Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali

30-11-2020
Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali

Devlet memurluğundan çıkarılma 657 sayılı devlet memurları kanununun 125. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre Devlet memurluğundan çıkarma : Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmak anlamına gelmektedir. Devlet memurluğundan çıkarılan kişi bu kararın kendisine tebliğinden itibaren 60 gün içinde yoksun kalınan parasal hakların iadesinin talep edildiği iptal davası açması gerekir. Aksi durumda karar kesinleşeceğinden bir daha dava açma hakkı kalmayacaktır. Devlet memurluğundan çıkarılan kişilerin devlet memurluğundan çıkarma iptali davasını alanında uzman idari dava avukatı ya da memur davalarına bakan avukatlar yardımıyla açmaları tavsiye olunmaktadır. 

Devlet memurluğundan çıkarılma cezasını gerektiren suçlar ise;

  • a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,
  • b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,
  • c) Siyasi partiye girmek,
  • d) Özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,
  • e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,
  • f) Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,
  • g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,
  • h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,
  • ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,
  • j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,
  • k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.
  • l) Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında Gerekçeli Savunmların Yapılması Çok Önemlidir

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında yapılacak savunmların oldukça önemi bulunmaktadır. Dava açıldıktan sonra davalının vermiş olduğu savunmalara karşı savunmaya cevap dilekçesi verilmeli ve bu dilekçede tüm gerekçeli savunmalar birer birer hukuka uygun olarak profesyonelce yapılmalıdır. Davanın tek bir mahkemeden ibaret olduğu unutulmamalı, bölge idare mahkemesi ve danıştay da da savunma yapmanın ve süreci takip etmenin ehemmiyeti iyice kavranmalıdır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davası Kime Karşı Açılır

Devlet Memurluğundan çıkarma iptlai davası çalışılan kurumun davalı olarak gösterilmesi ile açılan bir davadır. Örneğin kişi milli eğitim bakanlığına bağlı olarak öğretmenlik yapmakta ise davalı milli eğitim bakanlığı olacak, jandarma genel komutanlığında çalışırken devlet memurluğundan çıkarılmış ise davalı jandarma genel komutanlığı olacaktır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davası Hangi Mahkemede Açılır

Devlet memurluğundan çıkarma iptali davası idari bir işlem olduğundan ve idari işlemlerin iptali için açılacak davalarda görevli mahkeme idare mahkemesi olduğundan idare mahkemelerinde açılacak bir dava türüdür.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davası Nerede Açılır

Devlet memurluğundan çıkarma iptali davasında yetkili mahkeme devlet memurunun çıkarılmadan önceki son görev yaptığı yer mahkemesidir. Devlet memuru Trabzon'da görev yapmakta iken devlet memurluğundan çıkarılmış ise dava Trabzon Nöbetçi İdare Mahkemesinde açılacaktır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında Harç ve Masraflar

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında davanın açılmasından sonra harç ve masrafların da mahkeme veznesine yatırılması şarttır. Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında davacı dava harç ve masraflarını yatırmamış ise mahkeme kendisine süre vererek harç ve masrafların tamamlanmasını aksi durumda davanın reddedileceğini bildirir. Davacı dava harç ve masraflarını kendisine verilen sürede tamamlamazsa dava hakim tarafından reddolunur. Unutulmamalıdır ki harç ve masraflar davanın kazanılmasından sonra davalı idareden faizi ile birlikte geri alınacaktır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında Yoksun Kalınan Parasal Haklar İstenir mi

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında devlet memurluğundan çıkartılan kişi çıkartılma anından davanın kazanılma anına kadar geçen süre içerisindeki yoksun kaldığı parasal hakların çıkartılma tarihinden itbaren işleyecek yasal faizi birlikte davalıdan alınarak kendisine verilmesini talep etmelidir.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında Duruşma Yapılır mı

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında duruşma yapılması ihtiyaridir. Daha doğru ifade ile idare mahkemelerinde duruşma isteğe bağlı olarak yapılır. Nitekim idari yargı yazılı yargılama usulüne tabidir ve işlemler dosya üzerinden yapılmaktadır. Bu nedenle duruşma talep edilmezse mahkeme kendiliğinden duruşma yapamaz. Davacı ya da davalı duruşma talep etmiş ise bu talep kabul edilir ve duruşmada sözlü yargılama olur. Duruşma esnasında zabıt tutulmaz zira idare mahkemelerinde yapılan duruşmada zabıt katibi bulunmaz. 

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında Zamanaşımı

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında kişiye yapılacak tebligat sonrasında dava açma süresi başlar. Uygulamada öğrenim tarihinden itibaren de sürelerin başladığı görülmektedir. Bu bakımdan sürelerin hesabı son derece önemlidir. Tebliğden ya da öğrenme tarihinden itibaren 60 gün içinde idare mahkemesinde Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davası açılması gerekir. Tersi durumda dava açma süresi kaçırılmış olacak ve sonradan açılan davalar mahkeme tarafından süre aşımı nedeniyle reddolacaktır. 

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında Avukat Tutmak Zorunlu mu

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında davanın hukuka uygun ve profesyonel bir şekilde takibi için hatta davanın ehemmiyetinin öneminden ötürü ve geri dönüşü olmadığından mütevellit alanında uzman bir idari dava avukatı vasıtasıyla takip ettirilmesi tavsiye olunmaktadır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Davasında Avukata Nasıl Vekalet Verilir

Avukat ile anlaşılmasından sonra vekalet verilmesi için avukatın bilgileri ile bilrlikte notere gidilir ve bu bilgiler noterle paylaşılır. Notere avukat için genel dava vekaletnamesi çıkartılacağı söylenir ve çıkartılan vekaletname avukata teslim edilir. Avukat çıkartılan bu vekaleti mahkemeye sunar ve mahkemedeki tüm aşamaları bu vekaletname ile hukuka uygun bir şekilde takip edebilir vekaletnamedeki tüm yetkileri kullanır.

Devlet Memurluğundan Çıkarma İptali Danıştay Kararı

T.C.
DANIŞTAY
12. DAİRE
E. 2019/2495
K. 2020/1530
T. 24.2.2020

Temyiz Kanun Yoluna Başvuran Davacı:

Vekili:

Davalı: 

Vekili:

• DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA CEZASININ İPTALİ İSTEMİ

• BERAAT KARARINA ESAS OLAN FİİLLERİN UYUŞMAZLIĞIN TEMELİNİ OLUŞTURMASI 

ÖZET : Dava, ... Müdürlüğü'nde gümrük memuru iken emekli olan davacının, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E- ( g ) maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair işlemin iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.

Davacının disiplin soruşturmasına konu aynı fiilleri nedeniyle hakkında yapılan ceza yargılamaları sonucunda üzerine atılı suçlardan mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verildiği, kararların henüz kesinleşmediği anlaşılmış olup; davacının, belirtilen adli yargı kararları sonucu beraatine esas olan fiillerinin, görülmekte olan dava konusu uyuşmazlığın da temelini oluşturduğu anlaşıldığından, idare mahkemesince söz konusu adli yargı kararlarının değerlendirilmesi suretiyle yeni bir karar verilmesi gerektiğinden, davanın reddi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

İSTEMİN KONUSU : Ankara 16. İdare Mahkemesi'nin 25/11/2013 tarih ve E:2012/19.., K:2013/... Sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onikinci Dairesinin 05/10/2018 tarih ve E:2016/..., K:2018/... Sayılı kararının; 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 Sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: ... Müdürlüğü'nde gümrük memuru olarak çalışmakta iken emekli olan davacı tarafından, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E- ( g ) maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 23/08/2012 tarih ve 2012/14 Sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Dava konusu işleme dayanak alınan soruşturma raporu ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nce düzenlenen tahkikat evraklarının incelenmesinde, 22/09/2010 tarihinde İ.D.'nin davacıyı aradığı ve K. adlı kişiye emanetleri vermesini söylediği, İ.D.'nin ifadesinde emanet ile kastedilen şeyin kalem, parfüm gibi birşey olduğu belirtilmesine karşın, davacının bunun yemek anlamına geldiğini ifade ettiği, 02/11/2010 tarihli bir başka görüşmede davacının İ.D.'ye "çaktırma şunlardan harçlık al" ifadelerini kullandığı, 08/12/2010 tarihli bir başka kayıtta ise İ.D.'ye gelmesi gereken paranın davacıya getirilmesi nedeniyle aralarında tartıştıkları, davacının haftalık olarak topladığı paraları İ.D.'ye verdiği ve İ.D.'nin evinde bulunan listeye o hafta için ( X ) işareti eklendiği, sözü edilen olaylarda davacı ile İ.D.'nin ifadelerinin birbiriyle örtüşmediği, davacının rüşvet almak ve vermek ile Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümlerine muhalefet etmek suçlarını işlediği iddiasıyla hakkında Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2011/... esas sayılı dosyasında kamu davası açılması karşısında, gümrük hizmetlerinin niteliği de dikkate alındığında, davacının söz konusu eylemlerinin 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E- ( g ) maddesi kapsamına girdiği, davacı hakkında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Davacının temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onikinci Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, ceza yargılaması sonucunda beraat ettiği, savunmasının usulüne uygun alınmadığı, adli soruşturma evresinde elde edilen delillerin memuriyetten çıkarılma için yeterli sebep olarak görülmesinin hukuk mantığı ile bağdaşmayacağı, bu delillerin disiplin soruşturmasında kullanılması ve ceza mahkemesinin sonucu beklenmeksizin herhangi bir suç ve suç unsuru içermeyen bir takım muğlak telefon tutanaklarına dayanarak hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek Danıştay Onikinci Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Düzeltilmesi istenen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 Sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 Sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulüyle Danıştay Onikinci Dairesi'nin 05/10/2018 tarih ve E:2016/7221, K:2018/3678 Sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :

Dosyanın incelenmesinden, ... Başkanlığı'na verilen şikâyet mektubu üzerine ...Müdürlüğü'nde çalışan kamu görevlileri hakkında idari ve adli soruşturma başlatılmıştır. Davacının da aralarında bulunduğu kamu görevlileri hakkında rüşvet almak iddiasıyla yürütülen soruşturma sonucunda hazırlanan 26/08/2011 tarih ve 4/618 Sayılı soruşturma raporunda; davacıya atfedilen fiilin sübuta erdiği değerlendirilerek 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E- ( g ) maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması önerilmiştir. Öneri doğrultusunda Yüksek Disiplin Kurulu'nun 23/08/2012 tarih ve 2012/14 Sayılı kararıyla; "görevlerinin verdiği nüfuzu kullanarak, iş takipçilerinden, gümrük müşavirlerinden ve firma yetkililerinden rüşvet aldıkları, toplanan rüşvet paralarını bir örgüt yapısı içerisinde İ.D.'e ulaştırdıkları, İ.D. ve muayene memurlarının da bu paraları genellikle cuma günleri H.E.'e zarf içerisinde verdikleri, ayrıca M.M.Ö.'in yükümlülerden menfaat de temin ettiği, ilgililerin bizzat veya 3. şahısların konuşmaları suretiyle dahil oldukları telefon görüşmeleri, görüntü - görüşme kayıtları ve takip tarassut çalışmaları ile adlarının geçtiği listelere ilişkin açıklamalarının samimi olmadığı, olayları açıklamaktan uzak olduğu ve gerçekleri yansıtmadığı, yeterli ve inandırıcı olmadığı" gerekçesiyle davacının 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E- ( g ) maddesi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

Davacının disiplin soruşturmasına konu aynı fiilleri nedeniyle hakkında yapılan ceza yargılamaları sonucunda;

Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...Sayılı kararıyla; davacının üzerine atılı rüşvet almak-vermek, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçlarını işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verilmiş, karar henüz kesinleşmemiştir.

Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...Sayılı kararıyla; davacının üzerine atılı kaçakçılık ve sahtecilik suçlarını işlediğine dair mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verilmiş, karar henüz kesinleşmemiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E- ( g ) maddesinde, "Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiili, devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Davacının disiplin soruşturmasına konu aynı fiilleri nedeniyle hakkında yapılan ceza yargılamaları sonucunda üzerine atılı suçlardan mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verildiği, kararların henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Bu durumda; davacının, yukarıda belirtilen adli yargı kararları sonucu beraatine esas olan fiillerinin, görülmekte olan dava konusu uyuşmazlığın da temelini oluşturduğu anlaşıldığından, idare mahkemesince söz konusu adli yargı kararlarının değerlendirilmesi suretiyle yeni bir karar verilmesi gerektiğinden, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1. Davacının karar düzeltme isteminin kabulüyle Danıştay Onikinci Dairesinin 05/10/2018 tarih ve E:2016/7221, K:2018/3678 Sayılı kararının kaldırılmasına,

2. 2577 Sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,

3. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin, Ankara 16. İdare Mahkemesi'nin 25/11/2013 tarih ve E:2012/1949, K:2013/1731 Sayılı kararının 2577 Sayılı Kanun'un 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 24.02.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

( X ) KARŞI OY :

Davacının karar düzeltme isteminin reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle Daire kararına katılmıyoruz.

karar; kazancı.com

AYİM.2.Dairesi
06.10.2010
E. 2010/2, 
K. 2010/1103

Davacının TCK'nun 247'nci maddesine göre değil, As.C.Kanununun 131 'inci maddesinin az vahim hal kapsamında mahkumiyetine karar verildiği, bu bağlamda davacının durumunun 657 sayılı Kanunun 98 ve 48'incimaddeleri kapsamına girmediği sonucuna varılmıştır. Davacı, 29.12.2009 tarihinde AYİM'de kayda geçen dilekçesinde özetle; 15.04.1994 tarihinden bu yana Tekirdağ İl J.K.lığı Maliye Şube Müdürlüğünde nakit mutemedi ve Mali İşler Memuru olarak çalıştığını, Tekirdağ İl J.K.lığı adına bankalarda açılı bulunan hesapları kullanma yetkisine sahip olduğunu, 19-23 Ocak 2009 tarihleri arasında MSB Müfettişi tarafından işçi teftişinin alındığını ve teftiş sonucunda SGK Başkanlığına 1.408,16 TL tutarında fazla ödeme yapıldığının tespit edildiğini, bunun üzerine bu fazla ödemenin iadesi için gerekli çalışmalara başladığını, bilahare yazılı miktardaki fazlalığı Ziraat Bankası şubesinden bizzat kendisinin çektiğini, ancak işlerinin yoğunluğu, aynı günlere rastlayan İstanbul Jandarma Bölge K.lığı denetlemesi ve eşinden ayrılma durumlarının psikolojisini bozması ve SSK Mevzuatını da tam olarak bilmemesi nedeniyle üst komutanlıklardan yardım talep etmesi yüzünden yaklaşık 20 günlük bir sürenin geçtiğini, Şube Müdürü tarafından tüm bunların bilinmesine rağmen kendisinin Alay Komutanına şikayet edilmesi sonucu Askeri Mahkemeye verildiğini, Çorlu 5'inci Kor.K.lığı Askeri Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda, zimmet suçunun sabit görülerek mahkumiyetine karar verildiğini, Askeri Mahkeme Hakiminin kendisine "sana karar geldikten sonra temyiz edebilirsin" şeklinde beyanda bulunması nedeniyle kararın gelmesini beklediğini, 05.11.2009 tarihinde kararın kendisine tebliğ edilmesini müteakip itirazda bulunmasına rağmen sürenin geçtiğinden bahisle talebinin reddedildiğini, böylece Askeri Mahkeme Kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiğini, temyiz hakkının elinden alındığını, kararın kesinleşmesi üzerine de, 12.09.2009 tarihinden itibaren açıkta olmasına rağmen J.Gn.K.lığı tarafından 14.12.2009 tarihinde ilişiğinin kesildiğini, şimdiye kadar başarıyla görev yaptığını, bu yüzden üst ve amirleri tarafından pek çok takdir aldığını, 6 yıl sicil ortalamasının yüksek olması nedeniyle erken terfi ettirildiğini, Askeri Ceza Kanununun 131'inci maddesinde yazılı zimmet suçunun unsurları olmadığı halde hatalı şekilde mahkum edildiğini, şube müdürünün komplosuna kurban olduğunu belirterek, Devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptaline ve öncelikle yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili de savunmadan sonra 04.05.2010 tarihinde AYİM'de kayıtlara giren cevap layihasında özetle; müvekkiline Askeri Mahkeme tarafından 1632 sayılı Kanunun 131'inci maddesinin "az vahim" hal cümlesi uyarınca ceza verildiğini, başkaca feri ceza da uygulanmadığını, TCK'da düzenlenen zimmet suçu ile As.C.K.'da düzenlenen zimmet suçunun unsurları aynı olmakla birlikte asli ve feri cezaları ile idari sonuçları açısından farklılık gösterdiklerini, müvekkilinin asker kişi olması, işlediği iddia edilen suçun askeri suç olması ve askeri hizmet ve görevi ile ilgili olması nedenlerinden ötürü Askeri Mahkemede yargılanıp As.C.K.nun 131/1'inci maddesinin az vahim hal fıkrası uyarınca cezalandırıldığını, anılan maddenin gerekçesine bakıldığında, TCK'daki zimmet suçundan farklı olarak, TSK'de kıymeti ne olursa olsun her ordu malının bir sorumluya teslim edileceği, binlerce kalem malzeme envanteri olan bir kurumda çok düşük değerdeki malzemelere karşı bu suçun işlenmesi durumunda TSK'den ayırmak gibi ağır bir müeyyide uygulamanın adil olmayacağının belirtildiğini, bu düzenlemeye paralel olarak 926 sayılı TSK Personel Kanununun 50 ve 94'üncü maddelerine eklemeler yapılarak, As.C.K.nun 131'inci maddesinin az vahim halinden mahkum olan subay ve astsubayların TSK'dan çıkarılamayacağı hususunun kabul edildiğini, benzer düzenlemenin 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun 16'ncı maddesinde de yapıldığını, Kanun koyucunun bu düzenlemeler ile, subay, astsubay ve uzman jandarmalar açısından As.C.K.nun 131/1 'inci maddesinin az vahim halini yüz kızartıcı, şeref veya haysiyet kırıcı nitelikteki suçlar dışında tuttuğunu, TSK'da görevli sivil memurlar açısından da bu suçun yüz kızartıcı bir suç olduğunun kabul edilemeyeceğini, bu durumun statüler hukuku ile ilgisinin olamayacağını, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 09.07.2008 tarih ve 2007/1165 E. 2008/798 K. sayılı Kararı ile 12.11.2008 tarih ve 2008/1111-1104 E.K. sayılı Kararlarının da bu yönde olduğunu
belirterek, işlemin iptaline ve ayrıca ödenmeyen tüm özlük haklarının da ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacının ve vekilinin Yürütmenin Durdurulması yönündeki talepleri AYIM İkinci Dairesinin 20.01.2010 gün ve Gensek No..2009/4426, Esas No.:2010/2, 17.03.2010 gün ve Gensek No.:2009/4426, Esas No.:2010/2 ve 14.04.2010 gün ve Gensek No.:2009/4426, Esas No.:2010/2 sayılı kararlarıyla reddedilmiştir.

Her ne kadar davacının dava dilekçesinde sadece "Devlet memurluğundan çıkarılma işleminin iptali" talep edildiği halde, bilahare davacının vekili tarafından 04.05.2010 tarihinde sunulan cevaba cevap layihasında, işlemin iptali talebinin yanında "Ödenmeyen tüm özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine" karar verilmesi şeklinde yeni bir talebe yer verilmiş ise de, 1602 sayılı AYİM Kanununun 46/4 maddesindeki; "Taraflar sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler" hükmü karşısında idari yargıda iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan, davacı vekilinin savunmaya cevap dilekçesinde, dava dilekçesindeki taleplerinin dışında kalan bu yeni talebinin ayrı bir dava konusu yapılabileceği bu davada dinlenemeyeceği sonucuna varılmış ve bu husus inceleme dışı tutulmuştur.

Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Tekirdağ İl Jandarma K.lığında Devlet memuru olarak görev yapan davacının, 24.04.2009-21.05.2009 tarihleri arasında zimmet suçunu işlediği iddiasıyla Çorlu 5'inci Kolordu K.lığı Askeri Mahkemesinde yapılan yargılaması sonunda, Mahkemenin 17.09.2009 tarih ve 2009/1024-868 E-K sayılı Kararı ile, zimmet suçu sabit görülerek eylemine uyan Askeri Ceza Kanununun 131/1'inci maddesinin "az vahim hal" cümlesi ve TCK'nın 62/1'inci maddesi uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ancak TCK'nın 50/a maddesi uyarınca bu cezanın 3.000 TL Adli Para Cezasına çevrildiği, davacının yüzüne karşı verilen bu kararın zamanında temyiz edilmemesi nedeniyle kesinleştiği ve infazına geçildiği, bunun üzerine J.Gn.K.lığımn 11.12.2009 tarihli işlemi ile davacının Devlet memurluğundan çıkarılmasına karar verildiği, kararın 14.12.2009 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, süresi içinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Zimmet suçu 5237 sayılı TCK'nun 247'nci maddesinde "zimmet" başlığı altında düzenlenmiş olup anılan madde; "Zimmet Madde 247. - (1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir, "hükmünü içermektedir. Aynı suç Askeri Ceza Kanunun 131'nci maddesinde "Eşyayı ve malları çalan, satan rehine veren ve alanlar" başlığı altında düzenlenmiş olup, bu maddede; "eşyayı ve malları çalan, satan, rehine veren ve alanlar;

Madde 131; 1 - Askeri bir hizmet yaparken veya vazifeyi suiistimal ederek bir hizmet veya vazifeden ötürü tevdi veya emanet edilmiş olan para veya kıymeti ne olursa olsun bir eşyayı yahut kendisine tevdi veya emanet edilmiş olmasa bile her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar veya zimmetine geçirenler, yahut ihtilas edenler veya satanlar, yahut rehine verenler ve bunları bilerek satın alanlar veya rehin kabul edenler veya gizleyenler beş seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar. (Değişik İkinci Paragraf:22/3/2000-4551/27 md.) Az vahim hallerde, altı aydan üç seneye kadar hapis cezası hükmolunabilir. Çalınan veya rehin edilen mallar bulunursa geri alınır. Yok edilen eşya, hayvan ve sairenin değerlerinin ödettirilmesine de hükmolunur. 2 - Yukarıdaki fıkrada yazılı fiiller silâh, cephane veya herhangi bir müdafaa vasıtasına taalluk ederse ceza arttırılır. 3 - Yukarıdaki iki fıkrada yazılı fiiller seferberlikte yapılırsa yapanlar hakkında on seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis, az vahim hallerde iki seneden aşağı olmamak üzere beş seneye kadar ağır hapis cezası verilir, hükmünü içermektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezasının düzenlendiği Askeri Ceza Kanununun 30'ncu maddesi ise; "Madde 30 - (Madde Başlığıyla Birlikte Değişik:22/3/2000-4551/6 md.) Aşağıda yazılı hallerde subay, astsubay, uzman jandarmalar ve özel kanunlarında bu cezanın uygulanacağı belirtilen asker kişiler hakkında, askerî mahkemeler veya adliye mahkemelerince asıl ceza ile birlikte, Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezası da verilir. Bu husus mahkeme hükmünde belirtilmemiş olsa dahi, Silahlı Kuvvetlerden çıkarmayı gerektirir.

A) Taksirli suçlardan verilen cezalar hariç olmak üzere ölüm, ağır hapis, bir seneden fazla hapis cezası ile hükümlülük halinde, B) Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından biriyle hükümlülük halinde. Taksirli suçlardan verilen cezalar hariç olmak üzere, ...mahkemelerce üç aydan fazla hapis cezası ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezası da verilebilir." hükmünü amirdir. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 98'inci maddesinde memurluğun sona ermesi sebepleri düzenlenmiştir. Maddenin (b) bendine göre, Devlet Memurlarının, memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybetmeleri halinde memurlukları sona ermektedir. 

Bu düzenlemede memuriyeti sona erdiren iki sebep yer almaktadır. Biricisi memurun alınma şartlarını taşımadığının sonradan anlaşılması, ikincisi memurlukları sırasında bu şartlardan birini kaybetmeleri halidir. Davacının ikinci sebebe dayanılarak yani memuriyeti sırasında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48'inci maddesinde sayılan şartlardan birini kaybettiği gerekçesiyle memuriyetinin sona erdirildiği anlaşılmaktadır. Devlet memurluğuna alınacaklarda aranan genel ve özel şartlar 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 23.01.2008 tarih ve 5728 sayılı yasayla değişik kanunun 48'inci maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin (A) bendinin 5 numaralı alt bendine göre, "Türk Ceza Kanununun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmamak." devlet memurluğuna alınmada aranan genel şartlardan biridir. Davacıya uygulanan cezanın mahiyeti ve nevinin davacı hakkında inşa edilen idari işleme esas teşkil etmesi nedeniyle önem arz ettiği görülmektedir. Davacı Askeri Mahkemede zimmet suçundan yargılanarak mahkum olmuştur.

Davacı hakkında inşa edilen memuriyetten ayırma işlemi 657 sayılı DMK.nun 48 ve 98'inci maddelerine isnat edilmiştir. Başka bir deyişle, davalı idare idari işlemi inşa ederken 657 sayılı DMK.nundan kaynaklanan bağlı yetkisini kullanmıştır. 657 sayılı DMK.nun 48 ve 98'inci maddelerinde düzenlenen memuriyete son vermeye sebep olan "zimmet" suçundan mahkumiyet TCK. ve As.C.K.da farklı şekilde düzenlenmiştir. Unsurları aynı olan suçun müeyyideleri (öngörülen asli ve fez'i cezaları ile bağlanan idari sonuçları) her iki yasada farklı düzenleme yoluna gidilmiştir. Askeri şahıslar bakımından zimmet suçunun hem TCK'da hem de As.C.K.da ayrı ayrı düzenlenmiş olması önem arzetmektedir. Zira her iki yasada düzenlenen suçun nevi aynı olmasına rağmen, müeyyide olarak öngörülen asli ve fer'i cezalar farklıdır. Davacının askeri mahkemede yargılanmasının sebebi, işlediği suçun askeri mahalde olması, askeri kişi sayılması ve işlediği suçun askeri suç olması ve askeri hizmet ve görevi ile ilgili olmasıdır. Yani davacı asker kişi olarak Askeri Mahkemede Askeri
Ceza Kanunu uygulanmak suretiyle yargılanıp mahkum edilmiştir. Davacıya uygulanacak ceza Askeri Ceza Kanununda düzenlenmiş olan cezadır. Askeri Ceza Kanununun davacıya uygulanan maddesi 131'inci maddenin "az vahim hal" fıkrasıdır. Yasa koyucu Askeri Ceza Kanununda, zimmet suçunu düzenlerken Türk Ceza Kanunundan ayrık olarak "az vahim hal" in düzenlenmesinin nedeni, yasa gerekçesinde de açıklandığı üzere TSK'da kıymeti ne olursa olsun her ordu malının bir sorumluya teslim edileceği, binlerce kalem malzeme envanteri olan bir kurumda çok küçük değerdeki malzemelere karşı bu suçun işlenmesi durumunda TSK'dan ayırmak gibi ağır müeyyide uygulamanın adil olmayacağı gerekçesidir.

Görüldüğü üzere yasa koyucu, az vahim hal olarak nitelenen zimmet suçundan hüküm giyecek askeri şahısları, TSK'dan ayırma fer'i cezası uygulanmasını zorunlu kılmamıştır. Tüm bu yasal mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; zimmet suçundan mahkumiyet hali 657sayılı Devlet Memurları Kanunun 98 ve 48'inci maddeleri gereğince Devlet Memurluğundan çıkarılmayı gerektiriyorsa da TCK'ndan farklı olarak Askeri Ceza Kanununda zimmet suçunun "azvahim halinin" de düzenlendiği ve yine Askeri Ceza Kanununun, Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarma cezasının düzenlendiği 30'uncu maddesinde zimmet suçunun az vahim halinin Türk Silahlı Kuvvetlerinden çıkarılmayı gerektiren suçlar arasında sayılmadığı, davacının TCK'nun 247'ncimaddesine göre değil, As.C.Kanununun 131 'inci maddesinin az vahim hal kapsamında mahkumiyetine karar verildiği, bu bağlamda davacının durumunun 657 sayılı Kanunun 98 ve 48'incimaddeleri kapsamına girmediği, Devlet Memurluğundan çıkarılması işleminin sebep unsuru bakımından hukuka uyarlı olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle; Davacı Sivil Memur ..'ın Devlet Memurluğundan çıkarılması İŞLEMİNİN İPTALİNE,

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Diş Hekimi Güvenlik Soruşturması
Diş Hekimi Güvenlik Soruşturması

Fakültelerin ilgili bölümünden mezun olmuş ve T.C....

Devamı
Subay Güvenlik Soruşturması
Subay Güvenlik Soruşturması

Subay güvenlik soruşturması, astsubay güvenlik sor...

Devamı
Uzman Erbaşlık Hakkında Hukuki Bilgi
Uzman Erbaşlık Hakkında Hukuki Bilgi

Uzman erbaşların ataması, sözleşme fesihleri, uzma...

Devamı
Sözleşmeli Personelin Hukuksal Yapısı
Sözleşmeli Personelin Hukuksal Yapısı

Sözleşmeli Personel, 657 sayılı Devlet Memurları K...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık