ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA MAL PAYLAŞIMI YAPILIR MI?

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA MAL PAYLAŞIMI YAPILIR MI?

30-09-2019
ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA MAL PAYLAŞIMI YAPILIR MI?

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINDA MAL PAYLAŞIMI YAPILIR MI?

Anlaşmalı boşanma 4721 sayılı Türk Medeni Kanunumuzun 166/f.3 maddesinde düzenlenmiş olup, 1.boşanmanın mali sonuçları hususunda anlaşma sağlanmalıdır; Maddi tazminat, manevi tazminat, yoksulluk nafakası, 2. çocukların durumu hususunda anlaşma sağlanmalıdır; iştirak nafakası, kişisel ilişki, velayet. Mal paylaşımı bu hususların dışında tutulmuş olup anlaşmalı boşanma davasında düzenlenmesi yukarıda sayılanlar gibi zorunlu değildir. Taraflar mal paylaşımı hususunda bir tasarrufta bulunmasalar dahi anlaşmalı boşanma davası görülecektir. Anlaşmalı boşanma davasında eşler herhangi bir mal rejimi tasarrufunda bulunmazlar ise, mal rejimine ilişkin davayı sonradan da açabilirler. Burada önemli olan anlaşmalı boşanma davası sırasında mal rejimine ilişkin tasarrufta bulunmanın hukuki yaptırımıdır. Taraflar, anlaşmalı boşanma davasında varlığı zorunlu olmayan mal rejimine ilişkin hususu düzenleyip haklarından vazgeçmiş iseler, bu durum Yargıtay tarafından mahkeme içi ikrar kabul edilmekte ve sonradan mal paylaşımına ilişkin dava açılamamaktadır.

Anlaşmalı Boşanma Emsal Karar

Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
Esas : 2010/2-96
Karar : 2010/106
Tarih : 24.02.2010
Özet : Somut dava, evlilik birliği içinde satın alınan taşınmaza katkı nedeniyle alacak istemine ilişkindir. Kural olarak, anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler. Olayda, davacının dava dilekçesinin ekinde boşanma protokolünü mahkemeye sunmuş olması, boşanma davasındaki beyanları, boşanma kararının hüküm kısmı ve tarafların hiçbir zaman protokoldeki imzalarını inkar etmemiş olmaları, protokolün mahkemece onaylandığı dikkate alındığında, boşanma dava dosyasındaki bu belge ve beyanların mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, böylece, görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı ve ayrıca davacının bu ikrarına rağmen eldeki davayı açarak tamamen aksini ileri sürmekle dürüstlük kuralına aykırı davrandığının ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğinin kabulü gerekmiştir.
Taraflar arasındaki “katkı alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Hatay Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.02.2007 gün ve 2006/410 E., 2007/157 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, YARGITAY 2.Hukuk Dairesinin 09.02.2009 gün ve 2007/16052 E., 2009/1885 K. sayılı ilamıyla;
(...Taraflar boşanma davasının 20.04.2006 tarihli oturumunda boşanma ve fer’ileri KONUSUNDA ANLAŞMIŞLARDIR.
Dava, evlilik birliği içinde alınan taşınmaza katkı nedeniyle alacak istemine ilişkin olup, bu istek boşanmanın fer’ilerinden değildir. Taraflarca hazırlanan protokol mahkemece onaylanmadığı gibi, boşanma davasının hüküm fıkrasında katkı payı nedeniyle alacakla ilgili bir hüküm DE KURULMAMIŞTIR. Tarafların gösterdikleri delilleri toplanıp, ulaşılacak sonuç uyarınca işin esasıyla ilgili karar verilmesi gerekirken davanın yazılı gerekçeyle reddedilmesi usul ve YASAYA AYKIRIDIR...)
gerekçesiyle oyçokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki KARARDA DİRENİLMİŞTİR.
TEMYİZ EDEN: Davacı
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Dava, evlilik birliği içinde satın alınan taşınmaza katkı nedeniyle alacak İSTEMİNE İLİŞKİNDİR.
Davacı, davalıyla boşandıklarını, 330 ada 96 parsel sayılı taşınmazın 1/8 hissesini evlilik birliği içerisinde 2003 yılında kendisinin satın aldığını ancak davalı adına tapuya kayıt ettirdiğini, boşandıktan sonra davalının hissesine düşen bedeli vermediğini belirterek, bahse konu taşınmazın tasfiyesiyle katılma rejimi doğrultusunda alacağının tespiti ve tahsiline karar VERİLMESİNİ İSTEMİŞTİR.
Davalı vekili, tarafların anlaşmalı olarak boşanıp, aralarında düzenledikleri 17.04.2006 tarihli protokol ile mal rejiminin tasfiye edildiğini, her iki tarafın anlaşması doğrultusunda mal bölüşümü yapılarak tarafların bunun dışında birbirlerinden herhangi bir taleplerinin olmayacağını kararlaştırdıklarını, protokolün davacı yönünden bağlayıcı olduğunu, dava konusu 96 parseldeki hisseyi müvekkilinin kendi kişisel çalışmaları ve birikimiyle satın aldığını ileri sürerek, davanın reddine karar VERİLMESİNİ DİLEMİŞTİR.
Mahkemece, taraflar arasında 01.01.2002 tarihinden geçerli olmak üzere yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu, davaya konu taşınmazın bu tarihten sonra 09.09.2003 tarihinde edinildiği, tarafların boşanmaya ilişkin dava dilekçesiyle mahkemece uygun bulunan protokolde boşanmanın mali sonuçlarını da düzenledikleri, bu şekilde taraflar arasında tasfiyeye konu bir malvarlığı değerinin bulunmadığı, bilerek ve isteyerek protokolle karşı tarafa bir takım maddi olanaklar sağlayan kişinin, boşanma işlemi gerçekleştikten sonra sağladığı olanakları geri istemesinin iyi niyet, doğruluk, dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleriyle bağdaşmayacağı, ayrıca kendi kusuruyla mali imkanlarını zorlayan tarafın MK.un 2 nci maddesinden yararlanmasının da söz konusu olamayacağı gerekçeleriyle davanın reddine KARAR VERİLMİŞTİR.
Özel Dairenin yukarıda yazılı bulunan bozma kararı üzerine YEREL MAHKEMECE; önceki gerekçeler ve ayrıca, taraflar arasında düzenlenmiş protokolün mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, mahkeme içi ikrarın kesin delil niteliğinde olup, bu davada ileri sürülebileceği gerekçesiyle direnme KARARI VERİLMİŞTİR.
Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunmayla bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesine dayalı anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin tamamının açıkça ve ayrıca mahkeme hükmünde yer almaması ve yine protokolün mahkemece açıkça onaylanmamasının mal rejiminden kaynaklanan taleplerin istenmesine engel olup olmayacağı; boşanma davasında sunulan protokolün mahkeme içi ikrar niteliğinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, NOKTALARINDA TOPLANMAKTADIR.
Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, “ikrarın” hukuki niteliği, konusu ve ispat kuvveti açısından türleri üzerinde durulmasında YARAR VARDIR.
Yargılama usulü bakımından ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir (YHGK 9.11.1955 gün E:4-79 K:78; YHGK 25.6.1975 gün E:4/681 K:879).
İkrarın ispat kuvveti, yapıldığı yere göre belirlenir. Bu cümleden olarak, ikrarın yapıldığı yere göre bir ayırıma tabi tutulması, kanundan doğan bir zorunluluk olup; ikrarın mahkeme içinde veya mahkeme dışında yapılmasına farklı hüküm ve SONUÇLAR BAĞLANMIŞTIR.
Kavram olarak da mahkeme dışı ikrar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 236 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında, “Mahkeme haricindeki ikrarı teyit edecek delail ve emare mevcut ise hakim buna binaen hüküm verebilir” hükmüyle açıkça kullanılmış iken; mahkeme içi ikrar aynı maddenin birinci fıkrasında “ Dava evrakında veya hakim huzurunda iki taraftan birinin veya vekilinin sebkeden İKRARI MUTEBERDİR. Ve mukir olan taraf aleyhine delil teşkil eder” hükmüyle örtülü OLARAK KULLANILMIŞTIR.
Mahkeme dışı ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve ikrarın mahkemeye yönelik değil; ya karşı taraf, ya da başka kimseler veya merciiler önünde YAPILMASI GEREKİR. Mahkeme dışı ikrar, kesin bir delil olmayıp, TAKDİRİ DELİLDİR. Hakim, mahkeme dışı ikrarı doğrulayacak delil ve emare varsa, buna dayanarak hüküm verebilir (HUMK m.236/4).
Mahkeme içi ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve ikrarın yargılama içinde, mahkemeye karşı YAPILMASI GEREKİR. Mahkeme içi ikrar, mahkeme önünde sözlü olarak yapılabileceği gibi; bir dilekçe veya layiha (dava evrakı) ile de vakıa ikrar edilebilir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 236/1 inci maddesinde “dava evrakı” olarak belirtilen belgeler, tarafların dilekçe ve layiha gibi, davayı hakim önüne götüren ve dava ilişkisi nedeniyle birbirlerine usulen tebliğ ETTİRDİKLERİ BELGELERDİR. Mahkeme içi ikrar, bir KESİN DELİLDİR.
Önemle vurgulanmalıdır ki; bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup, kesin delil teşkil eder (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı baskı, İstanbul 2001, C:2, s:2045).
Bu genel açıklamalardan sonra, Türk Medeni Kanunu’nun 166/3 maddesine dayalı anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde boşanmanın mali sonuçlarının kararlaştırılması kavramına, mal rejiminin tasfiyesinin dahil olup olmadığı; böyle bir kararlaştırma varsa bunun sonuçlarının ne olacağının İRDELENMESİ GEREKMEKTEDİR.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166/3 üncü maddesine dayalı olarak açılan boşanma davalarında, evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu halde boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçlarıyla çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek protokolü uygun BULMASI ŞARTTIR. Bu halde tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı (TMK.md. 184/3) hükmü uygulanmaz" (TMK.md.166/3)
Taraflar tek bir konuda anlaşamamış olsalar dahi, Türk Medeni Kanununun 166/3 üncü maddesi uyarınca delil toplanmadan karar verilemez. Bu gibi hallerde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri toplanıp Türk Medeni Kanununun 166 ncı maddesinin 1, 2. ve 4 üncü fıkralarına göre DEĞERLENDİRME YAPILMALIDIR.
Anılan maddede, boşanmanın mali sonuçları üzerinde anlaşma şartı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 174 üncü maddesinde düzenlenen boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat, 175 inci maddesinde düzenlenen yoksulluk ve 182 nci maddesinde düzenlenen iştirak nafakası talep HAKLARINA İLİŞKİNDİR. Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse tarafların aralarındaki akdi ilişkiyi tasfiye ettikleri kabul edilemez.
Görüldüğü üzere, mal rejiminin tasfiyesi anlaşmalı boşanma kapsamında değildir. Başka bir anlatımla boşanmanın mali sonuçlarıyla çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenleme, mal rejiminin tasfiyesine yönelik istemleri içermez.
Somut olaya gelince; davacı, eldeki davadan önce açtığı boşanma davasında, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, davalıyla karşılıklı olarak boşanma ve boşanmanın mali sonuçları konusunda tam bir mutabakat sağladıklarını belirterek, davalıyla anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmesini TALEP ETMİŞTİR.
Davacının, dava dilekçesinin ekinde sunduğu 17.4.2006 tanzim tarihli “Protokol” başlıklı belgenin, 4 üncü maddesinde, tarafların, kendilerine ait eşyaları aldıkları; 5 inci maddesinde, birbirlerinden hak ve alacakları kalmadığı; 7 nci maddesinde ise, evlilik birliği içinde edinilmiş herhangi bir malları olmadığı, bu yönde de bir taleplerinin bulunmadığı belirtilmiş; 29.4.2006 tarihli oturumda da, davacı, dava dilekçesini tekrar etmiş, her iki yan da aralarındaki anlaşmaya göre boşanmaya ve mali sonuçlarına karar VERİLMESİNİ İSTEMİŞLERDİR.
1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 236/1 inci maddesi hükmü uyarınca dava evrakında yapılan ikrar geçerlidir ve ikrar eden aleyhine, başka bir davada da kesin delil teşkil eder.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde; davacının boşanma davasında ibraz ettiği imzalı dava dilekçesi, “Protokol” başlıklı belge ve duruşmadaki beyanının HUMK nun 236/1 inci maddesinde öngörülen mahkeme içi ikrar niteliğinde olup; görülmekte olan davada davacı aleyhine kesin delil teşkil ettiği ve 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında öngörülen yazılı belge mahiyetinde bulunduğu, her türlü kuşku ve DURAKSAMADAN UZAKTIR.
Nitekim; YARGITAY Hukuk Genel Kurulu’nun 13.5.1992 gün ve E:1992/14-249 K:1992/323 ve 23.05.2007 gün ve 2007/14-289 E. 2007/291 K. sayılı kararlarında da aynı GÖRÜŞ BENİMSENMİŞTİR.
Öte yandan, taraflar arasında düzenlenmiş boşanma protokolünün, sadece mal rejiminin tasfiyesine ilişkin 7 nci maddesi boşanma hükmünde ayrıca ve AÇIKÇA GÖSTERİLMEMİŞTİR. Bunun dışında kalan çocukların velayetine, çocuklarla kişisel ilişki kurulmasına, maddi ve manevi tazminata ve yargılama giderlerine ilişkin maddeleri ise açıkça ve ayrıca boşanma ilamının hüküm KISMINDA GÖSTERİLMİŞTİR. Bu hal ve tarafların yargılamadaki beyanları dikkate alındığında protokolün mahkemece uygun bulunduğu; ancak, içeriği de evlilik birliği içinde edinilmiş herhangi bir mal olmadığı, bu nedenle taleplerinin bulunmadığı şeklinde olan 7 nci maddenin gerek bu ifade tarzı gerekse de mal rejiminin boşanmanın mali hükümlerinden olmaması nedeniyle hüküm fıkrasında bu kısmın ayrık tutulduğunun kabulü gerekmekte; bu hal anılan protokolün ve boşanma davasında gerçekleşen beyan ve belgelerin tümüyle mahkeme içi ikrar ve kesin delil olma NİTELİĞİNİ ETKİLEMEMEKTEDİR.
Bununla birlikte; davacı, dava dilekçesinin ekinde boşanma protokolünü sunduğuna ve bunun dava dilekçenin eki olduğunu açıkça belirttiğine, yargılamada aralarındaki anlaşmaya göre boşanmaya karar verilmesini istediğine ve davalı kadının da bu anlaşmadaki düzenlemeye güvenerek boşanmayı kabul ettiğine göre; bundan sonra davacının bu protokol hükümlerine aykırı olarak, boşanma davasındaki beyan ve dilekçelerini yok sayarak görülmekte olan bu davayı açıp, protokol hükümlerine aykırı olarak talepte bulunması 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun 2 nci maddesinde düzenlenen “Dürüst Davranma” kuralına da aykırılık teşkil etmekte; eş söyleyişle, hakkın kötüye kullanılması ANLAMINA GELMEKTEDİR.
Yukarıda yapılan açıklamaların sonucu olarak; kural olarak, anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece ONAYLANMASI GEREKİR. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler.
Ancak somut olayda, davacının dava dilekçesinin ekinde boşanma protokolünü mahkemeye sunmuş olması, boşanma davasındaki beyanları, boşanma kararının hüküm kısmı ve tarafların hiçbir zaman protokoldeki imzalarını inkar etmemiş olmaları, protokolün mahkemece onaylandığı, dikkate alındığında, boşanma dava dosyasındaki bu belge ve beyanların mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu; böylece, görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı ve ayrıca davacının bu ikrarına rağmen eldeki davayı açarak tamamen aksini ileri sürmekle dürüstlük kuralına aykırı davrandığının ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğinin KABULÜ GEREKMİŞTİR.
Açıklanan nedenlerle; aynı hususlara dayanan ve usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının ONANMASI GEREKİR.
SONUÇ : Davacının, temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA,
24.02.2010 tarihinde OY ÇOKLUĞUYLA KARAR VERİLDİ.

Anlaşmalı Boşanmadan Kaynaklanan Tapu İptali ve Tescil Davası

Dava anlaşmalı boşanma davasında düzenlenen protokolden kaynaklanan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı anlaşmalı boşanma protokolünde kendisine bırakılan ve davalı eş adına kayıtlı taşınmazlara dair davalı eşinin edim borcunu yerine getirmesini ve bu taşınmazların adına tescilini, terdiden aile konutu olan ve davalı eşe bırakılan taşınmazın tapu kaydının iptali ile 1/2 sinin adına kayıt ve tescilini istemiştir. Anlaşmalı boşanma davalarında boşanma protokolünden kaynaklı anlaşmazlıklarda taşınmazının aynının bulunduğu yer mahkemesi yetkili olmayıp genel yetki kuralı geçerlidir. Ayrıca dava terditli açılmış olup birlikte görülmesi gerekirken ilk derece mahkemesince davacının ilk talebinin tefrik edilerek yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2019/6171 K. 2019/11983 T. 4.12.2019

Anlaşmalı Boşanma Avukatı Değerlendirme

Anlaşmalı boşanma avukatı- Aslında anlaşmalı boşanma tarafların uzun bir çekişmeli yargılama dönemine girmemeleri için bir nevi lehlerine bir durumdur. Ancak anlaşmalı boşanma protokollerinin nasıl hazırlanacağı ve hak kaybının yaşanmaması hususu da bir o kadar önemlidir. Anlaşmalı boşanma davası adı üstünde tarafların anlaşabilmelerine bağlı olduğundan taraflar her konuda hukuka ve ahlaka aykırı olamamak ve mülşterek çocuklar var ise onların kişilik haklarına ve mal varlıklarına zarar vermemek koşuluyla her konuda anlaşma sağlayabilirler. Eşler müşterek çocuklar, mal varlığı, nafaka ve tazminatlar konusunda anlaşmalı boşanma protokolü hazırlamışlar ise hakim huzurunda dinlendikten sonra ve protokolün kabulünden sonra boşanabileceklerdir. Tek celsede boşanma sağlanacak ve anlaşmalı boşanma davasının kesinleşmesinden sonra artık rahata ereceklerdir. 

Anlaşmalı boşanma davasının açılabilmesi için eşlerin bir yıldan beridir evli olmaları şarttır. Eşler bir yıl içinde anlaşmalı boşanma davası açarlarsa ve mahkeme tarafından bir yıl dolmadığı anlaşıldığında davaya çekişmeli boşanma davası olarak devam edilmesi gerekmektedir. Anlaşmalı boşanma davası uygulamada eşlerin daha az yıprandığı bir dava türüdür. Nitekim eşler talep ettiklerini çekişmeli boşanma davası dışında birbirlerinden almayı kabul ettikleri takdirde uzun uğraşlara gerek duyulmasına gerek yoktur. Anlaşmalı boşanma davasına boşanmanın mali sonuçları bakımından anlaşma sağlanmış olmalıdır. Maddi tazminat manevi tazminat yoksulluk nafakası iştirak nafakası konularında anlaşma sağlanmış olmalı müşterek çocuklar bulunmaktaysa çocuğun velayetinin kimde kalacağı belirtilmiş olmalıdır. Kusursuz bir boşanma protokolünde bulunması gereken hususların alanında uzman boşanma avukatına danışılması tavsiye olunur. Nitekim uygulamada ne yazık ki anlaşmalı boşanma davası protokolünün gelişigüzel hazrılandığına fazlasıyla rastalanılmaktadır. Eşlerin bu boşanma protokolüne büyük önem göstermesi bizce önerilir. Yoksa ileride yaşanacak olumsuzluklara gebe bir anlaşmalı boşanma protokolünün kimseye bir faydası yoktur. Bu yüzden anlaşmalı boşanma protokolünü sorunsuz hazırlayın ve ileride çıkacak olumsuzlukların önüne geçmiş olun. Zira yapılan anlaşmalı boşanma protokolündeki düzenlemelerin kanuna ve ahlaka aykrıı olmaması ile Türk Medeni Kanunundaki Dürüstlük kurallarını da ihlal etmemesi şarttır. 

Anlaşmalı Boşanma Ücreti

Anlaşmalı boşanma ücreti eğer taraflar bir avukat ile anlaşmışlarsa avukatın vekalet ücretini paylaşabilirler. Ya da avukatın vekalet ücreti bir kişinin üzerinde olacak ise mahkeme masraflarının paylaşılacağı ya da mahkeme masraflarının davacı ya da davalı üzerinde bırakılacağı konularında mutabık kalabilirler. Bu durumda tabi ki de hakim için de protokol uygunsa mevcut anlaşmalı boşanma sözleşmesi ile boşanmaya karar verilecektir. Anlaşmalı boşanma ücreti dava harç ve masraflarının davanın açılması sırasındas alınmasından ötürü şu anda 2020 yılı itibarı ile ortalama 350,00 TL ile 400.00 TL civarındadır.

Kategoriler

  • İdare Hukuku

  • Tıp Hukuku

  • Polis, Asker Ve Memur Hukuku

  • Bilişim Hukuku

  • Boşanma Ve Nafaka Hukuku

  • Tazminat Hukuku

  • İş Hukuku

  • Ceza Hukuku

  • Ticaret Hukuku

  • Miras Hukuku

  • Sağlık Turizmi Hukuku

  • Tüketici Hukuku


İlgili Bloglar







DİĞER BLOG YAZILARIMIZ


Kadına Karşı Şiddet
Kadına Karşı Şiddet

Kadına Karşı şiddet Şiddet mağduru ve şiddete uğra...

Devamı
EN İYİ BOŞANMA AVUKATI
EN İYİ BOŞANMA AVUKATI

En iyi boşanma avukatı- Boşanma Hukuku uzmanlık ge...

Devamı
TEDBİR NAFAKASI NEDİR? TEDBİR NAFAKASINI KİMLER ALABİLİR?
TEDBİR NAFAKASI NEDİR? TEDBİR NAFAKASINI KİMLER ALABİLİR?

Tedbir nafakasına hakim re'sen karar vermekte olup...

Devamı
YOKSULLUK NAFAKASI NEDİR? YOKSULLUK NAFAKASINI KİMLER ALABİLİR?
YOKSULLUK NAFAKASI NEDİR? YOKSULLUK NAFAKASINI KİMLER ALABİLİR?

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru ...

Devamı
Mil Hukuk ve Danışmanlık