman Erbaşlık Hakkında Hukuki Bilgi
Uzman Erbaşlık Hakkında Hukuki Bilgi

Uzman erbaşların ataması, sözleşme fesihleri, uzma...

Devamı
Sözleşmeli Personelin Hukuksal Yapısı
Sözleşmeli Personelin Hukuksal Yapısı

Sözleşmeli Personel, 657 sayılı Devlet Memurları K...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık