İDARİ EYLEMLERDEN DOĞAN TAM YARGI (TAZMİNAT) DAVALARI

İDARİ EYLEMLERDEN DOĞAN TAM YARGI (TAZMİNAT) DAVALARI

27-06-2021
İDARİ EYLEMLERDEN DOĞAN TAM YARGI (TAZMİNAT) DAVALARI

İDARİ EYLEMLERDEN DOĞAN TAM YARGI (TAZMİNAT) DAVALARI

İdare hukukunda idari davalar bakımından bakılacak olunursa idari işlemin iptali davası ile tazminat davaları bakımından bir ayrım bulunduğu görülecektir. İdari işlemlerden dolayı zarara uğramış olan kişiler idari işlemin iptali ile birlikte tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi tek başlarına da tazminat davası açabileceklerdir. Ancak kişiler idari işlemler haricinde idarenin gerçekleştirmiş olduğu idari eylemlerden sonra da zarara uğrayabilirler. Bu zarar maddi zarar olabileceği gibi manevi zarar da olabilir. Nitekim kişi idarenin yapmış olduğu eylem nedeniyle yaşam sevincini kaybetmiş, acı elem keder duymuş olabilir ki bu zarar manevi tazminat davası ile giderilebilecektir.

İdari Eylemlere Karşı Tazminat Davası Hangi Mahkemede Açılır

İdari eylemlerden doğan tazminat davalarında görevli mahkeme yani davanın açılacağı mahkeme idare mahkemesi olacaktır. Zira 2577 sayılı idari yargılama usulü kanununda idari eylemlerden doğan tazminat davalarında görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğu belirtilmiştir.

İdari Eymlemlere Karşı Tazminat Davası Nerede Açılır

İdari eymelere karşı tazminat davasında davanın açılacağı yer mahkemesi daha doğru ifade ile yetkili mahkeme yine idari yargılama usulü kanununa göre belirlenecektir. Buna göre; 

İdari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla:
a) Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili,
b) Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer,
c) Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer İdare mahkemesidir. 

İdari Eylemler Nelerdir

İdari eylemler kamu ajanlarının yapmış olduğu bir hareket, davranış, olay, tutum olarak tanımlanabilemektedir.

İdari Eylemlerden Dolayı Tazminat Davasında Kusur

İdari eylemlerden dolayı zarara uğrayan kişiler açacakları tazminat davasında zararlarını ispat etmeli idarenin yapmış olduğu eylemde hukuka aykırı davrandığını ortaya koymalıdır. 

İdari Eylem Tazminat Davasında Dava Dilekçesi

İdari eylemler nedeniyle açılacak tazminat davalarında dava dilekçesinde zorunlu olarak bulunması gerekenler şunlardır;
a) Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile gerçek kişilere
ait Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası,
b) Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller,
c) Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,
d) Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,
e) Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası,
Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olmalıdır.

İdari Eylemlerden Doğan Tazminat Davaları Danıştay Kararları

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/1162
Karar No : 2019/2899

TEMYİZ EDEN (DAVALI) :
VEKİLİ :
KARŞI TARAF (DAVACILAR) :
VEKİLLERİ :
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) :
İSTEMİN KONUSU :.... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:.../..., K:.../... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem : Davacıların çocuğu küçük 'nın 30/05/2004 tarihinde geçirdiği trafik kazasının ardından kaldırıldığı ... Devlet Hastanesi'nde yürütülen tedavi sürecinde gereken dikkat ve özenin gösterilmemesi nedeniyle sol gözünün görme fonksiyonunu kaybettiğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık ...-TL maddi ve ...-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:.../..., K.../.... sayılı kararda; Danıştay Onbeşinci Dairesinin 22/02/2018 tarih ve E:2017/1751, K:2018/2018 sayılı kararı ile ... tarih ve E:.../..., K:.../...sayılı İdare Mahkemesi Kararının, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması üzerine bozma kararına uyularak, "Dosyada yer alan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu'nun 17.12.2007 tarih ve 7437 sayılı raporunda, kaza günü çekilen (30.05.2004 tarihli) kranial BT ve 6 adet grafinin tetkikinde; sol orbita lateral duvarında deplase kırık, sol orbita tabanında maksilla sinüs anterior duvarı içine alan çökme kırığı, sol zygomada kırık, sol orbita medial duvarında ve etmoid sinüs üst posterior kesiminde kırık, sol orbita perforasyonu ve hemoraji saptandığının belirtildiği, kaza sonrası geldiği acil serviste yapılan muayenesinde çocuğun sol gözünün altında ciltte kesi olduğunun görüldüğü, göz çukurundaki kemiklerde kırıkların, göz altında ciltte kesinin olmasına rağmen gerek acil serviste gerekse yatırıldığı serviste kaldığı süreçte göz konsültasyonu istenerek göz muayenesinin yaptırılmadığı görülmektedir. Dosyada yer alan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Genel Kurulu raporlarında da kaza sonrası ilk göz muayenesinin olayı izleyen 8. günde yapılmasının eksik bir tıbbi işlem olduğu belirtilmektedir.
Adli Tıp Genel Kurulu raporunda yer alan "sol gözdeki yaralanmanın çok ağır olduğu, sol gözün içeriğinin kısmen boşaldığı ve optik sinir kesisi de bulunması göz önüne alındığında bu düzeydeki ağır orbita yaralanmalarında görme kaybının beklenebilir bir sonuç olduğu, optik sinir kesilerinde zamanında ameliyat olsa bile görme fonksiyonunun geri gelmesinin mümkün olmadığının tıbben bilindiği, dolayısıyla hekimin eylemiyle ortaya çıkan görme kaybı arasında illiyet bağı bulunmadığı" yönündeki tespitler uyarınca davacıların çocuğunda gelişen görme kaybı ile sağlık hizmeti kapsamındaki tıbbi uygulamalar arasında uygun illiyet bağı kurulamamış ise de, çocuğun hastanede kaldığı süreçte göz muayenesinin yaptırılmamış olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği, bu nedenle görme kaybının geliştiği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, olayın oluş şekli ve zararın derecesi ve niteliği dikkate alınarak, yaşanan elem ve üzüntünün hafifletilebilmesi amacıyla davacı lehine takdiren...-TL manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmüştür." gerekçesiyle davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüyle, ...-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, Adli Tıp Kurumu Raporunda illiyet bağının bulunmadığı açıkça tespit edilmişken, bilimsel olmayan bir yaklaşımla, olayda hizmet kusurunun olduğu sonucuna ulaşılarak tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ....
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :

İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:.../..., K:.../... sayılı kararının temyize konu kısmının ONANMASINA,
3.2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15/04/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/2945
Karar No : 2019/1127

KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE
BULUNANLAR (DAVACILAR) :
VEKİLLERİ :
KARŞI TARAF (DAVALI) :
VEKİLİ :

İSTEMİN KONUSU : .... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onbeşinci Dairesi' nin 31/01/2018 tarih ve E:2014/7384 K:2018/1061 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Dava, davacıların murisi olan ... nın 21.10.1991 tarihinde ... İli, ... İlçesi, ... Caddesi üzerinde aracı ile seyir halinde iken meydana gelen silahlı çatışma sırasında aracın çatışma bölgesinde kalması neticesinde çatışmada kullanılan silahlardan çıkan mermiler ile olay yerinde öldüğünden bahisle söz konusu çatışmada murislerinin ölümüne neden oldukları gerekçesiyle yargılanan sanık polis memurları yönünden, faillerin terör örgütü mensupları olduğu gerekçesiyle beraatlerine karar verildiği ve söz konusu kararın 13.03.2013 tarihinde kesinleştiğinden bahisle terör olayı neticesinde ölen murisleri nedeniyle uğradıkları zararların 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri gereğince ödenmesi yolundaki 14.03.2013 günlü başvurunun reddine ilişkin Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı 4 No’lu Zarar Tespit Komisyonu'nun 20.03.2013 tarih ve 21/04/2013/39 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesince; Uyuşmazlık konusu olayda, davacılar tarafından murislerinin ölüm olayının terör eylemi neticesinde olduğunun kamu davasındaki yargılamanın kesinleşmesi ile öğrenildiğinden bahisle söz konusu davada verilen kararın kesinleşmesini izleyen gün yapılan başvurunu süresinde olduğu ileri sürülmekte ise de; 5233 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinde, tazminat isteminde bulunulabilmesi için meydana gelen zararın faillerin terör eylemini gerçekleştiren kişiler olduğunun öğrenilmesi gerektiğine yönelik bir koşulun getirilmediği gibi başvuruya konu edilecek zararın "terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan zarar" olduğunun bilinmesinin zararın tazmini için başvuru yapılmasına yeterli olduğu dikkate alındığında, davacıların murislerinin teröristler ile güvenlik görevlileri arasında çıkan çatışma sırasında kim tarafından hangi silah ile ateş edildiği belli olmayan mermilerin isabet etmesi sonucunda öldüğünün bilindiği, dolayısıyla davacıların başvurularına konu etmiş oldukları ölüm olayının terörle mücadele kapsamındaki bir faaliyete bağlı olarak meydana geldiğini ve buna bağlı olarak zarara uğradıklarını anılan eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle bildikleri sonucuna varıldığı, bu durumda, davacılar tarafından zararın meydana geldiği tarihe bağlı kalınmaksızın en geç 30.05.2008 tarihine kadar anılan zarardan kaynaklı olarak 5233 sayılı Kanun hükümleri kapsamında tazminat başvurusunda bulunmaları gerekmesine karşın anılan tarihten sonra 14.03.2013 tarihinde yapılan başvurunun süre yönünden reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Davacıların temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir.

KARAR DÜZELTME TALEP EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, çatışma esnasında nereden ve kim tarafından atıldığı belli olmayan silahlardan çıkan mermilerle davacılardan 'nin eşi ve diğer davacıların babası ... ile aynı araçta bulunan ... nın öldükleri, ... ve ... nın ise yaralandıklarının olay tutanağı ile sabit olduğu, meydana gelen olayla ilgili olarak ... Karakol Amirliğince gerekli fezleke düzenlenerek olayın ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na intikal ettirildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen fezleke evrakı tetkik edilerek olaya karıştığı iddia edilen polis memurları hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açıldığı, ... Ceza Mahkemesi'nin E:...sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda tüm sanıkların beraatine karar verildiği, faillerin terör örgütü mensupları olduğuna, haklarında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, temyiz edilen kararın ... Ceza Dairesi Başkanlığınca ... tarih E:..., K:... sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararının onandığı, kararın ... denetiminden geçerek kesinleştiği, işbu kesinleşme kararının 13.03.2013 tarihinde davacılara tebliğ edildiği, davacılarında kesinleşme kararının tebliğ tarihi olan 13.03.2013 tarihinden 1 gün sonra 14.03.2013 tarihinde başvurularını yaptıklarını, yasal süresi içerisinde başvurunun esastan incelenip bir karara varılması gerekirken hukuk ve mevzuata aykırı bir şekilde süreden ret kararı verildiği, yargılamanın başında olayı gerçekleştiren faillerin yargılanan polis memurları olduğunun bildirildiği, bu nedenle mevcut olayın 5233 sayılı Yasa kapsamında mı kaldığı yoksa idari bir konu mu olduğu hususunda kesinlik mevcut olmadığından davalı idareye başvuru yapılmadığı, her ne kadar yerel mahkemece oluşan kabule göre 5233 sayılı Yasada böyle bir açıklığın mevcut olmadığı ileri sürülmüş ise de, söz konusu yasanın temelinde terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen olaylardan dolayı zarar görenlere tazminat ödendiğinin açık olduğu, eylemin idari olup olmadığının, ceza davasının sonucuna göre kesinlik kazanacağından, idarenin sorumluluğunun olup olmadığı, olayın sorumlularının polis olup olmadığının ceza davasının sonucunda netlik kazanacağını, bu nedenle davacıların yakınlarının öldürüldüğü tarihte eylemin ortaya çıktığı kabul edilse de, 2577 sayılı Yasada öngörülen idari eylemin ortaya çıktığı tarihin bu tarih olduğunun kabulüne imkan bulunmadığı, bu konuda en son Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nın vermiş olduğu 22/03/2018 tarih 2014/7970 Başvuru sayılı kararında "İdari işlemlerin iptali istemi ile açılan davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilen davalarda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği, bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mehkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine" dair karar verdiğini, bu nedenle olayda da başvurucuların süre yönünden kabul edilmeyen davalarında Anayasanın 36. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği ileri sürülerek Danıştay Onbeşinci Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... DÜŞÜNCESİ : Dava konusu olay 21.10.1991 tarihinde meydana gelmiş, olay sonrasında olaya karışan polis memurları hakkında Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılama süreci başlamış, davacıların ceza yargılamasına katılan olarak dahil oldukları ve bu süreç içerisinde 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun'un 17/07/2004 tarihinde yürürlüğe girdiği, davacıların olayın faili olarak polis memurlarının yargılandığı bir dosyada taraf iken 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuru yapmalarının beklenemeyeceği, bu durumda Ağır Ceza Mahkemesi yargılamasının neticesine göre başvuru yapılmasının hakkaniyete uygun olduğu, sürenin bu yargılamanın kesinleşmesi tarihine göre incelenmesi gerekirken 5233 sayılı Kanun Geçici 1. madde ve Geçici 4. maddeleri gereği 19/07/1987-27/07/2004 tarihleri arasındaki olaylar için son başvuru tarihinin 30/05/2008 olduğu şeklinde karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu kanaatiyle karar düzeltme isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Onbeşinci Dairesi'nin 31/01/2018 tarih ve E:2014/7384, K:2018/1061 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
21.10.1991 tarihinde ... İli, ...İlçesi, ... ... Caddesi üzerinde seyir halinde bulunan "..." plakalı resmi polis aracına silahlı kişilerce ateş açıldığı ve araçta bulunan polis memurunun yaralandığı, söz konusu olay ile ilgili olarak saldırıda bulunanların yakalanması amacıyla başlatılan operasyon kapsamında ... İlçesi, ...Cadde üzerinde çok sayıda resmi ve sivil güvenlik görevlisi tarafından çalışma yapıldığı sırada aralarında davacıların murisi ... nın da içinde bulunduğu dört kişinin ... otelinde alkol de alarak yemek yedikten sonra "..." plakalı araca binerek ...Caddesini takiben ... istikametine doğru harekete geçtikleri, bu sırada yukarıda aktarılan olay nedeniyle ... Cadde üzerinde güvenlik tedbirleri alan polisler tarafından aracın durdurulmak istenmesine karşın aracın ihtarlara rağmen durmayarak kaçmaya başladığı, aynı anda aracın kaçışının anons edilmesi üzerine ... Mahallesi'nde ve yakın çevrede bulunan güvenlik görevlilerince aracın ... ziyaret mevkiinde durdurulması ve araca doğru yaklaşmaları sırasında aracın sağ tarafı yönünden ... Lisesi'nin kapısının bulunduğu ...Sokak yönünden araca ve polislere yönelik olarak açılan ateşe emniyet görevlilerince karşılık verildiği, çıkan çatışma sonucunda iki polis memurunun şehit olduğu, bu çatışma sırasında aracın şoförü tarafından uzaklaştırılmaya çalışılmasına karşın nereden geldiği belli olmayan mermiler ile araç şoförü ve araçta bulunan davacıların murisinin öldüğü, araçta bulunan diğer iki kişinin ise mermilerin isabet etmesi sonucunda yaralandığı, konu ile ilgili olarak güvenlik görevlilerince düzenlenen tutanaklar ve ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma sonucunda açılan kamu davasında olaya karıştığı iddia edilen polis memurlarının sanık olarak yargılandığı ve anılan davada ... Ağır Ceza Mahkemesi'nce ... günlü ve E:..., K:... sayılı karar ile sanıkların beraatine karar verildiği ve anılan kararın temyiz incelemesi sonucunda onanarak 10/12/2012 tarihinde kesinleşen kararın davacılara 13.03.2013 tarihinde kendi yaptıkları başvuru üzerine aynı gün tebliğ edilmesi üzerine sözü edilen yargılamada davacıların murisinin güvenlik görevlileri ile teröristler arasındaki silahlı çatışma sırasında öldüğünün belirtildiğinden bahisle murislerinin anılan olayda ölümünden kaynaklanan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi yolunda 14.03.2013 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin ... 4 No'lu Zarar Tespit Komisyonu'nun 20/03/2013 tarih 21/04/2013/39 sayılı dava konusu işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 'Başvurunun Süresi, Şekli, İncelenmesi ve Sonuçlandırılması' başlıklı 6. maddesinde; "Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz." hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükümlerine yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyanın incelenmesinden, dava konusu olayın 21.10.1991 tarihinde, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun yürürlük tarihi olan 17/07/2004 tarihinden çok önce meydana geldiği, dava konusu olayla ilgili ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde olaya karışan polisler hakkında adam öldürme suçundan kamu davası açıldığı, davacıların bu ceza dosyasında katılan olarak yer aldığı ve ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... tarih E:..., K:... sayılı kararı ile sanık polislerin beraatine karar verildiği, kararın 10/12/2012 tarihinde kesinleştiği, davacılar vekilinin ... Ağır Ceza Mahkemesi'ne 13.03.2013 tarihli dilekçe ile başvurarak kesinleşmiş kararı ve olay yeri tespit tutanağını istemeleri üzerine aynı gün kararın ve tutanağın verilmesi akabinde davacılar tarafından 14.03.2013 tarihinde davalı idareye başvuruda bulunulduğu görülmektedir.
Bu durumda olayın faillerine ilişkin kararın kesinleşmesinin olaya ilişkin hukuki nitelendirmede etkili olacağı, hizmet kusuru ya da 5233 sayılı Kanun kapsamında bir başvurunun kabulünü etkileyeceği de gözönünde tutulduğunda, ceza yargılamasının kesinleşmesinden sonra yapılan başvurunun süresinde, hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu yolunda karar verilmesi gerekirken başvurunun 5233 sayılı Kanun gereği 30.05.2008 tarihine kadar yapılması yolundaki komisyon kararında ve idare mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

T.C.
D A N I Ş T A Y
ONBEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2018/808
Karar No : 2019/926


TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) :
VEKİLLERİ :
KARŞI TARAF (DAVALI) :
VEKİLİ :
İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…. sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: … Otoyolunda seyreden aracın yabani hayvana çarpması sonucu meydana gelen kazada araçta yolcu olarak bulunan şahsın babası ve kardeşi olan davacılar tarafından, ölüm olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davacı baba için 15.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi, davacı kardeş için 10.000,00-TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… sayılı kararda; mahkemelerince verilen görev ret kararının Danıştay Onbeşinci Dairesince verilen 06.03.2014 tarih ve E:2014/419, K:2014/1453 sayılı bozma kararına uyularak, bahse konu kazada davalı idarenin kusurlu olup olmadığı hususunda alınan Adli Tıp Kurumu Raporunda özetle: otoyol kenarında mevcut tel örgülerde yırtıklar bulunduğu, karayoluna hayvan girişini yol boyunca engelleme imkanı olmayan 'nün olayda atfı kabil kusurunun bulunmadığı, sürücünün öngörülemeyecek şekilde şeridine giren yabani domuza çarpmak zorunda kalması nedeniyle kusursuz olduğu, olay mahallinde otoyola giren yabani domuzun sonuç üzerinde asli derecede etken olduğu tespitlerinin yapıldığı, buna göre kazada idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Erişme kontrollü yollara ( otoyol) mevzuata göre hayvan ve motorsuz taşıtların girmemesi gerektiği, idarenin can ve mal emniyeti açısından gerekli düzenleme ve önlemleri almak zorunda olduğu, idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …. DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
….. Otoyolunda seyir halinde olan araç yabani domuza çarparak takla atmış, kazada davacılar yakını şahıs ölmüştür.
Davacılar tarafından yakınlarının ölmesi nedeniyle, 10.08.2011 tarihinde idari başvuru yapılarak, 15.000,00-TL maddi, 35.000,00-TL manevi tazminat isteminde bulunulmuştur.
Başvuru davalı idare tarafından 26.08.2011 tarihinde reddi üzerine 11.10.2011 tarihinde reddedilmiştir.
Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3. maddesinde, ''Erişme kontrollü karayolu (otoyol): özellikle transit trafiğe tahsis edilen, belirli yerler ve şartlar dışında giriş ve çıkışın yasaklandığı yaya, hayvan ve motorsuz taşıtların giremediği, ancak izin verilen motorlu araçların yararlandığı ve trafiğin özel kontrole tabi tutulduğu karayoludur.'' şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kanunun nün Görev Yetkileri başlıklı 7/1-a bendine göre; ''Kara Yolları Genel Müdürlüğü'nün yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarında can ve mal güvenliği yönünden gerekli düzenleme ve işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırmakla'' yükümlü olduğu belirlenmiştir.
6001 sayılı 'nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un tanımlar başlıklı 2. maddesinin (k) bendinde ise ''Otoyol: yüksek standartlara sahip trafik seyrinde asgari hız sınırlaması uygulanan seyahat hızı yüksek ve üzerinde erişme kontrolünün uygulandığı karayolu'' olarak tanımlanmış olup, aynı kanunun görev ve yetkiler başlıklı 4. maddesinin (b) bendinde, ''hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yapmak, onarmak, onarımını yaptırtmak, işletmek işlettirmek.'' davalı idarenin görev sorumlulukları arasında sayılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyanın incelenmesinden, 08/09/2010 tarihinde saat 04:30'da Çeşme-İzmir otoyolunda meydana gelen ölümlü, maddi hasarlı trafik kazasında kaza tespit tutanağında, sürücünün kusurunun olmadığı, kazaya domuz sürüsünün neden olduğunun belirtildiği, …. Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebiyle Adli Tıp Kurumu tarafından 27/12/2010 tarihinde hazırlanan raporda; fotoğraflardan kaza yerindeki otoyolun yanında bulunan tellerin açık olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu olayda; kazanın oluşumunda birinci derece etkili olan sebebin otoyola giren domuz sürüsünün olduğu belirtildiğinden, yukarıda yer alan mevzuat hükmünde de tanımlandığı üzere söz konusu otoyolda domuz sürüsünün bulunmaması gerektiği tartışmasız olduğundan, otoyolun bakım, onarım, trafik güvenliği hususların sağlanması konusunda davalı idarenin görevli ve sorumluluğunun bulunduğu, ancak bunu sağlayamayarak trafik kazasına neden olduğu anlaşıldığından olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; kazanın oluşumunda araç sürücüsünün kusursuz, davalı idarenin ise Adli Tıp Kurumu raporunda yola çıkan domuz sürüsüne atfedilen oranda, yani %100 oranında kusurlu olduğu, dolayısıyla kazanın oluşumunda otoyolda gerekli trafik güvenliği tedbirlerini almayan davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmıştır
Bu itibarla, idari hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz istemlerinin kabulüne,

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası Nedir?
Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezası Nedir?

Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırma cezası TSK Disi...

Devamı
DİSİPLİN CEZALARININ YERİNE GETİRİLME ŞEKİLLERİ NELERDİR?
DİSİPLİN CEZALARININ YERİNE GETİRİLME ŞEKİLLERİ NELERDİR?

Subay yedek subay dahil, astsubaylar, uzman erbaşl...

Devamı
Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Cezaları Nelerdir?
Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Cezaları Nelerdir?

Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Cezaları, 6413 Sa...

Devamı
Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Suç ve Cezaları Nelerdir?
Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Suç ve Cezaları Nelerdir?

Yükseköğretim kurumları öğrencilerine verilecek di...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık